İçeriğe geç

0.1 · Seviye 0 · Hayvandan ders alınır mı?

Hayvandan ders alınır mı?

Karınca (Ezop ve gerçek koloni)

Kanıt: Uzun gözlemTürkiye’de gözlenebilir

Hayvanlardan Dersler Akademisi — Seviye 0, Hayvandan ders alınır mı? · 1.384 kelime · 2 kaynak · ≈ 6 dk okuma · 9 dk dinleme

Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir. «Gelenek ve perde» bölümündeki alıntılar kaynak kaydındaki aslından yapılır; Kur’an alıntıları Diyanet mealidir.

Hayvan

Temmuz, Güney Fransa'da Sérignan köyü, öğleden sonranın en sıcak saati. Jean-Henri Fabre bahçesindeki bir çalının dalına eğilmiş, bir ağustosböceğini izliyor. Böcek dalın üstüne çömelmiş, ötmeyi bırakmadan hortumunu kabuğa saplamış. Kabuğun altındaki özsu delikten sızıyor ve böcek kıpırdamadan içiyor. Bahçenin geri kalanında çiçekler kurumuş, böcekler susuz dolaşıyor.

Birkaç dakika sonra delik keşfediliyor. Önce eşekarıları, sinekler, kulağakaçanlar geliyor ve kenarda biriken sıvıyı yalıyorlar. En kalabalık ve en ısrarcı grup karıncalar. Fabre onların ağustosböceğinin bacak uçlarını ısırdığını, kanat uçlarından çektiğini, sırtına tırmandığını yazıyor; bir tanesi hortumu delikten çekip çıkarmaya kalkıyor. Sonunda ağustosböceği kalkıp uçuyor, kuyu karıncalara kalıyor. Yazın sonuna doğru ömrünü tamamlayan ağustosböcekleri dallardan yere düşecek ve Fabre'ın yazdığına göre gövdeleri parçalayıp yuvaya taşıyanlar yine karıncalar olacak.

Fabre bu gözlemi masalın tersi olarak kaydediyor. Okulda ezberlediği hikâyede kış gelince aç kalan ağustosböceği karıncanın kapısına gider, bir avuç tahıl ister ve alaycı bir cevap alır. Bahçede gördüğü ise yazın ortasında ağustosböceğinin açtığı bir kaynak ve o kaynağa üşüşen karıncalar.

Neden böyle

Masaldaki ağustosböceği kışın kapı çalar. Gerçek ağustosböceği kışı yetişkin olarak hiç görmez. Fabre'ın kendi tahminine göre baktığı türün larvası yaklaşık dört yıl toprak altında, ağaç köklerinden beslenerek yaşar. Yaz geldiğinde topraktan çıkar, bir dala tırmanır, son kez deri değiştirir ve kanatlı böceğe dönüşür. Yetişkin olarak geçirdiği süre beş altı hafta kadardır: bu sürede öter, çiftleşir, yumurtlar ve ölür. Kış geldiğinde ortada aç bir ağustosböceği yoktur; toprağın altında büyümekte olan larvalar ve dallara bırakılmış yumurtalar vardır.

Masaldaki ağustosböceği tahıl ister. Gerçek ağustosböceğinin ağzı bir tane çiğneyebilecek biçimde değil, bir iğne gibi delip emecek biçimde yapılmıştır. Besini bitkinin içinde akan sıvıdır. Fabre bunu masalın saçmalıkları arasında sayar: böceğe hiç yiyemeyeceği bir yiyeceği istetmek.

Peki masalın karıncası tümüyle uydurma mı? Değil. Akdeniz çevresinde tohum toplayıp yuvanın içindeki odalarda depolayan karıncalar yaşar. Bu karıncalar yaz boyunca otların tohumlarını taşır, ambar gibi kullandıkları odalara yığar ve kıtlık döneminde bu stoktan yer. Masalcının gözünün önünde gerçekten tahıl taşıyan karıncalar vardı. Masal gerçek bir davranışı alıp yanlış bir komşuyla eşleştirmiş.

Neden bazı karıncalar biriktirir de ağustosböceği biriktirmez? Çünkü ikisinin karşılaştığı sorun aynı değil. Bir karınca kolonisi yıllarca yaşar; kraliçe ve işçiler kışı ya da kurak mevsimi yuvada birlikte geçirir. Böyle bir koloni için depo, gelecek yıla ulaşmanın yoludur. Ağustosböceğinin yetişkin hâli ise o gelecek yılı hiç görmeyecek. Onun için yazın biriktirmek anlamsız; yapması gereken, kısa ömründe yumurtalarını bırakmak.

Ders

Urla'da emekli bir Türkçe öğretmeni olan Nesrin Hanım, ağustos sonunda torununa bu masalı okuyor. Kitabın resminde karınca bir ev hanımı gibi giyinmiş, ağustosböceğinin koltuğunun altında bir gitar var. Torun masalın sonunda karıncaya kızıyor, sonra ağustosböceğine. Nesrin Hanım ikisine de kızmanın kolay olduğunu fark ediyor: masal ona hazır bir hüküm veriyor, hükmü kimin hak ettiğini seçmek kalıyor.

Bu akademinin ilk dersi o hükümden önce bir adım atmayı öneriyor. Bir hayvandan ders çıkarmadan önce sor: hikâyedeki hayvan, dünyadaki hayvan mı? Masal insanlar hakkında bir şey söylemek için hayvan kostümü kullanır. Ağustosböceği ve karınca masalında söylenen şey ileriyi düşünmek üzerinedir ve bu düşüncenin kendi başına bir değeri olabilir. Ama masalın böcekler hakkında söylediği yanlıştır. İki iddia birbirine yapışık geliyor; ayırmak okurun işi.

Bu ayırma işi bir yöntem hâline getirilebilir ve akademinin her dersi aynı sırayı izleyecek. Önce davranışın kendisi: hayvan gerçekte ne yapıyor, bunu kim, nasıl gözledi? Sonra neden: bu davranış o hayvanın hangi sorununu çözüyor, hangi koşulda işe yarıyor? Ancak en sonda insan: bu bana neyi düşündürüyor, ve nerede düşündürmemeli? Sıra önemli, çünkü masal tam tersinden başlar. Önce bir ahlak dersi seçer, sonra ona uyan bir hayvan bulur ve hayvanı derse göre biçer. Ağustosböceğine tahıl istetmek de böyle bir biçme: hikâye bir dilenci istiyordu, böceğin ağzının yapısı umurunda değildi.

Ayırınca geriye daha ilginç bir soru kalıyor. Gerçek karınca neden biriktiriyor, gerçek ağustosböceği neden biriktirmiyor? Cevap ahlakta değil, hayat takviminde: kim gelecek yılı görecek, kim görmeyecek. O zaman soru insana şöyle döner: senin biriktirme ya da harcama kararın hangi takvime göre kurulu, ve o takvim gerçekten senin takvimin mi?

Öte yandan

Fabre'ın gözlemi ağustosböceğini tembel bir müzisyen olmaktan çıkarıp başka bir hayat planının sahibi yapıyor. Ağustosböceğinin ömrünün büyük kısmı görünmezdir: yıllarca toprak altında, karanlıkta, bir kökün özsuyunu emerek yavaş yavaş büyür. Görünür hâli, yani öten, uçan, yazın sesi olan hâli, ömrünün sonundaki kısa bir pencere. O pencerede her şey üremeye ayrılmıştır; erkeğin ötüşü dişiyi çağırır.

Karıncanın stratejisi zamanı yaymaktır: bugünden alıp yarına koymak, kıtlığı stokla düzleştirmek. Ağustosböceğininki zamanı ikiye bölmektir: uzun ve sessiz bir hazırlık, ardından kısa ve yüksek sesli bir harcama. İkisi de kendi koşulunda işe yarıyor. Masal ağustosböceğini karıncanın ölçüsüyle tartıyor ve eksik buluyor; oysa ağustosböceği hiç o sınava girmiyor. Bir hayatı başka bir hayatın takvimiyle ölçmek, masalın asıl hatası.

Buradan insana geçmek için acele etmeyelim. Yine de bir soru bırakılabilir: çevrende birini «hiç biriktirmiyor» diye yargıladığında, onun hangi takvimde yaşadığını biliyor musun?

Benzetmenin sınırı

Fabre masalı düzeltirken kendisi yeni bir masal yazıyor. Metninde karınca «açgözlü bir sömürücü», «kara korsanı», bir «haydut»; ağustosböceği ise malını «gönüllü olarak» paylaşan çalışkan bir işçi. Böcek küçük karıncalar altından geçebilsin diye «nazikçe» doğruluyor. Gözlem doğru, kelimeler değil. Karınca o deliğe hırsızlık niyetiyle değil, susuz bir koloninin işçisi olarak geliyor; ağustosböceği cömertlik yüzünden değil, kalabalıktan kurtulmak için uçuyor. Fabre masaldaki iki karakteri yer değiştirtmiş, karakter fikrinin kendisini bırakmamış.

Bu hatanın adı ve ona karşı bir ilke, Fabre'ın yazdığı yıllarda konmuştu. İngiliz psikolog Conwy Lloyd Morgan, 1894 tarihli An Introduction to Comparative Psychology kitabında bir hayvanın davranışını, daha basit bir yetiyle açıklanabiliyorsa daha üst bir zihinsel yetiye bağlamamayı önerdi. Bu ilke sonradan Morgan'ın kuralı diye anıldı. Bu ilke hayvanın iç dünyası olmadığını söylemez; söylediği, açıklamanın en kolay görünen insan kelimesine kaymaması gerektiğidir.

Benzetme ikinci bir yerde daha kırılıyor. Karıncanın biriktirdiğini doğru biçimde gözlemlemiş olsak bile, bundan «öyleyse insan da biriktirmeli» sonucu çıkmaz. Karıncanın biriktirmesi bir koloninin yıllık takviminin sonucu; insanın biriktirip biriktirmeyeceği ise onun gelirine, sorumluluklarına, değerlerine ve geleceğe dair bilgisine bağlı bir karar. Hayvan bir soruyu görünür kılabilir; cevabı bizim yerimize veremez. Bu akademi her derste bu iki sınırı yoklayacak: hayvana insan yüzü takıyor muyuz, ve bir davranışın doğada görülmesini onun doğruluğu sanıyor muyuz?

Gelenek ve perde

La Fontaine masalı 1668'de, Masallar kitabının açılışına koydu. Karıncanın cevabı şöyle biter:

«Şarkı mı söylüyordun? Buna çok sevindim. Öyleyse şimdi dans et.»

Fabre'a göre La Fontaine ağustosböceğini hiç görmemiş, duymamıştı; aklındaki böcek bir çekirgeydi. Aynı masalın Ezop'a atfedilen Yunanca biçimi ve Platon'un Phaidros'taki ağustosböcekleri Doğanın Dili 10.4'te, ağustosböceğine yüklenen iki zıt anlam olarak okunuyor: biri şarkıyı tembellik, öteki ilham sayar. Bu ders o tartışmaya girmiyor, masalın böcek hakkındaki iddialarını sınıyor.

Bu hafta

Çocukla oku

Masalda ağustosböceği kışın acıkır ve karıncadan yiyecek ister. Ama gerçek ağustosböceğini kışın hiç göremezsin. Yavruları yıllarca toprağın altında büyür, yazın çıkar, birkaç hafta öter ve yaşamını tamamlar. Sen ne dersin, kışın aç kalmayan bir ağustosböceğinin masalı nasıl olurdu?

Sonraki derse köprü

Fabre karıncaya «haydut», ağustosböceğine «cömert» dedi ve böylece masalı ters çevirdi ama karakter kelimesinden kurtulamadı. Sonraki ders, 0.2, aynı soruyu masalların en ünlü kahramanına soruyor: aslan gerçekten cesur mu, yoksa sürünün içinde hangi işi kimin yaptığına bakınca karakter yerine bir strateji mi görünüyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu sayfa hakkında ne düşünüyorsun?