İçeriğe geç

Stoacılar: Epiktetos, Marcus Aurelius, Seneca ile · Karakterin erdemleri

Bir yıldızlık yorum

Haksızlık yapmak mı daha kötü, haksızlığa uğramak mı?

1.221 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Peruze elli bir yaşında. Bilecik'in Osmaneli ilçesinde yirmi beş yıldır kadın kuaförü işletiyor. Mahallenin gelinlerini o süsledi, kızlarının ilk saç kesimini o yaptı. Dükkânın duvarında, yıllar içinde süslediği gelinlerin fotoğrafları asılı.

Burçin onun yanında on yıl çıraklık yaptı. On altı yaşında süpürge tutmaya başladı, yirmi altısında Peruze'nin en usta elleri arasındaydı. Geçen yıl ayrıldı ve aynı caddede, Peruze'nin dükkânının tam karşısında kendi salonunu açtı. Peruze buna üzüldü ama kızmadı; çırak büyür, kendi dükkânını açar.

Ama sonra başka şeyler oldu. Peruze'nin eski müşterilerinden birkaçı Burçin'e geçti. Bir gün bir müşteri, Peruze'nin koltuğunda otururken söyledi: «Burçin Hanım, sizin boyalarınızın saçı yaktığını anlatıyordu. Ben inanmadım tabii.» Birkaç hafta sonra, internetteki harita sayfasında Peruze'nin dükkânına üç tane bir yıldızlık yorum geldi. Üçü de yeni açılmış hesaplardandı, üçü de aynı şeyi söylüyordu: «Saçımı yaktı, kaba davrandı.»

Peruze'nin yeğeni bilgisayardan anlıyordu. Bir akşam yemeğinde teyzesine şunu söyledi: «Teyze, ben de onun sayfasına on tane yorum yazarım. Kimse anlamaz. Görsün bakalım.» Kocası Erkut da yeğene hak verdi. Peruze bir şey söylemedi; ama gece yatağa yattığında, duvardaki gelin fotoğraflarını düşündü ve uyuyamadı.

Bilgenin kapısı

Epiktetos, kardeşiyle kavgalı birine konuşurken, insanın kim olduğunu unutmasının ne demek olduğunu anlatır. Sonra şu soruyu sorar ve cevaplar:

«Evcil ve toplumsal bir varlık olan insan olmak yerine, zararlı, hain ve ısıran bir yaban hayvanına dönüştüysen, hiçbir şey kaybetmedin mi? Yoksa, zarara uğradığını düşünmen için biraz para mı kaybetmen gerekiyor? Başka hiçbir şeyin kaybı insana zarar vermez mi? Dilbilgisi ya da müzik sanatını kaybetseydin, bunu bir zarar sayardın; ama utanma duygusunu, ölçüyü ve yumuşaklığı yitirmeyi bir kayıp saymaz mısın? … Peki ne olacak, bana zarar verene ben de zarar vermeyecek miyim? Önce zararın ne olduğunu düşün.»

Epiktetos'un sorusu, zararın nerede olduğunu yeniden tanımlıyor. Biz genellikle zararı dışarıda sayarız: para, müşteri, itibar. Epiktetos ise bir başka kaybı gösteriyor: insanın kendi karakterinden kaybettiği. Bu kayıp görünmez, bir hesap defterine yazılmaz; ama Epiktetos'a göre asıl zarar odur.

Bakmadığın yer

Peruze'nin öfkesi haklıydı. Burçin yalan söylemişti; yorumlar sahteydi, müşteriler gitmişti. Bunlar gerçek kayıplardı ve Peruze'nin yirmi beş yıllık emeği, üç sahte yorumla gölgelenmişti. Yeğeninin teklifi, bu kaybı telafi etmenin hızlı bir yolu gibi görünüyordu.

Ama Epiktetos'un sorusu, Peruze'nin hiç hesaba katmadığı bir kaybı gösteriyor. Yeğenin on sahte yorumu, Burçin'in müşterilerini belki geri getirirdi. Ama karşılığında Peruze'den bir şey alırdı: yirmi beş yıl boyunca duvardaki fotoğraflarla kurduğu kimlik. O fotoğraflardaki gelinler Peruze'ye bir ustalık, bir dürüstlük için güvenmişti. Sahte yorum yazdıran bir Peruze, o fotoğraflara aynı gözle bakabilir miydi?

Epiktetos'un «dilbilgisi ya da müzik sanatını kaybetseydin» benzetmesi Peruze'nin durumuna tam oturuyordu. Peruze'nin ustalığı, makasını kullanma becerisi kadar, müşterisine dürüst davranma alışkanlığıydı. Sahte yorumla bu alışkanlığı kırmak, makasını kırmak gibiydi. Para geri gelebilirdi; kırılan bir alışkanlık zor onarılırdı.

Bir de Burçin vardı. Peruze'nin bakmadığı yer, Burçin'in neden böyle yaptığıydı. On yıl yanında çalışmış, onun boyalarını kullanmış, ondan öğrenmiş biri, şimdi o boyaların saçı yaktığını söylüyordu. Belki Burçin'in yeni dükkânı zor durumdaydı; belki karşısındaki yirmi beş yıllık ustanın gölgesinde kalmaktan korkuyordu. Bu, yaptığını haklı çıkarmıyordu. Ama Peruze'nin aynı korkuyla, aynı yöntemle karşılık vermesi, Burçin'in korkusunu kendi dükkânına taşımak olurdu.

Erkut'un ve yeğenin desteği de bir şeyi örtüyordu. Ailesi Peruze'yi seviyor, onun için öfkeleniyordu. Ama bu öfke, Peruze'nin kendi sorusunu sormasını engelliyordu: Ben kim olarak kalmak istiyorum? Ailenin «görsün bakalım» sesi o kadar yüksekti ki, Peruze'nin kendi iç sesi duyulmuyordu.

Ve o iç ses, aslında yıllardır aynı şeyi söylüyordu. Peruze çıraklarına hep bir kural öğretmişti: «Müşterinin saçını yaktıysan, söylersin. Saklamazsın.» Burçin de o kuralla yetişmişti. Şimdi o kuralı çiğneyen Burçin'di; ama yeğenin teklifini kabul etmek, kuralı Peruze'nin kendisinin de çiğnemesi demekti. Ustanın çırağına öğrettiği şey, ustanın kendisi bırakınca anlamını yitirirdi.

Derinleşme

Marcus Aurelius, aynı düşünceyi iki kısa cümleye sığdırır:

«Yanlış yapan, kendine karşı yanlış yapar. Haksızlık eden, kendine haksızlık eder; çünkü kendini kötü kılar.»

Marcus'un cümlesi, haksızlığın asıl kurbanını yeniden gösteriyor. Burçin'in sahte yorumları Peruze'ye zarar vermişti; ama Marcus'a göre Burçin'in kendisine verdiği zarar daha derindi. Kendini kötü kılmıştı. Peruze de yeğenin teklifine evet dese, aynı şeyi kendine yapacaktı.

Ama Marcus'un sözü bir teselli değil, bir uyarı. Burçin'in kendine zarar verdiğini bilmek, Peruze'nin kaybını geri getirmiyordu. Müşteriler yine gitmişti, yorumlar yine duruyordu. Stoacıların istediği, bu kaybı yok saymak değil; kaybın karşısında, kendi karakterinden ikinci bir kayıp vermemekti.

Peruze ertesi sabah dükkânı açmadan önce bir karar verdi. Yeğenine teşekkür etti, teklifi reddetti. Sonra harita sayfasındaki üç sahte yorumu, sahte hesaplardan geldiğini gösteren bir açıklamayla platforma bildirdi. Platform yorumlardan ikisini kaldırdı; biri kaldı. Ardından Peruze, her yorumun altına aynı sakin cevabı yazdı: «Bu deneyimi yaşadıysanız lütfen dükkâna gelin, konuşalım. Yirmi beş yıldır buradayım.»

Bir de Burçin'e gitti. Akşam, iki dükkân da kapanırken caddeyi geçti. Burçin onu görünce irkildi. Peruze uzun konuşmadı. «Burçin,» dedi, «boyalarımın saçı yaktığını söylediğini duydum. On yıl o boyaları sen de kullandın; yanmadığını biliyorsun. Yorumları kimin yazdığını sormayacağım. Ama ben sana aynısını yapmayacağım. Bunu bilmeni istedim.» Burçin bir şey diyemedi. Peruze caddeyi geri geçti.

Aylar geçti. Gelmeyen müşterilerin bir kısmı geri geldi, bir kısmı gelmedi. Bir gün Burçin'in dükkânından bir müşteri, Peruze'ye geçti ve koltukta otururken anlattı: «Burçin Hanım sizi hep iyi anıyor artık. Ustam diyor.» Peruze bir şey söylemedi, makası aldı.

Bu hikâyeyi yanlış okumamak gerekir. Stoacıların öğüdü, haksızlığa karşı hiçbir şey yapmamak değil. Peruze sahte yorumları bildirdi, kendini savundu, Burçin'le yüzleşti. Bir haksızlığa karşı durmak, haklı yollarla mümkündür; Stoacıların reddettiği, haksızlığa haksızlıkla karşılık vermektir. İftira ve itibar zararının büyüdüğü durumlarda hukuki yollara başvurmak da bu karşı duruşun bir parçasıdır.

Öbür bilgeler

Kırıkkale'de dolmuş şoförü Turgay, rakibinin aşırı dolu dolmuşunun fotoğrafını kooperatife götürmüş, ama yanına uydurmak istediği sarhoşluk iddiasını eklememişti (SOK-K07.4). Peruze de sahte yorumları bildirdi, ama kendi sahte yorumlarını yazdırmadı. Sokrates haksızlık yapmayı en büyük kötülük sayar; Marcus Aurelius haksızlık edenin kendini kötü kıldığını söyler. Turgay ve Peruze, doğruyu söylemekle yalan uydurmak arasındaki çizgiyi, öfkelerinin en yüksek anında çizdi.

Çaycuma'da kooperatif başkanı Nusret, bir yıllık bir sonuç için acele ederken bir toplantıda kendini kaybetmiş, yedi üyenin ayrılmasına yol açmıştı (KON-K07.3). Peruze'nin ailesi de ondan hızlı bir karşılık bekliyordu. Konfüçyüs, Zixia'ya «acele eden varamaz» diye öğüt verir; Epiktetos öfkeyle kazanılan şeyin, kaybedilen yumuşaklığı geri getirmediğini. İkisinde de bekleyebilmek, kaybedilmeyen bir şeyi korumaktı.

Bugün bir kez dene

Hayatında sana zarar vermiş biri var mı, ona aynı şekilde karşılık vermek istediğin? Kendine şunu sor: Bu karşılıkla neyi kazanacağım, neyi kaybedeceğim? Kaybedeceğim şey yalnızca para ya da itibar mı, yoksa kendi karakterimden de bir şey mi?

Bu hafta, o duruma haklı bir yoldan karşı dur. Doğruyu söyle, gerekirse bildir, gerekirse yüzleş. Ama haksızlığın aynısını yapma. Sonra bir akşam, kendi duvarındaki fotoğraflara bak: hâlâ aynı gözle bakabiliyor musun?

Yanında taşıyacağın soru

Sana zarar verene karşılık verirken, kendinden ne kaybediyorsun?