Açılış
Turgay kırk beş yaşında. Kırıkkale'de on dört yıldır aynı hatta dolmuş şoförlüğü yapıyor: Yahşihan'dan çarşıya, çarşıdan hastaneye. Sabah altıda kontağı çevirir, akşam dokuzda dolmuşu garaja çeker. Hattın yaşlı yolcuları onu tanır; inecekleri durağı söylemeden bilir, pazar torbalarını kapıya kadar indirir.
Aynı hatta çalışan Şenol'la arası hiç iyi olmadı. Şenol hızlı sürer, durakta beklemeden geçer, yolcu kapmak için Turgay'ın önüne kırar. Geçen ay bir şikâyet dilekçesi kooperatife ulaştı: Turgay'ın fazla ücret aldığı, yaşlı yolculara bağırdığı yazıyordu. İmza yoktu ama dilekçe Şenol'un tanıdığı bir yolcunun ağzından yazılmıştı. Kooperatif Turgay'a bir hafta hat cezası verdi. Bir hafta kazanç yok. Evde karısı Emel kirayı nasıl ödeyeceklerini hesapladı.
Hafta bittiğinde Turgay hatta döndü. Birkaç gün sonra, akşamüstü, Şenol'un dolmuşunun yanından geçerken bir şey gördü. Şenol'un dolmuşu ayakta bile yer kalmayacak kadar doluydu, kapı açık gidiyordu. İçeride bir okul çocuğu kapının dibinde, merdivende tutunmuş duruyordu. Turgay telefonunu çıkarıp bir fotoğraf çekti.
O akşam evde, Emel'le konuşurken bir plan kurdu. Fotoğrafı kooperatife götürecekti. Ama yanına bir şey daha ekleyecekti: Şenol'un geçen hafta sarhoş araba sürdüğünü söyleyen bir yolcu bulmak zor değildi. Hat bir kahvehane kadar küçüktü; iki kişi bir şey söylese gerisi inanırdı. «Bana ne yaptıysa,» dedi Emel'e, «ben de ona yapacağım. Bir haftalık değil, bir aylık.»
Bilgenin kapısı
Gorgias diyaloğunun ortasında, genç hatip Polos'la tartışan Sokrates herkesin şaşkınlıkla karşıladığı bir iddiada bulunur:
«Polos: Haksız yere öldürülen kişinin acınacak hâlde, zavallı olduğunu en azından kabul ediyorsun, değil mi? Sokrates: Onu öldüren kadar değil, Polos. … Çünkü haksızlık yapmak, kötülüklerin en büyüğüdür. Polos: En büyüğü mü? Haksızlığa uğramak daha büyük bir kötülük değil mi? Sokrates: Kesinlikle değil. Polos: Yani sen haksızlık yapmaktansa haksızlığa uğramayı mı seçiyorsun? Sokrates: İkisini de istemem; ama ikisi arasında seçmem gerekse, haksızlığa uğramayı seçerim.»
Sokrates'in cevabı ilk duyuşta tuhaf geliyor. Haksızlığa uğrayan acı çeker, kaybeder; haksızlık yapan kazanır. Nasıl olur da haksızlık yapan daha kötü durumdadır? Sokrates'in cevabı, kötülüğü insanın dışında değil içinde arıyor. Haksızlığa uğrayan bir şey kaybeder: para, zaman, itibar. Haksızlık yapan ise kendisinden bir şey kaybeder: ruhunun düzeninden, kim olduğundan.
Bakmadığın yer
Turgay'ın planında iki ayrı parça vardı ve o ikisini birbirinden ayırmıyordu. Birincisi fotoğraftı. Şenol'un dolmuşu gerçekten aşırı doluydu, kapı gerçekten açıktı, bir çocuk gerçekten merdivende tutunuyordu. Bunu kooperatife bildirmek, bir intikam değil, bir yolcunun güvenliği için yapılabilecek doğru bir şeydi. İkincisi ise uydurma bir sarhoşluk iddiasıydı. Bu, Şenol'un ona yaptığının tam aynısıydı: bir yalan, bir dilekçe, bir ceza.
Turgay bu iki parçayı tek bir öfkenin içinde topluyordu: «Bana ne yaptıysa ben de ona yapacağım.» Sokrates'in Polos'a verdiği cevap, bu öfkenin içini açıyor. Doğru olanı bildirmek adalettir; uydurmak ise haksızlıktır. Turgay, adalet istediğini sanırken aslında Şenol'a dönüşmeye hazırlanıyordu.
Bakılmayan bir yer daha vardı: Turgay'ın kaybettiği şey. Bir haftalık kazanç, gerçekten bir kayıptı. Ama on dört yıllık hatta tanınan, yaşlıların torbasını kapıya kadar taşıyan bir şoför olmak da Turgay'ın bir varlığıydı. Uydurma bir iddiayla Şenol'u cezalandırırsa, bir haftalık kazancı belki geri alacaktı; ama o varlıktan bir şey eksilecekti. Sokrates'in «haksızlık yapan daha zavallıdır» sözü, tam bu eksilmeye bakıyordu.
Emel'in o akşamki sessizliği de bir şey söylüyordu. Kocasının öfkesini anlıyordu; kendisi de kirayı hesaplarken öfkelenmişti. Ama «bir aylık» cümlesini duyunca bir şey ürpermişti. Turgay'ın sesi, on dört yılda hiç duymadığı bir sesti. Haksızlığa uğrayan adam, haksızlık yapmaya hazırlanırken başka biri olmaya başlamıştı.
Belki de Turgay'ın asıl bakmadığı yer, öfkesinin altındaki çaresizlikti. Kooperatif ona inanmamıştı. On dört yıl, imzasız bir dilekçeye yenilmişti. Bu, haksızlığın en acı yanıydı: kendini savunacak bir yer bulamamak. Uydurma bir iddia, bu çaresizliğe bir cevap gibi görünüyordu; ama aslında aynı çaresizliği bir başkasına taşımaktı; Turgay'ın kendi yaşadığı geceyi, Şenol'un evine göndermek.
Derinleşme
Platon'un Kriton'unda, idam edilmeden birkaç gün önce, Sokrates eski dostuna aynı ilkeyi bu kez kendi hayatı söz konusuyken tekrarlar:
«O hâlde hiç haksızlık yapmamalı mıyız? Kriton: Kesinlikle hayır. Sokrates: Çoğunluğun sandığı gibi, haksızlığa uğradığımızda karşılığında haksızlık da yapmamalı mıyız; çünkü hiç kimseye zarar vermemeliyiz? … Kötülüğe kötülükle karşılık vermek, çoğunluğun ahlakıdır; bu adil midir, değil midir? Kriton: Adil değil. … Sokrates: O hâlde ondan ne kötülük görmüş olursak olalım, hiç kimseye misillemede bulunmamalı, kötülüğe kötülükle karşılık vermemeliyiz. Ama Kriton, gerçekten bunu mu demek istediğini bir düşün. Çünkü bu görüşü hiçbir zaman büyük bir çoğunluk benimsememiştir ve benimsemeyecektir.»
Sokrates'in son cümlesi dikkat çekici: bu görüşü hiçbir zaman çoğunluk benimsemeyecek. Sokrates bunun kolay ve yaygın bir ahlak olmadığını biliyor. «Bana yapanı ben de yaparım» cümlesi, çoğunluğun ahlakıdır; anlaşılırdır, insanîdir. Sokrates'in istediği ise bunun tersine, kendisine haksızlık edilmiş birinin bile haksızlıktan vazgeçmesidir.
Ama Sokrates'in ilkesi bir pasiflik değil. «Kötülüğe kötülükle karşılık verme» demek, «hiçbir şey yapma» demek değildir. Kriton'da Sokrates, kendisine yapılan haksızlığa rağmen yasalara karşı haksızlık yapmayı reddeder; ama mahkemede kendini sonuna kadar savunmuştur. Haksızlığa uğrayan, doğruyu söyleyerek kendini savunabilir; yalnızca yalanla, bir başkasının hakkını çiğneyerek karşılık veremez.
Turgay o gece uyuyamadı. Sabaha karşı mutfağa çıktı, telefondaki fotoğrafa baktı. Kapının dibindeki çocuk, Turgay'ın her sabah okula bıraktığı çocuklardan birine benziyordu. Fotoğraf doğruydu; onu götürmek bir intikam değil, o çocuğun güvenliği içindi. Ama sarhoşluk iddiası doğru değildi ve Turgay bunu biliyordu.
Ertesi sabah kooperatif başkanının odasına girdi. Fotoğrafı masaya koydu. «Bu dün akşam çekildi. Şenol'un dolmuşu. Kapı açık gidiyordu, bir çocuk merdivende duruyordu. Bunu bildirmem gerekiyordu.» Başkan fotoğrafa baktı, sonra Turgay'a. «Geçen ay sana ceza verdik, şimdi de ona karşılık mı veriyorsun?» Turgay bir an durdu. «Geçen ayki dilekçe yalandı, başkan. Bunu da söylüyorum. Ama bu fotoğraf yalan değil. İkisini karıştırmayın.»
Başkan Şenol'u çağırdı, fotoğrafı gösterdi. Şenol'a bir uyarı verildi. Turgay'ın geçen ayki cezası geri alınmadı; kimse dilekçenin yalan olduğunu kanıtlayamadı. Bu, Turgay için hâlâ bir haksızlıktı. Ama o akşam eve döndüğünde Emel ona baktı ve on dört yıldır tanıdığı sesi duydu.
Sokrates'in ilkesini gerçek hayata taşırken bir şeyi karıştırmamak gerekir. Haksızlığa uğramayı tercih etmek, haksızlığa boyun eğmek değildir. Turgay, geçen ayki dilekçenin yalan olduğunu yüksek sesle söyledi; kendini savunmaktan vazgeçmedi. Yalnızca, savunmasını bir başka yalanla yapmadı. Bir hakkın ağır biçimde çiğnendiği yerlerde de haksızlığa karşı hukukun yollarını kullanmak, Sokrates'in istediği adaletin ta kendisidir.
Öbür bilgeler
Çaycuma'da süt kooperatifinin yeni başkanı Nusret, kooperatifin en eski üyesini bir toplantıda herkesin önünde azarlamış, sonra onun kapısını çalıp özür dilemişti (KON-K07.3). Turgay da öfkesinin en yüksek anında bir yolu seçmek üzereyken durdu. Konfüçyüs küçük bir anda katlanamamanın büyük planları altüst ettiğini söyler; Sokrates haksızlığa haksızlıkla karşılık vermenin, karşılık verenin ruhunu bozduğunu. Nusret'in özrü de Turgay'ın kooperatifteki iki ayrı cümlesi de, öfkenin altında bir ayrım yapmayı öğrenmekti.
Kozan'da Haldun, ağabeyine olan borcunun kırk birinci ve son taksitini yatırırken açıklamaya yalnızca bir teşekkür yazmıştı (STO-K07.3). Turgay ise kendisine yapılan haksızlığın karşılığını alamadı; ceza geri alınmadı. Epiktetos elimizde olanla olmayanı ayırmayı öğütler; Sokrates haksızlığa uğramanın, haksızlık yapmaktan daha az kötü olduğunu. Haldun da Turgay da, elinde olmayan bir sonucu beklemeden, elindeki doğru şeyi yaptı.
Bugün bir kez dene
Hayatında, sana haksızlık yapmış birine karşılık vermek istediğin bir an var mı? Sokrates'in ayrımını kendine uygula: Benim istediğim adalet mi, yoksa onun bana yaptığının aynısını ona yapmak mı?
Bu hafta, o durumu iki parçaya ayır: doğru olanı söylemek ve kendini savunmak bir yanda; uydurmak, abartmak, zarar vermek için bir şey eklemek öbür yanda. Birincisini yap. İkincisinden vazgeç. Ve sonra, kendine bak: kim olarak kaldın?
Yanında taşıyacağın soru
Sana yapılan haksızlığa karşılık verirken, kime dönüşüyorsun?