İçeriğe geç

Sokrates ile · Karakterin erdemleri

Kasanın altındaki çürük

Utanma duygusu bir zayıflık mı, bir pusula mı?

1.294 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Tahir elli dokuz yaşında. Tokat'ın Reşadiye ilçesinde, çarşının girişinde otuz yıldır manavlık yapıyor. Dükkânı küçük; sabah beşte halden mal alır, akşam sekizde kepengi indirir. Çarşıda onun için «Tahir'in kasasında çürük olmaz» derler.

Bu yıl işler bozuldu. İlçeye büyük bir market zinciri açıldı; müşterilerin yarısı oraya kaydı. Tahir halden aldığı malı satamıyor, her hafta bir kasa domates, bir kasa armut çöpe gidiyordu. Toptancıya borcu birikti. Karısı Gülbeyaz'ın şeker ilaçlarını almak için bir ay kredi kartından ödeme yaptı.

Bir sabah, Tahir yarısı yumuşamış bir kasa şeftaliye baktı. Çöpe atarsa bir günlük kâr gidecekti. Bir fikir geldi aklına: yumuşakları alta, sağlamları üste dizip tek fiyattan satmak. Çarşıda herkes yapıyordu. Kasayı dizmeye başladı. Tam o sırada kapıda seksen yaşındaki Nebiye Teyze belirdi. Otuz yıldır her sabah Tahir'den iki şeftali alırdı. «Tahir oğlum,» dedi, «bugün ne güzel şeftalin var.» Tahir'in yüzü kızardı. Kasayı dizmeyi bıraktı, yumuşakları ayırdı, Nebiye Teyze'ye en sağlam iki şeftaliyi verdi.

O akşam evde Gülbeyaz, oğulları Burak'ın telefonda yardım teklif ettiğini söyledi. Burak Ankara'da bir bankada çalışıyordu; babasının zor durumda olduğunu duymuştu. Tahir'in cevabı kesindi: «Oğlumdan para mı alacağım? Utanırım.» Aynı utanç onu belediyenin esnaf destek başvurusundan da alıkoyuyordu. «Elli dokuz yaşında el mi açacağım?»

Bilgenin kapısı

Platon'un Kharmides'inde Sokrates, genç Kharmides'e ölçülülüğün ne olduğunu sorar. Kharmides bir an düşündükten sonra cevap verir:

«Bence, Sokrates, ölçülülük insanı utangaç ya da edepli kılar; ölçülülük utanma duygusunun ta kendisidir. Çok güzel, dedim; ama az önce ölçülülüğün soylu bir şey olduğunu kabul etmedin mi? … Ama Homeros'un şu sözüne de hak verirsin herhalde: "Utanma, muhtaç olana iyi bir yoldaş değildir." Evet, hak veriyorum. O hâlde utanma duygusu hem iyi hem iyi değildir, öyle mi? Açıkça öyle.»

Sokrates'in Homeros'tan aktardığı dize, utancın ikili doğasını gösteriyor. Utanç bazen insanı kötü bir işten alıkoyar; o zaman bir erdemin parçasıdır. Ama bazen de muhtaç birini yardım istemekten alıkoyar; o zaman bir yüktür. Aynı duygu, hangi yöne baktığına göre bir pusula da olabilir, bir zincir de.

Bakmadığın yer

Tahir'in bir gün içinde iki utancı olmuştu ve o ikisini birbirinden ayırmıyordu. Sabah, Nebiye Teyze'nin bakışı karşısında yüzü kızarmış, yumuşak şeftalileri sağlamların altına gizlemekten vazgeçmişti. Akşam, oğlunun yardım teklifi karşısında «Utanırım» demişti. İkisine de aynı adı veriyordu: utanç.

Ama Sokrates'in ayrımıyla bakınca, bu iki utanç zıt yönlere bakıyordu. Sabahki utanç, Tahir'i bir yanlıştan alıkoymuştu: otuz yıllık «kasasında çürük olmaz» adını, borç baskısı altında satmaktan. Bu utanç bir pusulaydı; Tahir'i olması gereken yere döndürmüştü. Akşamki utanç ise Tahir'i bir doğrudan alıkoyuyordu: zor durumda yardım istemekten. Bu utanç, Homeros'un dediği gibi, muhtaç olana kötü bir yoldaştı.

Tahir'in bakmadığı yer şuydu: ikinci utancın kaynağı, birincisinden farklıydı. Sabahki utanç, Nebiye Teyze'nin güvenine ihanet etme korkusundan doğuyordu; bir başkasına karşı bir yanlış yapmaktan. Akşamki utanç ise Tahir'in kendi gururundan, «el açan adam» olarak görülme korkusundan doğuyordu. Birincisi bir başkasının iyiliğini koruyordu; ikincisi yalnızca kendi görüntüsünü.

Ve ikinci utanç, birincisini de tehdit ediyordu. Tahir yardım istemezse borç büyüyecek, her sabah yumuşak şeftalilerin karşısında aynı ayartma yeniden gelecekti. Bugün Nebiye Teyze kapıda belirmişti; yarın belirmeyebilirdi. Gururun utancı, dürüstlüğün utancını yavaş yavaş aşındırabilirdi.

Bir de Gülbeyaz'ın şeker ilaçları vardı. Tahir'in «utanırım» dediği her gün, Gülbeyaz'ın ilacı kredi kartından alınıyordu. Gurur, bedelini yalnızca Tahir'e değil, onun en yakınlarına da ödetiyordu. Tahir bunu görmüyordu; çünkü utancını bir erdem sanıyordu.

Bu yanılgının kökü belki Tahir'in babasındaydı. Babası da manavdı; hayatı boyunca kimseden bir lira borç almamış, bununla övünmüştü. «Bizim ailede el açılmaz» derdi. Tahir bu cümleyle büyümüştü ve onu bir onur ilkesi olarak taşıyordu. Ama babasının zamanında çarşıda market yoktu, toptancı fiyatları bu kadar oynamıyordu. Aynı ilke, başka bir zamanda, bir erdemden bir yüke dönüşmüştü. Tahir ilkeye sadık kalırken, ilkenin korumak istediği şeyi, ailenin onurunu ve geçimini, tehlikeye atıyordu.

Derinleşme

Platon'un Şölen'inde, sarhoş Alkibiades Sokrates'i övmeye kalkar ve beklenmedik bir itirafta bulunur:

«O, bana bir şeyden utanma duygusunu yaşatan tek insandır; bunun benim doğamda olmadığını düşünebilirsiniz ve başka hiç kimse bunu yapamaz. Çünkü biliyorum ki ona cevap veremem, onun söylediğini yapmamam gerektiğini söyleyemem; ama yanından ayrılınca, halkın beğenisine olan düşkünlüğüm beni yener. Bu yüzden ondan kaçıp uzaklaşırım ve onu görünce ona itiraf ettiklerimden utanırım.»

Alkibiades'in itirafı, iyi utancın nasıl çalıştığını gösteriyor. Utanç bir insanın karşısında doğuyor; o insanın varlığı, Alkibiades'e olması gerekeni hatırlatıyor. Sokrates'in karşısında utanmak, Alkibiades'in kendi en iyi hâlini görmesi demek. Ama Alkibiades bu utançtan kaçıyor; çünkü o utanç onu değişmeye çağırıyor.

Tahir'in Nebiye Teyze'si, onun Sokrates'iydi. O sabah kapıda belirdiğinde Tahir'e olması gereken adamı hatırlatmıştı. Ama Tahir akşamki utancında, başka bir şeye bakıyordu: oğlunun gözüne, çarşının dedikodusuna. Alkibiades'in «halkın beğenisine düşkünlüğü» gibi, Tahir'in gururu da başkalarının ne diyeceğine bakıyordu.

Tahir o gece uyuyamadı. Sabah dükkânı açarken Nebiye Teyze'nin otuz yıldır aldığı iki şeftaliyi düşündü. Sonra telefonu aldı ve Burak'ı aradı. «Oğlum,» dedi, «geçen gün sana utanırım dedim. Ama asıl utanacağım şey, kasaya çürük dizmek olurdu. Bana yardım et. Borcu kapatalım, bir de belediyenin başvurusunu birlikte yapalım.»

Burak o hafta sonu Reşadiye'ye geldi. Babasıyla birlikte toptancıya gitti, borcu yapılandırdılar. Belediyenin esnaf destek başvurusunu doldurdular. Tahir formun üstüne adını yazarken eli titredi; ama yazdı. Bir ay sonra küçük bir destek geldi. Tahir halden daha az mal almaya başladı; çöpe giden kasalar azaldı.

Bir sabah Nebiye Teyze yine kapıda belirdi. Tahir ona iki şeftali verdi, sonra bir şey söyledi: «Teyze, geçen ay bir sabah sen gelmeseydin, kasaya çürük dizecektim.» Nebiye Teyze güldü. «Biliyordum,» dedi. «Yüzün kızarmıştı.»

Utancı yalnızca iyi ya da yalnızca kötü görmemek gerek. Sokrates'in Kharmides'e gösterdiği şey, utancın kendi başına bir erdem olmadığıdır; ona yön veren şey önemlidir. Başkasına karşı bir yanlıştan alıkoyan utanç bir pusuladır. Kendi gururumuzu korumak için doğruyu yapmamızı engelleyen utanç ise bir zincirdir. Ve utanç bazen o kadar ağır olur ki, bir insanı yalnızlığa, umutsuzluğa iter; o zaman bir yakına ya da bir uzmana açılmak, utancın en iyi cevabıdır.

Öbür bilgeler

Kırkağaç'ta ziraat mühendisi Vahap, bilmediği bir hastalığa bildik bir ad vermiş, sonra kırk yıllık kavuncu Ramiz Dayı'nın karşısına geçip yanıldığını söylemişti (KON-K07.1). Tahir de oğluna «Bana yardım et» demek için kendi gururunu aşmak zorunda kaldı. Konfüçyüs bilmediğini kabul etmeyi bilmenin kendisi sayar; Sokrates utancın, yönüne göre bir pusula ya da bir zincir olduğunu. Vahap ile Tahir, bir kabulün insanı küçültmediğini, tersine ayağa kaldırdığını gördü.

Uşak'ta apartman yöneticisi Raziye, kocasının işsizliğini ve geç yatırdığı aidatı aylarca saklamış, sonra toplantıda «Biz de zorlanıyoruz» demişti (STO-K07.1). Tahir de ilk başta zorluğunu saklamaya çalıştı. Seneca kapısını ardına kadar açık yaşayabilenin az olduğunu söyler; Sokrates muhtaç olana utancın kötü bir yoldaş olduğunu. Raziye de Tahir de, zorluklarını söyledikleri gün, bir komşunun ya da bir oğulun elinin uzandığını gördü.

Bugün bir kez dene

Hayatında utandığın bir şey var mı? Sokrates'in ayrımını kendine uygula: Bu utanç beni bir yanlıştan mı alıkoyuyor, yoksa bir doğrudan mı? Bir başkasının iyiliğini mi koruyor, yoksa yalnızca kendi görüntümü mü?

Bu hafta, eğer gururun yardım istemeni engelliyorsa, bir kişiye küçük bir yardım iste. Ve eğer bir utanç seni bir yanlıştan alıkoyduysa, o utancı kimin yüzünde hissettiğini hatırla; o kişiye bir teşekkür et.

Yanında taşıyacağın soru

Utancın seni doğruya mı çeviriyor, yoksa doğrudan mı alıkoyuyor?