Açılış
Nazım elli yaşında. Çankırı'nın Kurşunlu ilçesinde yirmi yıldır bir esnaf lokantası işletiyor. Öğle saatlerinde ilçenin memurları, şoförleri, pazara inen köylüler onun tencerelerinden yer. Her gün aynı saatte kapıyı açar, aynı tezgâhın arkasında durur. Lokantanın en eski müşterisi Şaban Amca'dır; yetmiş dokuz yaşında, otuz yıldır her gün aynı masada tavuk sote yer.
Geçen hafta bir öğleden sonra Şaban Amca eve döndükten birkaç saat sonra rahatsızlandı. Kusma, ateş, halsizlik. Gece hastaneye kaldırıldı; doktorlar besin zehirlenmesi dedi, iki gün serumda kaldı. Aynı gün lokantada yemek yiyen iki kişi daha hafif şikâyetlerle sağlık ocağına gitti.
Nazım haberi aldığında önce bir liste yaptı. Tavuğu getiren tedarikçi, o sabah teslimatı geç getirmişti. Lokantanın soğutma dolabı geçen hafta bir kez arıza vermişti. Yeni çırak Sefa, tavukları tezgâhın üstünde fazla bekletmiş olabilirdi. Hava o gün çok sıcaktı. Belediyenin elektrik kesintisi öğleye kadar sürmüştü. Nazım bunları karısı Feraye'ye tek tek saydı. Feraye dinledi, sonra yalnızca bir şey sordu: «Peki tavukları sen ne zaman pişirdin?»
Nazım sustu. O sabah tedarikçi geç gelince, öğle kalabalığına yetiştirmek için tavukları her zamankinden kısa pişirmiş, sonra da ocağın kenarında ılık bırakmıştı. Bunu biliyordu. Ama listesinde yoktu.
Bilgenin kapısı
Platon'un Phaidon'unda Sokrates, idamından önceki son gününde hapiste otururken, bir zamanlar okuduğu bir filozofu eleştirir. O filozof, her şeyin aklın düzeniyle olduğunu söyler ama sonra her şeyi hava, su, eter gibi maddelerle açıklar. Sokrates bunu kendi üzerinden anlatır:
«Sanki biri, Sokrates'in eylemlerinin nedeninin akıl olduğunu söyleyerek başlar, ama sonra eylemlerimin nedenlerini tek tek açıklamaya kalkınca, burada oturmamın nedeninin bedenimin kemiklerden ve kaslardan oluşması olduğunu söyler. … Ve gerçek nedeni söylemeyi unutur: Atinalılar beni mahkûm etmeyi uygun gördüler ve ben de burada kalıp cezama katlanmayı daha iyi ve daha doğru buldum. Çünkü, köpek adına, bu kaslarım ve kemiklerim, yalnızca kendi en iyi düşüncelerine göre hareket etselerdi, çoktan Megara'ya ya da Boiotia'ya gitmiş olurlardı. … Bütün bunlarda nedenlerle koşulların tuhaf bir karışıklığı var. … Nedeni koşuldan ayıramamalarına şaşıyorum.»
Sokrates'in ayrımı yalın: kemikler ve kaslar, oturabilmesinin koşuludur; ama oturmasının nedeni, kendi seçimidir. Koşullar olmadan hiçbir şey yapılamaz; ama koşullar bir şeyi yapmanın nedeni değildir. Neden, seçimdir.
Bakmadığın yer
Nazım'ın listesindeki her şey gerçekti. Tedarikçi gerçekten geç gelmişti, dolap gerçekten arıza vermişti, hava gerçekten sıcaktı. Hiçbiri uydurma değildi. Nazım yalan söylemiyordu; yalnızca, Sokrates'in deyişiyle, koşulları neden sanıyordu.
Bakılmayan yer, listenin en altında, hiç yazılmamış olan satırdı: «Tavukları kısa pişirdim.» Bu, koşulların içinden geçen bir seçimdi. Tedarikçi geç gelmişti; bu bir koşuldu. Ama geç gelen tavuğu az pişirmek, Nazım'ın kararıydı. Kalabalığa yetişmek mi, tavuğu tam pişirmek mi? Nazım o sabah birini seçmişti.
Suçlu aramanın bir rahatlığı vardı. Listedeki her madde, Nazım'ın üzerinden bir yükü alıyordu. Tedarikçi, dolap, çırak, hava, elektrik; her biri sorumluluğun bir parçasını kendi üstüne çekiyordu. Liste uzadıkça, Nazım'ın payı küçülüyordu. Ama Sokrates'in kemikler ve kaslar örneği, bu listenin bir şeyi gizlediğini gösteriyor: bütün bu koşullar olmasaydı bile, karar yine Nazım'ındı.
Bir de Sefa vardı. Listede adı geçen çırak, on sekiz yaşında, lokantaya üç ay önce gelmişti. Nazım «tavukları tezgâhta bekletmiş olabilir» derken, bir gence, ustasının kararının yükünü taşıtmaya hazırlanıyordu. Sorumluluğu aşağı doğru itmek, suçlu aramanın en kolay ve en sinsi biçimiydi. Ve Sefa, ustasına itiraz edemeyecek kadar gençti.
Belki de Nazım'ın listesinin asıl işlevi, Şaban Amca'nın yüzüne bakabilmekti. Otuz yıllık müşterisini hastanelik etmiş olmak, «Ben yaptım» demeyi dayanılmaz kılıyordu. Liste bu dayanılmazlığa karşı bir kalkandı. Ama kalkanın arkasında, Nazım'ın kendisinden bile sakladığı bir bilgi duruyordu.
Feraye'nin sorusu bu kalkanı tek bir cümleyle deldi: «Peki tavukları sen ne zaman pişirdin?» Feraye listeyi reddetmemişti; tedarikçinin geç geldiğini, havanın sıcak olduğunu o da biliyordu. Yalnızca listeye bir satır eklenmesini istemişti. Ve o satır eklenince, listedeki öbür maddelerin ağırlığı değişti. Tedarikçinin gecikmesi artık bir neden değil, Nazım'ın kararını zorlaştıran bir koşul oldu. Sıcak hava, ılık bırakılan tencerenin neden tehlikeli olduğunu açıklayan bir bilgi oldu. Koşullar yerinde duruyordu; ama merkezde artık Nazım'ın seçimi vardı.
Derinleşme
Platon'un Devlet'inin son kitabında anlatılan Er söyleninde, ölümden sonra yeniden doğacak ruhlar bir araya getirilir ve önlerine hayat örnekleri serilir. Seçim yapmadan önce, Zorunluluk'un kızı Lakhesis adına şu söz söylenir:
«Ölümlü ruhlar, işte yeni bir hayat ve ölüm döngüsü. Sizin koruyucu ruhunuz size kurayla verilmeyecek; onu siz seçeceksiniz. … Erdemin efendisi yoktur; insan onu ne kadar onurlandırır ya da onursuzlandırırsa, ondan o kadar çok ya da az payı olur. Sorumluluk seçendedir; tanrı suçsuzdur.»
Söylenin Yunanca aslındaki ifade kısa ve keskindir: «Sorumluluk seçenindir; tanrı sorumlu değildir.» Ruhlar kurada farklı sıralar çekerler, önlerine farklı hayatlar serilir; yani koşullar eşit değildir. Ama seçim onlarındır. Koşulların eşitsizliği, seçimin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Nazım o gece uyuyamadı. Sabah lokantayı açmadan önce Sefa'yı çağırdı. «Sefa,» dedi, «Şaban Amca'nın rahatsızlığında senin bir suçun yok. Tavukları ben az pişirdim. Senin bekletmen değil, benim acelem.» Sefa şaşırdı, sonra gözleri doldu; iki gündür kendini suçluyormuş.
Sonra Nazım hastaneye gitti. Şaban Amca taburcu olmak üzereydi. Nazım yatağın yanına oturdu, başını eğdi. «Amca,» dedi, «o gün tavuğu acele ettim. Senin hastalığının sebebi benim. Affet.» Şaban Amca uzun süre baktı. Sonra elini Nazım'ın eline koydu. «Otuz yıldır yiyorum,» dedi. «Bir kere oldu. Söylediğin için yine geleceğim.»
Nazım lokantada bir şey değiştirdi. Tezgâhın üstüne küçük bir not astı: «Kalabalık beklesin, tavuk beklemesin.» Bir de tedarikçiyle konuştu; teslimat saatini değiştirdiler. Dolabı tamir ettirdi. Ama bunları bir mazeret listesi olarak değil, kendi kararının çevresindeki koşulları düzeltmek için yaptı.
Sorumluluk almanın bir sınırı da var. Nazım'ın tedarikçiyi, dolabı, havayı hesaba katması yanlış değildi; koşullar gerçektir ve düzeltilmeleri gerekir. Sokrates koşulları yok saymıyor; yalnızca onları nedenle karıştırmamayı istiyor. Sorumluluk almak, her şeyi kendi üstüne yığıp kendini cezalandırmak da değildir. Bu, suçlu aramanın tersine dönmüş bir biçimi olur. Sorumluluk, kendi seçimini görmek ve onu düzeltmektir.
Öbür bilgeler
Gerede'de müteahhit Atilla, emekli bir çifte verdiği eylül sözünü, zemin raporu yüzünden ocağa ertelemiş ve onların kış kirasını üstlenmişti (KON-K07.6). Nazım da hatasının bedelini yalnızca bir özürle değil, lokantanın düzenini değiştirerek ödedi. Mengzi büyük insanın doğrunun olduğu yere gittiğini söyler; Sokrates nedenle koşulu ayırmayı öğütler. Atilla da Nazım da, koşulların arkasına saklanmak yerine kendi kararlarının yükünü taşıdı.
Kırıkkale'deki dolmuş hattında Turgay, rakibinin yalan şikâyetine yalanla karşılık vermemiş, kooperatifte yalnızca gerçek fotoğrafı göstermişti (SOK-K07.4). Nazım ise başkalarını değil kendini suçlamaktan kaçıyordu; ama sonunda, çırağının omzundaki yükü kaldırıp kendi omzuna aldı. Gorgias'taki Sokrates haksızlık yapmanın uğramaktan kötü olduğunu savunur; Phaidon'daki Sokrates seçimin koşullardan ayrılmasını ister. Turgay ve Nazım, ikisi de en kolay yolun bir başkasını suçlamak olduğu anda durdu.
Bugün bir kez dene
Son zamanlarda ters giden bir şey için bir neden listesi yaptın mı? Sokrates'in ayrımıyla o listeye bak: Bunların hangisi koşul, hangisi neden? Listede hiç yazmadığın ama bildiğin bir satır var mı?
Bu hafta o satırı yaz. Sonra, eğer başka biri senin kararının yükünü taşıyorsa, ona git ve o yükü geri al. Koşulları da düzelt; ama onları bir kalkan olarak değil, bir sonraki seçimin zemini olarak düzelt.
Yanında taşıyacağın soru
Saydığın nedenlerin arasında, kendi seçimin nerede duruyor?