Açılış
Eren otuz yedi yaşında. Samsun'un Bafra ilçesinde bir ortaokulda rehber öğretmen. Ergenlik üzerine yüksek lisans yaptı, raflarında onlarca kitap var. Okulda öğrencilerin dertlerini dinler, velilere seminerler verir: «Ergenle iletişimde beş altın kural», «Öfkeli gençle nasıl konuşulur». Veliler onu sever; anlattıkları açık ve düzenlidir.
Kızı Asya on dört yaşında. Son birkaç aydır odasından çıkmıyor, yemekte konuşmuyor, sorulara tek kelimeyle cevap veriyor. Eren bunun ne olduğunu biliyordu; kitaplarda bunun adı vardı. Ama bildiği hiçbir şey işe yaramıyordu. «Ben-dili» kullanarak konuştu: «Kızım, ben senin sessizliğinden endişeleniyorum.» Asya kapıyı kapattı. «Etkin dinleme» denedi; Asya «Baba, beni öğrencin gibi dinleme» dedi.
Bir akşam Eren'in annesi Havva Hanım köyden geldi. Altmış sekiz yaşında, ilkokulu bitirmiş, ömrü tütün tarlasında geçmiş bir kadın. Akşam yemeğinde Asya yine konuşmadı. Yemekten sonra Havva Hanım hiçbir şey sormadan torununun odasına gitti, kapıyı çaldı, «Bana yün sardırır mısın kızım?» dedi. Asya çıktı. Bir saat boyunca salonda, ikisi bir yumak yünü sardılar. Eren mutfaktan dinledi. Asya bir saatte, son üç ayda ona söylediğinden fazlasını babaannesine anlatmıştı: sınıftaki bir arkadaşının onu gruptan çıkardığını, geceleri uyuyamadığını.
Eren o gece raflarına baktı. Bütün kitapları vardı; ama kızının odasına giden yolu bilen, hiçbirini okumamış annesiydi.
Bilgenin kapısı
Platon'un Menon'unda Sokrates, bilgi ile doğru kanı arasındaki farkı bir yol örneğiyle sorgular:
«Açıklayayım. Bir adam Larissa'ya, ya da başka bir yere giden yolu bilse, oraya gitse ve başkalarını da oraya götürse, doğru ve iyi bir rehber olmaz mı? Kesinlikle. Peki yol hakkında doğru bir kanısı olan ama oraya hiç gitmemiş ve bilmeyen biri de iyi bir rehber olabilir, değil mi? Kesinlikle. Ve öbürünün bildiği şey hakkında doğru bir kanıya sahip olduğu sürece, gerçeği düşündüğü için, gerçeği bilen kadar iyi bir rehber olur? Tam olarak. O hâlde doğru kanı, doğru eylem için bilgi kadar iyi bir rehberdir.»
Sokrates'in bu tespiti, bilgiyi yücelten bir filozof için şaşırtıcı. Eylem söz konusu olduğunda, bir şeyi bilmek ile onu doğru yapmak aynı şey değil. Yolu hiç yürümemiş ama doğru yöne sezen biri, haritayı ezbere bilen biri kadar iyi götürebilir. Pratik akıl, bilginin kendisinden çok, doğru yöne yönelmekte.
Bakmadığın yer
Eren'in kitaplardaki bilgisi yanlış değildi. «Ben-dili» gerçekten işe yarayan bir yöntemdi, «etkin dinleme» gerçekten değerli bir beceriydi. Okulda bu bilgiyle pek çok öğrenciye yardım etmişti. Sorun bilginin kendisinde değildi.
Sorun, Eren'in bu bilgiyi bir harita gibi kullanmasındaydı. Asya'nın odasının kapısına bir rehber öğretmen olarak gidiyordu; elinde yöntemlerle, kurallarla. Asya bunu hemen sezmişti: «Beni öğrencin gibi dinleme.» Eren bilgisini kızına uyguluyordu; ama kızı bir uygulama alanı değil, kızıydı.
Havva Hanım ise hiçbir yöntem bilmiyordu. Ama Sokrates'in deyişiyle doğru bir kanısı vardı: bir çocukla konuşmak için önce yanında olmak, birlikte bir iş yapmak, soru sormadan beklemek gerekirdi. Bu kanı ona hiçbir kitaptan gelmemişti; altmış sekiz yılın içinden, dört çocuk ve dokuz torun büyütmekten gelmişti. Ve bu kanı, Larissa yolunu bilenin değil, sezenin rehberliğiydi.
Eren'in bakmadığı ikinci yer, bilgisinin ona verdiği güvendi. Ergenliği bu kadar iyi bilen biri, kendi kızını da bildiğini sanıyordu. Bu güven, onu Asya'yı gerçekten dinlemekten alıkoyuyordu. Kitaplardaki ergen, Eren'in gözünde Asya'nın yerini almıştı. Asya'nın arkadaşı tarafından gruptan çıkarıldığını, geceleri uyuyamadığını bilmiyordu; çünkü bunu sormak için önce «bilmediğini» kabul etmesi gerekiyordu.
Bir de Eren'in sesindeki şey vardı. Okulda velilere konuşurken kullandığı ses, evde de kullandığı sesti: açık, düzenli, kendinden emin. Havva Hanım'ın sesi ise dağınıktı, bazen yarım cümleler kuruyordu. Ama Asya'nın kapısını açan, o dağınık sesti. Belki de bir çocuğun kapısını açan, en düzenli cümleler değil, karşısındakinin de bilmediğini sezdiği bir sesti. Havva Hanım «yün sardırır mısın» derken Asya'ya bir şey öğretmiyor, bir şey istiyordu. Ve bir şey istenen çocuk, değerli olduğunu hissediyordu. Eren'in yöntemleri ise Asya'ya bir şey veriyordu: anlayış, dinleme, açıklama. Ama hiçbir şey istemiyordu.
Derinleşme
Platon'un Euthydemos'unda Sokrates, genç Kleinias'a sahip olmakla kullanmak arasındaki farkı sorar:
«Ya da işi için gerekli bütün aletlere sahip olan ama onları kullanmayan bir zanaatkâr, onlara sahip olmakla daha iyi durumda olur mu? Örneğin bir marangoz, hiç çalışmasa, bütün aletlerine ve bol tahtasına sahip olmakla daha iyi olur mu? Kesinlikle hayır. … İnsan onları doğru ya da yanlış kullanabilir mi? Doğru kullanmalı. Bu çok doğru, dedim. Ve bir şeyi yanlış kullanmak, hiç kullanmamaktan çok daha kötüdür; çünkü biri bir kötülüktür, öbürü ne iyi ne kötüdür.»
Sokrates'in marangoz örneği Eren'in raflarına bakıyor. Kitaplar aletti; bilgi, tahtaydı. Ama aleti doğru kullanmayı bilmeyen bir marangoz, onlara sahip olmakla daha iyi bir marangoz olmuyordu. Hatta Sokrates daha ileri gidiyor: yanlış kullanmak, hiç kullanmamaktan kötüdür. Eren'in yöntemleri Asya'ya yanlış zamanda, yanlış sesle uygulanınca, kızını daha da uzaklaştırmıştı.
Menon'un devamında Sokrates, bilgiyi doğru kanıdan daha değerli kılan şeyi de söyler. Doğru kanılar Daidalos'un heykelleri gibidir: bağlanmazsa kaçar. Bilgi ise «nedenin bağıyla» bağlanmış doğru kanıdır. Havva Hanım'ın sezgisi değerliydi ama nedenini bilmediği için başka bir durumda kaçabilirdi. Eren'in bilgisi ise bağlıydı ama doğru yöne bakmıyordu. İkisinin buluştuğu yer pratik aklın yeriydi.
Eren ertesi gün annesiyle konuştu. «Anne,» dedi, «sen bunu nereden bildin?» Havva Hanım güldü. «Neyi bileyim oğlum? Ben seni de böyle büyüttüm. Sen konuşmayınca ben sana çorba pişirirdim, yanına otururdum. Bir şey sormazdım. Gelirdin.» Eren bir şey diyemedi. Kitaplarda bunun da bir adı vardı; ama Eren o adı ilk kez, kendi çocukluğundan tanıyordu.
O akşam Eren kitap okumadı. Asya'nın kapısını çaldı ve «Babaannenin yünleri bitmedi, bana yardım eder misin?» dedi. Asya şaşırdı, sonra çıktı. Yün sararken Eren hiçbir şey sormadı. Yarım saat sonra Asya kendisi anlatmaya başladı: arkadaşından, gruptan, uykusuz gecelerden. Eren dinledi. Ertesi gün okulda, kendi bilgisini, Asya'nın arkadaşıyla yaşadığı sorunu çözmek için kullandı; bu kez doğru zamanda, doğru yerde.
Bu hikâyeyi bilginin değersizliği olarak okumamak gerek. Sokrates bilgiyi küçümsemiyor; yalnızca, bilginin kendi başına eylemi doğru yapmaya yetmediğini söylüyor. Eren'in bilgisi, Asya'nın sorununu okulda çözmesine yardım etti. Ama o bilgiyi doğru yere götüren şey, annesinin sezgisiydi. Ve bazı durumlarda, bir çocuğun uzun süren içe kapanması ya da uykusuzluğu, bir yakının sezgisinin ötesinde bir uzman desteği gerektirebilir; pratik akıl, bunu da bilmektir.
Öbür bilgeler
Düzce kıyısındaki bir tatbikatta «Korkmaz» lakaplı genç Baran, ekip liderinin yirmi yıllık tecrübesi karşısında, kendi cesaretinin aslında tehlikeyi görmemek olduğunu fark etmişti (SOK-K07.2). Eren de kendi bilgisinin, kızının odasının kapısında bir tür körlüğe dönüştüğünü gördü. Lakhes'teki Sokrates dalış bilmeden kuyuya atlayanın çelişkisini sorgular; Menon'daki Sokrates yolu sezen ile yolu bilen arasındaki farkı. Baran da Eren de, ellerindeki şeyin, bir cesaret ya da bir bilgi, ancak doğru bir sezgiyle birleştiğinde işe yaradığını öğrendi.
Tercan'da marangoz Cumhur Usta, tasarım okumuş çırağına altı ay boyunca zıvana açtırmış ve ona «Gönyeden şaşmamış» dedikten sonra serbest bırakmıştı (KON-K07.8). Eren ise elinde bütün aletleri olan ama onları doğru kullanamayan bir marangoz gibiydi. Konfüçyüs yetmişinde gönlünün istediğini kuralı aşmadan yapabildiğini söyler; Sokrates aletlere sahip olmanın onları kullanmayı bilmeden bir anlam taşımadığını. Cumhur Usta'nın çırağı ve Eren, bilginin ancak elde ve yürekte yerleştiğinde pratik akla dönüştüğünü gördü.
Bugün bir kez dene
Hayatında çok iyi bildiğin ama uygularken zorlandığın bir alan var mı? Bir iş, bir ilişki, bir beceri? Sokrates'in ayrımıyla kendine sor: Ben bu yolu biliyor muyum, yoksa yalnızca haritasını mı?
Bu hafta, o alanda senden daha az şey bilen ama daha iyi yapan birini bul. Bir yaşlı, bir çocuk, bir komşu. Ona nasıl yaptığını sor; ama cevabında bir yöntem değil, bir sezgi ara.
Yanında taşıyacağın soru
Bildiğin şeyler, seni gitmek istediğin yere götürüyor mu, yoksa yalnızca yolun haritasını mı gösteriyor?