Açılış
Dinçer kırk dört yaşında. Sivas'ın Koyulhisar ilçesinde, ilçe tarım müdürlüğünde on sekiz yıldır ziraat teknisyeni. Kelkit vadisinin ceviz bahçelerini avucunun içi gibi bilir. Masasının arkasındaki rafta, yıllar içinde biriktirdiği bültenler, ilaçlama takvimleri, hastalık el kitapları dizili. Bir çiftçi ne sorsa, Dinçer rafa uzanmadan cevabı söyleyebilir. İlçede ona «Kitap Dinçer» derler; o da bu lakaptan memnundur.
Dinçer'in bir ilkesi var: herkese aynı şeyi söylemek. «Benim kimseye ayrı bir sözüm yok,» der. «Bültende ne yazıyorsa onu söylerim. Biri büyük çiftçi, biri küçük; biri akraba, biri değil, fark etmez.» Yıllar önce bir meslektaşının tanıdıklarına kayırma yaptığı için soruşturma geçirdiğini görmüştü. O günden beri tek bir takvim, tek bir öğüt.
Bu bahar iki çiftçi aynı hafta kapısını çaldı. Biri Sevgül'dü, otuz bir yaşında; babası geçen kış ölmüş, yüz ağaçlık ceviz bahçesi ona kalmıştı. Bahçeye ilk kez kendisi bakıyordu, her şeyden çekiniyordu. Öbürü Tuncay'dı, kırk yaşında, ilçenin en hırslı üreticisi; her yıl bahçesine yeni bir şey denerdi. İkisi de yapraklarda kahverengi lekeler görmüştü. Dinçer ikisine de aynı şeyi söyledi: ceviz antraknozu olabilir, takvimde yazan dönemde bakırlı ilaçla müdahale edilir, önce yaprakları iyice gözle.
Bir ay sonra iki bahçe de kötüydü, ama ters yönlerden. Tuncay, «ilacı geç kalmadan atayım» diye takvimden önce, üstelik iki kez ilaçlamış, genç yapraklarda yanıklar çıkmıştı. Sevgül ise «iyice gözle» sözünü ciddiye almış, her gün ağaçlara bakmış, komşulara sormuş, babasının eski defterlerini karıştırmış, karar veremeden zamanı kaçırmıştı. Hastalık bahçenin yarısına yayılmıştı.
Sevgül müdürlüğe geldiğinde ağlamıyordu, ama sesi kısıktı. «Siz bana ne dediyseniz Tuncay Bey'e de onu demişsiniz,» dedi. «O fazla yaptı, ben hiç yapamadım. Aynı söz ikimizi de yaktı.»
Bilgenin kapısı
Konfüçyüs'ün öğrencilerinden Zilu ile Ranyou ona aynı soruyu sormuşlardı: duyduğum bir doğruyu hemen uygulamaya koyayım mı? Üçüncü bir öğrenci, cevaplardaki farka şaşırır:
«Zilu sordu: duyduğumu hemen uygulayayım mı? Usta dedi ki: danışacağın baban, ağabeylerin var; duyduğunu neden hemen uygulayasın? Ranyou da aynı şeyi sordu; Usta dedi ki: duyduğunu hemen uygula. Gongxi Hua dedi ki: aynı soruya iki ayrı cevap verdiniz, şaşırdım. Usta dedi ki: Ranyou çekingen ve ağırdır; bu yüzden onu ileri ittim. Zilu'nun gücü kendine yetenden fazladır; bu yüzden onu geri tuttum.»
Konfüçyüs'ün iki cevabı birbirini yalanlamıyor. Bir doğrunun ne zaman uygulanacağı sorusuna verilen cevap, soran kişinin nerede durduğuna göre değişiyor. Atılgan olanın eksiği bekleyebilmek, çekingen olanınki davranabilmektir. Aynı söz ikisine de aynı eksiği kapatmaz.
Bakmadığın yer
Dinçer'in ilkesi bir dürüstlükten doğmuştu. Kimseye kayırma yapmamak, bir memur için az şey değildi; meslektaşının başına geleni görmüştü. Herkese aynı öğüdü vermek, onu hem eleştiriden hem de kendi zaaflarından koruyordu. Bu ilkenin bir değeri vardı ve hâlâ var.
Ama Dinçer'in bakmadığı yer şuydu: öğüdün içeriği ile öğüdün dozu aynı şey değildi. Hastalığın adı, ilacın türü, takvimin tarihleri herkes için aynıydı; bunlar bültende yazıyordu ve öyle kalmalıydı. Fakat «önce iyice gözle» cümlesi, bir bülten bilgisi değil, bir yönlendirmeydi. Ve bir yönlendirme, kime söylendiğine göre başka bir şeye dönüşüyordu. Tuncay'ın kulağında bir formaliteydi, Sevgül'ün kulağında bir yasak.
Dinçer ikisini de tanıyordu. Tuncay'ın her yıl bir şeyi fazla yaptığını, geçen yıl gübreyi iki kat attığını biliyordu. Sevgül'ün ilk kez yalnız kaldığını, babasının yokluğunda her kararı titreyerek verdiğini de görmüştü; kapıdan girerken bile özür diler gibi girmişti. Bu bilgi onda vardı. Ama bu bilgiyi kullanmak, ilkesine ihanet gibi geliyordu. Tanıdığı insanı görmezden gelmeyi tarafsızlık sanmıştı. Oysa bir çobanın bütün koyunlara aynı mesafeden bakması, topal olanı da sürünün hızında yürütmek demekti.
Bir de lakap vardı. «Kitap Dinçer» olmak, cevabı rafta bulmak demekti. Rafta Tuncay'ın aceleciliği, Sevgül'ün yası yazmıyordu. Dinçer, karşısındaki insanın ne bildiğini değil, neye ihtiyaç duyduğunu sormayı hiç alışkanlık edinmemişti; çünkü bu soru bültende yoktu.
Sevgül'ün cümlesi bu yüzden bu kadar ağır geldi. «Aynı söz ikimizi de yaktı.» Dinçer o akşam bunun haksız bir suçlama olduğunu düşünmeye çalıştı; sonuçta takvimi bozan Tuncay, zamanı kaçıran Sevgül'dü. Ama içinde bir yer, bu hesabın yarım kaldığını biliyordu. Aynı cümleyi söylemişti, evet. Ama aynı cümle iki ayrı insanda iki ayrı yöne itmişti ve Dinçer bunu önceden görebilecek kadar ikisini de tanıyordu.
Derinleşme
Konfüçyüs, çok bilip bildiğini kullanamayan biri için şunu söyler:
«Bir insan üç yüz şiirin hepsini ezbere okuyabilse, ama kendisine bir yönetim işi verildiğinde ne yapacağını bilmese, bir yere elçi gönderildiğinde cevaplarını kendi başına veremese, bilgisi ne kadar geniş olursa olsun, ne işe yarar?»
Konfüçyüs'ün burada küçümsediği şey şiirler değil. Şiirler, onun öğrencilerine en çok önerdiği kitaptı. Küçümsediği, bilginin kitabın içinde kalması. Elçinin işi ezberlediği sözleri tekrar etmek değil, karşısındakine bakıp o an doğru cevabı kendi başına bulmaktır. Bilgi, ancak bu «kendi başına» anında sınanır.
Dinçer ertesi hafta Sevgül'ün bahçesine gitti. Bu kez yanında bülten yoktu. Hastalıklı dalları birlikte işaretlediler, budanacakları ayırdılar. Sonra Dinçer bir şey yaptı ki on sekiz yılda pek yapmamıştı: Sevgül'e ne bilmediğini değil, neden çekindiğini sordu. Sevgül, babasının ağaçlarına yanlış bir şey yapıp onları öldürmekten korktuğunu söyledi. Dinçer de ona, yanlış bir şey yapmamanın da bir şey yapmak olduğunu, bahçenin bu bahar bunu gösterdiğini söyledi. Ve bir sonraki ilaçlama için tarihi birlikte yazdılar; Sevgül o tarihte, kimseye sormadan ilaçlayacaktı.
Tuncay'a ise başka bir şey söyledi. «Bu yıl ne yaparsan yap, bana önce telefon et. İlaçlamadan önce, gübreden önce. Ben sana dur demezsem yaparsın.» Tuncay buna güldü, ama telefon etti. Yazın üç kez aradı; ikisinde Dinçer «bekle» dedi.
Sonbaharda müdürlüğe yeni bir stajyer geldi. Dinçer ona rafı gösterdi, bültenleri tek tek anlattı. Sonra şunu ekledi: «Rafta yazan her şey herkes için aynı. Ama kapıdan giren her insan aynı değil. Bülteni ezberle, sonra kapıdan girene bak.»
Bu hikâyeyi tek yönlü okumamak gerekiyor. Herkese farklı davranmak, kolayca kayırmaya, keyfîliğe, «sevdiğime yumuşak, sevmediğime sert» davranmaya dönüşebilir. Dinçer'in eski ilkesi bu tehlikeye karşı bir korkuluktu ve korkuluk yıkılmadı: ilacın türü, güvenlik sınırları, takvimin kendisi herkes için aynı kaldı. Değişen, o sabit bilginin her insana hangi yönden uzatıldığıydı. Konfüçyüs de Zilu'ya ve Ranyou'ya farklı bir doğru söylemedi; aynı doğrunun birini geri, öbürünü ileri çeken ucunu verdi.
Öbür bilgeler
Divriği'nin bir dağ köyünde muhtar Zübeyir, yarıya inen kömürü herkese eşit değil, ihtiyaca göre paylaştırmak için akrabası Hamdi'nin isteğini geri çevirmişti (KON-K07.4). Dinçer de eşitlik ile hakkaniyet arasındaki aynı çizgide duruyordu, ama bu kez paylaştırılan şey kömür değil bir öğüttü. Konfüçyüs orada azlığın değil eşitsizliğin dert olduğunu söyler; burada aynı sözün iki kişiye iki ayrı yük olduğunu gösterir. Zübeyir de Dinçer de, herkese aynı payı vermenin herkese hakkını vermek olmadığını gördü.
Nizip'te baklavacı Çağlar, ustasından fazlasını yapmak için tepsiye bol fıstık, bol şerbet koymuş, altıncı ayda şikâyetlerle karşılaşmıştı (SOK-K07.5). Tuncay da aynı yoldaydı: iyi bir şeyi daha erken, daha çok yapmak. Sokrates orada ölçüyü güzelin içinde arar; Konfüçyüs gücü fazla olanı geri tutar. Çağlar'ın da Tuncay'ın da ihtiyacı yeni bir bilgi değil, bildiğini nerede durduracağını gösteren bir eldi.
Bugün bir kez dene
Son zamanlarda iki ayrı kişiye aynı öğüdü verdiğin bir durumu hatırla: iki çocuğuna, iki iş arkadaşına, iki arkadaşına. Kendine sor: Bu iki kişiden biri atılgan, biri çekingen miydi? Söylediğim söz ikisini de aynı yöne mi itti?
Bu hafta birine öğüt vermeden önce bir soru sor: «Sen bu işte acele etmeye mi yatkınsın, yoksa beklemeye mi?» Cevabı dinle. Sonra söyleyeceğin doğruyu değiştirme; yalnızca onun hangi ucunu uzatacağını seç.
Yanında taşıyacağın soru
Bildiğin doğruyu söylerken, karşındakinin hangi yöne itilmeye ihtiyacı olduğuna baktın mı?