İçeriğe geç

Sokrates ile · Karakterin erdemleri

Masif dediği masif olan usta

Kendine dürüst olmak başkasına olmaktan neden zor?

1.266 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Fehmi elli sekiz yaşında. Kütahya'nın Simav ilçesinde otuz yıldır mobilya atölyesi işletiyor. Çarşıda onu «masif dediği masif olan usta» diye anarlar. Müşteri bir dolap beğendiğinde Fehmi önce şunu söyler: «Bu kapakları sunta, iskeleti çam. Masif istersen fiyatı iki katı. Ona göre karar ver.» Başka atölyelerin kaplamayı ceviz diye sattığı yıllarda, Fehmi bir kez bile yanlış malzeme söylememiş. Bunu yüksek sesle söylemeyi de sever: «Ben herkese açık konuşurum.»

Oğlu Eymen yirmi dört yaşında. Lise bitince atölyeye girdi, beş yıldır babasının yanında. Fehmi herkese aynı cümleyi kurar: «Atölye Eymen'e kalacak. O da benim gibi tahtayı seviyor.»

Ama karısı Sacide bir şey biliyordu. Eymen iki yıldır geceleri, odasında, acil tıp teknisyenliği sınavına hazırlanıyordu. Geçen ay da Kütahya'daki bir programa başvurmuştu. Annesine anlatmış, babasına söyleyememişti.

Fehmi'nin de bilmediği değildi aslında. Oğlunun odasında kitaplar görmüştü. Bir gece onu ambulans videoları izlerken yakalamıştı. Eymen'in elleri atölyede çalışıyordu ama gözleri hep kapıya bakıyordu. Fehmi bunların hepsini görmüş, hiçbirine bir ad koymamıştı. Bir akşam Sacide söze girmeye çalıştığında, Fehmi lafı kesti: «Gençtir, geçer. Tahtanın kokusunu aldı mı bırakmaz.»

Bilgenin kapısı

Platon'un Gorgias'ında Sokrates, Kallikles'le tartışırken kendi hayatının ilkesini şöyle koyar:

«Dostum, lirimin akordu bozuk olsun, korom uyumsuz şarkı söylesin, hatta bütün dünya benimle çelişsin ve bana karşı çıksın; ama ben kendi kendimle çelişmeyeyim, kendimle ters düşmeyeyim.»

Sokrates hemen öncesinde Kallikles'e bir uyarıda bulunur: eğer bir sözü çürütemiyorsa ama yine de ona göre yaşamıyorsa, «Kallikles kendisiyle hiçbir zaman bir olmayacak, bütün hayatı bir uyumsuzluk olacak.» Sokrates'in korktuğu şey başkalarının yanlış düşünmesi değil; insanın içinde iki sesin birbirine ters çalması.

Bakmadığın yer

Fehmi dürüst bir adamdı ve bunu herkes biliyordu. Kendisi de biliyordu. Otuz yıl boyunca bir müşteriye bir kez bile yalan söylememek, kolay bir şey değildi; hele çarşının geri kalanı başka türlü çalışırken. Bu dürüstlük Fehmi'nin kimliğinin parçası olmuştu.

Ama Sokrates'in Gorgias'taki cümlesi başka bir yöne bakıyor. Dünya ile çelişmemek ayrı şey, kendiyle çelişmemek ayrı şey. Fehmi müşterisine karşı tutarlıydı: sunta dediği suntaydı. Ama kendi içinde iki ses vardı. Biri, oğlunun odasındaki kitapları, kapıya bakan gözleri görmüştü. Öbürü «Atölye Eymen'e kalacak» diyordu. Fehmi ikinci sesi yüksek sesle söylüyor, birinci sesi susturuyordu.

Başkasına dürüst olmak neden kendine dürüst olmaktan kolaydı? Belki şundandı: müşteriye söylenen doğrunun bedeli dışarıdaydı. Satış kaçabilirdi, para azalabilirdi. Ama Fehmi bu bedeli ödemeye hazırdı; hatta ödedikçe kendine daha çok saygı duyuyordu. Oğluna dair doğrunun bedeli ise içerideydi. Onu kabul etmek, otuz yıllık bir hayalin, kendi babasından aldığı ve oğluna vereceğini sandığı bir zincirin kopması demekti. Bu bedeli ödemek, kendine olan saygıyı artırmıyor, bir şeyi elinden alıyordu.

Bir de şu vardı: Fehmi'nin dürüstlüğü bir övünç kaynağıydı. «Ben herkese açık konuşurum» cümlesi, onun kendine dair en sevdiği cümleydi. Bu cümle, Fehmi'nin oğluyla konuşmamasını da örtüyordu. Dürüst bir adam olduğundan emin olan biri, kendine yalan söyleyebileceğinden şüphelenmiyor. Dürüstlüğün bu övünç biçimi, kendini sorgulamanın önüne geçen bir kalkana dönüşmüştü.

Sacide'nin söze girmeye çalıştığı akşam, Fehmi'nin lafı kesmesi bu yüzden bir tesadüf değildi. Bir doğruyu duymamak için konuşmayı bitirmek de, ağızdan çıkan bir yalan kadar kesin bir hamledir. Fehmi o akşam bir şey söylememişti; yalnızca bir konuşmayı yarıda bırakmıştı. Ama Sokrates'in gözünde bu da kendi kendisiyle ters düşmenin bir biçimiydi: içindeki bir ses konuşmak isterken öbürü kapıyı kapatıyordu.

Derinleşme

Platon'un Devlet'inde Sokrates, iki türlü yalanı birbirinden ayırır:

«Bilmiyor musun, gerçek yalan, eğer böyle denebilirse, tanrıların da insanların da nefret ettiği şeydir? Kastettiğim şu: hiç kimse kendisinin en gerçek ve en yüksek yanında, en gerçek ve en yüksek konularda isteyerek aldatılmak istemez; orada, her şeyden çok, bir yalanın kendisini ele geçirmesinden korkar. … Aldatılan kişinin ruhundaki bu bilgisizliğe gerçek yalan denebilir; çünkü sözdeki yalan, ruhtaki önceki bir hâlin yalnızca bir taklidi, gölgeli bir görüntüsüdür; katışıksız bir yalan değildir.»

Bu ayrım, dürüstlüğe bakışı tersine çeviriyor. Genellikle yalanı ağızdan çıkan bir söz olarak düşünürüz; dürüstlüğü de doğru söz söylemek olarak. Sokrates ise asıl yalanın ruhta olduğunu söylüyor: insanın en çok önemsediği konuda kendini aldatması. Sözdeki yalan bunun yalnızca bir gölgesi.

Fehmi ömründe bir müşteriye sözle yalan söylememişti. Ama Sokrates'in terazisinde, onun taşıdığı yalan sözde değil, ruhtaydı: hayatının en çok önemsediği konuda, oğlu ve atölyesi hakkında, kendini aldatıyordu. Ve Sokrates'in dediği gibi, kimse orada aldatılmak istemez. Fehmi de istemiyordu; ama aldatılmamak için bakması gereken yere bakmıyordu.

Bir pazar sabahı Fehmi atölyeye erken gitti. Eymen'in tezgâhında bir kitap unutulmuştu: «Acil Sağlık Hizmetlerinde Temel Uygulamalar». Sayfaların kenarları kurşun kalem notlarıyla doluydu; aynı el, atölyede rende ölçülerini yazan eldi. Fehmi kitabı uzun süre elinde tuttu. Sonra tezgâhın başına oturdu ve kendine yüksek sesle, ilk kez, bir cümle kurdu: «Oğlum bu işi istemiyor.»

Akşam yemeğinde Eymen'e sordu. Sesi titredi ama sordu: «Kütahya'ya başvurdun mu?» Eymen bir an annesine baktı, sonra başını eğdi: «Başvurdum baba. Sana söyleyemedim.» Fehmi bir süre sustu. Sonra, müşterilerine konuşur gibi açık, ama ilk kez kendi hakkında konuşarak şunu dedi: «Ben de kendime söyleyemedim. İkimiz de aynı şeyi yapmışız.»

Eymen programa kabul edildi. Fehmi atölyeyi şimdilik kendisi sürdürüyor; çırak arıyor. Bazı akşamlar Eymen'in eski tezgâhına bakıp içinin burkulduğunu hissediyor. Ama bir şey değişti: çarşıda biri «Atölye oğluna mı kalacak?» diye sorduğunda, artık «Bilmiyorum, oğlum başka bir yolda» diyebiliyor. Sokrates'in istediği tam buydu: dünyayla çelişse de, kendiyle çelişmemek.

Bu dürüstlüğün bir sınırı da var. Kendine dürüst olmak, içteki her şüpheyi hemen dışarıya, ilgili herkese söylemek demek değil. Fehmi'nin oğluna sorması doğruydu, çünkü mesele oğlunun hayatıydı. Ama kendine dürüstlük bazen önce yalnız yapılan bir iştir; bir kitabı elde tutup bir cümleyi kendine yüksek sesle söylemek gibi. O cümle kurulmadan, başkasına söylenecek doğru da bulunmaz.

Öbür bilgeler

Erbaa'da Coşkun, babasından kalan helvahanede değirmeni yenilemiş, ama Lütfü Usta'yı kapıya koymamış, onu tat ustası yapmıştı (KON-K06.10). O da babasının yolunu ancak, kendine o yolun ne olduğunu açıkça sorduğunda koruyabildi. Konfüçyüs babanın aletini ve yolunu ayırmayı öğretir; Sokrates insanın kendine en önemli konuda yalan söylemesinin asıl yalan olduğunu. Coşkun da Fehmi de, bir babadan bir oğula geçen şeyin ne olduğunu, kendilerine dürüstçe sorarak buldu.

Iğdır'da Turan, ustasının türkülerinin ustanın gençliğindeki kayıtlara birebir uymasını istiyor, ustanın son yılındaki hâlini görmüyordu (YUN-K06.10). Fehmi de oğlunun bugünkü hâline değil, kendi kurduğu bir hayale bakıyordu. Yunus sevilenin dilde canlı taşınmasını öğütler; Sokrates ruhtaki yalandan, kendimizi en çok sevdiğimiz konularda aldatmamızdan söz eder. İkisi de, sevginin insanı kör edebildiği yerde, gözü yeniden açmayı istiyor.

Bugün bir kez dene

Hayatında, başkalarına açıkça söylediğin ama kendine söylemekten kaçındığın bir şey var mı? Sokrates'in sorusunu sor: Ben hangi konuda dünyayla değil, kendimle çelişiyorum? Hangi doğruyu görmüş ama ona bir ad koymamışım?

Bu hafta o doğruyu bir kâğıda tek bir cümle olarak yaz. Kimseye göstermek zorunda değilsin. Yalnızca yaz ve yüksek sesle bir kez oku. Sonra kendine bak: o cümleyi söylerken içinde ne kırıldı, ne hafifledi?

Yanında taşıyacağın soru

En çok önemsediğin konuda, kendine hangi yalanı söylüyorsun?