Açılış
Sultan Hanım elli yaşında, Adapazarı'nda bir ortaokulda yirmi iki yıldır hizmetli. Sabah altıda okula geliyor; koridorları siliyor, tuvaletleri temizliyor, öğretmenler odasının çayını demliyor, teneffüslerde kırılan bir şeyi topluyor, akşam dörtte çıkıyor. Emekliliğine üç yıl var ve bu üç yıl, hayatındaki her şeyin üstüne gölgesini düşürmüş.
Sultan Hanım bu üç yılı sayıyor. Telefonunda bir uygulama var; emekliliğine kalan günleri gösteriyor. Her sabah otobüste ona bakıyor: bin yüz kırk iki gün. Okula girerken içinden aynı şeyi söylüyor: bir gün daha bitsin. Koridoru silerken aklı akşamda, akşam aklı hafta sonunda, hafta sonu aklı üç yıl sonrasında. Kızı ona bazen sorar: «Anne, bugün okulda ne oldu?» Sultan Hanım hatırlayamaz. Bir şey olmamıştır; ya da olmuştur ama o orada değildir.
Bir gün koridoru silerken altıncı sınıftan bir kız çocuğu yanına geliyor. «Teyze, siz her sabah buradasınız, değil mi? Ben sizin sildiğiniz koridorun kokusunu seviyorum. Okula gelince onu duyuyorum.» Sultan Hanım şaşırıyor. Yirmi iki yıldır sildiği koridorun bir kokusu olduğunu, birinin onu fark ettiğini hiç düşünmemişti. O gün eve dönerken otobüste uygulamaya bakmıyor; çocuğun cümlesini düşünüyor.
Bilgenin kapısı
Osho'nun iş ve meditasyon üzerine konuşmaları, OSHO International'ın eğitim sayfalarında «İş meditasyon olarak» başlığıyla bir araya getirilmiştir. Bu konuşmalarda Osho meditasyonu yalnızca oturup gözleri kapamakla sınırlamaz. Ona göre ne yaptığının önemi yok: toprağı kazmak, bir dükkânda çalışmak, bir bahçeye gül fidanı dikmek. Önemli olan, yapılan işi bilinçle, tam bir dikkatle yapmaktır. İş böyle yapıldığında niteliği değişir, çünkü insan tamamen oradadır.
Osho'nun «bütünlük» dediği şeyin bir başka yüzü de amaçla ilgilidir. Ona göre bir işi yaparken aklın sürekli o işin amacında, bir sonraki adımda, geleceğe dair bir hedefte olması, insanın o işte bütünüyle bulunmasını engeller. Zihin hedefteyken, şimdi yapılan iş yarım kalır.
Osho'nun sözleri telif kapsamında olduğu için burada cümlelerini değil, düşüncesinin kendi Türkçemizle yapılmış özetini okuyorsunuz.
Bakmadığın yer
Bir işin anlamlı olup olmadığını genellikle işin kendisine bakarak belirleriz. Bazı işler büyüktür, önemlidir, görülür; bazıları küçüktür, sıradandır, görünmez. Koridor silmek ikinci türdendir. Sultan Hanım da yirmi iki yıldır işini böyle görüyordu: bitirilmesi gereken, kimsenin fark etmediği, bir an önce geride bırakılacak bir iş. Bu yüzden dikkati hep başka yerdeydi; çünkü bulunduğu yerde dikkate değer bir şey yoktu. Okulda kimse ona işini sormazdı; öğretmenler odasında çay bardakları boşalınca dolardı, koridorlar kirlenince temizlenirdi ve bunların hiçbiri konuşulmazdı. Görünmeyen bir iş, insanı da görünmez kılar; görünmez olan insanın dikkati de kendi işinden çekilir, başka bir yere, daha görünür bir geleceğe kayar.
Osho'nun bakışı bu ölçüyü tersine çeviriyor. Ona göre bir işin niteliğini belirleyen, işin türü değil, o işte bulunma biçimi. Aynı koridor, aklı başka yerde silinince bir angarya; bütün dikkatle silinince başka bir şey. Altıncı sınıftaki kız çocuğu bunun bir izini fark etmişti: koridorun kokusu. Sultan Hanım'ın kendisi bile bilmeden koridora bir şey bırakıyordu. Ama o şeyi yaşayan, Sultan Hanım değildi; aklı otobüsteki uygulamadaydı.
Bu bakışın en ince yanı, amaçla ilgili olanı. Sultan Hanım'ın emeklilik sayacı, aslında çok anlaşılır bir amaçtı: yirmi iki yıllık ağır bir işin sonunda dinlenmek. Ama bu amaç, her günü bir engele dönüştürüyordu. Bin yüz kırk iki gün, aşılması gereken bin yüz kırk iki engeldi. Her gün yalnızca biten bir gün olarak değerliydi. Osho'nun «amaç zihni geleceğe taşır» düşüncesi burada çok somut: Sultan Hanım'ın zihni üç yıl sonradaydı ve bu yüzden bugünü hiç yaşamıyordu. Kızının «bugün ne oldu» sorusuna cevap verememesi, bir unutkanlık değil, bir yoklukmuş.
Bu yokluğun bir bedeli de vardı ve Sultan Hanım onu hesaplamamıştı. Üç yıl sonra emekli olduğunda, geride yirmi beş yıllık bir çalışma hayatı bırakacaktı. Bu yılların büyük kısmını, bitmesini bekleyerek geçirdiği günler oluşturuyordu. Emekliliğin dinlenmesi gerçekti; ama ondan önceki yılların da kendi hayatından yılları olduğu, sayaçta görünmüyordu.
Derinleşme
Bu düşünceyi dürüstçe tartmak gerekiyor, çünkü kolayca tehlikeli bir yere kayabilir. Ağır, düşük ücretli, görünmez bir işi yapan birine «işini meditasyon gibi yap» demek, o işin koşullarını güzelleştirmek gibi okunabilir. Sultan Hanım'ın sırtı ağrıyorsa, maaşı yetmiyorsa, kimse ona teşekkür etmiyorsa, bunlar dikkatle düzelmez. Osho'nun düşüncesi bir çalışma koşulu önerisi değil; adaletsiz bir düzeni meşrulaştırmak için kullanılmamalı. Sultan Hanım'ın emeğinin daha iyi ödenmesi, daha çok görülmesi, başka bir alanın sorusu ve o soru da haklı bir soru.
Bu çekinceyle birlikte, Osho'nun bakışı Sultan Hanım'a başka bir şey sunuyor. Koşullar aynı kalsa bile, o koşulların içinde geçirdiği saatlerin kime ait olduğu. Sekiz saat okulda, iki saat otobüste; günün on saati. Bu saatler emekliliğe kadar beklenecek bir boşluk olarak mı yaşanacak, yoksa yaşanmış saatler olarak mı?
Kız çocuğunun cümlesinden sonraki günlerde Sultan Hanım küçük bir şey deniyor. Koridoru silerken bir şeye dikkat etmeye çalışıyor: paspasın yerdeki sesi, deterjanın kokusu, camdan giren sabah ışığının ıslak zeminde nasıl parladığı. İlk gün aklı yine akşama kaçıyor; ama her kaçışta onu paspasa geri getiriyor. Birkaç gün sonra fark ediyor: koridorun bir ucundan öbür ucuna giden yol, eskisi kadar uzun gelmiyor. Zaman kısalmamış; ama artık bir şeyi bekleyerek geçmiyor. Bekleyerek geçen zaman uzar, çünkü her dakika bir engeldir; içinde bulunularak geçen zaman ise kendi ağırlığında akar. Sultan Hanım bunu kimseye anlatamıyor, ama elleri biliyor.
Öğretmenler odasının çayını demlerken de bir şey değişiyor. Yirmi iki yıldır aynı çaydanlıkla aynı çayı demliyordu; şimdi ilk kez demin rengine bakıyor, suyun kaynama sesini dinliyor. Bir öğretmen ona o gün çayın çok güzel olduğunu söylüyor. Sultan Hanım gülümsüyor; belki çay gerçekten daha güzeldi, belki yalnızca o daha çok oradaydı.
Bu değişim her gün aynı gitmiyor. Bazı sabahlar sırtı ağrıyor, bir öğretmen ona kaba davranıyor, bir tuvalet her zamankinden daha kirli; o günlerde aklı yine akşama, yine sayaca kaçıyor. Sultan Hanım bunu bir başarısızlık saymıyor. Osho'nun önerdiği bütünlük, her an kusursuz bir dikkat değil; dikkatin kaçtığını fark edip onu geri çağırmak. Ağrılı bir sabahta bile, paspasın sesine bir kez dönmek mümkün.
Emeklilik sayacını telefondan silmiyor; o gün yine gelecek ve gelmesini istiyor. Ama artık her sabah ona bakmıyor. Otobüste, eskiden sayaca baktığı dakikalarda, pencereden Sapanca yolunun ağaçlarını izliyor; yirmi iki yıldır geçtiği yolda mevsimin döndüğünü ilk kez fark ediyor. Bir akşam kızı yine soruyor: «Anne, bugün okulda ne oldu?» Sultan Hanım bu kez anlatacak bir şey buluyor: altıncı sınıftaki o kızın, bugün ona bir resim verdiğini; resimde bir koridor ve elinde paspasla bir teyze olduğunu.
Öbür bilgeler
Lao Tzu ve Zhuangzi'yle dikkati konuştuğumuz yerde (LAO-K02.7), çini fırçası titreyen bir atölye sahibinin hikâyesinde, Zhuangzi'nin ağustosböceği avcısı yalnızca kanadı biliyordu. Osho'nun «bütünlük» düşüncesi aynı yere işaret ediyor; ama çok önemli bir farkla: avcının işi ustalık isteyen, ince bir işti. Osho ise en sıradan işin, bir koridoru silmenin bile aynı bütünlükle yaşanabileceğini söylüyor.
Stoacılarla dikkati konuştuğumuz yerde (STO-K02.7), Epiktetos öğrencilerine oyunun da şarkının da dikkatle yapılabileceğini hatırlatıyordu. Osho bu listeye koridoru, çaydanlığı, paspası ekliyor. İkisi de aynı şeyi söylüyor: dikkat, önemli sayılan anlara ayrılmış bir ayrıcalık değil.
Bugün bir kez dene
Bugün her gün yaptığın, sıradan ve belki sıkıcı bulduğun bir işi seç: bulaşık yıkamak, otobüs beklemek, bir formu doldurmak, yolu yürümek.
O işi yaparken bir kez, yalnızca bir kez, aklını hedefinden, bitişinden, sonrasından al ve işin kendisine koy. Suyun sıcaklığı, adımların ritmi, kâğıdın dokusu. Aklın kaçınca onu nazikçe geri getir.
Akşam kendine sor: bu işi yaparken, onun bitmesini beklemekten başka ne yaşadım?
Yanında taşıyacağın soru
Bitmesini beklediğin işin içinde, bugün hiç bulundun mu?