İçeriğe geç

Lao Tzu ve Zhuangzi ile · Zihin ve düşünce

Ağustosböceğinin kanadı

Dikkatin gittiği yer yaşadığın hayat mı?

1.200 kelime · yaklaşık 5 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Gökçe yirmi dokuz yaşında, Kütahya'da kendi küçük çini atölyesini açalı üç yıl oldu. Güzel sanatlar fakültesinden mezun olduktan sonra şehrin en yaşlı ustalarından Hüsnü Usta'nın yanında beş yıl çıraklık yaptı; şimdi kendi tabaklarını, karolarını yapıyor. İşi iyi gidiyor, belki fazla iyi; siparişler geldikçe atölyede saatler kısalıyor, ekranlar çoğalıyor.

Atölyenin bir sosyal medya hesabı var; Gökçe her gün çalışırken kısa videolar çekiyor, çünkü siparişler oradan geliyor. Masasının yanında bir tablet, siparişleri ve mesajları göstermek için. Kulaklarında bir podcast; çünkü saatlerce boya çekmek sıkıcı olabiliyor. Fırının sıcaklığını gösteren bir uygulama, telefonuna her yarım saatte bir bildirim gönderiyor.

Son aylarda bir şey oluyor ve Gökçe bunu ilk kez geçen hafta açıkça gördü. Bir tabağın kenar bordürünü çekerken fırçanın ucu titredi; ince lale yaprağının çizgisi bir milim taştı. Bir daha denedi, yine taştı. Bütün tabağı silip yeniden başlamak zorunda kaldı. O akşam eski bir tabağını, çıraklığının son yılında yaptığı bir tabağı çıkardı ve yenisiyle yan yana koydu. Eski tabağın çizgileri daha temizdi, daha sakin, daha kendinden emin. Gökçe bunu kabul etmek istemedi; ama beş yıl önceki elinin, bugünkünden daha emin olduğunu gördü.

Bilgenin kapısı

Zhuangzi kitabının on dokuzuncu bölümünde, Konfüçyüs Chu ülkesine giderken bir ormandan geçer ve orada kambur bir yaşlı adam görür. Adam, ucuna yapışkan sürülmüş bir sırıkla ağustosböceği yakalıyordur; ama öyle ustaca ki sanki eliyle topluyormuş gibi. Konfüçyüs ona bir yolu olup olmadığını sorar. Yaşlı adam önce yıllarca nasıl çalıştığını anlatır: sırığın ucunda üst üste iki, sonra üç, sonra beş top dengeleyebilene kadar. Sonra şöyle der:

«Bedenimi bir kütük gibi dururum; kolumu kurumuş bir dal gibi tutarım. Gök ve yer ne kadar büyük, şeyler ne kadar çok olursa olsun, ben yalnızca ağustosböceğinin kanatlarını bilirim. Dönmem, yana bakmam; on bin şeyin hiçbirini ağustosböceğinin kanadıyla değişmem. Nasıl yakalamayayım?»

Konfüçyüs öğrencilerine döner ve şunu söyler: iradesi bölünmeyen, dikkatini bir yerde toplar; bu kambur yaşlı adam bunun örneğidir.

Bakmadığın yer

Dikkatin gücünü genellikle bir kas gibi düşünürüz: ne kadar çok çalıştırırsak o kadar güçlenir. Odaklanma yeteneği bir kez kazanılır ve sonra yerinde durur. Gökçe de böyle düşünüyordu. Beş yıllık çıraklıkta fırçasına hâkim olmayı öğrenmişti; bu beceri artık onundu, nasılsa kaybolmazdı.

Ağustosböceği avcısının hikâyesi dikkatin başka bir yüzünü gösteriyor. Yaşlı adamın ustalığı, yalnızca yıllarca çalışmasından gelmiyor. Bir de bir vazgeçişten geliyor: on bin şeyin hiçbirini ağustosböceğinin kanadıyla değişmemekten. Gök ve yer orada, ormanın sesleri orada, Konfüçyüs ve öğrencileri orada; ama adamın dikkatinde yalnızca bir şey var. Ustalık, dikkatin bir yere toplanabildiği sürece ustalıktır. Dikkat dağıldığında el de dağılır.

Hikâyenin başındaki alıştırma da bunu söylüyor. Yaşlı adam yıllarca sırığın ucunda top dengelemeyi çalışmış; iki toptan üçe, üçten beşe. Bu bir el becerisi alıştırması gibi görünüyor, ama aslında bir dikkat alıştırması. Beş topu üst üste dengeleyebilen bir kol, kıpırdamamayı öğrenmiş bir dikkatin koludur. Ve bu dikkat, bir kez kazanıldıktan sonra kendiliğinden kalmaz; her gün sırığı tutarken yeniden toplanır.

Gökçe'nin beş yıl önceki tabağı ile bugünkü tabağı arasındaki fark, elindeki becerinin azalması değildi. O beceri hâlâ oradaydı. Değişen, o beceriyi taşıyan dikkatti. Hüsnü Usta'nın atölyesinde Gökçe yalnızca fırçanın ucunu ve lale yaprağının çizgisini bilirdi; Hüsnü Usta çalışırken konuşmaz, radyo açmazdı. Şimdi Gökçe'nin dikkati bir tablet, bir podcast, bir bildirim, bir kamera arasında bölünmüştü. Fırçanın ucu, artık on bin şeyden biriydi.

Bu bakışın ilginç bir yanı da var. Gökçe dikkatini bölen şeylerin hiçbirini kötü bir şey olarak görmüyordu. Siparişler işinin parçasıydı; videolar müşteri getiriyordu; podcast ona yeni şeyler öğretiyordu. Her biri kendi başına değerliydi. Ama ağustosböceği avcısının hikâyesi, değerli şeylerin de dikkati bölebileceğini söylüyor. Yaşlı adamın değişmediği on bin şey kötü şeyler değil; yalnızca ağustosböceğinin kanadı olmayan şeyler.

Derinleşme

Aynı düşünce, gelenekte Zhuangzi'den önceye konan, ama tarihi bugün hâlâ tartışılan kısa metinde, Daodejing'in on ikinci bölümünde, daha sert bir dille kurulur:

«Beş renk insanın gözünü kör eder; beş ses insanın kulağını sağır eder; beş tat insanın ağzını duyarsızlaştırır. At koşturmak ve av peşinde koşmak insanın aklını çıldırtır. Bu yüzden bilge karın için çalışır, göz için değil.»

Bir çini ustası için bu dizelerin ironisi açık: Gökçe'nin bütün işi renk. Kobalt mavisi, mercan kırmızısı, turkuaz, yeşil, siyah. Lao Tzu renkleri yasaklamıyor; ama renklerin çokluğunun gözü körleştirebileceğini söylüyor. Bunu bir ressama, bir çiniciye söylemek garip görünüyor. Ama belki de en iyi onlar anlar. Bir tabağın üstünde beş renk bir arada güzeldir, çünkü her biri yerli yerinde durur. Gökçe'nin atölyesindeki renkler ise başka türdendi: ekranın renkleri, bildirimlerin renkleri, videoların renkleri. Bunlar tabağın üstünde değil, gözünün önünde dans ediyordu. Ve göz, bu kadar renge bakarken lale yaprağının ince kenarını kaçırıyordu.

«Bilge karın için çalışır, göz için değil» cümlesi de bu bağlamda anlam kazanıyor. Karın, insanın gerçek ihtiyacı; göz ise doymak bilmeden bir sonrakine uzanan merak. Gökçe'nin karnı, yani gerçek ihtiyacı, iyi bir tabak yapmak, o tabağı yaparken çizginin akışında kaybolmaktı. Gözü ise her yeni bildirimi, her yeni videoyu istiyordu. Göz için çalıştıkça, karın aç kalıyordu.

Bu ikisini ayırmak bir yasak değil, bir düzen gerektiriyor. Gökçe atölyesini kapatamaz, sosyal medyayı bırakamaz; ama bir hafta boyunca bir deneme yapıyor. Fırçayı eline aldığı saatlerde tablet başka bir odada, kulaklık kutusunda. Fırının sıcaklığını eskiden olduğu gibi kendisi, kapağın yanından, eliyle ölçüyor. Video çekmeyi günün sonuna bırakıyor; bir tabak bittiğinde, bitmiş hâlini çekiyor. İlk gün sessizlik ona ağır geliyor; elleri boşta durmak istemiyor, aklı sürekli bir şey kaçırdığını fısıldıyor. Üçüncü gün bir şey değişiyor: bir bordürü çekerken, ne kadar zaman geçtiğini fark etmiyor. Başını kaldırdığında iki saat geçmiş. Tabağın kenarındaki çizgiler, Hüsnü Usta'nın yanındaki günlerin çizgileri gibi temiz.

Bu deneyimi idealize etmemek de gerekiyor. Gökçe'nin hayatı ağustosböceği avcısının ormanı değil; siparişleri yanıtlamak, müşterilerle yazışmak, faturaları kesmek zorunda. Hikâyenin ondan istediği, bütün bunları bırakması değil; fırçayı tuttuğu saatlerde yalnızca fırçayı tutması. Ormandaki yaşlı adam da avdan dönünce başka şeylerle uğraşıyordu elbet; yalnızca sırığı tuttuğu anlarda on bin şeyden vazgeçiyordu.

Öbür bilgeler

Hâkimlik sınavına hazırlanan Kübra'nın dağınık günlerini anlatan sohbette (STO-K02.7) Seneca, her yere uğrayan birinin hiçbir yerde olmadığını söylüyordu. Ağustosböceği avcısı bunun tam tersi: yalnızca bir yerde, sırığın ucunda. Seneca'nın fidanı tek bir toprakta kalmayı öğütlüyor; Zhuangzi'nin avcısı ise tek bir kanatta.

Denizlili öğretmen Tülay'ın kızıyla konuşmasında (BUD-K02.7) Buda, yağ dolu kâseyi kalabalığın arasından dökmeden taşıyan adamı anlatıyordu. Kâseyi taşıyan adam ile ağustosböceği avcısı aynı şeyi yapıyor: dünya ne kadar kalabalık olursa olsun, dikkat tek bir noktada. Ama arada bir fark var: kâseyi taşıyan adamın arkasında kılıç, avcının arkasında ise yıllarca, iki toptan beş topa sabırla ilerleyen bir alıştırma var.

Bugün bir kez dene

Bugün ellerinle yaptığın bir işi seç: yemek pişirmek, bir şeyi tamir etmek, yazı yazmak, bir bitkiyi sulamak, bir resim çizmek.

Bu işi yaparken yarım saat boyunca yalnızca o işin «ağustosböceği kanadı»nı, yani en ince noktasını bil. Kulaklık yok, ekran yok, başka bir iş yok. Aklın başka bir yere giderse, nazikçe ellerine geri getir.

Sonra Lao Tzu'nun ayrımını sor: bugün kaç saatimi göz için, kaç saatimi karın için harcadım?

Yanında taşıyacağın soru

Senin ağustosböceği kanadın ne, ve onu bugün hangi on bin şeyle değiştin?