İçeriğe geç

Lao Tzu ve Zhuangzi ile · Zihin ve düşünce

Deniz neden tuzlu

Yaşlanmayan yanın neden sönüyor?

1.243 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Ece otuz bir yaşında, Antalya'da büyük bir otelin rezervasyon müdürü. Kendini meraklı biri olarak tanımlıyor ve bunu kanıtlayacak bir listesi de var. Telefonunda dört dil uygulaması: İspanyolca, Japonca, İtalyanca, bir de yarım bıraktığı Rusça. Bilgisayarında yirmi üç çevrimiçi kurs: veri analizi, yaratıcı yazarlık, sanat tarihi, bitki bakımı, fotoğraf. Okuma listesinde üç yüzden fazla kaydedilmiş makale. Podcast'leri bir buçuk hızda dinliyor; yürürken, yemek yaparken, duş alırken.

Ama son aylarda bu listeye her baktığında içi daralıyor. Kursların hiçbiri bitmemiş; çoğu ilk haftada kalmış. Dil uygulamalarındaki seri günleri birer birer kopmuş; her kopuşta uygulama ona üzgün bir yüz gösteriyor. Okuma listesi büyüdükçe, okumak yerine kaydetmenin kendisi bir alışkanlığa dönüşmüş. Ece bir akşam kendini bir sanat tarihi videosunun ortasında, aynı anda bir İspanyolca fiil çekimine bakarken ve bir makaleyi kaydederken buluyor. Üçünden de hiçbir şey kalmıyor aklında.

Bir pazar günü ablasının yedi yaşındaki kızı Defne'yle sahile iniyorlar. Defne denize giriyor, ağzına su kaçıyor, yüzünü buruşturup çıkıyor ve soruyor: «Teyze, deniz neden tuzlu?» Ece ağzını açıyor, sonra kapatıyor. Bilmiyor. Elini alışkanlıkla telefona götürüyor; sonra Defne'nin yüzüne bakıp duruyor. Çocuk cevabı değil, kendisini bekliyor gibi.

Bilgenin kapısı

Zhuangzi kitabının üçüncü bölümü, ünlü aşçı Ding'in öküz kesme hikâyesine geçmeden önce, kısa ve sert bir cümleyle açılır:

«Hayatımın bir sınırı var, ama bilginin sınırı yok. Sınırlı olanla sınırsız olanın peşine düşmek tehlikelidir; bunu bildiği hâlde bilgiyi kovalamayı sürdüren, tehlikenin ta içindedir.»

Çincedeki 涯 (ya) sözcüğü bir kıyı, bir sınır demektir: hayatın bir kıyısı var, bilginin yok. Bölümün adı da buna bağlanır; «Yaşamı beslemenin esası».

Daodejing'in kırk sekizinci bölümü aynı ayrımı iki yönlü bir hareket olarak kurar:

«Öğrenmeye adanan, her gün biraz daha ekler. Yola adanan, her gün biraz daha eksiltir.»

Bakmadığın yer

Merak deyince çoğumuz bir birikim düşünürüz. Meraklı insan çok şey bilen, çok şey okuyan, çok şey deneyen insandır. Merakın ölçüsü de genellikle bir listedir: kaç kitap, kaç dil, kaç kurs. Ece'nin listesi bu ölçüye göre etkileyiciydi. Ama listeye her baktığında hissettiği şey bir zenginlik değil, bir borçtu. Yarım kalmış her kurs ona bir şey öğretmekten çok, bir şeyi bitiremediğini hatırlatıyordu.

Zhuangzi'nin cümlesi bu duygunun nereden geldiğini açıkça söylüyor. Sorun merakın kendisi değil, bir orantısızlık. Bir yanda kıyısı olan bir hayat: Ece'nin günde belki bir buçuk boş saati, haftada bir pazar günü. Öbür yanda kıyısı olmayan bir bilgi denizi: her gün yeni bir kurs, yeni bir makale, yeni bir dil. Sınırlı olanla sınırsız olanı kovalamak, Zhuangzi'ye göre insanı tüketir. Ece'nin yorgunluğu bir tembellik değil, bu yarışın doğal sonucuydu. Kazanılması mümkün olmayan bir yarışta, her gün biraz daha geride kalıyordu.

Daodejing'in kırk sekizinci bölümü bu tabloya beklenmedik bir yön ekliyor. Öğrenmek eklemektir; ama Yol eksiltmektir. Lao Tzu öğrenmeyi yasaklamıyor; yalnızca, eklemenin tek yön olmadığını söylüyor. Ece'nin bütün merakı eklemek üzerine kurulmuştu: bir dil daha, bir kurs daha, bir makale daha. Hiçbir şeyi bırakmıyor, hiçbir şeyi silmiyordu. Oysa bir kabı doldurmanın da bir sınırı var; kap dolduğunda, içine yeni bir şey girmek için bir şeyin çıkması gerekiyor.

Bir şey daha var. Ece'nin listesi bir merak listesi gibi görünse de, çoğu zaman bir kaygı listesiydi. Her yeni kurs, geride kalma korkusunu biraz yatıştırıyordu: herkes veri analizi öğreniyor, ben de öğrenmeliyim; herkes Japonca çalışıyor, ben neden çalışmıyorum? Bu merakın içinde merak edilen bir şey yoktu; yalnızca eksik kalmama isteği vardı. Defne'nin sorusu ise bambaşkaydı. Deniz neden tuzlu? Bu soru bir listeye yazılmak için değil, ağızdaki tuzun tadından doğmuştu.

Derinleşme

Daodejing'in yetmiş birinci bölümü, merakın bu ikinci, sessiz türüne bir kapı açar:

«Bildiği hâlde bilmediğini düşünmek, en yükseğidir. Bilmediği hâlde bildiğini düşünmek, bir hastalıktır.»

Bu bölüm, bilmemeyi bir utanç olarak değil, bir başlangıç olarak görüyor. Çince metin kısacık ve iki türlü okunabiliyor: Legge'nin seçtiği gibi «bilip de bilmediğini düşünmek», ya da daha yalın biçimde «bilmediğini bilmek». İkisinde de bilmemenin farkında olmak bir kusur değil, bir erdem. Ece'nin elinin alışkanlıkla telefona gitmesi, bilmemenin yarattığı küçük boşluğa dayanamamaktı. Telefon o boşluğu bir saniyede kapatırdı: bir cevap, bir paragraf, bir sonraki soru. Ama boşluk kapandığında, Defne'nin sorusu da kapanırdı. Merak bir arama sonucuna dönüşür, sonra unutulurdu.

Ece o gün telefonu cebinde bırakıyor. Defne'ye «Bilmiyorum» diyor, «ama birlikte düşünelim». Kumda oturup düşünüyorlar. Defne, denizin tuzu kayalardan almış olabileceğini söylüyor. Ece, nehirlerin tatlı olduğunu, ama denize aktıklarını hatırlıyor; bu bir bilmeceye dönüşüyor. Bir avuç deniz suyunu bir kabın içinde güneşte bırakmaya karar veriyorlar, ertesi gün ne kalacağını görmek için. Akşam eve dönünce, birlikte, bir çocuk ansiklopedisinden cevabı arıyorlar. Ama cevabı okurken, ikisinin de bir gün önce kumda kurduğu tahminlere ne kadar yaklaştığını görmenin sevinci, cevabın kendisinden daha büyük oluyor.

O hafta Ece'nin aklında bir karşılaştırma dönüp duruyor. Defne'yle kumsalda geçirdiği bir saat, yirmi üç kurstan daha çok şey bırakmıştı içinde. Çünkü o bir saatte yalnızca bir soru vardı ve o soruya bütün dikkatiyle eğilmişti. Zhuangzi'nin üçüncü bölümünün devamındaki aşçı Ding de böyleydi: on dokuz yıl boyunca aynı bıçakla aynı işi yapmış, ama her öküzde yeniden dikkat kesilmişti. Onun ustalığı çok şey bilmekten değil, tek bir şeyi derinlemesine bilmekten geliyordu.

Sonraki günlerde Ece listesine başka bir gözle bakıyor. Lao Tzu'nun eksiltme yolunu deniyor. Dört dil uygulamasından üçünü siliyor; yalnızca İspanyolcayı bırakıyor, çünkü otelde İspanyol misafirlerle konuşmayı gerçekten seviyor. Yirmi üç kurstan yirmi birini arşive kaldırıyor. Okuma listesini tek seferde boşaltıyor; gerçekten önemli olanlar, diye düşünüyor, nasılsa yeniden karşısına çıkar. Podcast'leri normal hıza alıyor; bazı yürüyüşlerde hiç dinlemiyor.

Bu bir merak kaybı değil. Tam tersine, Ece'nin merakı ilk kez nefes alıyor. Bir İspanyol çiftle sohbet ederken bir kelimenin kökünü merak ediyor ve akşam onun peşine düşüyor; bir saat boyunca yalnızca o kelimeyle uğraşıyor. Defne her hafta sonu yeni bir soruyla geliyor: martılar nerede uyur, kumu kim yaptı? Ece bu sorulara artık hemen cevap aramıyor. Önce birlikte bilmiyorlar; sonra birlikte arıyorlar.

Bundan herkes için geçerli bir reçete çıkmaz. Bazı işler, bazı dönemler gerçekten çok yönlü öğrenmeyi gerektirir; bir sınava hazırlanan ya da yeni bir mesleğe geçen biri için birikim bir zorunluluk olabilir. Zhuangzi'nin uyarısı öğrenmeye değil, sınırsızı sınırlı bir hayatla kovalamaya; bitmeyecek bir yarışı bir merak sanmaya.

Öbür bilgeler

Bursalı harita mühendisi Kadir'in kırk metrekareye kilitlenmiş dosyası, Seneca'nın dört bin kitap yazan Didymus'unu hatırlatmıştı (STO-K02.10). Ece'nin üç yüz makalelik listesi aynı ölçüsüzlüğün bir başka biçimi: biri tek bir soruyu sonsuz derinliğe, öbürü sonsuz soruyu hiç derinliğe taşımıyor. Seneca'nın yeterliyi aşan bilgiye bakışı ile Zhuangzi'nin kıyısız bilgi denizi aynı yerde buluşuyor.

Buda'nın elinde tuttuğu bir avuç yaprağı hatırlayalım: ormandaki yapraklar çok, avuçtakiler az, ama işe yarayanlar onlar (BUD-K02.10). Lao Tzu'nun eksiltme yolu da bir avuç yaprak seçmek gibi. Ece'nin İspanyolcası ve Defne'yle kumsaldaki soruları, onun avucunda kalan yapraklar.

Bugün bir kez dene

Bugün merak listene bir bak: kaydettiğin makaleler, başladığın kurslar, takip ettiğin kanallar. Bunlardan birini, yalnızca birini seç ve gerisini bir haftalığına bir kenara bırak.

Gün içinde bir soru aklına geldiğinde, telefona uzanmadan önce bir dakika bekle. Bilmediğini bil. Cevabı tahmin etmeye çalış; belki biriyle birlikte. Sonra, istersen, ara.

Akşam kendine sor: bugün merakımı genişlettim mi, yoksa derinleştirdim mi?

Yanında taşıyacağın soru

Bilmediğin bir şeyin karşısında, cevabı aramadan bir süre kalabiliyor musun?