İçeriğe geç

Konfüçyüs ile · Karakterin erdemleri

Eylülde teslim

Söze mi sadıksın, kişiye mi?

1.222 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Atilla elli altı yaşında. Bolu'nun Gerede ilçesinde yirmi yıldır küçük apartmanlar yapan bir müteahhit. Büyük firmalarla yarışamaz; onun müşterileri ilçeden, birbirini tanıyan insanlardır. Atilla'nın en çok övündüğü şey, verdiği teslim tarihini hiç kaçırmamış olmasıdır. «Atilla eylül dediyse eylüldür» derler.

Bu yıl yaptığı sekiz daireli binanın bir dairesini emekli bir öğretmen çift aldı: Sermin Hanım ve kocası. Köydeki evlerini satıp parayı bu daireye yatırdılar. Kış gelmeden taşınmak istiyorlardı; Sermin Hanım'ın dizleri köy evinin merdivenlerini artık çıkamıyordu. Atilla onlara söz verdi: «Eylülün sonunda anahtarı elinize veririm.»

Temmuzda bir sorun çıktı. Binanın yan arsasında yapılan bir sondaj, zeminin beklenenden zayıf olduğunu gösterdi. Atilla'nın statik mühendisi projenin gözden geçirilmesini, bodrum katına ek perde duvarlar ve daha güçlü temel kirişleri eklenmesini önerdi. Bu, en az dört ay gecikme demekti. Eylül değil, ocak.

Ustabaşı Cihangir aynı akşam Atilla'nın yanına geldi. «Abi,» dedi, «belediyedeki denetimci tanıdık. Mevcut projeyle bitirir, teslim ederiz. Yasal olarak bir eksiğimiz yok; proje zaten onaylı. Bu revizyon zorunlu değil, mühendisin önerisi. Yirmi yıllık adını bir öneri için mi bozacaksın? Sermin Hanımlar kışı köyde geçirecek, öyle mi?»

Bilgenin kapısı

Konfüçyüs'ün öğrencisi Youzi, sözün ne zaman tutulabileceğini bir şarta bağlar:

«Verilen sözler doğru olana yakın olursa, söylenen tutulabilir.»

Konfüçyüs ise, insanları rütbelere ayırırken, sözüne körü körüne bağlı kalanı en üst sıraya koymaz:

«Zigong sordu: Hangi nitelikler bir insanı yetkili bir görevli olmaya layık kılar? Usta dedi: Kendi davranışında utanma duygusunu koruyan ve nereye gönderilirse gönderilsin hükümdarının görevini lekelemeyen kişi. … Zigong üçüncü sırayı sordu. Usta dedi: Söylediklerinde mutlaka sözünü tutmaya, yaptıklarını mutlaka sonuna götürmeye kararlı olanlar. Bunlar inatçı, dar görüşlü küçük insanlardır. Yine de belki bir sonraki sınıfa girebilirler.»

Bu iki söz yan yana durunca şaşırtıcı bir resim çıkıyor. Konfüçyüs sözünü tutmayı küçümsemiyor; ama sözü her koşulda, ne olursa olsun tutmaya kararlı olanı da yüceltmiyor. Onları üçüncü sıraya koyuyor ve bir sıfat ekliyor: «硜硜然», taş gibi sert, inatçı. Söz, doğru olana yakın olduğu sürece tutulmaya değerdir.

Bakmadığın yer

Atilla'nın önündeki seçim iki sadakat arasında görünüyordu. Bir yanda yirmi yıllık adı ve Sermin Hanımlara verdiği söz; öbür yanda mühendisin önerisi. Cihangir'in dediği doğruydu: proje onaylıydı, revizyon yasal bir zorunluluk değildi. Atilla eylülde teslim etse, kimse ona bir şey diyemezdi.

Ama Youzi'nin şartı, Atilla'nın bakmadığı bir yeri gösteriyor. Söz tutulabilir, eğer doğru olana yakınsa. Atilla'nın Sermin Hanımlara verdiği söz, eylül sonunda anahtar vermekti. Ama bu sözün arkasında daha büyük bir söz vardı: onlara güvenli bir ev vermek. Eylülde, zayıf bir zemin üzerinde, güçlendirilmemiş bir temelle teslim edilen bir anahtar, küçük sözü tutup büyük sözü bozmak olurdu.

Konfüçyüs'ün «inatçı küçük insanlar» dediği şey tam buydu: sözün harfine bağlı kalıp, sözün amacını gözden kaçıranlar. Atilla'nın yirmi yıllık «eylül dediyse eylüldür» ünü, bir erdemden bir tutsaklığa dönüşmek üzereydi. Teslim tarihi, Atilla'nın kimliğinin o kadar parçası olmuştu ki, onu korumak için binanın içinde yaşayacak insanların güvenliğini ikinci sıraya koymaya hazırdı.

Bir de Cihangir'in önerisinin altında yatan şey vardı: denetimci tanıdık. Yasal olarak bir eksik yoktu, ama Cihangir'in cümlesi Atilla'ya bir kestirme sunuyordu. Bu kestirme, sözü tutmak için doğruyu esnetmek demekti. Youzi'nin şartı tersini söylüyordu: söz doğruya yakın olmalı, doğru söze göre esnetilmemeli.

Ve bir de Atilla'nın kendi korkusu vardı. Sermin Hanımların yüzüne gidip «Eylül değil, ocak» demek, yirmi yılda ilk kez sözünü tutamadığını itiraf etmek demekti. Bu, Atilla'ya binanın kendisinden daha ağır geliyordu. Ama belki de o itiraf, yirmi yıllık adın asıl sınavıydı.

Atilla'nın bir de hatırlamak istemediği bir şey vardı. Yıllar önce, büyük bir depremin ardından televizyonda çöken binaları izlerken, karısına şöyle demişti: «Benim binalarım öyle olmaz.» O cümle de bir sözdü; kimseye değil, kendine verilmiş bir söz. Şimdi iki sözü birden tutmak mümkün değildi. Eylülü tutarsa, o eski cümleyi bozma riskini alacaktı. O eski cümleyi tutarsa, eylülü bozacaktı. Hangisinin daha büyük söz olduğunu, aslında Atilla çoktan biliyordu.

Derinleşme

Mengzi, Konfüçyüs'ün düşüncesini daha da keskin bir cümleye çevirir:

«Büyük insanın sözü mutlaka tutulmaz, işi mutlaka sonuna götürülmez; o yalnızca doğrunun olduğu yere gider.»

Mengzi'nin cümlesi ilk duyuşta tehlikeli gelebilir; sanki söz tutmamaya bir izin veriyor. Ama dikkatle okununca başka bir şey söylüyor. Büyük insan sözünü tutmamak için bahane aramaz; sözünün doğruya hizmet edip etmediğine bakar. Söz doğruya hizmet ediyorsa tutar. Doğruya hizmet etmiyorsa, sözü değil doğruyu izler. Ve doğruyu izlerken, sözün verildiği insana karşı sorumluluğunu da üstlenir.

Atilla o hafta sonu Sermin Hanımların köydeki evine gitti. Elinde zemin raporunu ve mühendisin önerisini getirdi. Her şeyi açıkça anlattı: projenin yasal olarak onaylı olduğunu, eylülde teslim edebileceğini, ama bunu yapmak istemediğini. «Size eylülde anahtar sözü verdim,» dedi. «Ama daha önce size bir ev sözü verdim. O evin içinde rahat uyumanızı istiyorum. Ocakta teslim edeceğim. Bu kış için de bir çözüm buldum: ilçe merkezinde, binaya yakın bir kiralık daire. Kirasını ben ödeyeceğim, ocağa kadar.»

Sermin Hanım önce pencereden bahçeye baktı. Kocası raporu eline aldı, uzun uzun baktı. Sonra Sermin Hanım güldü: «Atilla Bey, biz bu daireyi zaten senin adına aldık. Eylül sözüne değil.»

Cihangir ilk başta kızdı. Ama revizyon sırasında bodrum katında açılan kazıda, zeminin raporda yazdığından da zayıf olduğu görüldü. Ek kirişler döküldüğü gün Cihangir, Atilla'nın yanına geldi, bir şey demeden omzuna dokundu.

Kış boyunca Atilla her hafta Sermin Hanımların kiralık dairesine uğradı; bir şey eksik mi diye sordu, sobayı kontrol etti. Sermin Hanım bir keresinde ona çay koyarken şunu söyledi: «Biz köyde de üşümezdik Atilla Bey. Ama burada bir kez bile kapımızı çalmayan bir müteahhit olsaydı, üşürdük.»

Bina ocakta teslim edildi. Gerede'de bir şey değişti: insanlar artık «Atilla eylül dediyse eylüldür» demiyordu. Başka bir cümle kuruyorlardı: «Atilla bina dediyse binadır.»

Bu hikâyede sözün değerini küçümsememek gerek. Konfüçyüs sözünü tutanı küçümsemiyor; yalnızca onu en üst sıraya koymuyor. Sözünü tutmak, çoğu durumda doğrunun ta kendisidir. Mengzi'nin istisnası, sözün doğruyla çatıştığı nadir anlar içindir; zahmetli bulduğumuz sözlerden sıyrılmanın bir aracı olarak değil. Ve Atilla'nın yaptığı gibi, sözü değiştiren kişi, değişikliğin bedelini de üstlenmelidir.

Öbür bilgeler

Torul'da Firuze, on iki yıllık kooperatif ortağı Nezihe'yle aralarında yalnızca bir el sıkışma varken, bir firmanın dört katlık teklifini ortağına açıkça anlatmış ve tarifleri götürmeyi reddetmişti (STO-K07.6). Atilla da teslim tarihini ertelerken, bunu Sermin Hanımlara yüz yüze, raporla birlikte anlattı. Seneca, güvenin dostluğun başında değil, yargıdan sonra geldiğini yazar; Mengzi büyük insanın yalnızca doğrunun olduğu yere gittiğini. Firuze ile Atilla, bir sözü değiştirmenin ya da reddetmenin, ancak karşıdakine açıkça söylendiğinde sadakat olabileceğini gösterdi.

Bozüyük'te fırın şefi Ergün, genç mühendis Gaye'nin enerji tasarrufu önerisini raporun ilk sayfasına onun adıyla yazmıştı (KON-K06.9). Atilla da kendi mühendisinin önerisini, kendi ününü riske atarak dinledi. Konfüçyüs değerli birine yer açmamayı makamı çalmak sayar; Youzi sözün doğruya yakın olduğu sürece tutulabileceğini. Ergün de Atilla da, bir uzmanın sesini kendi görüntülerinin önüne koydu.

Bugün bir kez dene

Hayatında verdiğin ve bugün doğruyla çatışan bir söz var mı? Youzi'nin şartını kendine uygula: Bu söz hâlâ doğruya yakın mı? Ben sözün harfine mi bağlıyım, yoksa sözün arkasındaki daha büyük söze mi?

Bu hafta, eğer böyle bir söz varsa, onu verdiğin kişiye git. Durumu açıkça anlat; sözü neden değiştirmek zorunda olduğunu, değişikliğin bedelini nasıl üstleneceğini söyle. Sözünü değiştirirken sadakatini koru.

Yanında taşıyacağın soru

Tuttuğun söz, sözün korumak istediği şeye mi hizmet ediyor, yoksa yalnızca senin adına mı?