İçeriğe geç

Konfüçyüs ile · Karakterin erdemleri

İki oyuncu, bir ölçü

Orta yol vasatlık mı?

1.216 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Ahu kırk bir yaşında. Ordu'nun Fatsa ilçesinde, belediyenin kadın voleybol takımını altı yıldır çalıştırıyor. Takım amatör ligde oynuyor; oyuncuların çoğu lise öğrencisi, birkaçı üniversiteye hazırlanıyor, ikisi de gündüz çalışıp akşam antrenmana geliyor.

Bu sezon Ahu'nun en çok uğraştığı iki oyuncu var. Begüm on yedi yaşında, smaçör. Her topa saldırıyor, en zor açılardan vurmaya çalışıyor, bloğa rağmen tam güçle smaç basıyor. Bazen muhteşem sayılar alıyor; ama maç başına sekiz on top da dışarı ya da fileye gidiyor. Lale ise on sekiz yaşında, pasör. Hiç hata yapmıyor; topu her zaman güvenli yere, her zaman aynı oyuncuya veriyor. Rakipler artık onun nereye pas vereceğini önceden biliyor.

Geçen hafta önemli bir maçı kaybettiler. Begüm son seti kendi hatalarıyla verdi; Lale ise tek bir riskli pas atmadı, rakip blok her seferinde hazırdı. Maçtan sonra Ahu iki oyuncusuna aynı şeyi söylemek üzereydi: «Ortada durun. Ne fazla, ne az.» Ama soyunma odasında Begüm'ün yüzüne baktığında durdu. Kızın gözlerinde bir ateş vardı ve Ahu o ateşi söndürmek istemedi.

Akşam evde eşi Tunç'a anlattı. «İkisini de ortaya çekersem,» dedi, «sıradan iki oyuncum olur. Begüm'ün cesaretini, Lale'nin sağlamlığını kaybederim. Ama böyle de maç kazanamıyoruz.»

Bilgenin kapısı

Analektler'de Zigong, Konfüçyüs'e iki öğrencisini karşılaştırmasını ister: Shi ile Shang, hangisi daha üstün? Konfüçyüs'ün cevabı kısa:

«Shi gereken ölçüyü aşıyor, Shang ise ona yetişemiyor. Zigong: O hâlde üstünlük Shi'de, değil mi? Usta: Aşmak, yetişememek kadar yanlıştır.»

Zigong'un sorusu çok insanın aklındaki bir varsayımı taşıyor: fazlası eksiğinden iyidir. Çok çalışan, az çalışandan; cesur olan, çekingen olandan iyidir. Konfüçyüs bu varsayımı reddediyor. Ölçüyü aşmak da bir kusurdur; yetişememekle aynı ağırlıkta. Çincedeki «過猶不及», kelimesi kelimesine «aşmak, yetişememek gibidir».

Bakmadığın yer

Ahu'nun korkusu anlaşılırdı. «Ortada durun» demek, ona iki iyi oyuncuyu sıradanlaştırmak gibi geliyordu. Begüm'ün ateşi, Lale'nin sağlamlığı; ikisi de takımın değerli şeyleriydi. Onları ortaya çekmek, her ikisini de vasat bir orta noktada eritmek demekti.

Ama Konfüçyüs'ün «aşmak, yetişememek kadar yanlıştır» sözü, Ahu'nun bakmadığı bir şeyi gösteriyor. Ölçü, iki oyuncu için aynı nokta değildi. Begüm için ölçü, ateşini söndürmek değil, onu doğru topa yöneltmekti: her topa değil, vurulması gereken topa saldırmak. Lale için ölçü, sağlamlığını bırakmak değil, ona bir cüret eklemekti: her zaman güvenli yere değil, gerektiğinde beklenmedik yere pas vermek. İki oyuncunun ölçüye giden yolu ters yönlerdeydi.

Ahu'nun «ortada durun» cümlesi, ölçüyü bir sabit nokta olarak düşünüyordu: iki ucun aritmetik ortası. Oysa Konfüçyüs, Shi'ye ve Shang'a aynı şeyi söylemiyordu. Başka bir yerde, iki ayrı öğrenciye aynı soruya zıt cevaplar verdiği bilinir: aceleci olanı yavaşlatır, çekingen olanı ileri iter. Ölçü, kişinin nerede durduğuna göre farklı bir yönde aranıyordu.

Bir de takımın kendisi vardı. Ahu iki oyuncuyu ayrı ayrı düşünüyordu; ama sahada ikisi birlikte oynuyordu. Begüm'ün aşırılığı ile Lale'nin eksikliği aslında birbirini besliyordu: Lale hiç risk almadığı için rakip bloğu hazır buluyor, Begüm de bu hazır bloğa karşı her topu daha sert vurmaya çalışıyordu. Birinin ölçüsüzlüğü, öbürünün ölçüsüzlüğünü büyütüyordu.

Belki de Ahu'nun en çok gözden kaçırdığı şey, kendi korkusunun kaynağıydı. Ölçüyü vasatlık sanması, kendi gençliğinden geliyordu. Ahu da bir zamanlar Begüm gibi bir smaçördü; bir antrenörü ona «sakin ol» demiş, o da o günden sonra hiç eskisi gibi oynamamıştı. Ahu şimdi aynı hatayı yapmaktan korkuyordu. Ama o antrenörün hatası, Ahu'ya ölçü öğretmesi değil, ölçüyü bir yasak gibi öğretmesiydi. «Sakin ol» demişti, «ne zaman sakin olacağını» değil. Ahu'nun Begüm'e borçlu olduğu şey, aynı cümleyi kurmamak değil, o cümlenin eksik kalan yarısını tamamlamaktı.

Derinleşme

Konfüçyüs başka bir yerde, orta yolu bulamadığında kimi seçeceğini de söyler:

«Orta yolda yürüyen insanları bulup onlarla birlikte olamıyorsam, ateşli olanlarla ve titiz olanlarla birlikte olmalıyım. Ateşli olanlar ileri atılır ve doğruyu kavrar; titiz olanlar ise yapmamaları gereken şeylerden kendilerini korur.»

Bu söz, orta yolun ne olmadığını gösteriyor. Konfüçyüs orta yolu bulamadığında, iki ucun ortasındaki ılık insanı değil, iki ucu seçiyor: ateşliyi ve titizi. Her ikisinin de içinde ölçüye giden bir yol var. Ateşli olan ileri atılır; ona yön verilirse doğruyu kavrar. Titiz olan yanlıştan kaçınır; ona cesaret verilirse ileri adım atar. Konfüçyüs'ün hiç seçmediği kişi ise, başka bir yerde «köyün saygın adamı» diye küçümsediği, herkesi memnun eden ama hiçbir şeye bağlanmayan kişidir.

Ahu bu sözü okuyunca rahatladı. Begüm ateşliydi, Lale titizdi. İkisi de Konfüçyüs'ün seçeceği öğrencilerdi. Onları ortaya çekmek değil, her birini kendi yönünden ölçüye yaklaştırmak gerekiyordu.

Ertesi antrenmanda Ahu iki oyuncuya ayrı ayrı konuştu. Begüm'e şunu söyledi: «Ateşini istiyorum. Ama her topa değil. Bu hafta bir kural: blok tamsa vurma, yerleştir. Blok açıksa, bütün gücünle vur.» Lale'ye ise başka bir şey söyledi: «Senin sağlamlığın takımın omurgası. Ama rakip seni okuyor. Bu hafta her sette en az iki kez, kimsenin beklemediği yere pas ver. Hata yaparsan ben sorumluyum.»

İlk hafta zor geçti. Begüm bloğa karşı top yerleştirmeyi beceremedi, sinirlendi. Lale beklenmedik bir pas verdi, top yere düştü, gözleri doldu. Ama ikinci haftada bir şey değişti: Lale'nin sürpriz pası, ilk kez Begüm'ü bloğun açık olduğu bir anda buldu. Begüm bütün gücüyle vurdu; top rakip sahanın tam ortasına düştü. İki oyuncu birbirine baktı ve güldü.

Sezonun sonunda takım ligi ikinci bitirdi. Begüm'ün hata sayısı yarıya inmişti ama smaç sayısı düşmemişti. Lale'nin pasları artık okunmuyordu. İkisi de ortalama oyuncular olmamıştı; ikisi de kendi ölçülerini bulmuştu. Bir maçın sonunda Lale, Ahu'nun yanına gelip «Hocam, korkuyordum ama pas vermek eğlenceli oldu» dedi. Begüm ise bir rakip oyuncuya, kendi bloğuna takılan bir smaçın ardından «İyi bloktu» diye el uzattı. Ahu ikisini de uzaktan izledi; ateş de sağlamlık da yerindeydi, yalnızca artık birbirine çarpmıyordu.

Ölçüyü bulmanın her zaman iki kişiyi birbirine yaklaştırmak olmadığını da eklemek gerek. Bazen ölçü, bir uçta kalmayı gerektirir: bir haksızlık karşısında «orta yol» aramak, çoğu zaman ölçü değil kaçıştır. Konfüçyüs'ün ölçüsü, her durumda yarı yolda buluşmak değil, her durumda gerekeni bulmaktır.

Öbür bilgeler

Cide'de balıkçı karısı Pakize, kızının bahçede kurulacak sade düğününü adım adım bir salon düğününe çevirmiş, sonra kızının sessizliğini fark edip listeyi baştan yazmıştı (STO-K07.5). Ahu da iki oyuncusunu tek bir «ortada durun» cümlesiyle düzeltmek üzereydi. Epiktetos ayakkabının ölçüsünün ayak olduğunu söyler; Konfüçyüs aşmanın da yetişememenin de aynı ölçüde kusur olduğunu. Pakize düğünün ölçüsünü kızından, Ahu da her oyuncunun ölçüsünü onun kendi oyunundan aldı.

Nizip'te on beş yıllık çıraklıktan sonra atölye açan Çağlar, tepsileri ustasınınkinden daha bol, daha ağır yapmış, sonra ölçünün ortalama değil bir ustalık olduğunu öğrenmişti (SOK-K07.5). Ahu ise ters bir korkuyla, ölçünün oyuncularını vasatlaştıracağından korkuyordu. Sokrates ölçüyü güzelliğin kendisi sayar; Konfüçyüs orta yolu bulamadığında ılık olanı değil ateşliyle titizi seçer. Çağlar'ın ve Ahu'nun korkusu aynı yanlış anlamadan doğuyordu: ölçüyü ortalamayla karıştırmaktan.

Bugün bir kez dene

Bir işte kendini hep bir uçta buluyor musun: ya hep fazla ya hep eksik? Konfüçyüs'ün sorusunu kendine sor: Benim ölçüye giden yolum hangi yönde? Ateşimi yönlendirmek mi gerek, yoksa titizliğime bir cüret eklemek mi?

Bu hafta, o alanda tek bir küçük kural koy. Fazla yapıyorsan, neyi yapmayacağını; eksik yapıyorsan, neyi bir kez deneyeceğini belirle. Bir hafta boyunca uygula ve sonra kendine bak: daha mı sıradan oldun, yoksa daha mı kendin?

Yanında taşıyacağın soru

Senin ölçüye giden yolun, ileri doğru mu, geri doğru mu?