İçeriğe geç

Konfüçyüs ile · Karakterin erdemleri

Filizleri çeken başkan

Pasiflik mi, mevsim bilgisi mi?

1.241 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Nusret otuz dokuz yaşında, veteriner hekim. Zonguldak'ın Çaycuma ilçesinde, yetmiş üreticinin ortak olduğu bir süt kooperatifinin başkanlığına bu bahar seçildi. Kooperatif kırk yıllık; üyelerin çoğu altmışın üstünde, sütünü sabah kovayla getiren, defteri hâlâ elle tutulan bir yer. Nusret seçim kampanyasında bir söz vermişti: «Bir yıl içinde kooperatifi baştan yaratacağım.»

İlk aylarda hızla çalıştı. Soğutma tanklarını yenilemek için kredi başvurusu yaptı, defteri bilgisayara geçirdi, sütün yağ oranına göre fiyatlandırma önerdi. Her toplantıda yeni bir plan getirdi. Ama üyelerin çoğu çekiniyordu. Fiyatlandırma değişince küçük üreticiler korktu; bilgisayar kaydına itiraz edenler oldu.

Yaz ortasında büyük bir süt şirketi kooperatife bir teklif getirdi: bir yıl boyunca litre başına piyasadan biraz daha yüksek bir fiyat, karşılığında da bütün sütü yalnızca onlara satma şartı. Nusret teklifi hemen kabul etmek istedi; üyelere hızlıca bir kazanç gösterebilirdi.

Toplantıda kırk yıllık üye Hasip Dayı söz aldı: «Evladım, o şirket bir yıl sonra fiyatı düşürürse ne yapacağız? Başka alıcımız kalmaz.» Nusret sabırsızlandı ve herkesin önünde sert bir cevap verdi: «Hasip Dayı, siz kırk yıldır böyle düşündünüz, kooperatif de bu hâle geldi.» Salonda bir sessizlik oldu. Hasip Dayı kalktı, kapıdan çıktı. Ertesi hafta yedi üye kooperatiften ayrılma dilekçesi verdi.

Bilgenin kapısı

Konfüçyüs'ün öğrencisi Zixia, Jufu kasabasına yönetici atandığında hocasına nasıl yöneteceğini sorar. Cevap kısa ve açıktır:

«İşlerin çabuk yapılmasını isteme; küçük kazançlara bakma. İşlerin çabuk yapılmasını istemek, onların sonuna kadar yapılmasını engeller. Küçük kazançlara bakmak, büyük işlerin başarılmasını engeller.»

Başka bir yerde, aynı düşünceyi bir öfke anına taşır:

«Süslü sözler erdemi bulandırır. Küçük şeylerde katlanamamak, büyük planları altüst eder.»

Konfüçyüs'ün öğüdü yeni bir yöneticiye veriliyor ve bu önemli. İlk kez sorumluluk alan biri, kendini kanıtlamak için hızlı sonuç ister. Konfüçyüs bu isteği iki tuzak olarak adlandırıyor: hız ve küçük kazanç. İkisi de büyük işin önünde duruyor. Çincedeki «不達», «ulaşamaz, varamaz» demek; acele eden, yola çıkar ama varmaz.

Bakmadığın yer

Nusret'in hızı kötü niyetten gelmiyordu. Kooperatifin gerçekten yenilenmesi gerekiyordu; soğutma tankları eskiydi, fiyatlandırma adil değildi. Nusret bunları görüyor ve düzeltmek istiyordu. Seçim kampanyasında verdiği «bir yıl» sözü de, üyelerin ona güvenmesini sağlamıştı.

Ama Konfüçyüs'ün iki tuzağı, Nusret'in hiç bakmadığı bir yerden geçiyordu. Birincisi hız. Nusret yetmiş üreticinin kırk yıllık alışkanlıklarını bir yılda değiştirmek istiyordu. Değişiklik doğruydu; ama Hasip Dayı gibi üyeler için, bir defterden bilgisayara geçmek yalnızca teknik bir mesele değildi. Kendi emeklerini kendi elleriyle yazdıkları bir düzenden, anlamadıkları bir ekrana teslim etmekti. Nusret bu korkuya zaman tanımamıştı.

İkincisi küçük kazanç. Süt şirketinin teklifi, Nusret'e üyelere hızlıca gösterebileceği bir başarı sunuyordu: bir yıl boyunca biraz daha yüksek bir fiyat. Ama Hasip Dayı'nın sorusu, bu küçük kazancın arkasındaki büyük kaybı gösteriyordu: kooperatifin bağımsızlığı. Konfüçyüs'ün dediği gibi, küçük kazanca bakmak, büyük işi engelliyordu.

En zor görülen yer ise toplantıdaki o cümleydi. Nusret, Hasip Dayı'ya «Siz kırk yıldır böyle düşündünüz» derken, küçük bir anda sabrını kaybetmişti. Konfüçyüs'ün XV.27'deki uyarısı tam buydu: küçük bir şeyde katlanamamak. O bir cümle, Nusret'in bütün yenileme planını tehlikeye attı. Yedi üye ayrıldı; kooperatif zayıfladı.

Bir de Nusret'in kendi gözünden kaçan bir şey vardı: kendi sabırsızlığının kaynağı. Bir yıl içinde sonuç göstermek, Nusret'in kendini kanıtlama ihtiyacından da besleniyordu. Genç bir başkan olarak, yaşlı üyelerin önünde «bu çocuk ne anlar» bakışını hissediyordu. Hızı, o bakışa karşı bir cevaptı. Ama o cevap, kooperatifin değil, Nusret'in ihtiyacına hizmet ediyordu.

Nusret'in karısı Müjgan bunu bir akşam söyledi. Nusret yine gece yarısına kadar bir sunum hazırlıyordu. «Bu kadar acele kime yetişmek için?» diye sordu Müjgan. «Üyelere mi, yoksa seni seçmeyenlere mi?» Nusret cevap vermedi. Ama soru aklında kaldı. Kooperatifi kurtarmakla, kendini kanıtlamak arasındaki çizgi, o güne kadar onun için hiç görünür olmamıştı. Konfüçyüs'ün öğüdü Zixia'ya, yani ilk kez yönetici olan birine verilmişti; belki de tam bu yüzden. İlk kez yetki alan biri, en çok kendi görüntüsü için acele eder.

Derinleşme

Mengzi, ahlaki gücün nasıl büyüdüğünü anlatırken, Song ülkesinden bir çiftçinin hikâyesini aktarır:

«Bir işin üzerinde mutlaka durmalı, ama sonucu önceden belirlememeli; zihin onu unutmamalı, ama büyümesine zorla yardım etmemeli. Song'lu adam gibi olmayın. Song'da bir adam vardı; filizlerinin büyümediğine üzülüp onları yukarı çekti. Yorgun argın eve döndü ve ailesine şöyle dedi: "Bugün çok yoruldum! Filizlerin büyümesine yardım ettim." Oğlu koşup tarlaya baktı; filizler kurumuştu. Dünyada filizlerinin büyümesine zorla yardım etmeyen azdır. Bir faydası olmadığını düşünüp onları bırakanlar, filizlerinin otunu ayıklamayanlardır. Büyümelerine zorla yardım edenler ise filizleri çekenlerdir; bu yalnızca faydasız değil, zararlıdır da.»

Mengzi'nin hikâyesi iki hatayı yan yana koyuyor. Biri filizleri çekmek: büyümeye zorla yardım etmek. Öbürü onları bırakmak: «bir faydası yok» deyip otunu ayıklamamak. Sabır, ikisinin arasında bir yerde duruyor: işin başında durmak, unutmamak, ama zorlamamak. Mengzi'nin dört kısa emri, «işin üzerinde dur, sonucu önceden belirleme, unutma, zorlama», sabrın pasif bir bekleyiş olmadığını gösteriyor.

Nusret filizleri çekmişti. Bir yılda, kırk yıllık bir kooperatifi yeniden yaratmaya çalışmış, sonunda yedi üyeyi kaybetmişti. Ama Mengzi'nin hikâyesi, ona öbür hatayı da hatırlatıyordu: şimdi pes edip «bu insanlar değişmez» demek, otunu ayıklamamak olurdu.

Nusret ertesi hafta Hasip Dayı'nın kapısını çaldı. Elinde bir şey yoktu, yalnızca özür dileyecek bir cümle. «Dayı, toplantıda size haksızlık ettim. Kırk yıl bu kooperatifi siz ayakta tuttunuz. Ben de onu ayakta tutmak istiyorum, ama yanlış yoldan gittim.» Hasip Dayı onu içeri aldı, çay koydu. Uzun süre konuştular. Süt şirketinin teklifi hakkında Hasip Dayı'nın haklı olduğunu Nusret kabul etti; teklif reddedildi.

Sonraki aylarda Nusret planını değiştirdi. Bilgisayar kaydını zorunlu tutmadı; defteri tutmak isteyenler tutmaya devam etti, kooperatif sekreteri her akşam defteri bilgisayara geçirdi. Fiyatlandırmayı bir yılda değil, üç yılda, adım adım uygulamaya karar verdi. Soğutma tankları için krediyi aldı ama montajı, en büyük üreticilerden başlayarak, kış boyunca yaptı. Ayrılan yedi üyeden dördü, ertesi bahar geri döndü.

Bu hikâyede bir dengeyi gözden kaçırmamak gerek. Konfüçyüs hızı küçümsemiyor; bazı işler gerçekten acil yapılmalıdır. Kooperatifin soğutma tankları bozuk olsaydı, süt bozulmadan değiştirilmeleri gerekirdi. Sabır, her şeyi yavaşlatmak değil, neyin hızlı neyin yavaş olacağını ayırt etmektir. Bir makine hızla değişebilir; bir alışkanlık değişmez.

Öbür bilgeler

Kozan'da Haldun, ağabeyine yirmi dört ay boyunca taksit yatırıp tek bir «aldım» duymamış, sonra havalenin açıklamasına yalnızca sıra numarasını yazmaya başlamıştı (STO-K07.3). Nusret ise kooperatif üyelerine bir yılda sonuç göstermek istemişti. Epiktetos incirin bile bir saatte olgunlaşmadığını söyler; Mengzi filizlerini çeken çiftçinin tarlasının kuruduğunu. Haldun'un açıklamasına yalnızca «Yirmi beşinci taksit» yazdığı ay da Nusret'in üç yıla yaydığı planı da, takvimi zorlamaktan vazgeçmenin biçimleriydi.

Ermenek'te kalıpçı ustabaşı Ertan, sağ elinin iyileşmesini bir şantiye takvimi gibi istemiş, iki haftada sonuç göremeyince topu duvara fırlatmıştı; sonra karısının sözüyle fizyoterapistine dönmüştü (SOK-K07.3). Nusret de bir yıllık sözünün yerine, kooperatif sekreterinin her akşam defteri bilgisayara geçirdiği yavaş bir düzen kurdu. Sokrates önemsediği tohumu sekiz günlük bahçeye harcamayanı över; Konfüçyüs küçük kazancın büyük işi engellediğini söyler. İki adam da önce acele etti, sonra sabrın her gün yapılan bir iş olduğunu öğrendi.

Bugün bir kez dene

Hayatında, sonucunu hızla görmek istediğin bir şey var mı? Bir değişiklik, bir proje, bir ilişki? Mengzi'nin sorusunu kendine sor: Ben bu filizin otunu mu ayıklıyorum, yoksa onu yukarı mı çekiyorum? Ya da hiç dokunmadan mı bırakıyorum?

Bu hafta, küçük bir anda sabrını kaybettiğin bir konuşmayı hatırla. Konfüçyüs'ün uyarısını düşün: o küçük an, hangi büyük planı altüst etti? Gerekirse, o kapıyı yeniden çal.

Yanında taşıyacağın soru

Hızlandırmak istediğin şeyde, filizi mi büyütüyorsun, yoksa onu çekiyor musun?