İçeriğe geç

Konfüçyüs ile · Karakterin erdemleri

Gece vardiyasında görülen

Korkusuzluk mu, korkuya rağmen yürümek mi?

1.219 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · dinlemek için kadın ya da erkek anlatıcı sesi seçebilirsin

Açılış

Hatun kırk dört yaşında. Bursa'nın Orhangazi ilçesinde, özel bir huzurevinde dört yıldır temizlik görevlisi. Gece vardiyasında çalışıyor; koridorları siliyor, odaların çöplerini topluyor, sabaha karşı mutfağı hazırlıyor. Huzurevinde kırk yaşlı var. Hatun hepsinin adını bilir; kiminin hangi türküyü sevdiğini, kiminin gece kaçta uyandığını.

Bir gece, sabaha karşı, üçüncü kattaki odalardan birinin önünden geçerken bir ses duydu. Seksen yedi yaşındaki Meliha Teyze'nin odasından. Kapı aralıktı. Gece bakıcısı Yücel, yataktan kalkmak isteyen Meliha Teyze'yi kolundan sertçe tutmuş, yatağa geri itiyordu. «Yat artık, bıktım senden!» Meliha Teyze'nin kolunda ertesi sabah mor bir iz vardı.

Hatun o gece bir şey söylemedi. Ertesi gece de, sonraki hafta da. Yücel huzurevi sahibinin yeğeniydi. Hatun'un kocası İrfan altı aydır işsizdi; evin tek geliri Hatun'un maaşıydı. Bir şey söylerse kimin inanacağını, kimin işten çıkarılacağını biliyordu.

Ama Meliha Teyze'nin kolundaki iz aklından çıkmıyordu. Bir sabah evde İrfan'a anlattı. İrfan uzun süre sustu, sonra şunu dedi: «Hatun, karışma. Bizim işimiz değil. Ekmek kapımızı kaybederiz.» Hatun başını salladı. Ama o gece, yine Meliha Teyze'nin kapısının önünden geçerken, durdu ve içeriyi dinledi.

Bilgenin kapısı

Konfüçyüs, cesaretin ne olduğunu en sade biçimde bir yokluk üzerinden tanımlar:

«Doğru olanı görüp yapmamak, cesaretin yokluğudur.»

Ama başka bir yerde, öğrencisi Zilu ona «Ordulara komuta etseniz, yanınıza kimi alırdınız?» diye sorduğunda, cesaretin bir başka yüzünü gösterir:

«Çıplak elle kaplana saldıran, kayıksız ırmağı geçmeye kalkan ve ölürken bile pişman olmayan biriyle iş yapmam. Benim yanımdaki kişi, işe kaygıyla yaklaşan, planını özenle kuran ve sonra onu yerine getiren biri olmalı.»

Bu iki söz yan yana durunca bir denge kuruyor. Birincisi, doğruyu görüp yapmamayı cesaretsizlik sayıyor; ikincisi, düşünmeden atılmayı da cesaret saymıyor. Konfüçyüs'ün cesur insanı, korkuyu tanıyan ve planla hareket eden biri. Çince «臨事而懼» ifadesi, kelimesi kelimesine «işe korkarak yaklaşan» demek.

Bakmadığın yer

Hatun'un sessizliği, dışarıdan bakınca bir korkaklık gibi görünebilirdi. Ama Hatun'un korkusu boş bir korku değildi. İşini kaybetmek, ailesinin tek gelirini kaybetmek demekti. Yücel'in sahibin yeğeni olması, onun sözünün Hatun'unkinden daha ağır basacağı anlamına geliyordu. Bu korkular gerçekti ve Konfüçyüs de korkuyu küçümsemiyordu.

Ama Konfüçyüs'ün ilk sözü, Hatun'un kendine söylemediği bir şeyi adlandırıyor. Hatun doğruyu görmüştü. Meliha Teyze'nin kolundaki morluğu görmüş, o sesi duymuştu. Görmemiş gibi yapmak, ona daha güvenli gelse de, Konfüçyüs'ün terazisinde tam bir tanımı vardı: cesaretin yokluğu. Bu bir hüküm değil, bir teşhisti. Hatun kötü biri değildi; ama o gecelerde, doğru olanı görüp yapmayan biriydi.

Hatun'un bakmadığı ikinci yer ise kendi seçeneklerinin sayısıydı. İrfan'ın «karışma» sözü ve kendi korkusu, ona yalnızca iki yol bırakıyordu: susmak ya da Yücel'e bağırıp kovulmak. Konfüçyüs'ün kaplan benzetmesi, üçüncü bir yolun var olduğunu söylüyordu. Çıplak elle kaplana saldırmak cesaret değildi; ama kaplanı görmezden gelmek de değildi. Arada, korkuyla yaklaşıp plan kuran birinin yolu vardı.

Belki Hatun'u en çok durduran şey de buydu: kendi gücünü küçük görmesi. Bir temizlik görevlisinin sözü kime ulaşırdı? Kim onu dinlerdi? Ama Meliha Teyze'nin odasının önünden her gece geçen, o sesi duyan tek kişi oydu. Bu, Hatun'a bir yük veriyordu; ama aynı zamanda bir konum. Kimsenin görmediği şeyi gören, o şey için başkalarından daha fazla sorumluydu.

Bir de Meliha Teyze'nin kendisi vardı. Hatun onun gece kaçta uyandığını, sabah hangi türküyü mırıldandığını biliyordu. Dört yıldır her gece kapısının önünden geçmiş, ara sıra içeri girip pencereyi açmıştı. Bu tanışıklık, sessizliği daha da ağırlaştırıyordu. Hatun bir yabancının değil, tanıdığı birinin acısına göz yumuyordu.

Derinleşme

Mengzi, cesaretin farklı türlerini karşılaştırırken, Zengzi'nin hocası Konfüçyüs'ten duyduğu bir sözü aktarır:

«Zengzi, Zixiang'a demiş ki: "Cesareti sever misin? Ben büyük cesaretin ne olduğunu Hocamdan duydum: Kendime döner de haklı olmadığımı görürsem, karşımdaki kaba yünlü giysili sıradan bir adam bile olsa korkarım. Kendime döner de haklı olduğumu görürsem, karşımda binlerce, on binlerce kişi olsa da yürürüm."»

Bu söz, cesaretin kaynağını dışarıda değil içeride arıyor. «Kendime dönmek», bir şeyi yapmadan önce kendi haklılığını yoklamak. Haklı değilsen en zayıf karşısında bile titrersin; haklıysan, kalabalık seni durdurmaz. Hatun'un korkusu bir kalabalıktan, bir yeğenden, bir patrondan geliyordu. Ama Mengzi'nin sorusu başka bir yere bakıyordu: Kendine dönünce haklı mısın?

Hatun bunu bir gece, Meliha Teyze'nin odasının önünde dururken düşündü. Haklı mıydı? Kolundaki morluk, o ses, «bıktım senden» cümlesi. Evet, haklıydı. Bu soru cevaplandıktan sonra korku geçmedi; ama korkunun yönü değişti. Artık neyin doğru olduğundan değil, doğruyu nasıl yapacağından korkuyordu. Ve bu, Konfüçyüs'ün kaplan sözüne göre, doğru korkuydu. Bir şeyin doğru olup olmadığından korkmak insanı kilitler; doğruyu nasıl yapacağından korkmak ise onu dikkatli kılar. Hatun ilk kez, korkusunun kendisine düşman değil, yol arkadaşı olabileceğini düşündü.

Hatun planını kurdu. Önce, iki gece boyunca, Meliha Teyze'nin odasının önünden geçtiği saatleri ve duyduklarını bir deftere yazdı. Sonra hafta sonu ziyarete gelen Meliha Teyze'nin kızını kapıda bekledi. Ona sessizce, kimsenin duymadığı bir köşede, gördüklerini anlattı ve defteri gösterdi. «Ben bir temizlikçiyim,» dedi. «Ama her gece buradayım. Annenizin kolundaki izi siz de görün.»

Kızı annesinin koluna baktı, sonra Hatun'a. Ertesi hafta ilgili bakanlığın denetim birimine resmî bir şikâyet yaptı. Bir denetim ekibi geldi. Yücel gece vardiyasından alındı. Huzurevinin sahibi birkaç gün Hatun'a soğuk davrandı, ama onu işten çıkaramadı; denetim süreci bunu çok açık bir misilleme yapardı.

Bir sabah, vardiya bitiminde, Hatun Meliha Teyze'nin odasına çay götürdü. Yaşlı kadın onun elini tuttu. «Sen miydin?» diye sordu. Hatun bir şey demedi. Meliha Teyze gözlerini kapadı ve sabahları mırıldandığı türküyü mırıldanmaya başladı.

Bu hikâyeyi bir başarı hikâyesi olarak okumamak gerekir. Hatun'un yolu her zaman böyle bitmez. Bazen haklı olan kovulur, bazen denetim gelmez, bazen kimse inanmaz. Konfüçyüs'ün «kaygıyla yaklaşan, planını kuran» insanı bu yüzden önemli: cesaret, sonucu garanti etmez, ama sonucu kötü olsa bile insanın kendine dönüp haklı olduğunu görebileceği bir yol açar. Ve bazı durumlarda, özellikle bir insanın canı ya da sağlığı söz konusuysa, ilgili kurumlara başvurmak bir cesaret değil, bir yükümlülüktür.

Öbür bilgeler

Malazgirt'te Gülfidan, torununu fizik tedaviye götürebilmek için altmış bir yaşında direksiyona oturmuş, sınavda iki kez kalmış, üçüncüde geçmişti (STO-K07.2). Hatun da korkusunu yenmedi; onunla birlikte, bir defter ve bir planla yürüdü. Seneca zorluğun güvensizlikten doğduğunu söyler; Konfüçyüs işe kaygıyla yaklaşıp planını kuranı yanına almak istediğini. Gülfidan'ın kibrit kutusuyla yaptığı park alıştırması da, Hatun'un deftere düştüğü saatler de, korkunun içinden açılan bir yoldu.

Düzce kıyısındaki bir tatbikatta, ekipte «Korkmaz» diye bilinen genç Baran, sonraki girişinde ilk sıradan değil ikinci sıradan girmiş ve tatbikat sonunda «Korktum abla, ama yine de girdim» diyebilmişti (SOK-K07.2). Hatun ise öfkeyle odaya dalmadı; önce yazdı, sonra doğru kişiye gitti. Sokrates akılsızca dayanmanın cesaret olmadığını gösterir; Konfüçyüs kayıksız ırmağı geçmeye kalkanla iş yapmayacağını söyler. Baran'ın ikinci sıradan girişi de Hatun'un sessiz defteri de, akıllıca bir cesaretin biçimleriydi.

Bugün bir kez dene

Hayatında doğru olanı görüp yapmadığın bir şey var mı? Bir iş yerinde, bir mahallede, bir ailede? Konfüçyüs'ün tanımını kendine uygula: Bu sessizlik bir sağduyu mu, yoksa cesaretin yokluğu mu?

Bu hafta Mengzi'nin sorusunu sor: Kendime dönünce haklı mıyım? Haklıysan, kaplana çıplak elle saldırma; ama görmezden de gelme. Bir plan kur: kime, ne zaman, nasıl söyleyeceğini yaz. Sonra ilk adımı at.

Yanında taşıyacağın soru

Gördüğün bir haksızlık karşısında, sessizliğin bir sağduyu mu, yoksa bir kaçış mı?