İçeriğe geç

F91-D4 · Seviye 1 · Filmin dili · Film dosyası · Yorum katmanları

Ay Işığı — Yorum katmanları

Filmin eleştiri ve kuram geleneğinde nasıl okunduğunu, okumalar arasındaki gerilimi ve tartışma sorularını verir. Koyu tenin ışıklanması ve rengi: üç dönemde bir yüzün okunması.

Film Okuma Akademisi — Filmin dili · 2.148 kelime · ≈ 10 dk okuma · 14 dk dinleme

Bu bölüm filmin tamamını konuşur ve sonunu açar. Filmi izlemediysen önce birinci bölümü oku.

Sürpriz uyarısı

Aşağıdaki yazarlar, Juan'ın ikinci bölüme ulaşmadığını, okul bahçesinde kimin kime vurduğunu, Chiron'un yetişkinliğinde hangi işi yaptığını ve son karede kimin göründüğünü bilerek konuşur. Bunları önceden okumak, filmin bıraktığı boşlukları kendi başına doldurma fırsatını elinden alır. Filmi görmediysen bu sayfayı sonraya bırak. Gördüysen, yakın okumada tuttuğun renk defterini, özellikle gölgede ayrıntının seçilip seçilmediğine dair dördüncü sütunu, önünde açık tut.

Okuma gelenekleri

Ay Işığı gösterime girdiği yıl, iki büyük eleştiri toplayıcı sitede o yılın en yüksek puanlı filmi oldu, Altın Küre'de En İyi Drama ve Akademi Ödülleri'nde En İyi Film ödülünü aldı. Bir buçuk milyon dolarlık bir bütçeyle yapılmış bir filmin bu kadar geniş bir tanınma kazanması, onun hakkındaki tartışmaları da büyüttü. Aşağıdaki gelenekler, aynı filme yöneltilen övgülerin ve itirazların hangi farklı sorulardan doğduğunu gösterir.

Görünmeyen hayatlar: ilk eleştiriler

Filmin ilk eleştirileri, iki şeyi aynı anda vurguladı: bir zanaatin inceliğini ve sinemada nadiren görülen hayatların görünür kılınmasını. The Hollywood Reporter'da David Rooney, Telluride gösteriminin ardından Laxton'ın görüntüsünü akışkan ve baştan çıkarıcı, aldatıcı biçimde yumuşak ve yakıcı bir şefkatle dolu bir görüntü olarak tanımladı ve filmin, kimliğiyle boğuşmuş ya da yalnız bir dünyada bağ kurmaya çalışmış herkeste yankı uyandıracağını yazdı. Los Angeles Times'ta Justin Chang ise filmi acıtacak kadar romantik ve alışılmadık biçimde bilge buldu.

Chang'in cümlesi, bu övgü dalgasının en işe yarar damarını ortaya koyar. Film, bir uyuşturucu satıcısı, bağımlı bir anne, bir zorba ve sert görünüşlü bir yetişkin gibi, sinemanın siyah karakterler için sık kullandığı kalıpları alır; ama onları bir yargının değil, bir iç dünyanın taşıyıcısına çevirir. Yakın okumada Juan'ın bir çocuğa kapısını açtığını, yetişkin Chiron'un sert kabuğunun altında bir şarkıyla çözüldüğünü görmüştük. Bu gelenek, o anları bir kalıbın sökülmesi olarak okur. Sınırı, bu sökümün ne kadar tam olduğu sorusudur: bir film bir kalıbı içeriden sökerken, onu yine de ekrana taşır. Bir okur, filmin hangi anlarda kalıbı aştığını, hangi anlarda onun sınırları içinde kaldığını ayrı ayrı sormalıdır.

İtirazlar: kişisel mi, büyük mü?

İkinci gelenek, övgünün genelliğine itiraz eden seslerden oluşur. Collider'da Brian Formo filme yüksek bir not verdi, ama filmin büyük olmaktan çok kişisel ve önemli olduğunu öne sürdü. Slant Magazine'de Jake Cole oyunculuğu övdü, ama senaryoyu eleştirdi ve filmin büyük bölümünün eskimiş bir duygu taşıdığını savundu. The Verge'de Tasha Robinson, üç bölüm arasında atlanan olay ayrıntılarına hayıflandı, ama ekrana gelenin unutulmaz olduğunu yazdı.

Bu itirazlar, yapı bölümünde konuştuğumuz seyrekliğin bir başka yüzünü gösterir. Juan'ın ölümünün, Chiron'un hapsinin ve dönüşümünün atlanması, bir okur için bir hayal gücü alanı açar; ama bir başka okur için bir eksiklik, bir anlatının taşıması gereken yükten kaçması olabilir. Robinson'ın itirazı, filmin en cesur yapı kararının, bölümler arasındaki elipslerin, herkes için aynı etkiyi yaratmadığını hatırlatır. Formo'nun «kişisel ve önemli ama büyük değil» ayrımı ise bir başka soruyu açar: bir filmin temsil ettiği hayatların önemi, onun bir yapıt olarak değerinden ayrı mı tartışılmalı? Bu gelenek, bir filmin konusu ile biçimi arasında bir ayrım yapmayı önerir; ama bu filmde biçim, yani ışık, renk ve elips, konunun ta kendisi olabilir.

Kuşaktan kuşağa bir trajedi: Michael Wood

Üçüncü gelenek, filmin yapısındaki döngüye odaklanır. London Review of Books'ta Michael Wood, filmi kuşaktan kuşağa geçen bir trajedinin incelemesi olarak okudu. Wood, filmin sonuna doğru Chiron'un yakışıklı, ama içi okunmaz yüzünü defalarca gösterdiğini ve bu sessizliğin seyirciye bir şey söylemekten çok ona acıma duygusu aşılamaya çalıştığını yazarak bir itirazda bulunur. Ama hemen ardından, Chiron'a bakarken başka bir şey düşünebileceğimizi söyler: onun Juan'a benzerliğini. Juan da bir zamanlar bir Chiron muydu?

Bu okuma, yapı bölümündeki döngü gözlemine bir kuramsal ağırlık verir. Küçük oğlana kol kanat geren adam mahallenin satıcısıydı; büyüyen oğlan da sonunda aynı tezgâhın arkasına geçer. Wood'un sorusu, bu benzerliği bir kader olarak mı, bir tekrar olarak mı, yoksa bir olasılık olarak mı okuyacağımızı sorar. Okumanın gücü, filmin son karesini bir kapanış değil, bir yeniden başlangıç sorusu olarak görmesidir. Sınırı, Wood'un kendi itirazında saklıdır: bir yüzün sessizliği, kimi seyirci için bir derinlik, kimi seyirci için bir boşluktur. Wood bu sessizliği zaman zaman bir eksiklik olarak görür; yakın okumadaki renk defterin ise, o sessizliğin içinde ışığın ve rengin bir iç dünyayı taşıyıp taşımadığını sınamana yardım eder.

Kimin için bir film?

Dördüncü gelenek bir tartışmadan doğdu. The Times'ta Camilla Long, filmin hikâyesinin sayısız kez anlatıldığını ve filmin ağırlıklı olarak heteroseksüel, beyaz ve orta sınıf bir seyirci için «ilgili» olmadığını yazdı. Bu yazı itirazlarla karşılandı. The Guardian'da Catherine Shoard, eleştirmenlerin görüşlerinin öznel olduğunu ve öyle olması gerektiğini kabul etti, ama Long'un kendine benzemeyenler için bir şey hissetmekteki güçlüğünden duyduğu üzüntüyü dile getirdi. HuffPost'ta David McAlmont ise Long'un yazısını bir eleştiri değil, öbür eleştirilere verilmiş iğneleyici bir yanıt olarak niteledi.

Tartışmanın bir okura bıraktığı soru şudur: bir film, kendisine benzemeyen bir seyirciye ne söyler? Akad dosyasında okurun yerinin bir sınır çizgisiyle belirlendiğini görmüştük; burada çizgiyi bir yaşantı çeker. Long'un itirazı bir okurun kendi deneyimini bir ölçüt olarak kullanmasının, Shoard'un yanıtı ise bir filmin bir okuru kendi deneyiminin dışına çıkarma gücünün örneğidir. Rooney'nin ilk eleştirisindeki cümle, filmin kimliğiyle boğuşmuş herkese yankı uyandıracağı, bu tartışmada bir köprü kurar: film, bir deneyimin özgüllüğünü, onu yaşamamış birine de açık bir biçimde anlatabilir mi? Bu geleneğin gücü, bir eleştirinin kendi konumunu görünür kılmasıdır. Sınırı, tartışmanın filmin kendisinden çok eleştirmenler arasında geçmesidir; bir okur, bu tartışmadan çıkıp yeniden ekrana dönmelidir.

Yüz, ışık ve temsil

Beşinci gelenek akademinin ta başından beri taşıdığı soruyla örtüşür ve kamerayla rengin kararlarını birer temsil kararı sayar. Görüntü teknolojisinin on yıllarca açık deriyi ayar noktası yaptığını ten dersinde (5.4) gördük. Ay Işığı'nın kamerası, teni iyi aktardığı için seçilmiş; renk düzenlemesi, gölgede ayrıntıyı korumak için kurulmuştur. Bu gelenek, filmin bu kararlarını bir estetik tercihten öte, bir görme hakkının teslim edilmesi olarak okur: bir koyu tenli yüz, ışığın altında, ayrıntılarıyla ve güzelliğiyle görülmeyi hak eder.

Bu çizgiye destek, filmin kendisi kadar vitrinden de gelir. Tanıtım afişi, üç bölümlük kuruluşu yansıtmak için Little'ı, gençliğini ve yetişkinliğini canlandıranların hatlarını tek bir çehrede kaynaştırır. Bir yüz, üç yüzden kurulur ve her biri ayrı bir renk tonunda görünür. Bu afiş, filmin bütün dilini tek bir görüntüye sığdırır: bir kimlik, bir yüzün farklı ışıklarda, farklı yaşlarda ve farklı renklerde görünmesinden oluşur.

Geleneğin gücü, bir ışık kararının bir toplumsal anlamı olduğunu göstermesidir. Sınırı, bu kararın filmin bütün anlamını taşıyabileceği yanılgısıdır: bir yüzü güzel ışıklandırmak, bir karakterin iç dünyasını kendi başına kurmaz; o iç dünyayı oyunculuk, kurgu, müzik ve yapı birlikte kurar. Siyah bedenin imgelerdeki yeri üzerine yazılmış eleştirel düşünce, bir okura bu iki düzeyi, görünür kılınmayı ve anlaşılmayı, birbirinden ayırmayı öğretir.

Bir ödül ve bir kanon

Son gelenek filmin ününe bakar. Ay Işığı, gösterime girdiği dönemde, ABD'de en az hasılat yapan En İyi Film ödüllü filmlerden biriydi ve tamamı siyah oyunculardan oluşan, geniş biçimde pazarlanan ilk LGBTİ temalı film olarak anıldı. Sonraki yıllarda film, 21. yüzyılın en iyi filmleri listelerinde üst sıralarda yer aldı: The New York Times'ın 2025 listesinde beşinci, Rolling Stone'un aynı yılki listesinde üçüncü sırada.

Bu yükseliş, Aşk Zamanı dosyasında konuştuğumuz kanon sorusunu yeniden sorar. Bir filmin bir ödülle tanınması, onun hangi soruları karşıladığını da gösterir. Ay Işığı'nın ödülü, kimine göre sinemanın uzun süre görmezden geldiği hayatların nihayet tanınması, kimine göre bir zanaatın, ışığın, kurgunun ve oyunculuğun ödüllendirilmesiydi. İki görüş birbirini dışlamaz; ama bir okur, bir filmi «önemli» olduğu için mi, «iyi» olduğu için mi değerli bulduğunu kendine sormalıdır. Formo'nun ayrımı burada yeniden belirir.

Bu dosyanın son bir yanını da anmak gerekir: film, bir oyunun ve iki gerçek hayatın sinemaya aktarılmasıdır. McCraney'nin oyunu ile Jenkins'in senaryosu, iki ayrı insanın, benzer çocukluklar yaşamış iki adamın deneyimlerini birleştirir. Bazı okumalar filmi bu ortaklığın bir ürünü olarak, iki kişisel tanıklığın bir kurgu içinde buluşması olarak görür. Bu okuma, filmin yakınlığını, ayrıntılarının gerçekliğini ve bir mahalleyi içeriden gösterme biçimini açıklar. Ama bir okur bu bilgiyi bir anahtar olarak kullanmamalıdır: film, iki adamın hayatından malzeme alsa da, o malzemeyi ışıkla, renkle, elipsle ve üç ayrı oyuncuyla yeniden kurar. Bir tanıklığın sinemaya dönüşmesi, onun bir biçim kazanması demektir.

Okumalar arasında

Altı çizgiyi bölen asıl soru, filmin değerinin nerede olduğudur: temsil ettiği hayatlarda mı, onları nasıl temsil ettiğinde mi? İlk eleştiriler ve temsil okuması, iki düzeyi birlikte tutar: film hem görünmeyen hayatları gösterir hem de onları ince bir zanaatla gösterir. İtirazlar ise iki düzeyi ayırır: hayatların önemi tartışılmazdır, ama yapıtın büyüklüğü tartışılabilir. Wood'un okuması bir üçüncü yol önerir: filmin değerini bir yapı sorusunda, bir döngünün kırılıp kırılmayacağı sorusunda bulur.

Yakın okumada doldurduğun sütunlar bu tartışmada bir terazi gibi kullanılabilir. Gölgede ayrıntının dört sahnenin dördünde de korunduğunu gördüysen, temsil okumasının dayandığı ışık kararını kendi gözünle doğrulamış olursun. Ama Wood'un itirazına da bir yanıt aramalısın: bir yüzün ayrıntısının görünmesi, onun iç dünyasının okunması demek midir? Bir yüz, ışığın altında bütün ayrıntısıyla görünüp yine de içi okunmaz kalabilir. Film belki tam da bu ayrımı, görülmek ile anlaşılmak arasındaki farkı, kendi konusu yapar.

İkinci gerilim, filmin kime konuştuğundadır. Long'un itirazı ile Shoard'un ve McAlmont'un yanıtları, bir filmin kendi deneyimine benzemeyen bir seyirciye nasıl ulaştığını tartışır. Bu tartışma, bu akademinin bütün film dosyalarına yayılan bir soruyu keskinleştirir: bir okur, bir filmi kendi deneyiminin ölçüsüyle mi, yoksa filmin kendi kurduğu dünyanın ölçüsüyle mi değerlendirmelidir? Akademinin önerisi, ikisini birlikte tutmaktır: kendi tepkini bir veri olarak kaydetmek, ama o tepkinin filmin hangi kararından doğduğunu da sormak.

Ten ve ışık bu dosyanın merkezindedir ve bu bölüm onu bir kez daha sorar. Bu akademinin her dersinde «kim nasıl görünüyor?» diye sorduk; bu film o sorunun en açık yanıtlarından birini verir. Ama yanıt bir sonuç değil, bir başlangıçtır. Bir yüzün güzel ışıklandırılması, sinema tarihinde uzun süre esirgenmiş bir özenin teslimidir; ama bu özen, bir karakteri bir görüntüye, bir güzellik nesnesine de dönüştürebilir. Vertigo dosyasında bakış eleştirisinin bu tehlikeyi tartıştığını görmüştük. Ay Işığı'nda soru şudur: film, Chiron'un yüzünü hayranlık duyulacak bir görüntü olarak mı, yoksa okunmayı bekleyen bir insanın yüzü olarak mı gösteriyor?

Tartışma soruları

  1. Chang, filmin tanıdık kalıp yargıların içine girip onları içeriden söktüğünü yazar. Juan, Paula ya da yetişkin Chiron'dan birini seç: film bu karakterin kalıbını hangi anda aşıyor, hangi anda onun sınırları içinde kalıyor?
  2. Robinson, bölümler arasında atlanan olayları bir eksiklik olarak görür. Bu elipsler senin için bir hayal gücü alanı mı açtı, yoksa bir boşluk mu bıraktı? Hangi atlamada en çok zorlandın?
  3. Wood, Chiron'un Juan'a benzerliğini kuşaktan kuşağa geçen bir trajedi olarak okur ve «yeniden başlansaydı her şey farklı olur muydu?» diye sorar. Son kare bu soruya bir yanıt veriyor mu?
  4. Long, filmin belli bir seyirci için «ilgili» olmadığını yazar. Bir filmin kendi deneyimine benzemeyen bir seyirciye ulaşması mümkün mü? Kendi izleme deneyiminden bir örnekle düşün.
  5. Filmin afişi üç yüzü tek bir yüzde birleştirir. Bu görüntü, filmin üç bölümünü izlediğinde sende oluşan Chiron imgesiyle örtüşüyor mu?
  6. Bir yüzün güzel ışıklandırılması, onun anlaşılması demek midir? Renk defterindeki dördüncü sütundan bir sahne seç ve bir beğeni bildirmek yerine, o sahnede yüzün ayrıntısının sana ne söyleyip ne söylemediğini anlat.

İzledikten sonra

Sıradaki dosya, Bong Joon-ho'nun 2019 tarihli Parazit'iyle açılıyor. Ay Işığı bir mahallenin yoksulluğunu bir çocuğun iç dünyasından, yakın bir mesafeden, bir yüze bakarak anlatıyordu. Parazit ise yoksulluk ile zenginliği iki ev, bir merdiven ve bir yarı bodrum üzerinden, yani mekânın kendisiyle anlatır. Dosyanın konu satırı tam olarak bunu adlandırır: iki konut, aralarındaki basamaklar ve mekânın bir toplumsal sıralamayı inşa etmesi. Bir filmde sınıf bir yüzün ışığında okunuyordu; öbüründe bir evin katlarında, bir pencerenin yüksekliğinde ve bir merdivenin basamaklarında okunacak.

Kapanışta defterine kendi duruşunu bir cümleyle yaz: Ay Işığı'nı sen öncelikle bir temsil filmi olarak mı, bir ışık ve renk zanaatı olarak mı, yoksa bir döngü ve trajedi filmi olarak mı izledin? Seçtiğin yanıtı, renk defterindeki bir satıra ve bir sahneye bağla. Bir okumanın değeri, ekranda gösterebildiğin yerde başlar.

Bir de uzun vadeli bir alıştırma: bu filmin yüzme sahnesini, ten dersinde okuduğun açılışı, bu dosyanın son karesiyle yan yana koy. Biri gündüz, deniz ve bir yetişkinin elleri; öbürü gece, kumsal ve yalnız bir çocuk. İki sahnenin ışığı ve rengi, Chiron'un hayatının başını ve sonunu nasıl birbirine bağlıyor?

Kaynaklar

Sonraki derse köprü

Sıradaki birim F95-D1: Parazit — İzlemeden önce. Güney Koreli yönetmenin filminin doğduğu ortamı, iki konutun nasıl inşa edildiğini, önerilen sürümü ve bir filmde iki ev ile merdivenlerin bir sınıf düzenini nasıl kurduğuna bakmaya nasıl hazırlanılacağını konuşacak.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.