İçeriğe geç

F90-D4 · Seviye 1 · Filmin dili · Film dosyası · Yorum katmanları

Mad Max: Fury Road — Yorum katmanları

Filmin eleştiri ve kuram geleneğinde nasıl okunduğunu, okumalar arasındaki gerilimi ve tartışma sorularını verir. Hızlı kurguda okunur kalmak: kadrajın merkezi, ritim ve aksiyon coğrafyası.

Film Okuma Akademisi — Filmin dili · 2.077 kelime · ≈ 9 dk okuma · 14 dk dinleme

Bu bölüm filmin tamamını konuşur ve sonunu açar. Filmi izlemediysen önce birinci bölümü oku.

Sürpriz uyarısı

Aşağıdaki tartışmalar, kovalamacanın bir yurdu bulmakla değil yitirmekle döndüğünü, kimlerin bu yolda canını verdiğini ve savaş lordunun sonunu bilerek yürür. Bu bilgilerle girilen bir ilk izleme, filmin seni sürüklediği belirsizliği yaşatmaz. Önce filmi gör. Gördüysen, yakın okumada tuttuğun kronometre sayılarını ve kumullardaki ana dair çizdiğin krokiyi yanına al.

Okuma gelenekleri

Fury Road, gösterime girdiği yıl hem gişede hem eleştiride güçlü bir karşılık buldu ve Akademi Ödülleri'nde o yılın en çok ödül alan filmi oldu: kurgu, yapım tasarımı, kostüm, makyaj ve iki ses dalında. Bu başarı, bir aksiyon filminin genellikle girmediği bir alana, ciddi eleştirinin ve akademik incelemenin alanına girmesine yol açtı. Aşağıdaki gelenekler, aynı filmin bir zanaat örneği, bir Western, bir feminist anlatı, bir beden ve engellilik anlatısı, bir ekolojik ve siyasal alegori ve bir okunurluk tartışmasının konusu olarak nasıl okunduğunu gösterir.

Bir aksiyon zanaatı: ilk eleştiriler

Filmin ilk eleştirilerinin çoğu, bir aksiyon filminin sınırlarını zorlayan bir zanaatten söz etti. The Daily Telegraph'ta Robbie Collin filme tam puan verdi ve onu çılgınlığın bir yanardağ patlaması gibi tanımladı. The Guardian'da Peter Bradshaw filmi aşırı, kulak sağır eden, tamamen ölçüsüz bir kovalamaca olarak anlattı ve bunu bir övgü olarak söyledi. The Kansas City Star'da Robert W. Butler ise filmin, genellikle Ben-Hur'un araba yarışına ya da Sam Peckinpah'ın kanlı «balelerine» yakıştırılan türden bir görsel şiire ulaştığını yazdı.

Bu geleneğin gücü, filmi bir türün kendi ölçütleriyle değerlendirmesidir: bir aksiyon filmi, hareketi ne kadar etkili, ne kadar okunur ve ne kadar yaratıcı kurabildiğiyle ölçülür. Butler'ın karşılaştırması, filmi sinema tarihinin büyük aksiyon sahnelerinin soyuna yerleştirir. Sınırı, LaSalle'ın azınlıkta kalan sesinin hatırlattığı şeydir: bir zanaatin yoğunluğu, herkes için bir anlam yoğunluğu değildir. Aynı kesintisiz hız, bir seyirci için bir şiir, bir başkası için bir tekrardır. Yakın okumadaki kronometre sayımların, bu iki tepkiden hangisinin hangi sahneye dayandığını tartmana yardım edebilir.

Tekerlekli bir Western

İkinci gelenek filmi bir türün içine yerleştirir ve bu çerçeveyi yönetmenin kendisi önerir. Miller filmi «çok basit bir alegori, neredeyse tekerlekli bir Western» olarak tanımladı ve filmin temel temasını, Amerikan sinemasında yüzyıla yakın bir süre baş yapıt olan Western'lerle paylaştığı bir tema olarak, hayatta kalma olarak andı.

Bu okumada filmin unsurları tanıdık bir türün parçalarıdır: geniş bir çöl, bir kaleden yöneten bir tiran, yalnız bir yabancı, bir kervanın korunması, bir pusu ve son hesaplaşma. Hudutların Kanunu dosyasında Western iskeletinin yerel bir dünyaya taşındığını görmüştük; Fury Road'da ise aynı iskelet bir kıyamet sonrası dünyaya taşınır. Atların yerini araçlar, bir kasabanın yerini bir kale alır. Max, yalnız gelen ve sonunda kalabalığın içinde kaybolan bir yabancı olarak, klasik bir Western kahramanının yolunu izler. Geleneğin gücü, filmin yapısını, yalnız bir yabancının bir topluluğa yardım edip çekip gitmesini, tanıdık bir kalıba oturtmasıdır. Sınırı, bu kalıbın filmin en önemli değişikliğini, kahramanın merkezde olmamasını, gölgede bırakmasıdır. Klasik Western'de yalnız yabancı hikâyenin özneydi; burada o, bir başkasının hikâyesine eşlik eder.

Furiosa'nın filmi: feminist okuma

Üçüncü gelenek tam olarak bu değişikliğe odaklanır. Pek çok eleştirmen ve akademisyen, Furiosa'nın filmin dramatik merkezi olduğunu ve önceki Mad Max filmlerinin erkek merkezli hikâyelerinden ayrıldığını vurguladı. Kadın çalışmaları alanındaki akademisyenler Furiosa'nın üstlendiği baskın rolü ve filmin sunduğu alışılmadık kadın rollerinin çeşitliliğini, Joe'nun karılarından silahlı Vuvalini'ye kadar, övdü. Bir yorum, Furiosa'nın kurtarma görevinin, önceki barbar ve savaşçı boyların karşısında bir anaerkilliğin başlangıcını kurduğunu söyler.

Bu okumanın gücü, yapı bölümünde gördüğümüz gözlemlere bir çerçeve vermesidir: kaçışı başlatan Furiosa'dır, duygu yükü en ağır sahne ona ayrılmıştır, son görüntüde yükseltilen kadınlardır ve Max kalabalığın içinde kaybolur. Joe'nun karılarına «karılar» değil, kendi adlarıyla seslenilmesi, kaçışlarının Joe'nun mülkiyetinden bir kurtuluş olması, bu çerçevenin ekrandaki dayanaklarıdır. Sınırı ise bir türün kalıplarıyla bir siyasal okumanın nasıl bir arada durduğu sorusudur. Film bir yandan bir kurtuluş hikâyesi anlatır, öbür yandan bir aksiyon filminin görsel hazzına, kadın bedenlerinin de gösterildiği bir görsellik düzenine yaslanır. Hitchcock dosyasında Mulvey'in kadın bedenine yöneltilen kamera bakışını sorguladığını hatırla; bu filmde de aynı soru sorulabilir: film, kadınları kurtarırken onlara nasıl bakıyor?

Beden ve engellilik

Dördüncü gelenek bir başka bedene bakar. Bazı edebiyat akademisyenleri, filmde engelliliği bir tema olarak saptadı; bunun ana nedeni Furiosa'nın protez koludur. Ölümsüz Joe da kendi bedeninin engelleriyle yaşar, ama sağlam bir bedene saplantıyla bağlıdır ve bu bakımdan Furiosa'nın karşıtıdır. Engellilik çalışmaları alanındaki akademisyenler, filmin fiziksel ve ruhsal engelleri damgalamadan, olumlu biçimde gösterdiğini övdü.

Bu okuma, filmin açılışındaki kan torbası görüntüsünü de yeni bir ışıkta okur. Joe'nun dünyasında bedenler bir kaynaktır: kan, süt, doğurganlık, savaş için genç erkekler. Sağlam ve verimli beden değerlidir; hasta, yaralı ya da engelli beden ya bir kaynağa dönüştürülür ya da gözden çıkarılır. Furiosa'nın protez kolu ise bu düzenin dışında, bir eksikliğin değil bir yetkinliğin işaretidir: o kol, tırı süren, dövüşen ve kurtaran bir bedenin parçasıdır. Geleneğin gücü, filmin bedenleri nasıl sınıfladığını ve bu sınıflamayı nasıl tersine çevirdiğini görünür kılmasıdır. Sınırı, bir aksiyon filminin bedenin dayanıklılığını, acıya katlanmasını ve fiziksel gücünü yücelten bir tür olmasıdır; engelli bir bedenin olumlu gösterimi, yine de olağanüstü bir fiziksel yetkinlik üzerinden kurulur.

Su, benzin ve kan: ekolojik ve siyasal okuma

Beşinci gelenek filmin dünyasının ekonomisine bakar. Filmde su, benzin, cephane ve kan birer metadır; Joe, Kale'nin altındaki suyu denetleyerek bir halkı yönetir. Filmin ansiklopedik özeti onu bir «hidrolik despot» olarak tanımlar; bu terim, suyun ve sulamanın denetimi üzerinden kurulan bir iktidar biçimini anlatmak için tarihçilerin ve toplum kuramcılarının kullandığı bir kavrama dayanır.

Bu okumada kovalamaca, bir kaynak savaşıdır ve Yeşil Yer'in bir bataklığa dönüşmesi, bir ekolojik yıkımın görüntüsüdür. Dönüş kararı da bu okumada yeni bir anlam kazanır: grup, var olmayan bir cenneti aramaktan vazgeçer ve suyun bulunduğu yeri, Kale'yi, ele geçirmeye karar verir. Son sahnede suyun halka açılması, bir kaynağın denetiminin el değiştirmesidir. Geleneğin gücü, filmin dünyasını bir kurgu evreni olarak değil, bugünün kaynak krizlerine dair bir alegori olarak okumasıdır. Sınırı, Miller'ın kendi sözündeki «basit bir alegori» ifadesidir: bir alegori ne kadar basitse, ona yüklenen siyasal anlamlar o kadar çeşitlenebilir.

Okunur hız

Son gelenek bu dosyanın kendi sorusudur. 2000'li ve 2010'lu yıllarda bazı eleştirmenler, aksiyon filmlerinin hızlı kurgusunun, sallantılı el kamerasının ve aşırı yakın planlarının coğrafyayı yok ettiğinden, seyirciyi neyin nerede olduğunu bilemediği bir kaosun içine attığından yakındı. David Bordwell, çağdaş Hollywood üslubunu çözümlediği kitabında, hızlı kurgunun, yakın planların ve hareketli kameranın birleştiği bu üsluba «yoğunlaştırılmış süreklilik» adını verir.

Bu tartışmanın içinde Fury Road sık sık bir karşı örnek olarak anılır. Film en az o filmler kadar hızlı kesilir, ama bir yapım kararıyla, ilgi noktasını karenin merkezinde tutarak, okunurluğu korur. Kurgu dalında kazandığı ödül de bu zanaatin tanınmasıdır. Bu okumanın gücü, hızın kendisinin değil, hızın nasıl düzenlendiğinin bir filmi okunur ya da okunmaz kıldığını göstermesidir. Sınırı, okunurluğun tek bir ölçüt olmamasıdır: bazı filmler kaosu bilerek kurar ve seyircinin yönünü kaybetmesini bir anlam olarak kullanır. Yakın okumada fırtına sahnesinin okunurluğun sınırına yaklaştığını görmüştük; film de, gerektiğinde, kendi kuralını gevşetir.

Okumalar arasında

Bu yorumları iki kümeye ayıran bir eşik var: film bir tür ustalığı mı, yoksa bir düşünce mi taşıyor? Zanaat okuması ve Western okuması için film, bir türün en yetkin örneklerinden biridir; değerini hareketin, kurgunun ve yapının ustalığında bulur. Feminist, engellilik ve ekolojik okumalar için ise film, bir türün kalıplarını kullanarak bir fikri, bir kurtuluşu, bir beden anlayışını, bir kaynak eleştirisini taşır. Okunurluk tartışması ikisinin arasında durur: biçimsel bir zanaatin, seyircinin anlam kurma imkânını nasıl koruduğunu sorar.

Bu iki uç birbirini dışlamaz; ama aynı sahneye farklı ağırlıklar verir. Kumullardaki an, zanaat okuması için bir ritim kararıdır, hızın tek bir yerde durduğu bir istisna. Feminist okuma için filmin duygu bakımından en yüklü anının bir kadına ayrılmasıdır. Ekolojik okuma için bir yurdun, bir doğanın yitirilişidir. Okunurluk tartışması için ise, kadrajın merkez kuralının kırıldığı yer olabilir. Senin krokin, bu dört okumadan en az birine ekrandan bir dayanak verir.

Bu tartışmaya bir okur olarak katılmanın yolu, kendi deneyiminle eleştirmenlerin söylediklerini ayırmaktır. Film izlerken bedeninde bir heyecan, bir gerilim ya da bir yorgunluk hissettiysen, bu bir veridir; ama o hissin hangi sahnede, hangi kurgu kararıyla doğduğunu söyleyebildiğinde bir okumaya dönüşür. Zanaat okuması bu hissi biçimin bir sonucu olarak açıklar; fikir okumaları ise onu bir anlamın taşıyıcısı olarak. İkisini de denemek, bir filmin seni nasıl etkilediğini ve neden etkilediğini ayrı ayrı görmeni sağlar.

İkinci gerilim, kahramanın yerindedir. Western okuması Max'i yalnız bir yabancı olarak merkeze koyar; feminist okuma onu bir yardımcıya, bir tanığa indirir. Filmin adı Max'i anar, ama hikâyeyi Furiosa sürer. Bu gerilim, filmin bir serinin dördüncü filmi olmasından da doğar: seyirci Max'in filmini beklerken, film ona başka birinin hikâyesini anlatır.

Ten ve ışık bu tartışmaların hepsinin içindedir. Filmde ten bir kaynaktır: kan veren bir sırt, damgalanmış bir deri, savaşçı oğlanların beyaza boyanmış bedenleri, Joe'nun karılarının korunan, saklanan bedenleri. Bir tenin nasıl gösterildiği, o bedenin bu dünyada neye karşılık geldiğini de söyler. Lambanın ve şeridin bütün tenlere eşit davranmadığını, bunun teknik bir ayar kadar bir seçim olduğunu ten dersinde (5.4) tartışmıştık. Bu filmin sert güneşi ve tozu altında, hangi yüzler okunur kalıyor, hangileri boya ve kir içinde birer maskeye dönüşüyor? Yanıtı beğenide değil, çizdiğin krokilerde ara.

Kanon açısından da bir not düşmek gerekir. Gösterimden kısa süre sonra film, türünün gelmiş geçmiş en güçlü örnekleri sayılan listelere girdi ve Akademi Ödülleri'nde altı dalda kazanarak bir Avustralya filmi için yeni bir rekor kırdı. Bu tanınma, aksiyon türünün eleştiri geleneği içindeki yerini de sorgulatır. Bir türün, genellikle eğlence olarak görülen bir türün, bir başyapıt üretip üretemeyeceği sorusu, sinema eleştirisinin eski sorularındandır. Bu akademinin film listesinde aksiyon filmlerinin az yer tutması da bu sorunun bir izidir. Fury Road dosyası, bir türün kendi kurallarıyla okunabildiğini, ama aynı zamanda o kuralların içinden bir fikrin de konuşabildiğini göstermek için buradadır.

Tartışma soruları

  1. Butler filmi büyük aksiyon sahnelerinin soyuna yerleştirir, LaSalle ise uzun ve sıkıcı bir kovalamaca bulur. Kronometre sayımların, bu iki tepkiden hangisini hangi sahnede destekliyor?
  2. Miller filmi tekerlekli bir Western olarak tanımlar. Max, klasik bir Western'in yalnız yabancısına ne kadar benziyor ve nerede ondan ayrılıyor?
  3. Film Joe'nun karılarını kurtarırken onları nasıl gösteriyor? Feminist okumanın övdüğü kadın rollerinin çeşitliliği ile bir aksiyon filminin görsel hazzı arasında bir gerilim görüyor musun?
  4. Furiosa'nın protez kolu filmde bir eksiklik mi, bir yetkinlik mi olarak kuruluyor? Bunu hangi sahnelerden çıkarıyorsun?
  5. Joe'nun suyu denetleyerek yönetmesi, filmi bugünün kaynak krizlerine dair bir alegori olarak okumayı haklı kılıyor mu, yoksa bu, filme dışarıdan yüklenen bir anlam mı?
  6. Filmin sert ışığında hangi yüzler okunur kalıyor, hangileri birer maskeye dönüşüyor? Bir beğeni bildirmek yerine, krokilerinde işaretlediğin yüzlerle yanıtla.

İzledikten sonra

Sıradaki dosya, Barry Jenkins'in 2016 tarihli Ay Işığı'yla açılıyor ve bu sıra bu dosyanın son sorusunu, tenin ve ışığın sorusunu, merkeze taşır. Fury Road'da ten bir kaynak, bir boya yüzeyi, bir maskeydi; sert bir çöl güneşi yüzleri çoğu zaman tozun ve kirin altına gömüyordu. Ay Işığı ise, müfredattaki satırın söylediği gibi, koyu tenin ışıklanmasını ve rengini, bir yüzün üç ayrı dönemde nasıl okunduğunu sorar. Ten dersinde (5.4) bu filme kısaca bakmış ve koyu tenin ışıklanmasının bir tercih ve bir zanaat olduğunu konuşmuştuk. Bir sonraki dosyada bu soru, bir filmin bütününe yayılacak.

Dosyayı kapatırken defterine kısa bir karar kaydı düş: bu çöl yolculuğunu öncelikle bir ustalık gösterisi mi, yoksa bir düşüncenin taşıyıcısı olarak mı seyrettin? O kararı besleyen sahneyi ve sayımı yanına iliştir. Hangi okumayı seçtiğin değil, onu ekranda nereye bağlayabildiğin önemlidir.

Son bir deneme: siyah-beyaz Black & Chrome sürümüne erişebiliyorsan, kovalamacalardan birini o sürümde yeniden izle. Renk çekildiğinde hangi ayrımlar siliniyor, hangileri keskinleşiyor? Gündüzle gece, boyalı deriyle çıplak deri, toz bulutuyla gök arasındaki farkları film, rengin yardımı olmadan neyle kuruyor?

Kaynaklar

Sonraki derse köprü

Sıradaki birim F91-D1: Ay Işığı — İzlemeden önce. Barry Jenkins'in filminin yapıldığı koşulları, görüntü yönetmeninin koyu teni ışıklandırma yaklaşımını, hangi kopyanın izleneceğini ve bir yüzün üç ayrı dönemde, üç ayrı oyuncuyla nasıl okunacağına hazırlanmayı konuşacak.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.