F68-D2 · Seviye 1 · Filmin dili · Film dosyası · Yapı
Üç Renk: Mavi — Yapı
Filmin akışını sahne sahne izler; öykü ile olay örgüsünü, zamanı ve bilgi dağılımını çözümler. Yasın sesi ve rengi: müziğin kesilmesi, mavinin ve karartmanın işlevi.
Film Okuma Akademisi — Filmin dili · 2.052 kelime · ≈ 9 dk okuma · 14 dk dinleme
Bu bölüm filmin tamamını konuşur ve sonunu açar. Filmi izlemediysen önce birinci bölümü oku.
Sürpriz uyarısı
Aşağıda Julie'nin kaybından sonra yaptığı her şey sırasıyla yazılıdır: geçmişini nasıl sildiği, kimin onu bulduğu, kocası hakkında neyi öğrendiği, yarım kalmış bestenin sonunda nasıl tamamlandığı ve film son sahnesinde kimleri gösterdiği. Mavi'nin etkisinin bir kısmı, seyircinin bu öğrenişleri Julie'yle aynı anda yaşamasından gelir. Henüz izlemediysen burada dur. İzlediysen, ilk bölümdeki üç sorudan özellikle müzik girişleri ve kararmalar için tuttuğun notları aç.
Akış
Film, bir kaza ile bir konser arasında, bir kadının bağlarını koparmasını ve sonra, istemeye istemeye, yeniden bağlanmasını anlatır. Hikâyeyi yedi bölüme ayırarak izleyeceğiz; her bölüm Julie'nin dünyayla arasındaki mesafenin bir başka evresidir.
Kaza ve hastane. Ünlü Fransız besteci Patrice de Courcy'nin karısı Julie, bir trafik kazasında kocasını ve beş yaşındaki kızını kaybeder; kendisi sağ kalır. Hastanede iyileşirken bir avuç hap yutarak canına kıymaya kalkar, ama hapları yutamaz.
Silme. Hastaneden çıkan Julie, kocasının ünlü eserlerinin önemli bir bölümünü onunla birlikte yazdığı düşünülen biridir; geride kalan çalışmalarını yok eder. Kocasının yakın çalışma arkadaşı, ona öteden beri hayranlık duyan Olivier'yi arar, onunla bir gece geçirir ve ardından ona veda eder. Aile evini boşaltır, satışa çıkarır ve kimseye haber vermeden Paris'te, Mouffetard Sokağı yakınlarında bir daireye taşınır. Yanına aldığı tek hatıra, kızına ait olduğu sezdirilen mavi boncuklu bir asma süstür. Kocasının son sipariş eseri, Soğuk Savaş'ın bitişinin ardından Avrupa'nın birliğini kutlamak için yazılan yarım kalmış partisyonu da ele geçirip yok eder. Ama o müziğin parçaları onun peşini bırakmaz.
Yalnızlık. Julie eski hayatından ve eski dostluklarından uzaklaşır. Bunama hastalığı olan annesi artık onu tanımaz. Yeni mahallesinde kimseyle bağ kurmamaya çalışır.
Geçmişin geri gelişi. Adsız ve yalnız yaşama isteğine rağmen geçmiş onu bulur. Kazaya tanık olmuş bir oğlan, olay yerinde bulduğu haçlı bir kolyeyi ona getirir ve kocasının son sözlerini sorar; o sözler, kocanın ailesine anlattığı açık saçık bir fıkranın son cümlesidir. Julie kolyeyi oğlana bırakır. Apartmandaki komşuların çoğunun dışladığı, bir komşuyla ilişkisi olan bir striptiz dansçısı, Lucille, Julie'nin isteksizliğine rağmen onunla dostluk kurar; iki kadın birbirine destek olur. Bir gün dairesinde, anneleri tarafından terk edilmiş yavru fareler bulur; güçlü bir tepki verir ve sonunda komşusunun kedisini ödünç alarak farelerden kurtulur. Olayın ardından içi rahat değildir.
Keşif. Lucille'i çalıştığı Pigalle'deki kulüpte teselli ederken Julie, televizyonda Olivier'nin bir söyleşisini görür: Olivier Avrupa eserinin bir kopyasını sakladığını ve onu kendisinin tamamlamayı düşündüğünü söyler. Aynı yayında Julie, Patrice'in bir başka kadınla romantik bir yakınlık içinde göründüğü bir fotoğraf görür.
Yüzleşme. Julie, Olivier'yle eser ve fotoğraftaki kadın hakkında yüzleşir. Kadının, Patrice'in sevgilisi olan avukat Sandrine olduğunu öğrenir, onu bulur ve Sandrine'in Patrice'ten hamile olduğunu görür. Julie, henüz satılmamış aile evinin Sandrine'e verilmesini ve çocuğun babalığının tanınmasını sağlar.
Tamamlama. Julie, Olivier'yle birlikte esere döner ve son bölümünü bitirir. Olivier, Julie'nin adı da anılmadıkça eseri kendi eseri olarak sunmayı reddeder; Julie kabul eder. Sonra Olivier'yi bir kez daha arar, onu hâlâ sevip sevmediğini sorar; Olivier evet der ve Julie ona gider. Tamamlanan Avrupa'nın Birliği için yazılmış eserden bir bölüm duyulur: bir koro ve tek bir soprano, Yunanca, Pavlus'un Korintoslulara birinci mektubundaki sevgi övgüsünü söyler. Ekranda Julie'nin eylemlerinin dokunduğu insanlar birer birer görünür. Julie ağlar, sonra yavaş yavaş gülümsemeye başlar.
Bölümleri dört göstergeyle bir tabloya dizince, kopuşun ve yeniden bağlanışın ritmi görünür olur:
| Bölüm | Mekân | Julie'nin bağları | Müzik | Kim gelir |
|---|---|---|---|---|
| Kaza ve hastane | Yol, hastane | Kopar | Cenaze müziği gibi | Kimse |
| Silme | Ev, Olivier'nin evi | Kendisi koparır | Partisyon yok edilir | Olivier |
| Yalnızlık | Yeni daire, bakımevi | En az | Parçalar geri gelir | Anne, tanımaz |
| Geçmişin geri gelişi | Daire, kafe, sokak | İsteksizce açılır | Ara ara böler | Oğlan, Lucille |
| Keşif | Pigalle'deki kulüp | Sarsılır | Bir kopyası varmış | Ekrandan Olivier ve fotoğraf |
| Yüzleşme | Adliye, Sandrine'in çevresi | Yeniden kurulur | Esere dönüş | Sandrine |
| Tamamlama | Olivier'nin yanı | Kendisi bağlanır | Eser tamamlanır ve çalar | Herkes, birer görüntü |
Üçüncü sütun filmin eksenidir: Julie bağlarını önce kazayla, sonra kendi eliyle koparır; en az bağla yaşadığı noktadan sonra her bölüm ona bir bağ geri getirir; sonunda ilk kez kendisi birine gider. Dördüncü sütun ise aynı yolu müzik üzerinden çizer: yok edilen bir partisyon, peşini bırakmayan parçalar, bir başkasının elindeki kopya ve sonunda tamamlanıp çalan bir eser. Hikâye ile müzik birlikte ilerler; Julie'nin yeniden bağlanması, bir eserin bitmesiyle aynı anda olur.
Öykü ve olay örgüsü
Öykünün en ağır olayı filmin en başında olur: kaza. Ama olay örgüsü bu olayı bir doruk değil, bir başlangıç olarak kullanır ve filmin geri kalanını onun sonuçlarına ayırır. Bu, klasik bir dramın alışılmış düzenini tersine çevirir: en büyük kayıp bir son değil, bir başlangıçtır ve hikâye, bir kaybın ardından ne olduğunu sorar.
Olay örgüsünün çoğu, olaylardan çok karşılaşmalarla ilerler. Julie bir şey yapmak istemez; tam tersine, hiçbir şey yapmamak, kimseyle karşılaşmamak ister. Hikâyeyi ilerleten, ona gelenlerdir: bir oğlan, bir komşu, bir televizyon yayını, bir fotoğraf. Akad'ın filminde Hıdır'ın her çıkış yolu bir rakibin hesabıyla tıkanıyordu; ama burada Julie'nin önünü kesen bir düşman değil, hayatın kendisidir. İnsanlar, istemediği hâlde ona dokunur.
Bu karşılaşmaların her biri geçmişin bir parçasını geri getirir ve her biri farklı bir bağı yeniler. Oğlan kazanın kendisini getirir; annesi, Julie'nin tanınmamanın ne demek olduğunu yaşamasına yol açar; Lucille, bir başka dışlanmış kadının dostluğunu; fareler, terk edilmiş yavrularla bir annelik sarsıntısını. Bunların hiçbiri büyük bir olay değildir. Ama birikirler ve Julie'nin kurmaya çalıştığı boşluğu doldururlar.
Zincirin dönüm noktası bir bilgidir. Pigalle'deki kulüpte Julie iki şey öğrenir: kocasının eseri yok olmamıştır ve kocası ona sadık değildir. İki bilgi aynı anda, aynı ekrandan gelir ve Julie'yi hareket etmeye zorlar. Film boyunca ilk kez Julie, birini arar, birinin peşine düşer, bir karar verir. Bu noktadan sonra olay örgüsü hızlanır: yüzleşme, Sandrine, ev, eser, Olivier. Kaçış hikâyesi, geri dönüş hikâyesine dönüşür.
Zaman
Film düz bir zamanda ilerler; görüntüyle verilen bir geriye dönüş yoktur. Geçmiş, yani kaza öncesi hayat, yalnızca nesnelerle, seslerle ve insanlarla geri gelir: mavi boncuklu süs, bir müziğin parçaları, bir oğlanın getirdiği kolye. Film geçmişi göstermez, onun kalıntılarını gösterir.
Hikâyenin süresi aylara yayılır; Sandrine'in hamileliği, kazadan bu yana epey zaman geçtiğini sezdirir. Ama film zamanı saymaz. Mevsimler ya da tarihler belirgin değildir; zamanın geçişini daha çok Julie'nin bağlarının yavaş yavaş değişmesi gösterir. Bu açıdan film, Cennet Günleri'nin iki hasatlık takvimine benzemez; onun zamanı bir takvim değil, bir iyileşme süresidir.
Filmin en tuhaf zaman aracı kararmalardır. Ses bandı dersinde (8.1) orkestranın bazı girişlerinde perdenin karardığını işitmiş ve görmüştük. Yapı düzeyinde bu kararmalar, bir sahnenin ortasında zamanın askıya alındığı anlar gibidir: görüntü kaybolur, müzik çalar, sonra görüntü geri gelir ve sahne, sanki hiçbir şey olmamış gibi, kaldığı yerden sürer. Kieślowski'nin bu kararmalar için, Julie için zamanın belli bir anda hem gerçekten geçtiğini hem de durduğunu söylediği aktarılır.
Bu aracın bir okur için anlamı şudur: filmde iki zaman vardır. Biri sahnelerin dışarıdan görünen zamanıdır: bir kafede oturmak, bir merdivende durmak, biriyle konuşmak. Öbürü Julie'nin iç zamanıdır: bir müziğin onu bölüp dondurduğu, dünyanın bir an kaybolduğu zaman. 7.8'de elipsin zamanı atladığını görmüştük; bu kararmalar zamanı atlamaz, onu bir anlığına keser. Kararmadan sonra gelen görüntü, kararmadan önceki ânın devamıdır; ama seyirci, aradaki boşlukta bir şeyin olduğunu bilir.
Bilgi ve bakış açısı
Film neredeyse bütünüyle Julie'ye bağlıdır. Kamera Julie'nin bulunmadığı bir sahneye nadiren gider; seyirci, Julie'nin öğrendiklerini onunla aynı anda öğrenir. Olivier'nin sakladığı kopyayı, kocanın sevgilisini, Sandrine'in hamileliğini Julie'den önce bilmeyiz. Bu sıkı bağlılık, bir gerilim filminin dramatik ironisini dışarıda bırakır; onun yerine bir özdeşleşme kurar: seyirci, Julie'nin her şaşkınlığını onunla birlikte yaşar.
Ama bu bağlılık bir iç dünya erişimi anlamına gelmez. Julie neredeyse hiç kendini açıklamaz; ne düşündüğünü, ne hissettiğini söyleyen bir iç ses yoktur. Seyirci Julie'nin bildiğini bilir, ama hissettiğini ancak yüzünden ve müzikten çıkarır. Burada müzik bir bilgi kanalı gibi çalışır: bir müzik girişi, Julie'nin aklından geçenin, bir anının ya da bir yasın, dışa vuruşu olarak okunabilir. Film, iç sesin yerine bir orkestrayı koyar.
Bu durum bir belirsizlik de doğurur. Duyduğumuz müzik Julie'nin kafasında mı çalıyor, yoksa onu yalnızca salondakiler mi işitiyor? Kocasının bestesi olduğunu bildiğimiz müziği Julie de duyuyor mu? Yapı bu soruyu açık bırakır ve bu açıklık, ileride adını koyacağımız bir farkı, kamerayı bir kişiye bağlamak ile o kişinin içinden konuşmak arasındaki farkı, şimdiden elle tutulur kılar. Film, bilgiyi Julie'yle sınırlar; sesi ise bazen onun içinden, bazen onun dışından verir.
Bu bağlılığın tek istisnası son sahnedir. Eserin koro bölümü çalarken ekranda Julie'nin eylemlerinin dokunduğu insanlar birer birer görünür ve bu görüntülerin bazılarında Julie yoktur. Film boyunca Julie'nin çevresinde sınırlı kalan bakış, son anda genişler ve onun dışındaki hayatlara açılır. Bu genişleme, hikâyenin anlamıyla örtüşür: kendini dünyadan koparmaya çalışan bir kadın, sonunda kendi hayatının başkalarına dokunduğunu, bakış açısının kendisini aşan bir görüntüyle görür.
Yapının işi
Yapı bir kaçışı bir dönüşe çevirir. Film, Julie'nin her bağı koparma çabasını tek tek gösterir ve sonra bu bağların her birinin, istemeden de olsa, yeniden kurulduğunu izler. Bu iki hareket, kopma ve bağlanma, filmin «özgürlük» temasını somut bir düzene sokar. Kieślowski'nin söylediği duygusal özgürlük, yapının ilk yarısında bir bağsızlık olarak denenir ve ikinci yarısında bir başka şeye dönüşür: Julie'nin özgürce seçtiği bir bağlanmaya.
Yapı bir de müziği hikâyenin taşıyıcısı yapar. Yarım kalmış eser, olay örgüsünün öbür bütün çizgilerine eşlik eder: Julie onu yok ettiğinde bağlarını koparır, parçaları geri geldiğinde geçmiş onu yoklar, bir kopyasının var olduğunu öğrendiğinde harekete geçer, onu bitirdiğinde birine gider. Müziğin hikâyesi ile kadının hikâyesi birbirinin aynası gibi işler. Bu, 8.5'te konuştuğumuz film müziği anlayışını tersine çevirir: müzik burada bir sahneye eşlik etmez, sahnelerin anlamını taşır ve kendisi bir olay örgüsüne sahiptir.
Son sahnenin sözleri de yapıya bir kapanış ağırlığı verir. Koronun Yunanca söylediği metin, Pavlus'un mektubundaki sevgi övgüsüdür. Özgürlükle başlayan bir film, sevgiyle biter. Bu, yapının bir ahlaki yönünü düşündürür: belki de film, bağsız bir özgürlüğün yeterli olmadığını, özgürlüğün bir bağlanmayla tamamlandığını söylüyordur. Ama bu bir okumadır; film onu bir sözle değil, bir müzikle ve bir dizi yüzle bildirir ve Julie'nin son ifadesi, ağlamak ile gülümsemek arasında, bir yanıttan çok bir geçiştir.
Bir de ışığın dağılımına bakmak gerekir. Mavi ışık, yapım kayıtlarına göre Julie'nin yok etmeye çalıştığı partisyonu düşündüğü anlarda ekranı kaplar; kimi anlarda kızıl bir aydınlık, bir sahnede beyaz mayolu çocuklar ve mavi bir havuz, bayrağın öbür renklerini filme sokar. Tabloya bir renk sütunu aç ve her bölüm için Julie'nin yüzüne düşen ışığın tonunu yaz. Yalnızlık bölümlerinde yüzün mavi bir ışıkta, geçmişin geri geldiği ve bağların kurulduğu bölümlerde daha sıcak bir ışıkta görünüp görünmediğini kendi kopyanda say. Ten, bu filmde bir kimlik işaretinden çok bir ruh hâlinin yüzeyi olarak çalışır; ve sonraki bölüm, F68-D3, bu yüzeyi tek tek sahnelerde sınayacak.
Yapının bir küçük ayrıntısı da üçlemeyle ilgilidir. Julie, Sandrine'i ararken bir adliye salonuna girer ve orada, üçlemenin bir sonraki filminin baş kişisi olan Polonyalı Karol'un, Fransız karısı Dominique'ten boşanma davasına denk gelir. Bu an Mavi'nin hikâyesine bir şey katmaz; ama filmin dünyasının kendi sınırlarının ötesine taştığını, başka hayatların aynı şehirde, aynı anda sürdüğünü gösterir. Son sahnede Julie'nin dokunduğu hayatların birer birer görünmesi de aynı fikrin bir başka biçimidir: bir hayat, kendi hikâyesinin dışındaki hayatlarla iç içedir. Bir kadının dünyadan kopma denemesini anlatan bir film, kendi yapısının içinde bile dünyanın bağlarını ince bir iple gösterir.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
Üçüncü bölüm, F68-D3, dört ana mercek tutacak: hastanede bir müziğin ve bir mavi ışığın Julie'nin yüzünü kapladığı an, bir kafede bir şeker küpünün kahveye batışı, havuzda bir müziğin suyun içine kadar onu izleyişi ve son sahnenin yüzler dizisi. Rengin, sesin ve kararmanın bu anlarda nasıl birlikte çalıştığını sahne düzeyinde sınayacağız.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.