F53-D3 · Seviye 1 · Filmin dili · Film dosyası · Yakın okuma
Cennet Günleri — Yakın okuma
Üç ya da dört anahtar sahneyi dört soruyla, biçim unsurları düzeyinde okur. Doğal ve motive ışık; görüntünün anlatıdan bağımsız ağırlığı.
Film Okuma Akademisi — Filmin dili · 2.237 kelime · ≈ 10 dk okuma · 15 dk dinleme
Bu bölüm filmin tamamını konuşur ve sonunu açar. Filmi izlemediysen önce birinci bölümü oku.
Sürpriz uyarısı
Bu bölüm çekirgelerin gelişini, alevlerin tarlayı sardığı geceyi ve o geceyi doğuran öfkeyi ayrıntısıyla ele alır. Filmi görmeden okursan, ikinci hasadın sarsıntısı sana bir betimleme olarak ulaşır. Önce izle. Sonra yanına iki not al: yapı tablosundaki yüz sütunu, yani hangi aşamada yüzün seçilip hangisinde karanlık bir biçime dönüştüğü ve Linda'nın sesinin görüntüden ayrıldığı anlar.
Seçilen sahneler
Bu filmin okunması, önceki dosyalardan farklı bir dikkat ister. Persona'da tek bir kare iki yüzün yerleşimiyle anlam kuruyordu; Hudutların Kanunu'nda bir sahnenin ağırlığını olaylar taşıyordu. Cennet Günleri'nde ise anlamın önemli bir kısmı ne yüzlerde ne olaylarda, ışığın saatinde, sesin uzaklığında ve bir manzaranın bir insanı nasıl küçülttüğünde durur. Dört sahnenin her birinde bu üç ölçüyü, saat, ses ve ölçek, ayrı ayrı yokla.
Dört an şunlar. Birincisi açılış: jenerik müziği, bir çelik fabrikasının gürültüsü ve ardından ülkeyi baştan başa geçen tren. İkincisi bir hasat akşamı: güneş battıktan sonra tarlada süren iş ve o kısa aydınlıkta görünen yüzler. Üçüncüsü çekirgeler: göğü karartan sürü ve onlara karşı yakılan ateşler. Dördüncüsü yangın gecesi: bir adamın öfkesinin bir lambayı devirdiği ve bir hasadın kül olduğu gece.
Bu sahnelerin her birinde yapım kaynakları bize bir şey söyler; ama hiçbiri plan plan bir döküm vermez. Bu yüzden «Nasıl yapılmış?» sorusunun yanıtı iki kaynaktan gelecek: yapım ekibinin ve görüntü yönetmenlerinin anlattıklarından ve senin kendi kopyanda yapacağın gözlemlerden. Sayım kâğıdını (10.3) bu kez şu başlıklarla hazırla: kaçıncı plan, ne kadar geniş, ışık nereden. Bu dosyada üçüncü sütun, kameranın hareketinden daha önemlidir.
Listenin dışında kalan anlar da bakılmaya değer. Abby ile çiftçinin evliliğinden sonra evde geçen sakin günler, ışığın iç mekâna pencerelerden girdiği sahnelerdir; 5.3'teki iç mekân sorusunu orada sınayabilirsin. Bill'in çiftlikten ayrıldığı an, bir ilişkinin söz söylenmeden kapandığı bir andır. Filmin kapanışı, Linda'nın yatılı okuldan kaçıp çiftlikten tanıdığı bir arkadaşıyla yola düşmesi, bütün dosyanın en sessiz bitişidir. Ana sahnelerle işin bittiğinde bu üçünden birine dön ve ona da aynı soruları yönelt.
Sahneler
Açılış: jenerik, fabrika, tren
Ne görüyorum, ne duyuyorum? Jenerik bir müzikle akar: Fransız bestecinin bir hayvan süitinden alınmış, suyun altında süzülür gibi ağır, parıltılı bir bölüm. Sonra film bir başka dünyaya düşer: bir çelik fabrikasının sıcaklığı, gürültüsü, kıvılcımları. Bir tartışma çıkar ve Bill ustabaşını yere serer; adam bir daha kalkmaz. Kaçış hızla gelir. Az sonra üçü, çatılarında ve vagonlarında işçilerin yolculuk ettiği bir trenle düzlüklerin içinde ilerlemektedir. Linda'nın sesi bu yolculuğun üstüne bir hatıra döşer: bir zamanlar biri ona dünyanın ateşle sona ereceğini anlatmıştır.
Nasıl yapılmış? Açılışın iki parçası, iki ayrı görüntü elinden çıkar. Haskell Wexler'in sonradan anlattığına göre fabrika sahnesini o, elde tutulan bir kamerayla ve objektifin önüne bir yumuşatıcı ekleyerek çekmiştir; Almendros'un üslubunda bu yumuşatıcı yoktur. Kendi kopyanda fabrikanın kadrajının titreyip titremediğine, görüntünün tarlalardaki keskin derinlikten farklı bir sislilik taşıyıp taşımadığına bak.
Ses tarafında da bir geçiş vardır. Jenerikte duyulan ağır ve masalsı parça ile fabrikanın gürültüsü birbirine çarpar; ardından tren sahnesinde Linda'nın sesi, ne müzik ne gürültü olan üçüncü bir katman olarak gelir. Konuşma, müzik ve gürültü (8.1) burada tek tek sahneye çıkar; açılış, ses bandının bileşenlerini bir sergi gibi sırayla tanıtır.
Ne işe yarıyor? Anlatı yönünden açılış, hikâyeyi başlatan suçu hızla verir ve geride bırakır; film bir cinayetle açılır ama onu bir dava, bir soruşturma ya da bir vicdan hikâyesine dönüştürmez. Seyirci yönünden işlev bir karşıtlık kurmaktır: kapalı, gürültülü ve karanlık bir şehirden, açık, sessiz ve ışıklı bir ülkeye. İlk bölümün üçüncü sorusu kadrajda insanın mı manzaranın mı ağır bastığını soruyordu. Fabrikada insanlar makinelerin arasında sıkışıktır; trende ise ilk kez geniş bir manzaranın içinde, küçük figürler olarak görünürler.
Ne anlama gelebilir? Bir okuma açılışı bir cennetten kovuluşun tersi olarak görür: üç kişi bir cehennemden, fabrikanın ateşinden, bir cennete, tarlalara doğru kaçar. Bu okumada filmin adı ironik bir ağırlık kazanır, çünkü kaçılan ateş sonunda tarlada yeniden karşılarına çıkar. Linda'nın kıyamet hatırası bu döngüyü daha ilk dakikalarda haber verir. Başka bir okuma açılışın sadeliğine bakar: film cinayeti neredeyse önemsiz bir olay gibi geçer ve bu, filmin ahlaki bir yargıdan çok bir dünyanın akışıyla ilgilendiğini gösterir. Bu okumayı zayıflatan bir ayrıntı var: suç geride kalmış gibi görünse de, Bill'in bütün kararları, bir kaçağın kararlarıdır; açılış, sonraki her şeyin altında bir gölge olarak kalır.
Bir hasat akşamı
Ne görüyorum, ne duyuyorum? Güneş ufkun ardına inmiş, ama gökyüzü hâlâ aydınlıktır. Tarlada iş bitmemiştir: işçiler demet bağlar, makineler çalışır, atlar ve arabalar yavaşça yer değiştirir. Göğün parlaklığı karşısında insanlar koyu biçimlere dönüşür; bir kolun, bir şapkanın, bir sırtın çizgisi seçilir, yüzler seçilmez. Müzik, Morricone'nin hasat temasıdır. Bu akşamlardan birinde, bu ışığın içinde, çiftçinin gözü Abby'ye takılır.
Nasıl yapılmış? Sahnenin merkezi ışığın saatidir. Almendros bu aralığı, güneş çekildikten sonra göğün hâlâ ışık verdiği ama hiçbir yönden doğrudan ışın gelmediği bir eşik olarak tarif eder; ekip bu yüzden günde yalnızca yirmi dakika kadar çekim yapabiliyordu. Bu ışığın bir sonucu, yapım kaynaklarının da belirttiği gibi, gökyüzünün oyuncuların yüzlerini silüete çevirmesidir. Kendi kopyanda iki şeyi say: bu tür bir sahnede kaç planda bir yüzün ayrıntısı okunabiliyor, kaç planda insanlar yalnızca biçim olarak kalıyor?
Ölçek de ışık kadar önemlidir. Kamera bu akşamlarda çoğu zaman geniş bir planla, tarlanın ve göğün bütününü kapsayan bir kadrajla çalışıyor gibi görünür. 2.2'de plan ölçeğinin bir kişiye verilen ağırlığı belirlediğini görmüştük. Bu sahnede ağırlığın büyük kısmı göğe ve tarlaya düşer; insanlar onun içinde bir işin parçaları olarak durur.
Ne işe yarıyor? Anlatı yönünden sahne, olay örgüsünün en önemli kararlarından birini, çiftçinin Abby'yi fark etmesini, bir işin, bir kalabalığın ve bir ışığın içine gömer. Karar ayrı bir dramatik sahne olarak kurulmaz; bir akşamın akışı içinde olur. Seyirci yönünden işlev, filmin «cennet günleri»ni kurmaktır: emek, güzellik ve geçicilik aynı görüntüde birleşir. İlk bölümün birinci sorusu ışığın günün hangi saatine ait olduğunu soruyordu. Bu sahne yanıtın en açık hâlidir, ve aynı zamanda o saatin bir bedelini gösterir: yüzler kaybolur.
Ne anlama gelebilir? Bir okuma sahneyi bir güzellik anı olarak görür: emeğin ağırlığı, ışığın yumuşaklığında hafifler ve tarla bir resme dönüşür. Bu okumada film, sıradan işçilerin sıradan bir akşamına bir tablonun değerini verir. Başka bir okuma aynı güzelliğe kuşkuyla bakar: ışık, yorgunluğu, teri ve sömürüyü görünmez kılar; işçiler birer silüet olduğunda, onların yüzleri de, hikâyeleri de kaybolur. Ten ve ışık sorusu burada en keskin hâlini alır. Büyülü saatin ışığı bütün tenleri aynı altın renge boyar ve aynı silüete çevirir; bu bir eşitleme midir, yoksa bir silme mi? Yanıtı bir hüküm olarak değil, saydığın planlardan çıkar.
Çekirgeler
Ne görüyorum, ne duyuyorum? İkinci hasat yaklaşırken bir böcek görünür, sonra birkaçı, sonra gökyüzü kararır: bir çekirge sürüsü tarlalara çöker. İnsanlar telaşla koşar, başakları kurtarmaya çalışır. Çiftçi, böcekleri dumanla uzaklaştırmak için tarlanın kenarlarında ateşler yaktırır. Sahneye böceklerin kanat sesleri, bağırışlar ve çıtırdayan ateş karışır. Bu karmaşanın ortasında çiftçi, Bill'i ve Abby'yi bir arada görür.
Nasıl yapılmış? Bu sahne, filmin en ünlü görsel hilelerinden birine dayanır. Yapım anlatılarına göre çekirge sürüsünün tarladan göğe yükselişini çekmek için helikopterlerden yere yer fıstığı kabukları döküldü; oyuncular kabuklar düşerken geriye doğru yürüdü ve çekilen görüntü tersine oynatıldı. Ekranda insanlar ileri yürür, sürü ise yerden havaya kalkar gibi görünür. Yakın planlarda ise gerçek çekirgeler kullanıldı.
Bu bilgi bir okur için iki gözlem açar. Birincisi, tersine oynatılmış bir görüntüde bazı hareketler hafifçe tuhaf görünebilir: bir yürüyüşün ritmi, bir kolun salınışı, toz ya da dumanın yönü. Kendi kopyanda bu tuhaflığı fark edip etmediğine bak; fark etmiyorsan, hilenin başarısı tam da budur. İkincisi, sahne iki farklı ölçeği art arda kullanır: göğü dolduran sürünün geniş planları ve tek bir böceğin, bir başağın, bir elin yakın planları. 2.2'deki ölçek sorusu burada bir felaketin ölçeğine dönüşür: felaket hem bir gökyüzü kadar büyük, hem bir böcek kadar küçüktür.
Ne işe yarıyor? Anlatı yönünden sahne, ikinci hasattaki bütün gerilimleri tek bir dış olaya toplar: Bill'in dönüşü, Abby'nin kararsızlığı ve çiftçinin kuşkusu, bir doğa felaketinin içinde birbirine çarpar. Seyirci yönünden işlev, açılıştaki kıyamet hatırasının ilk kez görünür hâle gelmesidir. Linda'nın sözünü ettiği şey, artık bir hatıra değil, gözümüzün önündeki bir göktür.
Ne anlama gelebilir? Bir okuma sürüyü gökten inen bir ceza sayar: aldatmacayla kazanılmış bir mutluluk, önce kanatlı bir bulutla, sonra alevle sınanır. Bu okumanın dayanağı, Linda'nın daha ilk dakikalarda andığı ateşli son günle Tevrat'taki Mısır belaları arasındaki yankıdır. Başka bir okuma sahneyi bir doğa olayı olarak bırakır: çekirgeler bir ceza değil, bir tarım bölgesinin gerçek bir tehlikesidir ve film, insanların duygularıyla doğanın kayıtsızlığını yan yana koyar. Karşı kanıt da düşünülmeli: film bu iki okumadan birini seçmez; Linda'nın sesi kıyametten söz eder, görüntü ise bir tarım felaketini gösterir. İki kanal yine tam örtüşmez.
Yangın gecesi
Ne görüyorum, ne duyuyorum? Gece çökmüştür. Çekirgelere karşı yakılan ateşler artık denetimden çıkmak üzeredir. Çiftçi, elinde bir silah ve bir fenerle Bill'in peşine düşer; koşarken fenerini devirir ve alevler tarlaya yayılır. Hasat yanar. İnsanlar ateşle boğuşur, karanlığın içinde alevlerin turuncusu genişler. Sabah olduğunda tarla bir kül alanıdır.
Nasıl yapılmış? Bu, filmin büyülü saatin dışına çıktığı birkaç sahneden biridir: ışık artık gökten değil, kadrajın içindeki ateşten gelir. 5.3'te pratik ışığı, yani kadrajın içinde görünen ve gerçekten yanan ışık kaynağını konuşmuştuk. Yangın gecesi, bu filmin en büyük pratik ışığıdır. Kendi kopyanda yüzlerin bu sahnede nasıl aydınlandığına bak: ateşin yönünden mi, titreyen ve değişen bir ışıkla mı? Büyülü saatin yönsüz ve yumuşak ışığından sonra, bu ışığın sert, yönlü ve hareketli olup olmadığını gözle. Gökyüzü burada bir arka ışık değil, bir karanlıktır; yüzler bu kez silüet olarak değil, alevin vurduğu yüzeyler olarak görünür.
Ne işe yarıyor? Anlatı yönünden sahne, hikâyenin geri dönülmez noktasıdır: hasat yok olur, kıskançlık açığa çıkar ve ertesi günkü ölüm artık kaçınılmazdır. Seyirci yönünden işlev, filmin ışık düzenini kırmaktır. Film boyunca güzelliğin ışığı olan altın renk, burada bir yıkımın ışığına dönüşür; aynı turuncu, aynı sıcaklık, ama bu kez bir tarlayı yakarak. İlk bölümün birinci sorusu ışığın günün hangi saatine ait olduğunu soruyordu. Bu sahnenin yanıtı başka türlüdür: bu ışık bir saate değil, bir felakete aittir.
Ne anlama gelebilir? Bir okuma yangını açılıştaki kıyamet hatırasının gerçekleşmesi olarak görür; Linda'ya anlatılan ateş, sonunda tarlayı sarar. Bu okumada film baştan sona bir kehanetin yapısını taşır. Başka bir okuma yangının bir kazayla, bir adamın öfkesiyle çıktığına dikkat çeker: bu bir ilahi ceza değil, bir insan tutkusunun sonucudur. Bir lamba devrilir ve bir hasat yanar. Üçüncü bir okuma ise ışığa bakar: film, en güzel görüntülerini büyülü saatin altın ışığında kurmuştu; yangın, o ışığın bir başka yüzünü, yakan ve yok eden yüzünü gösterir. Güzellik ile yıkım aynı renktedir.
Bir ek gözlem daha var. Yangın sahnesinde insanlar ilk kez ışığa karşı değil, ışığın içinde koşar; gölgeleri yere ve duvarlara düşer, yüzleri bir an aydınlanıp bir an kararır. Bu değişkenlik, filmin geri kalanındaki sabit ve yumuşak aydınlıktan keskin biçimde ayrılır. Kurgunun da bu sahnede hızlandığını görebilirsin: önceki sahnelerin uzun, sakin planlarından sonra kesmeler sıklaşır, kadraj daralır, kalabalık parçalanır. Ritim dersinde (7.6) kesme sıklığının bir duyguyu nasıl taşıdığını konuşmuştuk; bu gece, filmin en sık kesilen anlarından biri olabilir. Planları sayarken hangi planın en kısa olduğunu, o planda kimin yüzünün göründüğünü de not et. Sabahın görüntüsü de ayrıca bakılmayı hak eder: duman, kül ve çıplak toprak, büyülü saatin altın tarlasının tam karşıtıdır.
Sahneler arasında
Dört ana birlikte bakıldığında ışık bir yol çizer: fabrikanın kıvılcımları ve yumuşatılmış görüntüsü, hasat akşamının yönsüz altın ışığı, çekirgelerin karartılmış göğü ve yangının yakan turuncusu. Film ateşle başlar ve ateşle doruğa ulaşır; aradaki cennet, bir ışık aralığıdır. Açılıştaki kıyamet hatırası bu dizinin iki ucunu birbirine bağlar.
Ses de aynı dizide değişir. Açılışta müzik, gürültü ve anlatıcı ayrı ayrı gelir; hasat akşamında müzik görüntüye eşlik eder; çekirgelerde ve yangında doğanın ve kalabalığın sesi öne çıkar. Anlatıcı kız ise dört sahnenin her birinde aynı mesafeden konuşur: olayların içinden değil, sonrasından. Bu uzaklık, felaket anlarında bile seyirciyi bir adım geride tutar.
Ölçek dizisi belki en anlamlısıdır. Fabrikada insanlar makinelerin arasında sıkışıktır; trende ve hasat akşamında geniş bir manzaranın içinde küçülürler; çekirgelerde gökyüzü kadar büyük bir felaket ile bir böcek kadar küçük bir ayrıntı arasında gidip gelirler; yangında ise alevlerin aydınlattığı yüzler, film boyunca ilk kez bu kadar yakından ve bu kadar açık görünür. Yüzlerin ancak bir felaketin ışığında okunur hâle gelmesi, filmin ten ve ışık düzenine dair en önemli gözlemdir. Kendi sayımlarında bunun tuttuğunu görüyor musun? Hasat akşamında kaç yüz okunuyordu, yangın gecesinde kaç yüz?
Son olarak, yaptığın sayımları ve krokileri dördüncü bölüme götür. Cennet Günleri'nin eleştiri geleneği büyük ölçüde iki soru etrafında döner: bu güzellik neye hizmet ediyor, ve bu hikâye kimin hikâyesi? Senin ışık ve yüz sayımın, iki soruya da kendi gözünle bir yanıt vermeni sağlayacak.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
Cennet Günleri dosyasının dördüncü bölümü, F53-D4, eleştirmenlerin bu filme taktığı farklı gözlükleri sırayla deneyecek: bir görüntü yönetmeninin filmi olarak, bir resim geleneğinin mirası olarak, bir çocuğun anlatısı olarak ve güzelliğin bir emeği görünmez kılıp kılmadığı sorusunun konusu olarak.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.