F41-D2 · Seviye 1 · Filmin dili · Film dosyası · Yapı
Hudutların Kanunu — Yapı
Filmin akışını sahne sahne izler; öykü ile olay örgüsünü, zamanı ve bilgi dağılımını çözümler. Sınır köyünde kaçakçılık: ışığın, mekânın ve çerçevenin Türk sinemasında kendi dilini bulması.
Film Okuma Akademisi — Filmin dili · 2.344 kelime · ≈ 11 dk okuma · 16 dk dinleme
Bu bölüm filmin tamamını konuşur ve sonunu açar. Filmi izlemediysen önce birinci bölümü oku.
Sürpriz uyarısı
Bu bölüm filmin bütün akışını, Hıdır'ın toprağa dönüş denemesinin nasıl sonuçlandığını, kimin kimi vurduğunu ve son geçişin mayınlı arazide nasıl bittiğini açık açık yazar. Film bir gerilim örgüsüyle ilerler; son yarım saatini bilerek izlemek, o gerilimin büyük bölümünü elinden alır. İzlemediysen burada dur. Filmi gördüysen, izlemeden önceki bölümde deftere yazdığın yanıtları, özellikle sınırın ekranda nasıl göründüğüne dair notunu yanına al.
Bir de kaynak notu. Bu filmin sahne sahne dökümü, Persona ya da Vertigo gibi filmlerinkine kıyasla çok daha az yayımlanmıştır. Aşağıdaki akış, kopyada izlenebilen olaylara ve filmi sahne sahne anlatan bir İngilizce film rehberine dayanır; o rehberin kaynakçada adı geçiyor. Kendi kopyanda bir sahnenin sırası ya da ayrıntısı farklı görünürse, kendi gözlemini esas al ve farkı deftere yaz. Bu filmin kopyaları arasında eksik kareler bulunabileceğini ilk bölümde konuşmuştuk.
Akış
Hudutların Kanunu, bir kasaba çarşısıyla bir sınır arasında gidip gelen, yedi aşamalı bir hikâye anlatır. Aşamalar, Hıdır'ın kaçakçılık ile toprak arasındaki konumuna göre sıralanır: içeride, yarı yolda, dışarıda ve yeniden içeride. Aşamalar sırayla şöyle:
Çarşı ve haber. Film, Güneydoğu'da bir kasabanın çarşısında açılır. Bölgenin varlıklı sürü sahiplerinden Hasan Derviş, çarşıda ticaret yapan ve kaçak mal alıp satan Ali Cello'ya hayvancılığın güçlüğünden yakınır. Ali Cello bir haber verir: sınırda kaçakçılık yapan biri bir jandarma subayını vurmuştur. Hasan Derviş bunu sevinçle karşılar, şimdi geçmenin tam zamanı olduğunu düşünür; Ali Cello ise işi riskli bulur. Hıdır henüz görünmemiştir; film, kaçakçılıktan kazanç bekleyenlerle açılır.
Yeni komutan. Vurulan subayın yerine yeni bir komutan, Üsteğmen Zeki atanır. Zeki ilk iş olarak, çatışmada ölen kaçakçının köyüne gider ve onun kardeşi Hıdır'a başsağlığı diler. Hıdır'la seyirci böyle tanışır: bir kardeşin ölümünün ardından, bir askerin karşısında. Zeki köylüleri uyarır: kaçakçılık sürerse köy boşaltılacak, köylüler başka bir yere taşınacaktır.
Sınırda gece. Uyarıya rağmen köy kendi bildiğini yapar. Bir gece köylüler jandarmanın dikkatini başka yöne çeker; Hıdır ve arkadaşları bu boşluktan yararlanarak hayvanları sınırın öbür yanına geçirir. Ertesinde kasabada Ali Cello, Hıdır'ın getirdiği malları satın alır. Hasan Derviş, Hıdır'dan üç bin hayvanlık bir sürüyü sınırdan geçirmesini ister; Hıdır ilgilenmez. Jandarma çarşıda arama yapar; Ali Cello Hıdır'dan aldığı malların İstanbul'dan geldiğini söyler ve sahte belgeler gösterir. Hasan Derviş bir süre sonra yeniden gelir, hayvanlarının kuraklıktan ve açlıktan öleceğini söyleyerek Hıdır'a yalvarır. Hıdır'ın arkadaşları işin kârlı olduğunu söyler; Hıdır riskli bulur, beklemeye karar verirler. Bu sırada Ali Cello, Hasan Derviş'in sürüsünü kendisi geçirmeye kalkar; geçiş jandarmanın baskınıyla karşılaşır.
Okul ve komutan. Köye bir okul açılacağı haberi gelir. Köylüler okulu istemez: buna gerek görmezler, karşılayamayacaklarını söylerler ve köyün yanı başında bir devlet kurumunun bulunmasının kaçakçılığı zorlaştıracağını düşünürler. Hıdır ise farklı düşünür. Bu arada Zeki'yi biri izlemektedir; bir kez arkasından vurulmaktan kıl payı kurtulur. Ali Cello, çarşıda Hıdır ve arkadaşlarını jandarmaya muhbirlik yapmakla suçlar ve aralarında bir kavga çıkar. Zeki, Hıdır'ı karakola çağırır; onun hâlâ kaçakçılık yaptığını bildiğini söyler ve okulun çocukların geleceği için önemini anlatır. Kısa süre sonra Hıdır, Zeki'yi pusuya düşürmek isteyen bir saldırganı fark eder ve cinayeti önler. Karşı saflarda duran iki adam arasında bir anlayış doğmuştur. Okul açılır.
Toprak. Zeki, Hıdır'a kaçakçılığı bırakıp toprağı işlemesini önerir ve bölgenin en büyük toprak sahibi Duran Ağa'yla konuşacağını söyler. Duran Ağa önce karşı çıkar, sonra boş topraklarının köylülerce ekilmesine razı olur; ama kaçakçılıktan önemli bir kâr sağladığı için köylülerin bu işi bırakmasını istemez. Hıdır ve öbür köylüler ekmeye başlar; Hıdır'ın oğlu Yusuf okula gider. Hasan Derviş bu kez Hıdır'ın arkadaşı Bekir'e para vererek sürüsünü geçirtmenin yolunu arar. Bekir ile Hıdır tartışır: Bekir'e göre öğretmen köyden gitmeli, toprak onlara göre bir iş değildir. Duran Ağa, Hasan Derviş'in hayvanlarını satın alır ve Hıdır'dan onları sınırın öbür yanındaki otlaklara götürmesini ister. Hıdır kaçakçılığı bıraktığını söyleyerek reddeder. Bunun üzerine ağanın kâhyası, ağanın hayvanlarını köylülerin tarlalarına salar ve ekinleri mahveder. Aynı aşamada kasabanın öğretmeni Ayşe, Yusuf'u yanına alıp okutmayı önerir.
Öç. Hıdır ve arkadaşları, ekinleri çiğneten kâhyayı yakalar ve tarlanın ortasında vurur. Zeki, Hıdır'ı teslim olmaya ikna etmeye çalışır; Hıdır teslim olmaz ve kaçar. Ardından kasabaya inerler ve Duran Ağa'yı vururlar. Artık jandarma Hıdır'ın peşindedir. Tam bu noktada Hasan Derviş, sürüsünü Duran Ağa'dan geri aldığını söyleyerek bir kez daha geçiş için yalvarır. Hıdır bu kez kabul eder.
Son geçiş. Hıdır sürüyü mayınlı bölgeden geçirmeyi planlar ve mayınları temizlemesi için birini tutar. Ali Cello'nun adamları bu kişiyi yakalar. Hıdır ve arkadaşları sürüyü sınıra sürdüğünde mayınlar patlar ve hayvanlar telef olur. Ali Cello pusu kurmuştur; iki çete çatışır. Ali Cello kasabaya çekilir; uzun bir silahlı çatışmanın sonunda Hıdır onu vurur ve jandarmanın elinden kurtulur. Jandarma Hıdır'ı sınıra kadar kovalar. Hıdır, oğlu Yusuf'a öğretmenin yanına gitmesini söyler ve sınırı geçmeye çalışır.
Yedi aşamayı yan yana dizince, Hıdır'ı iki yandan sıkıştıran güçler bir bakışta okunur:
| Aşama | Mekân | Hıdır'ın konumu | Devlet (Zeki, okul) | Para (Derviş, Cello, Ağa) |
|---|---|---|---|---|
| Çarşı ve haber | Kasaba çarşısı | Görünmüyor | Vurulmuş, yok | Fırsat kollar |
| Yeni komutan | Köy | Yaslı, kaçakçı | Gelir, uyarır | Arka planda |
| Sınırda gece | Sınır, çarşı | İçeride, ama temkinli | Atlatılır | Teklif eder, yalvarır |
| Okul ve komutan | Köy, karakol | Yarı yolda | Okul kurulur | Suçlar, saldırır |
| Toprak | Tarla, okul | Dışarıda | Toprak sağlar | Razı görünür, bozar |
| Öç | Tarla, kasaba | Kanun dışında | Teslim ister | İki ölü |
| Son geçiş | Mayınlı sınır | Yeniden içeride | Kovalar | Pusu kurar |
Üçüncü sütun yapının ekseni gibidir. Hıdır, kaçakçılığın içinden başlar, temkinli bir mesafeye çekilir, toprakla birlikte bütünüyle dışına çıkar, sonra öç yoluyla hem kaçakçılığın hem kanunun dışına düşer ve sonunda, başka hiçbir kapı kalmadığında, en başta reddettiği işi kabul eder. Son sütun da bu eğriyi açıklar: para, Hıdır'ın her adımında bir teklif, bir yalvarış ya da bir sabotaj olarak yanı başındadır.
Öykü ve olay örgüsü
Filmin öyküsü filmden önce başlar. Hıdır'ın kardeşi sınırda bir çatışmada ölmüş, bir jandarma subayı vurulmuştur; köy kuşaklardır kaçakçılıkla geçinmektedir. Olay örgüsü bu geçmişin hiçbirini göstermez. Çatışmayı, ölümü ve vurulan subayı yalnızca çarşıda verilen bir haberden ve bir başsağlığı ziyaretinden öğreniriz. Anlatılan dünyanın bütünü ile perdeye getirilen olaylar arasındaki fark, bu filmde sade ama öğretici biçimde görünür. Olay örgüsü bir ölümle değil, o ölümden kâr umanların konuşmasıyla açılır.
Bu açılış kararı, filmin bakışını ilk sahneden kurar. Seyirci Hıdır'ı tanımadan önce Hasan Derviş ile Ali Cello'yu tanır: biri hayvanlarının ölümünden korkan bir zengin, öbürü başkasının riskinden para kazanan bir aracı. Sınırın tehlikesi onlar için bir fırsat hesabıdır. Hıdır ise ilk kez bir yasın içinde görünür. İki sahne yan yana konduğunda, kaçakçılığın kimin için bir ticaret, kimin için bir ölüm olduğu, bir söz söylenmeden ortaya çıkar.
Neden-sonuç zinciri sıkı ve görünürdür. Bir subayın vurulması yeni bir komutanı getirir; yeni komutan baskıyı ve bir teklifi birlikte getirir; teklif bir okula ve bir tarlaya dönüşür; tarla, kaçakçılıktan kâr eden ağanın çıkarına dokunur; ağa tarlayı bozdurur; bozulan tarla öç cinayetlerine, cinayetler Hıdır'ın kanun dışına düşmesine, kanun dışı kalmak da son geçişe yol açar. Zincirin kritik halkası tarladır. Hıdır'ın kaçakçılığın dışında bir hayat kurma denemesi tek bir somut nesneye, ekili bir toprağa bağlanmıştır; o toprak hayvanlara çiğnetildiğinde deneme de çiğnenir.
Öykünün ikinci bir çizgisi de ikili rakiplik çizgisidir. Ali Cello ile Hıdır arasındaki gerilim, ilk sahneden son çatışmaya kadar sürer: Cello Hıdır'ın getirdiği malı alır, onu muhbirlikle suçlar, Zeki'ye saldırtır, mayın temizleyicisini yakalatır ve son geçişte pusu kurar. Kaynakçadaki rehber bu çizgiyi Hollywood'un suç filmlerindeki, kanunun iki yanına düşmüş eski arkadaşlar şemasına benzetir. Bu benzetme bir yorumdur; ama olay örgüsünün Cello'yu her aşamada yeniden sahneye sokması ekranda izlenebilir bir yapı kararıdır. Cello, Hıdır'ın kaçakçılıktan çıkışının her adımında karşısına çıkan bir engel gibi çalışır.
Üçüncü çizgi baba ile oğul çizgisidir ve bu çizgi olaylardan çok bir kararla ilerler. Hıdır'ın Yusuf'u okula göndermek istemesi, köylülerin okula karşı çıkışında azınlıkta kalmasına, Bekir'le tartışmasına ve köydeki yalnızlığının derinleşmesine yol açar. Okul açıldığında Yusuf okula gider; ekinler bozulduğunda Ayşe Yusuf'u yanına almayı önerir; son sahnede Hıdır Yusuf'u öğretmene gönderir. Bu üç an, şiddetin ve kaçakçılığın ana çizgisinin altında, sessiz bir ikinci hat kurar.
Zaman
Film, kaynakların sahne dökümüne göre geriye dönüşsüz, düz bir sırayla ilerler. Geçmiş, yani kardeşin ölümü ve köyün kuşaklardır süren kaçakçılığı, yalnızca konuşmalarla ve bir başsağlığı sahnesiyle hikâyeye girer. Bu düzlük bilinçli bir sadeliktir: film bir sırrı, bir geçmişi ya da bir hatırayı çözmeye çalışmaz; bir durumun bugün nasıl kapandığını izler.
Hikâyenin zamanı birkaç ay gibi görünür, ama film günleri saymaz. Zamanın geçtiğini en açık biçimde toprak gösterir: bir tarlanın sürülmesi, ekilmesi ve ekinlerin bozulması, bir mevsimin geçtiği duygusunu verir. 7.8'de elipsin, yani atlanan zamanın, bir hikâyeyi nasıl hızlandırabildiğini görmüştük. Bu filmde zamanı ölçen şey bir saat değil, bir ekinin büyümesidir; ve o ekin bozulduğunda, Hıdır'ın denemesinin süresi de dolmuş olur.
Gece ile gündüz de bir zaman düzeni kurar. Kaçakçılık geceye aittir: sınırda gece, Cello'nun gece baskınla karşılaşan geçişi ve son geçiş, karanlıkta ya da alacakaranlıkta geçer. Toprak, okul ve çarşı ise gündüze aittir. Bu ayrım, Hıdır'ın iki hayatını iki ışığa böler: gündüz bir çiftçi, bir baba, bir köylü; gece bir kaçakçı. Ekinlerin bozulması gündüz olur, ve gündüzün hayatının gece hayatının araçlarıyla, hayvanlarla bozulması, iki zamanın birbirine geçtiği andır. İzlerken her aşamanın gece mi gündüz mü geçtiğini tablonun yanına ayrı bir sütun olarak ekle.
Ritim, son iki aşamada belirgin biçimde hızlanır. İlk aşamalar konuşmalara, tekliflere, reddedişlere ve bekleyişlere ayrılmıştır; öç ile son geçiş ise birkaç sahnede art arda gelen ölümlerle ilerler. Filmin uzun bir hazırlıktan sonra kısa ve şiddetli bir sona koşması, bir Western yapısını hatırlatır: kasabaya gelen yeni bir kanun adamı, kurulan bir düzen, bozulan bir anlaşma ve son hesaplaşma.
Bilgi ve bakış açısı
Film büyük ölçüde Hıdır'ı izler, ama bilgiyi yalnızca onun gözünden vermez. Seyirci, Hıdır'ın bilmediği birçok şeyi ondan önce öğrenir. İlk sahnede Hasan Derviş ile Ali Cello'nun hesaplarını Hıdır'dan önce dinleriz. Duran Ağa'nın Zeki'ye razı görünürken kaçakçılıktan elde ettiği kâr yüzünden köylülerin toprağa dönmesini istemediğini, ağanın sözünden önce niyetini biliriz. Ve son geçişte, Ali Cello'nun adamlarının mayın temizleyicisini yakaladığını, Hıdır sürüyü sınıra sürmeden önce görürüz.
Bu son bilgi, filmin en güçlü gerilim kararıdır. Seyirci, Hıdır'ın bilmediği bir tehlikeyi bilir ve geçişi o bilgiyle izler. Seyircinin karakterden fazlasını bildiği durum, gerilimin en eski kaynaklarından biridir; Akad bu eski ilkeyi bir mayın tarlasına taşır. Mayınlar patladığında bu bir sürpriz değil, beklenen bir felakettir; seyircinin elinde olan tek şey, ne zaman olacağını bilmemektir.
Bilginin dağılımında bir dengesizlik de vardır. Zeki'nin kararlarını, Hıdır'la konuşmalarını ve Duran Ağa'yla pazarlığını izleriz; ama devletin Zeki'nin dışındaki yüzünü, yani köyü boşaltma tehdidinin arkasındaki kararları, hiç görmeyiz. Para tarafında da durum benzerdir: Hasan Derviş'in yalvarışları, Ali Cello'nun yalanları ve Duran Ağa'nın sabotajı görünür, ama bu adamların kendi aralarındaki ilişkiler çoğu zaman çarşıdaki kısa konuşmalardan sezilir. Film, Hıdır'ın sıkıştığı iki gücü, devleti ve parayı, birer kişi üzerinden somutlaştırır: biri Zeki, öbürü sırasıyla Derviş, Cello ve Ağa.
Hıdır'ın kendi iç dünyası ise az açılır. Kaynakçadaki rehber onu az konuşan, duygularını göstermeyen bir adam olarak tanımlar; ve olay örgüsü onun kararlarını açıklayan iç sesler, düşler ya da geriye dönüşler kullanmaz. Hıdır'ın neden bu kez kabul ettiğini, neden Yusuf'u öğretmene gönderdiğini film söylemez; seyirci bunları onun eylemlerinden ve yüzünden çıkarır. Bu, 4.1'de konuştuğumuz figür yerleşiminin ve 4.2'deki oyunculuk üslubunun bu filmdeki yüküdür: az konuşan bir kahramanın kararları, kadrajdaki yerinde ve yüzündeki ifadede okunur.
Yapının işi
Yapının ilk işi bir sıkışmayı göstermektir. Yedi aşama, Hıdır'ın her çıkış denemesinin bir başkasının çıkarıyla kapatıldığı bir dizi olarak okunabilir. Hıdır sürüyü reddeder, Derviş yalvarır; okulu destekler, köy karşı çıkar; toprağı eker, ağa bozar; öç alır, kanun peşine düşer; son çare olarak geçişi kabul eder, Cello mayınları açık bırakır. Kaynakçadaki rehber, Akad'ın söyleşilerinde «kapana kısılmış birey» diye andığı bir temayı bu yapıda görür. Yapı, bir tema cümlesini söylemek yerine, bu kapanın her duvarını bir sahneye yerleştirir.
İkinci işi bir simetri kurmaktır. Film, sınırda ölmüş bir kardeşin yasıyla açılır ve bir babanın sınırda oğlunu bir başka hayata göndermesiyle kapanır. Başta kaçakçılığın bir kuşaktan öbürüne geçtiğini, Hıdır'ın kardeşinin bıraktığı yerden devam ettiğini anlarız. Sonda ise Hıdır bu zinciri oğlunda kırmaya çalışır: Yusuf sınıra değil, öğretmene gider. Bu simetri, filmin karanlık sonuna rağmen bir kapı bırakır. Kaynakçadaki bir başka yazı, sonun kasvetli ama bütünüyle umutsuz olmadığını, bir geleceğin imkânını açık tuttuğunu söyler. Bu da bir yorumdur, ama dayandığı şey, ilk sahne ile son sahne arasındaki ekranda izlenebilir bir karşılıktır.
Üçüncü işi bir türü yerel bir dünyaya taşımaktır. Yeni bir kanun adamının gelişi, bir kasaba çarşısı, sürüler, bir rakip, bir pusu ve son hesaplaşma: bu ögelerin hepsi Western türünün tanıdık parçalarıdır. Ama film bu parçaları bir Güneydoğu köyüne, bir ağanın toprağına, bir okula ve mayınlı bir sınıra yerleştirir. Tür, Akad'a bir iskelet verir; iskeletin üstündeki et, toprak sahipliği, okul ve devlet ile köylü arasındaki güvensizlik, bu coğrafyaya aittir. Tür seyirciyle bir sözleşme gibi çalışıyorsa, bu film sözleşmenin maddelerini korur ama taraflarını değiştirir.
Son olarak ten ve ışık. Yapının gece ile gündüz arasındaki bölünmesi, yüzlerin görünüşünü de böler. Gündüz aşamalarında, tarlada, çarşıda ve okulda, yüzler güneşin altında görünür; gece aşamalarında, sınırda ve son geçişte, karanlığın içinde ancak bir ışık kaynağının izin verdiği kadar seçilir. İlk bölümde güneşte yanmış tenlerin siyah-beyazda bir griler skalasına sığmak zorunda olduğunu söylemiştik. Yapı tablosuna ekleyeceğin gece/gündüz sütununun yanına bir sütun daha aç: her aşamada Hıdır'ın yüzü ne kadar seçilebiliyor? Kaçakçılığın gecesinde yüzü karanlığa mı gömülüyor, toprağın gündüzünde mi açığa çıkıyor? Bu soruyu bir sonraki bölümde, tek tek sahnelerin ışığında sınayacağız.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
Üçüncü bölüm, F41-D3, Hudutların Kanunu'nun birkaç anına yakından bakacak: bir kasaba çarşısında açılan film, sınırda bir gece geçişi, çiğnenen bir tarla ve mayınlı arazideki son geçiş. Kadrajın, arazinin ve gece ile gündüz ışığının bu anlarda Hıdır'ın sıkışmasını nasıl görünür kıldığını sahne düzeyinde sınayacağız.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.