F38-D3 · Seviye 1 · Filmin dili · Film dosyası · Yakın okuma
Persona — Yakın okuma
Üç ya da dört anahtar sahneyi dört soruyla, biçim unsurları düzeyinde okur. İki yüzün birbirine karışması: yakın plan, bakış ve filmin kendi malzemesini göstermesi.
Film Okuma Akademisi — Filmin dili · 2.239 kelime · ≈ 10 dk okuma · 15 dk dinleme
Bu bölüm filmin tamamını konuşur ve sonunu açar. Filmi izlemediysen önce birinci bölümü oku.
Sürpriz uyarısı
Aşağıdaki okumalar, yazlık evde olan her şeyi, mektubu, filmin kendini kestiği anı ve iki kadının birbirine karışmasını bilerek yapılır. Yapı bölümünde bunların hepsini açtık. Filmi izlemediysen önce izle; izlediysen, bu bölümü kopya açıkken, her sahnede durup iki yüzün kadrajdaki yerini çizerek oku. Persona'nın kareleri bir tablo gibi, sabırla bakılmayı ister.
Seçilen sahneler
Filmin en çok bilinen iki anı akademinin derslerinde zaten okundu. Plan ölçeği dersi (2.2) tekrar edilen konuşmayı ve birleşen yarım yüzleri, 4.3'te açılışta bir perdeye uzanan çocuğun elini inceledik. Bu bölüm onlara dönmeyecek. Filmin henüz okunmamış dört anına bakacak ve dosyanın başındaki üç soruyu onlara soracak: söz kimde, sessizlik kimde; iki yüz karede nerede duruyor; şerit kendini ne zaman gösteriyor?
Dört an şunlar. Birincisi kıyı anısı: Alma'nın gece, bir lambanın ışığında, yıllar önceki bir yaz gününü anlattığı uzun konuşma. İkincisi gece ziyareti: iki kadının yarı karanlık bir odada yan yana durduğu, sözsüz ve belirsiz bir sahne. Üçüncüsü kırık cam: bir mektubun okunmasından sonra gelen sessiz bir intikam ve filmin kendini kestiği an. Dördüncüsü kocanın gelişi: bir erkeğin iki kadından birini öbürüyle karıştırdığı, rüyaya benzeyen bir sahne.
Bu seçimin dışında kalan sahneler de defterin için önemli adaylardır. Hastane odasında televizyondaki haberin karşısında sinen Elisabet, bir dış dünyanın şiddetinin bir yüze nasıl düştüğünü gösterir. Elisabet'in bir savaş fotoğrafına baktığı an, bir görüntünün bir başka görüntüyle, bir fotoğrafın bir yüzle nasıl karşı karşıya konduğunu sorar. Filmin sonuna doğru Alma'nın kendi kolunu kestiği ve Elisabet'in o kanı içtiği an ise, iki bedenin en somut biçimde birbirine karıştığı andır. Son olarak, kapanışta bir an için görünen çekim ekibi ve kamera, filmin kendine bakışının son ve en açık biçimidir. Bu dört sahneden birini seç ve aşağıdaki okumaları bitirdikten sonra onu aynı üç soruyla oku; bu, yakın okumanın burada durmadığını, her sahnenin aynı sorulara açık olduğunu görmenin en iyi yoludur.
Seçilen anlar bir sıra izler. İlk ikisi yakınlığın doruğundan, son ikisi kopuşun ve karışmanın içinden gelir. Yapı tablosundaki yüz sütunu burada sahne sahne sınanır: iki yüz birbirine yaklaşır, aynı karede buluşur, karşı karşıya gelir ve sonunda birbirinin yerine geçer.
Bir yöntem önerisi de var. Bu filmin karelerinde iki yüzün yeri çoğu zaman bir anlam taşır: biri önde, öbürü arkada; biri cepheden, öbürü profilden; biri ışıkta, öbürü gölgede. Her sahnede bir kareyi durdur ve defterine küçük bir kroki çiz: iki yüzün kadrajdaki yerini birer daireyle işaretle, hangisinin aydınlık, hangisinin karanlık olduğunu yaz. Dört krokiyi yan yana koyduğunda, filmin iki yüzü nasıl adım adım birbirine yaklaştırdığını kendi çizimlerinle göreceksin.
Sahneler
Kıyı anısı
Ne görüyorum, ne duyuyorum? Gece, yazlık evin içinde. Alma bir masanın başında ya da bir koltukta oturur, bir lambanın ışığı yüzüne düşer. Elisabet karanlıkta, biraz geride, onu dinler. Alma konuşmaya başlar: yıllar önce, bir yaz günü, bir başka kadınla bir kıyıda güneşlendiklerini, iki genç oğlanın yaklaştığını, ardından olanları ve sonrasında yaşadıklarını anlatır. Konuşma uzundur. Alma bazen güler, bazen susar, bazen sesi titrer. Film bu konuşma boyunca kıyıyı, oğlanları ya da o günü hiç göstermez; yalnızca Alma'nın yüzü ve sesi vardır. Konuşma bittiğinde Alma ağlar.
Nasıl yapılmış? Sahnenin merkezi bir yüzün yakın planı ve bir sesin sürekliliğidir. Kamera Alma'nın yüzünde kalır ve onu uzun süre bırakmaz; kesmeler azdır. Işık bir lambadan gelir ve yüzün bir yanını aydınlatırken öbür yanını karanlıkta bırakır. Işığın kaynağı (5.3) kadrajın içindedir: masadaki lamba. Ses ise bir anlatıcının sesidir, ama bir anlatıcı sesinin alışılmış işini yapmaz: görüntüye eşlik etmez, görüntünün yerini alır. 8.3'te ekran dışı sesi öğrenmiştin; burada ekran dışında kalan bir ses değil, ekranda olmayan bir dünyadır. Kıyı, oğlanlar ve güneş, yalnızca bir sesin içinde var olur.
Ne işe yarıyor? Anlatı yönünden sahne, iki kadın arasındaki yakınlığın doruğudur: Alma, kimseye anlatmadığı bir şeyi, konuşmayan bir kadına anlatır. Seyirci yönünden işlev, bir dinleyici olmaktır. Seyirci de Elisabet gibi dinler; kıyıyı görmez, ama Alma'nın yüzünden ve sesinden onu kurar. İlk bölümün birinci sorusu kimin konuştuğunu, kimin sustuğunu soruyordu. Bu sahnede konuşan Alma'dır, ama sahnenin gücü susan Elisabet'ten gelir: onun sessizliği, Alma'nın sözlerini çeken bir boşluktur.
Ne anlama gelebilir? Bir okuma sahneyi bir itiraf olarak görür: Alma, utandığı ve sakladığı bir anısını açar ve bu açılış, onu Elisabet'e bağlayan bir güven anıdır. Bu okumada film, bir sesin bir görüntüden daha güçlü olabileceğini gösterir: seyirci kıyıyı hiç görmez, ama sahne filmin en canlı anlarından biri olarak kalır. Bir başka okuma sahnenin dengesizliğine bakar: Alma her şeyini verir, Elisabet hiçbir şey vermez. Bu okumada itiraf bir yakınlık değil, bir ele geçirilme başlangıcıdır; Alma, kendini, onu inceleyen bir bakışa teslim eder. Yapı bölümünde gördüğümüz mektup, bu ikinci okumayı geriye dönük olarak güçlendirir.
Gece ziyareti
Ne görüyorum, ne duyuyorum? Gece, Alma'nın yatak odası. Alma uyumaktadır ya da yarı uykudadır. Bir kapı açılır ve Elisabet, beyaz bir gecelikle, odaya girer. İki kadın, yarı karanlık bir odada, beyaz giysileriyle yan yana durur. Kadrajda iki yüz birbirine çok yakındır: biri öne, öbürü hafifçe geriye yerleşmiş, biri kameraya dönük, öbürü yandan görünür. Elisabet'in eli Alma'nın saçını alnından geriye doğru iter. Söz yoktur; dışarıdan bir sis düdüğüne benzeyen bir ses duyulur. Sabah olunca Alma, geceki ziyareti sorar; Elisabet'in başı «hayır» der.
Nasıl yapılmış? Sahnenin merkezi kompozisyondur. 2.5'te kompozisyonu, kadrajın içindeki ağırlıkları öğrenmiştin. Bu sahnede iki yüz bir tek kompozisyonun iki yarısı gibi yerleştirilir: biri cepheden, öbürü profilden, ikisi neredeyse aynı yükseklikte, aynı beyaz giysiler içinde. Bir yüzün dönük oluşu öbürünün yüzünü tamamlar gibidir. Işık yumuşak ve belirsizdir; oda ne tam karanlık ne tam aydınlıktır. 4.3'teki bakış burada bir bakışın yokluğudur: iki kadın birbirine bakmaz, ikisi de kameraya ya da boşluğa bakar. Saçın geri itilmesi, sahnenin tek hareketidir ve bir yüzü öbürüne daha çok açar.
Ne işe yarıyor? Anlatı yönünden sahne belirsizdir: bir olay mı, bir rüya mı? Sabahki soru ve Elisabet'in olumsuz yanıtı, bu belirsizliği bilerek kurar. Seyirci yönünden işlev, iki kimliğin ilk kez görüntüde birleşmesidir. İlk bölümün ikinci sorusu iki yüzün kadrajda nasıl yerleştiğini soruyordu. Gece ziyareti bu sorunun en çıplak yanıtıdır: iki yüz, aynı karede, bir tek imgenin iki parçası gibi durur. 2.2'de okuduğumuz yüz yarılarının birleşmesi, burada bir kompozisyonla önceden duyurulur.
Ne anlama gelebilir? Bir okuma sahneyi Alma'nın bir rüyası olarak görür: yakınlığın doruğunda, Alma kendini Elisabet'le bir tutar ve bu bir tutuş, bir rüyada görünür. Bu okumada Elisabet'in sabahki inkârı bir yalan değil, bir gerçektir: o gece gerçekten gelmemiştir. Başka bir okuma inkârın kendisine bakar: Elisabet gelmiş olabilir ve inkârı, sahnenin bir başka ele geçirme anı olduğunu gösterir. Üçüncü bir okuma sorunun yanıtının önemli olmadığını söyler: film bu sahnede gerçek ile rüya arasındaki ayrımı bilerek askıya alır ve seyirciyi o ayrımın yokluğunda bırakır. Karşı kanıt da düşünülmeli: sabahki konuşma bir ayrım yapmaya çalışır ve bu, filmin ayrımı tamamen bırakmadığının bir işaretidir.
Kırık cam
Ne görüyorum, ne duyuyorum? Alma, Elisabet'in mektubunu okuduktan sonra eve döner. Evin önündeki taşlık yolda, bir bardağın kırılmış olduğunu görür. Parçaları toplamaz. Bir an durur, sonra onları yerde bırakır ve içeri girer. Elisabet çıplak ayakla dışarı çıkar ve bir parçaya basar; ayağı kanar. Pencerenin arkasından Alma onu izler. Elisabet başını kaldırır ve Alma'ya bakar. Bakışlar birbirine kilitlenir ve o anda görüntü parçalanır: kare yanmaya başlar, bir delik açılır ve büyür, görüntü beyaza döner. Bir an için açılıştaki ilgisiz görüntüler geri gelir. Sonra, odağı kaymış, bulanık bir görüntüyle film yeniden başlar.
Nasıl yapılmış? Sahnenin ilk yarısı neredeyse sessiz bir eylemdir: bir kadın bir şeyi bilerek yapmaz, bir başkası onun sonucuna basar. Kurgu ikisi arasında gidip gelir: yerdeki cam, Alma'nın yüzü, Elisabet'in ayağı, yeniden Alma. İkinci yarı ise filmin kendi malzemesinin görünür hâle geldiği andır. 9.3'te görüntü dokusunu ve greni öğrenmiştin; burada doku kendisi bir olaya dönüşür: kare yanar, film şeridi kopar, görüntü kendi taşıyıcısının fiziksel varlığını gösterir. Bakışların karşılaştığı an ile filmin yanması aynı anda gelir; bir iletişimin kopuşu, bir film şeridinin kopuşuyla birlikte gösterilir.
Ne işe yarıyor? Anlatı yönünden sahne, iki kadın arasındaki ilişkinin bir yakınlıktan bir düşmanlığa geçtiği andır. Seyirci yönünden işlev bir şoktur: seyirci hikâyenin içindeyken, film birden hikâyeden çıkar ve kendini gösterir. İlk bölümün üçüncü sorusu filmin kendine ne zaman baktığını soruyordu. Bu sahne yanıtın en keskin hâlidir: film, bir ilişkinin koptuğu anda kendi şeridini kopararak bakar. Seyirci, bir ilişkinin yıkılışını izlerken, izlediği şeyin bir şerit olduğunu, yanabileceğini ve kopabileceğini görür.
Ne anlama gelebilir? Bir okuma kesintiyi bir duygunun biçimi olarak görür: iki insan arasındaki bağ kopar ve film de kopar; biçim, bir ilişkinin çöküşünü fiziksel bir çöküşle taşır. Başka bir okuma kesintiyi bir hatırlatma olarak görür: film, seyircinin kendini hikâyeye fazla kaptırmasını bilerek bozar ve onu izleyen biri olduğunu hatırlatır. Bu okumada kesinti, Elisabet'in bir rolü bırakmasının sinemadaki karşılığıdır: film de bir an için rolünü bırakır. İki okuma birbirini dışlamaz: biri kesintinin içeriğe, öbürü biçime dair söylediğine bakar. Ama ikisi de aynı gözleme dayanır: kopuşun tam bakışların karşılaştığı ana denk gelmesi.
Kocanın gelişi
Ne görüyorum, ne duyuyorum? Yazlık evin dışında, belki bir gün, belki bir rüyada, Elisabet'in kocası belirir. Alma'ya doğru yürür ve onunla Elisabet'miş gibi konuşur. Alma önce ona kendisinin Elisabet olmadığını söylemeye çalışır. Elisabet, yanlarında, sessizce durur. Bir noktada Elisabet'in eli, Alma'nın elini tutar ve kocanın yüzüne doğru götürür gibidir. Alma, Elisabet'in yerine geçer ve kocayla onun karısıymış gibi konuşmaya, ona sarılmaya başlar. Elisabet tüm bunları yakından, ifadesiz bir yüzle izler.
Nasıl yapılmış? Sahnenin merkezi bir yer değiştirmedir ve bu yer değiştirme kadrajla kurulur. Üç figür aynı karede durur: koca, Alma ve Elisabet. Ama bakışlar ve konuşmalar, Elisabet'in olması gereken yere Alma'yı koyar. Işık sahneyi bir rüya gibi gösterir: yumuşak, belirsiz, ne gece ne gündüz. Bakış eşleme (7.3) burada yanlış kişiye bağlanır. Koca Alma'ya bakar ve Elisabet'i görür; seyirci ise ikisini birden görür ve karışmanın kendisine tanıklık eder. Sözler bir rol gibidir: Alma, bir başkasının karısının sözlerini söyler.
Ne işe yarıyor? Anlatı yönünden sahne, iki kimliğin karışmasının en somut anıdır: bir dışarıdaki kişi, bir koca, iki kadından birini öbürü sanır. Seyirci yönünden işlev bir rahatsızlıktır: seyirci, Alma'nın bir başkasının hayatına zorla ya da isteyerek geçişini izler. İlk bölümün birinci sorusuna burada tuhaf bir yanıt verilir: konuşan Alma'dır, ama konuştuğu sözler Elisabet'in sözleridir. Bir kadın, bir başkasının sesiyle konuşur.
Ne anlama gelebilir? Bir okuma sahneyi Alma'nın bir rüyası olarak görür: Elisabet'le bir tutulan Alma, onun hayatını, onun kocasını, onun yerini yaşamayı bir rüyada dener. Başka bir okuma sahneyi Elisabet'in bir oyunu olarak görür: oyuncu Elisabet, kendi hayatını bir sahne gibi kurar ve Alma'yı o sahnenin bir oyuncusu olarak kullanır; elin elini kocanın yüzüne götürmesi, bir yönetmenin hareketine benzer. Üçüncü bir okuma sahneyi bir kimliğin sınırının çöküşü olarak görür ve kimin rüyası olduğunu sormayı anlamsız bulur. Karşı kanıt da düşünülmeli: sahne kısa ve yoğun bir sahnedir ve film onu herhangi bir açıklamayla çerçevelemez; okur, onu filmin bütün belirsizlik düzeninin bir parçası olarak okumalıdır.
Sahneler arasında
Dört sahneyi bir arada düşündüğümüzde, önce iki yüzün bir yolculuğu görünür. Kıyı anısında Alma'nın yüzü ışıkta, Elisabet'in yüzü karanlıktadır; iki yüz ayrı kadrajlardadır. Gece ziyaretinde iki yüz aynı karede, bir tek kompozisyonun iki yarısı gibidir. Kırık camda iki yüz bir pencerenin iki yanında karşılaşır ve bu karşılaşma filmi koparır. Kocanın gelişinde ise bir yüz öbürünün yerini alır. Ayrı, bir arada, karşı karşıya ve yer değiştirmiş: dört sahne, iki kimliğin birbirine karışmasının dört adımıdır.
İkinci olarak ses. Kıyı anısında tek bir ses vardır ve uzundur. Gece ziyaretinde söz yoktur; yalnızca uzak bir ses. Kırık camda neredeyse sessizlik vardır, ta ki film kopana kadar. Kocanın gelişinde ise bir ses bir başkasının sözlerini söyler. Sesin dağılımı, konuşmanın kimden kime geçtiğini izler: Alma'nın kendi sözlerinden, sessizliğe, sonra bir başkasının sözlerine.
Üçüncü olarak filmin kendine bakışı. Dört sahnenin yalnızca birinde, kırık camda, film açıkça kendini keser. Ama öteki üçünde de film bir sınırda durur: kıyı anısında bir görüntünün yokluğu, gece ziyaretinde bir gerçeklik ile rüya arasındaki belirsizlik, kocanın gelişinde bir rolün oynanışı. Film, kendini yalnızca bir kesintiyle değil, bu belirsizliklerle de gösterir.
Dördüncü bağ ışıktadır. Kıyı anısında bir lamba bir yüzü ikiye böler. Gece ziyaretinde yumuşak ve belirsiz bir ışık iki beyaz geceliği ve iki teni aynı griye boyar. Kırık camda gün ışığı sert ve açıktır, ama film yanınca bu ışık beyaz bir boşluğa döner. Kocanın gelişinde ışık bir rüyanın ışığıdır. İki kadının tenleri ve saçları, bu dört ışıkta, sonunda neredeyse aynılaşır. Ten artık kimin kim olduğunu söyleyen bir işaret değildir; ve bir ışığın, bir kompozisyonun, bir kurgunun içinde iki kimlik arasındaki sınırın silindiği bir yüzeye dönüşür. Krokilerinde iki yüzün ışığını işaretlediysen, bu silinmeyi kendi çizimlerinde görebilirsin.
Bu dosya için iki defter görevi var. Birincisi dört krokiyi yan yana koymak ve her birinin altına, iki yüzün o sahnedeki ilişkisini tek bir kelimeyle yazmak: ayrı, bir arada, karşı karşıya, yer değiştirmiş ya da kendi kelimelerin. İkincisi, kırık cam sahnesini sesini kapatarak bir kez daha izlemek. 0.5'teki sessiz izleme, bu sahnede bakışların ve kesintinin sesin yardımı olmadan nasıl çalıştığını gösterecek.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
Sahneler okundu. Persona dosyasının dördüncü bölümü, bu iki yüzün eleştiri geleneğinde nasıl okunduğunu açacak: bir modernist sinema yapıtı olarak, iki kadın arasındaki bir ilişkinin incelemesi olarak, bir sanatçının sessizliği olarak ve sinemanın kendi üzerine düşünmesi olarak.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.