İçeriğe geç

F13-D1 · Seviye 0 · İzlemekten okumaya · Film dosyası · İzlemeden önce

Kazablanka — İzlemeden önce

Bağlamı, yapım koşullarını, izlenecek kopyayı ve izlerken sorulacak üç soruyu verir; olay örgüsünü açmaz. İlk tam okuma için: stüdyo sisteminin görünmez üslubu ve bir aşk hikâyesinin savaş içindeki yeri.

Film Okuma Akademisi — İzlemekten okumaya · 1.831 kelime · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme

Neden bu film

Kazablanka, akademinin Seviye 0 derslerinde birkaç kez karşına çıktı: izlenimi kanıta bağlamayı öğrendiğimiz derste havaalanı sahnesiyle, yorumun çoğulluğunu konuştuğumuz derste siyasi okumasıyla. Bu yüzden filmin bazı anlarını, sonu da dahil, belki zaten biliyorsun. Bu bölüm o anları yeniden açmaz. Amacı, filmi bir bütün olarak, baştan sona ve dikkatle izlemeye hazırlamaktır.

Bu film Seviye 0'ın ikinci dosyası olarak seçildi, çünkü Altına Hücum'un tam karşısında durur. Biri sessizdir, öteki konuşmalarla doludur; biri tek bir yaratıcının denetimindeki bir komedidir, öteki büyük bir stüdyonun yüzlerce çalışanının elinden çıkmış bir dramdır; birinin kamerası bedene alan açmak için geri çekilir, ötekininki seyirciyi fark ettirmeden bir sahneden ötekine taşır. İki filmi art arda okumak, Seviye 0'da öğrendiğin dört sorunun çok farklı iki sinema türünde nasıl çalıştığını görmeni sağlar.

Kazablanka aynı zamanda sinema tarihinin en çok izlenen, en çok alıntılanan filmlerinden biridir. Replikleri, şarkısı, son sahnesi, filmi izlememiş insanların bile tanıdığı şeylerdir. Bu tanınırlık, Altına Hücum dosyasında Şarlo için söylediğimiz tuzağı burada da kurar: çok tanıdık bir filme bakarken onu gerçekten görmeyi unutabiliriz. Bu dosya filmi, tanıdık ünü bir kenara bırakarak, ekranda olanla okumaya çağırır.

Seviye 0'ın dört film dosyası birbirine göre de dizildi. Altına Hücum sessiz bir komediydi; Kazablanka sesli bir stüdyo dramı; ardından gelecek Bisiklet Hırsızları stüdyodan çıkıp sokakta çekilmiş bir film, Ruhların Kaçışı ise el çizimi bir animasyon. Dört film, dört farklı yapım biçimi ve dört farklı seyirci deneyimi sunar; dört soru her birinde biraz başka işler.

Son bir neden: bu film, Seviye 1'de öğreneceğin araçların neredeyse hepsini görünmez biçimde kullanır. Işık, kamera, kurgu ve müzik, seyircinin dikkatini çekmeden çalışır. Seviye 1'in bazı dersleri bu filme ayrıca dönecek; burada, onu bir bütün olarak tanımak yeterli.

Bağlam

Kazablanka 1942'de, Hollywood stüdyo sisteminin en güçlü olduğu yıllarda yapıldı. Büyük stüdyolar o dönemde filmleri bir üretim bandı gibi üretiyordu: sözleşmeli yıldızlar, sözleşmeli yönetmenler ve senaristler, stüdyonun kendi dekor atölyeleri, kendi kostüm ve müzik bölümleri. Bir film, tek bir kişinin değil, bu düzenin ürünüydü. Niyet yanılgısını konuştuğumuz dersi hatırla: bir stüdyo filminde «kimin kararı?» sorusu, tek bir yaratıcının filminden çok daha karmaşıktır.

Film, İkinci Dünya Savaşı'nın ortasında yapıldı ve savaşın ortasında geçer. Hikâye, Almanya'ya teslim olmuş Fransa'nın Vichy yönetimine bağlı Fas'ta, Kazablanka şehrinde, Avrupa'dan kaçan mültecilerin Amerika'ya geçebilmek için vize beklediği bir ortamda yaşanır. Film bu ortamı ilk dakikalarında açıkça kurar: bir harita ve bir anlatıcı sesi, savaştan kaçanların Avrupa'dan Kuzey Afrika'ya, oradan Kazablanka'ya ve oradan da tarafsız Portekiz'in başkenti Lizbon'a, yani Amerika'ya açılan kapıya uzanan yolunu gösterir. Seyirci hikâyeye bir kişiyle değil, bir yolculuk haritasıyla girer. Bu açılışa dikkat et: Seviye 2'deki açılış dersi, bir filmin ilk anlarının seyirciyle nasıl bir sözleşme yaptığını soracak ve bu film o soru için iyi bir örnektir.

Şehir bir bekleme salonu gibidir: insanlar oraya gelir, ama çoğu oradan çıkamaz. Bu ortam, filmin bütün karakterlerinin nasıl davrandığını belirler.

Filmin gösterime girdiği zaman da bağlamın bir parçasıdır. Seviye 0'ın derslerinden birinde gördüğümüz gibi, film New York'ta, Müttefik birliklerinin Kuzey Afrika'ya çıkarma yapmasından ve Kazablanka'ya girmesinden birkaç hafta sonra gösterime girdi. Şehrin adı o sırada gazetelerin manşetlerindeydi. Bu rastlantı filmin karşılanışını etkiledi; ama filmin kendisi bu olaydan önce yazılmış ve çekilmişti.

Stüdyo sisteminin bir parçası da stüdyonun dışındaki bir denetimdi. O yıllarda Hollywood filmleri, sektörün kendi koyduğu ve Yapım Kuralları diye bilinen bir ahlak yönergesine uymak zorundaydı; senaryolar bu kurallara göre okunur, sakıncalı bulunan sahneler değiştirilirdi. Evlilik dışı ilişkiler, suçun cezasız kalması, belirli konuların açıkça gösterilmesi bu kurallarla sınırlanıyordu. Kazablanka'nın senaryosu da bu denetimden geçti. Bu bağlam, filmde bazı şeylerin neden açıkça söylenmediğini, bazılarının neden yalnızca ima edildiğini anlamaya yardım eder. Kuralların sinemayı nasıl biçimlendirdiği Seviye 5'te, stüdyo çağını işleyen 31.3'te ayrıca ele alınacak.

Yıldızların imajı da bağlamın bir parçasıdır. Humphrey Bogart bu filmden önce daha çok sert, karanlık adam rolleriyle tanınıyordu; bir yıl önceki Malta Şahini onu bu tür bir kahramanın yüzü yapmıştı. Ingrid Bergman ise Hollywood'a birkaç yıl önce gelmiş, İsveçli bir yıldızdı. 1942'nin seyircisi bu iki yüzü bu imajlarla birlikte izledi. Bağlam dersinde Umut için konuştuğumuz gelenek katmanı burada da çalışır: seyirci bir yıldızın yüzünde, ondan beklediği şeyi de görür.

Yönetmenin kendisi de bir göçmendi. Michael Curtiz, Macaristan'da doğmuş, Avrupa'da film yönetmiş ve Hollywood'a gelmişti. Filmin mülteci dünyası, kamera arkasında da tanıdık bir dünyaydı.

Gelenek bağlamı da önemlidir. Film, o yılların romantik drama, macera ve savaş filmlerinden öğeler taşır; ama bunların hiçbirine tam olarak uymaz. Seviye 4'te türleri tek tek öğreneceksin; şimdilik, bu filmin birden çok türün sözleşmesini aynı anda kullandığını bilmek yeter. Bir aşk hikâyesi, bir kaçış hikâyesi, bir siyasi hikâye ve bir dostluk hikâyesi aynı filmin içinde iç içedir.

Yapım

Film, Warner Bros. stüdyosunda yapıldı. Yönetmeni, stüdyonun en verimli yönetmenlerinden biri olan Michael Curtiz'dir; yapımcısı Hal B. Wallis'tir. Senaryo, sahnelenmemiş bir tiyatro oyunundan uyarlandı ve Julius ile Philip Epstein kardeşler ile Howard Koch tarafından yazıldı. Başrollerde Humphrey Bogart, Ingrid Bergman ve Paul Henreid; yan rollerde Claude Rains, Conrad Veidt, Sydney Greenstreet, Peter Lorre ve barın piyanisti Sam'i canlandıran Dooley Wilson oynar.

Filmin yapımına dair en çok anlatılan konulardan biri, senaryonun çekimler sürerken de yazılmaya devam etmesidir. Aljean Harmetz'in stüdyo belgelerine dayanan kitabı, sahnelerin bir kısmının çekimden kısa süre önce yazıldığını ve yeniden yazıldığını anlatır. Bu bilgi bir efsaneye dönüşmeye çok uygundur ve bazı anlatımlarda abartılır; okur, filmin sonunun nasıl belirlendiğine dair dolaşan hikâyelerin hepsini doğru kabul etmemelidir. Akademinin kuralı burada da geçerlidir: belgeye dayanan bilgi yapım bilgisidir, dolaşan anekdot ise tartışmalıdır.

Filmin oyuncu kadrosunun dikkat çekici bir yanı da vardır. Kafede görülen insanların, garsonların, müşterilerin, yan karakterlerin bir kısmını, Avrupa'dan, Nazi yönetiminden kaçıp Amerika'ya sığınmış oyuncular canlandırdı. Kötü Alman subayı Binbaşı Strasser'i oynayan Conrad Veidt, Almanya'dan ayrılmış, Nazi karşıtı bir oyuncuydu. Bu, filmin içindeki mülteci kalabalığının, kamera önünde de kısmen gerçek bir mülteci kalabalığı olduğu anlamına gelir. Bu bilgi ekranda doğrudan görülmez; ama filmi izlerken bir yüzün ardındaki hayatı düşünmek, kalabalık sahnelerine başka bir ağırlık katabilir.

Film neredeyse tamamen stüdyoda çekildi. Kazablanka sokakları, Rick'in kafesi, havaalanı, hepsi stüdyonun içinde kuruldu. Görüntü yönetmeni Arthur Edeson'dı ve filmin siyah-beyaz görüntüsü, ışığın yüzlere ve mekânlara düşüşüyle, stüdyo sinemasının olgun bir örneğidir. Barın piyanisti Sam'i oynayan Dooley Wilson, filmin önemli bir rolünü üstlenen az sayıdaki siyah oyuncudan biriydi. Wilson aslında bir davulcuydu; filmde piyano çalarken görünse de duyduğumuz piyano sesi, kamera dışında başka bir müzisyen tarafından çalındı. Bu, stüdyo sinemasının ses ile görüntüyü nasıl ayrı ayrı kurduğunun küçük ama öğretici bir örneğidir ve üçüncü soruda Sam'e bakarken akılda tutulabilir.

Filmin müziği Max Steiner'a aittir; filmin en tanınan şarkısı ise film için yazılmamıştır, daha önce bestelenmiş bir şarkıdır ve filmde yeniden kullanılır.

Hangi kopya

Kazablanka'nın bugün dolaşımda olan kopyaları büyük ölçüde aynı filmi verir; Altına Hücum'daki gibi iki ayrı sürüm yoktur. Ama okur bir şeye dikkat etmelidir: siyah-beyaz film.

1980'lerde, eski siyah-beyaz filmleri televizyon için bilgisayarla renklendirme uygulaması yaygınlaştı ve Kazablanka da bu yolla renklendirildi. Bu uygulama sinemacılar ve eleştirmenler arasında büyük bir tartışma yarattı; pek çoğu renklendirmeyi filmin görüntüsüne yapılmış bir müdahale olarak gördü. Renklendirilmiş sürüm zaman zaman hâlâ karşına çıkabilir. Akademinin önerisi, filmi özgün siyah-beyaz görüntüsüyle, restore edilmiş bir kopyadan izlemektir; çünkü filmin ışığı, gölgeleri ve yüzlerin görünüşü siyah-beyaz için kurulmuştur.

Filmin en-boy oranı, dönemin standart oranıdır; görüntü bugünün geniş ekranlarına göre daha kareye yakındır. Bir geniş ekran televizyonda izlerken görüntünün iki yanında siyah boşluklar görebilirsin. Bu bir hata değildir; filmin özgün kadrajıdır. İzleme koşulu dersinde konuştuğumuz gibi, görüntüyü ekranı doldurmak için germek ya da kırpmak, kadrajı bozar. Kopyanın özgün oranda olduğundan emin ol.

Dil konusu da düşünülmeli. Film İngilizce konuşulur, ama içinde Fransızca, Almanca ve başka dillerde konuşmalar ve şarkılar da vardır. Altyazılı bir kopya izleyeceksen, altyazının bu farklı dilleri nasıl verdiğine dikkat et; bir sahnenin ağırlığı bazen hangi dilde söylendiğinden gelir. Türkiye'de bu film kuşaklar boyunca televizyonda, çoğu zaman Türkçe dublajla izlendi. Dublaj, karakterlerin seslerini ve konuşma ritmini değiştirir; bir yıldızın bilinen sesi yerine başka bir sesle tanışırsın. Dublajlı bir kopyayı izlemek yanlış değildir; ama okumanın sesle ilgili gözlemleri o kopyaya bağlı kalır.

Defterindeki kaydın ilk satırı bu üç bilgiyi taşısın: kopya renkli mi siyah-beyaz mı, hangi dilde, hangi çeviriyle.

İzlerken üç soru

Bu film, Altına Hücum'dan farklı olarak konuşmalarla doludur ve konuşmalar hızlıdır. Diyalog yüklü bir filmde dikkat kolayca söze kayar; görüntü ikinci plana düşer. İlk izlemede bu doğaldır: hikâyeyi ve karakterleri izlersin. İkinci izlemede ise, durdurmak ve sessiz izlemek dersinde öğrendiğin araçlarla, bir sahneyi sesi kısık izleyip yalnız görüntünün ne yaptığına bakmak bu filmde özellikle öğretici olacak.

İlk izlemede bu sorular yalnızca dikkatinin bir köşesinde dursun; jenerik akarken defterine dönüp her soruya kısa bir cevap yazman yeterli.

  1. Rick'in kafesinde kim nerede oturur, kim nerede durur? Kafeyi bir harita gibi düşün: kimler merkezde, kimler kenarda, kimler kapıya yakın? Bu harita film boyunca değişiyor mu?
  2. Filmin tanınan şarkısı ne zaman çalar, kim çalmasını ister, kim çalınmasını istemez? Şarkının her duyuluşunda sahnede ne değişir?
  3. Işık yüzlere nasıl düşer? Karakterlerin yüzlerinin nasıl aydınlatıldığına dikkat et ve özellikle piyanist Sam'e bak: kadrajda nerede durur, ışık onu nasıl gösterir, kamera ona ne kadar yaklaşır?

Üçüncü sorunun son kısmı bilinçli olarak eklendi. Bu akademi, ışığın ve görüntünün kimi nasıl gösterdiğini her filmde sorar; çünkü aynı ışık farklı tenlerde farklı sonuç verir ve bir filmin kimi merkeze, kimi kenara koyduğu, onun ışığında ve kadrajında da görünür. Bu sorunun cevabını şimdiden yazmak zorunda değilsin; dosyanın sonraki bölümleri ona ayrıca dönecek.

Üç sorunun hiçbiri sonunu bilmeni gerektirmez; ikinci kez izlerken de aynı soruları sorabilir ve cevaplarının değişip değişmediğine bakabilirsin. Soruların tek bir cevabı yok; ama hepsinin cevabı ekranda. Dosyanın ikinci bölümü filmin yapısını, üçüncü bölümü bazı anahtar sahneleri, dördüncü bölümü filmin nasıl yorumlandığını ele alırken bu sorulara geri dönecek.

Kaynaklar

Sonraki derse köprü

Filmi izledin mi? İzlemediysen önce izle. Dosyanın ikinci bölümü Kazablanka'nın tamamını konuşur: filmin yapısını sahne sahne izler ve olayların seyirciye hangi sırayla, hangi bilgiyle verildiğini çözümler.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.