F10-D3 · Seviye 1 · Filmin dili · Film dosyası · Yakın okuma
M — Yakın okuma
Üç ya da dört anahtar sahneyi dört soruyla, biçim unsurları düzeyinde okur. Erken sesli sinemada sesin bir anlatı aracı olması: ıslık, sessizlik, ekran dışı.
Film Okuma Akademisi — Filmin dili · 2.250 kelime · ≈ 10 dk okuma · 15 dk dinleme
Bu bölüm filmin tamamını konuşur ve sonunu açar. Filmi izlemediysen önce birinci bölümü oku.
Sürpriz uyarısı
Bu bölüm filmin ikinci yarısını, katilin nasıl yakalandığını ve bodrumda neler konuşulduğunu açıkça kullanır. Yapı bölümünde açılan her şey burada sahne okumalarının malzemesidir. Filmi izlemediysen dur. İzlediysen, kopyayı açık tut ve bu bölümü kulaklıkla okumayı düşün: aşağıdaki sahnelerin hepsinde, görüntü kadar sesin de durdurulup geri sarılması gerekecek.
Seçilen sahneler
Elsie'nin kayboluşu bu dosyanın dışında kaldı. Akademi o diziyi kadrajın dışında kalan alan dersinde (2.4), 5.5'te gölgeyle, 1.3'te ıslığın işleviyle okudu; yapı bölümü de boş yerlerin bir elips olduğunu gösterdi. Aynı diziye dönmek yerine, filmin geri kalanında sesin, yüzün ve kesmenin birlikte çalıştığı dört an seçtik. Ölçü, ilk bölümün üç sorusudur: sesin nerede olduğu ve olmadığı, şehri kimin aradığı ve yüzlerin nasıl gösterildiği.
İlk sahne iki toplantıdır: iki ayrı odanın tek bir tartışma gibi kurulduğu an. İkincisi vitrin önündeki an: katilin bir camın içinde, kendi yansımasıyla birlikte göründüğü ve bir ıslığın başladığı sahne. Üçüncüsü gece kuşatması: neredeyse sessiz bir binada bir adamın saklanışı. Dördüncüsü bodrumdaki konuşma: filmin en uzun sesinin filmin en geç tanıtılan yüzünden gelişi.
Seçimin bir dengesi var. İlk iki sahne, bir kesmenin ve bir kadrajın anlam kurduğu yerlerdir; son iki sahne, sesin ve sessizliğin ağırlık kazandığı yerler. Dört sahne birlikte, bu sesli filmin görüntü dilini terk etmeden sesi nasıl eklediğini gösterir.
Son mahkeme sahnesi de bu seçimin dışında kaldı. Filmin son sözünü taşıyan bu kısa sahne, yapı bölümünde bir annenin sesiyle kapanan bir uç olarak okundu; burada ona yeniden dönmek yerine, okumanın sonunda dört sahnenin sorularıyla ona bakmanı öneriyoruz. Annelerin siyah giysileri, mahkeme salonunun düzeni ve son cümlenin kime yöneltildiği, bodrumdaki kalabalığın ve vitrindeki yansımanın yanına konduğunda yeni bir anlam kazanabilir. Bir sahnenin anlamı yalnızca kendi planlarından değil, ondan önce okuduğun sahnelerin bıraktığı sorulardan da doğar.
Sahneler
İki toplantı
Ne görüyorum, ne duyuyorum? Masanın bir başında üniformalı ve takım elbiseli devlet görevlileri, bir başka masada deri paltolu, şapkalı adamlar: iki ayrı oda, iki ayrı masa. İki odada da sigara içilir ve oda dumanla dolar. Film iki oda arasında gidip gelir. Bir odada bir adam bir öneri getirir, öbür odada bir başkası onu reddeder gibi bir el hareketi yapar. Bir masada bir cümle başlar, kesme gelir ve cümle öbür masada bir başkasının ağzından sürüyormuş gibi tamamlanır. Konuşmalar ciddi, kısa ve sert bir tondadır.
Nasıl yapılmış? Sahnenin merkezi çapraz kurgudur ve sesle güçlendirilir. Çapraz kurgu (7.7) iki mekânı eşzamanlı ilerletir. Burada kesmeler yalnızca iki mekânı yan yana koymaz; bir mekândaki sözü ya da jesti öbür mekâna devreder. 8.2'deki ses köprüsü bu kez tersinden işler gibidir: ses bir plandan öbürüne taşınmaz, ama bir cümlenin anlamı bir odadan öbürüne taşınır. Mizansen de iki odayı birbirine benzetir: iki masa, iki sıra adam, iki duman bulutu. Duman, iki odayı da yarı saydam, boğucu bir havayla doldurur ve yüzleri hafifçe bulanıklaştırır.
Ne işe yarıyor? Anlatı yönünden sahne, suçluların aramaya katılma kararını verir ve iki aramanın paralel ilerleyeceğini kurar. Seyirci yönünden işlev bir karşılaştırma yapmaktır: seyirci, iki grubun aynı soruya aynı ciddiyetle eğildiğini görür ve aralarındaki farkı aramaya başlar. İlk bölümün ikinci sorusu şehri kimin aradığını ve iki grubun sahnelerinin birbirine benzeyip benzemediğini soruyordu. Bu sahne yanıtını biçimle verir: iki grup birbirine benzer, çünkü film onları birbirine benzeterek keser.
Ne anlama gelebilir? Bir okuma sahneyi bir hiciv olarak görür: devletin temsilcileri ile suçluların temsilcileri aynı biçimde konuşur, aynı biçimde oturur, aynı dumanı içer; aralarındaki fark, sanıldığı kadar büyük değildir. Bu okumada film, bir toplumun düzenini koruyanlarla o düzeni bozanların aynı mantıkla çalıştığını ima eder. Başka bir okuma, benzerliğin bir karşıtlığı gizlediğini söyler: iki grup aynı biçimde konuşur, ama farklı amaçlarla ve farklı yöntemlerle aynı adamı arar; benzerlik, aradaki farkı daha keskin görmeyi sağlayan bir çerçevedir. İki okuma da aynı gözleme dayanır: iki odanın biçimsel benzerliği. Hangisinin ağır bastığı, filmin sonunda iki örgütün katile ne yaptığına bakılarak sınanabilir.
Vitrin önünde
Ne görüyorum, ne duyuyorum? Beckert bir sokakta, bir dükkânın vitrininin önünde durur. Vitrinde bıçaklar dizilidir ve Beckert'in yüzü, camın içinde, bu bıçakların düzeninin ortasında, bir çerçevenin içine yerleşmiş gibi yansır. Beckert camdaki yansımada bir şey görür: arkasındaki kaldırımda, başka bir vitrine bakan küçük bir kız. Yüzü değişir; gözleri açılır, dudakları kıpırdar. Sonra ıslık başlar. Kız uzaklaşır, Beckert onu izler. Bir an sonra bir kadın kızın yanına gelir ve kızı alıp götürür. Beckert yalnız kalır ve bir kafenin masasına oturur.
Nasıl yapılmış? Sahnenin merkezi bir kadraj içinde kadrajdır. 2.5'te çerçeve içinde çerçeveyi öğrenmiştik; burada çerçeve bir vitrinin camıdır ve içinde bıçaklar bir desen oluşturur. Beckert'in yüzü bu desenin ortasında, bir ayna görüntüsü olarak durur; yüz ile bıçaklar aynı düzlemde, aynı camın içindedir. Kız da yalnızca bir yansıma olarak görünür. Böylece sahnenin bütün önemli bilgisi, gerçek mekânda değil, bir camın yüzeyinde verilir. Ses ise yansımadan sonra gelir: ıslık, yüzün değişiminin ardından başlar ve görüntünün kuramadığı şeyi, adamın içindeki dürtüyü, bir ezgiye çevirir.
Ne işe yarıyor? Anlatı yönünden sahne, katilin bir sonraki kurbanını seçmeye yaklaştığını gösterir ve ıslığı yeniden duyurur; bu ıslık, az sonra onu ele verecek olan sestir. Seyirci yönünden işlev bir rahatsızlıktır: seyirci, bir katilin yüzünü, onun bir çocuğa baktığı anda, bir camın içinde, çok yakından görür. İlk bölümün üçüncü sorusu katilin yüzünü bir canavar mı, hasta bir insan mı olarak kurduğunu soruyordu. Bu sahnede yüz, bıçaklarla çevrilmiş bir yansımadır: bir tehdit imgesi. Ama aynı yüz, gözlerinin açılışında ve dudaklarının kıpırdayışında, kendi dürtüsünün karşısında şaşkın bir yüz de gibidir.
Ne anlama gelebilir? Bir okuma bıçakları katilin şiddetinin bir imgesi olarak görür: yüz, bir cinayet aletinin desenine hapsolmuştur. Bu okumada vitrin, Beckert'in içindeki şeyin dışarıdaki bir yüzeye yansımasıdır. İkinci bir okuma yansımanın kendisine bakar: Beckert kendini ve kızı bir camın içinde, bir görüntü olarak görür; ilk kez ekrana geldiği sahnede de bir aynanın karşısındaydı. Film onu sürekli bir yansımada, bir yüzeyde gösterir; belki de bu adam, kendini ancak bir yüzeyde görebilen biridir. Karşı kanıt da düşünülmeli: bir vitrin bir şehrin sıradan bir yüzeyidir ve her yansıma bir anlam taşımak zorunda değildir. Okur, bu sahnedeki yansımayı filmin öteki yansımalarıyla birlikte saymalıdır.
Gece kuşatması
Ne görüyorum, ne duyuyorum? Bir ofis binası gece kapanmıştır. Beckert çatı katındaki depolardan birine saklanmıştır; dar, eşyalarla dolu bir oda. Suçlular binaya girer, bekçileri bağlar ve binayı katı katı aramaya başlar. Film iki şey arasında gidip gelir: aramanın düzenli, sabırlı ilerleyişi ve saklanan adamın kapalı odası. Beckert odadan çıkmaya çalışır; çıkardığı küçük sesler, koridorlarda dolaşan suçlular tarafından duyulur. Ses çoğu zaman azdır: adımlar, fısıltılar, bir kapı, bir alet sesi. Arama daraldıkça sesler yaklaşır.
Nasıl yapılmış? Sahne bir sessizlik düzeniyle kurulur. 8.4'te mutlak sessizlik ile ortam sesini ayırmıştık; bu sahne ikisinin arasında, küçük ve seyrek seslerle kurulmuş bir sessizlikte ilerler. Her ses bir bilgi taşır: bir adım bir yaklaşmayı, bir tıkırtı bir saklanma yerini, bir fısıltı bir planı. Kurgu da sesle birlikte işler: saklanan adamın odası ile arayanların koridorları art arda gelir ve aradaki mesafe her kesmede biraz daha kısalır. Işık gecenin ışığıdır; koridorlarda fenerlerle kesilen bir karanlık, depoda dar bir ışık. 5.2'deki düşük anahtar, burada bir avın ışığıdır.
Ne işe yarıyor? Anlatı yönünden sahne, suçluların aramasının hedefine ulaştığı yerdir. Seyirci yönünden işlev en sıkıntılı gerilimidir: seyirci bir katilin yakalanmasını bekler, ama saklanan bir adamın korkusunu da onunla birlikte, onun dar odasından yaşar. İlk bölümün birinci sorusu sesin nerede yoğunlaşıp nerede çekildiğini soruyordu. Bu sahne, sesin neredeyse tamamen çekildiği ve bu çekilmenin gerilimin kendisi olduğu yerdir. Ses azaldıkça her küçük ses ağırlaşır.
Ne anlama gelebilir? Bir okuma sahneyi bir avın sahnesi olarak görür ve seyircinin bir avcıyla mı bir avla mı özdeşleştiğini sorar. Film burada seyirciyi bilerek ikisinin arasında tutar: arayanların sabrı bir düzeni, saklananın korkusu bir insanı temsil eder. Başka bir okuma, binanın kendisine bakar: bir ofis binası, bir düzenin, bir kurumun, bir şehrin iş saatlerinin mekânıdır; gece bu mekân bir kapana dönüşür. Suçluların bir binayı, kilitlerini ve bekçilerini nasıl ele geçirdiği, bir düzenin ne kadar kolay ele geçirilebileceğinin bir gösterisi olarak da okunabilir.
Bodrumdaki konuşma
Ne görüyorum, ne duyuyorum? Beckert terk edilmiş bir yapının bodrumuna getirilir ve itilir. Karşısında, basamaklar gibi yükselen bir düzende, yüzlerce yüz vardır: suçlular, dilenciler, kadınlar, erkekler. Hepsi ona bakar. Beckert önce kaçmaya çalışır, sonra yakalanır ve kalabalığın önüne konur. Bir süre sonra konuşmaya başlar. Konuşma uzundur ve giderek yükselir: bir dürtünün onu ele geçirdiğini, sokaklarda kendi peşinden gelen bir şeyden kaçamadığını anlatır. Yüzü terlidir, gözleri büyümüştür, elleri titrer. Kalabalığın yüzleri ara ara kesilir: dinleyen, öfkelenen, gülen, susan yüzler.
Nasıl yapılmış? Sahnenin merkezi bir yüz ile bir kalabalık arasındaki karşıtlıktır ve bu karşıtlık sesle kurulur. Beckert'in konuşması filmin en uzun ve en yüksek sesidir; bütün film boyunca bir ıslıkla ve kısa cümlelerle var olan adam, burada sesinin bütün gücüyle konuşur. Kurgu, onun yüzünü çoğu zaman yakın ve ortaya yakın bir planla verir; kalabalığın yüzleri ise kısa planlarda, bir tepki dizisi olarak gelir. 4.5'teki grup düzeni burada bir tribündür: kalabalık yukarıdan, sıra sıra bakar, Beckert ise aşağıda, ortada tek başına durur. Işık onun yüzüne sert ama gizlemeyen bir biçimde düşer; ter, yüzün her ayrıntısını parlatır.
Ne işe yarıyor? Anlatı yönünden sahne, filmin yön değiştirdiği yerdir: arama biter, yargılama başlar. Seyirci yönünden işlev bir sarsıntıdır: seyirci, bütün film boyunca bir gölge, bir ses ve bir yansıma olarak gördüğü adamı ilk kez konuşurken duyar ve onun bir canavar değil, kendi içindeki bir şeyden korkan biri olduğunu söylediğini işitir. İlk bölümün üçüncü sorusuna en dolu yanıt bu sahnededir: film Beckert'in yüzünü ne karartır ne yumuşatır; onu terli, korkmuş ve açık bırakır. Seyirci bu yüzün önünde, ona acımakla ondan tiksinmek arasında bir yerde kalır.
Ne anlama gelebilir? Bir okuma konuşmayı bir itiraf ve bir savunma olarak görür: Beckert bir hasta olduğunu söyler ve film bu sözlere bir yer açarak bir ceza ile bir tedavi arasındaki tartışmayı başlatır. İkinci bir okuma kalabalığa bakar: bir katili yargılayan bu kalabalık, kendisi de suçlulardan oluşur ve öfkesi, yasanın değil bir intikamın öfkesidir. Bu okumada asıl rahatsız edici olan Beckert'in sözleri değil, kalabalığın yüzleridir. Üçüncü bir okuma, sahneyi filmin yapıldığı yılın içine yerleştirir: bir kalabalığın kendi mahkemesini kurup bir insanı yok etmek istediği bir sahne, 1931 Almanya'sında bir uyarı olarak okunabilir. Bu son okuma bir bağlam okumasıdır ve 1.6'daki uyarıyla, ekrandaki gözlemden ayrı tutularak yapılmalıdır.
Sahneler arasında
Dört sahneyi birlikte düşündüğümüzde, önce sesin bir yolculuğu görünür. İki toplantıda ses birçok ağızdan gelen kısa, sert cümlelerdir ve iki odayı birbirine bağlar. Vitrin önünde ses bir ıslıktır ve bir dürtünün sesidir. Kuşatmada ses neredeyse yoktur; yalnızca adımlar ve tıkırtılar vardır. Bodrumda ise ses bir insanın bütün gücüyle konuştuğu uzun bir çığlığa dönüşür. Film sesi azaltarak ve çoğaltarak, bir ıslıktan bir konuşmaya giden bir yol çizer.
İkinci olarak katilin görünürlüğü. Toplantılarda Beckert hiç yoktur; o yalnızca bir sorundur. Vitrin önünde bir yansımadır. Kuşatmada kapalı bir odada saklanan bir bedendir. Bodrumda bütün bir kalabalığın önünde, açıkta duran bir yüzdür. Dört sahne, yapı bölümündeki tablonun «katil seyirci için» sütununu sahne düzeyinde tekrarlar: bir sorundan bir yansımaya, bir saklanmaya ve bir yüze.
Üçüncü olarak kalabalık ve tek kişi. Toplantılarda iki kalabalık birbirinin aynasıdır. Vitrin önünde bir adam tek başınadır ve bir çocuğa bakar. Kuşatmada bir kalabalık tek bir adamı arar. Bodrumda bir kalabalık tek bir adamı yargılar. Film, bir insanın çevresinde gittikçe kalabalıklaşan bir dünyayı adım adım kurar ve son sahnede bu kalabalığı, sıra sıra yükselen yüzlerle, bir kuşatmanın en somut biçimine dönüştürür.
Son olarak yüzler ve ışık. Toplantılarda yüzler duman içinde bulanıktır; vitrinde bir cam yüzeyindedir; kuşatmada karanlıkta, fenerlerin kestiği bir gecededir; bodrumda ise terle parlayan, açık bir ışıkta duran bir yüzdür. Film yüzü dört sahnede dört ayrı yüzeyin arkasından gösterir: duman, cam, karanlık ve ter. Ten bu filmde makyajın ya da tipajın konusu değil, bir yüzeyin arkasından görülen bir şeydir ve o yüzey kalktıkça yüz daha korunmasız olur. Bodrumdaki yüz, filmin en açık yüzüdür ve aynı zamanda en yalnız yüzüdür.
Defterine iki küçük sayım ekle. Birincisi yansımaların sayımı: Beckert'in bir aynada, bir camda ya da bir parlak yüzeyde göründüğü her anı not et. Vitrin sahnesinde yansımanın bir anlam taşıyıp taşımadığını tartışmıştık; filmin bütününde bu anların kaç tane olduğu ve nerelerde toplandığı, o tartışmanın en somut dayanağı olacak. Yansımalar filmin başında mı yoğunlaşıyor, yoksa yakalanmaya yaklaştıkça mı? İkinci sayım ses envanteridir. Kuşatma sahnesinin bir dakikasını seç ve o dakikada duyduğun her sesi ayrı bir satıra yaz: kaynağı ekranda mı, ekran dışında mı, öykü içi mi? Aynı işi bodrumdaki konuşmanın bir dakikası için de yap. İki listeyi karşılaştırdığında, filmin bir sessizliği ve bir çığlığı nasıl kurduğunu, ses katmanlarının sayısıyla görebileceksin. 8.1'de ses bandının üç katmanını ayırmıştık; bu iki dakika, o ayrımı bir filmin içinde, iki uçta sınamanın en kolay yoludur. Sayımlarını kısa tut ve sonuçlarını bir cümleyle özetle: hangi dakikada kaç ses, hangisi baskın.
Kaynaklar
Sonraki derse köprü
Sahneler okundu. F10-D4 bu okumaların yanına başkalarının okumalarını koyacak: bir şehir filmi olarak, bir Weimar uyarısı olarak, bir ses deneyi olarak ve bir katile ses veren bir film olarak.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.