İçeriğe geç

F10-D1 · Seviye 1 · Filmin dili · Film dosyası · İzlemeden önce

M — İzlemeden önce

Bağlamı, yapım koşullarını, izlenecek kopyayı ve izlerken sorulacak üç soruyu verir; olay örgüsünü açmaz. Erken sesli sinemada sesin bir anlatı aracı olması: ıslık, sessizlik, ekran dışı.

Film Okuma Akademisi — Filmin dili · 1.866 kelime · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme

Neden bu film

Bu seviyede okuduğumuz üç film de sessizdi. Bir boyalı kasaba, bir zırhlı ve bir yüz: üçü de sözünü ara yazıya, duygusunu görüntüye bırakan filmlerdi. Fritz Lang'ın 1931 tarihli M'i bu dizinin ilk sesli filmidir ve sesi bir gösteri için değil, hikâyeyi taşımak için kullanır. Seviye 1'in sekizinci modülünde ses bandının üç katmanını, öykü içi ile öykü dışı sesi ve ekran dışı sesi öğrendin. Bu film o derslerin hemen hepsine örnek olarak gösterilebilecek bir film ve bu yüzden seviyenin dosya dizisinde bir dönemeç oluşturur.

Filmle de birkaç kez karşılaştın. 1.3'te bir melodinin bir adamı ele verişini işlev sorusuyla, 2.4'te çerçeve dışı alanı, 5.5'te bir ilan direğine düşen gölgeyi, 8.2'de öykü içi sesi onun anları üzerinden okuduk. Yani filmin bazı anahtarlarını biliyorsun: bir katil, bir ıslık, bir gölge ve onu tanıyan biri. Bu bölüm bunlara bir şey eklemez ve onları birbirine bağlayan hikâyeyi açmaz. Ama şunu bilmen gerekir: bir filmin üç dört anahtarını bilmek, kapıların nereye açıldığını bilmek değildir. Bu film, bilinen anahtarlarını bir şehrin bütününe yayar.

Bu filmde bir başka yenilik de var. Önceki üç filmin her birinde seyircinin bakışı belirli bir yere bağlanıyordu: bir anlatıcının hikâyesine, bir kalabalığın öfkesine, bir kadının yüzüne. M ise bakışı bir şehre dağıtır. Polisler, suçlular, anneler, gazeteler, dilenciler ve bir katil aynı şehrin içinde ayrı ayrı hareket eder ve film onların arasında gidip gelir. Seyirci kime bağlanacağını, kimin tarafında duracağını kolayca bilemez. Bu belirsizlik, filmin en önemli biçim kararlarından biridir ve ilk izlemede bir rahatsızlık olarak hissedilebilir.

Konu da ağırdır. Film, çocukları öldüren bir adamı ve onu arayan bir şehri anlatır. Hiçbir cinayet doğrudan gösterilmez, ama filmin bütün havası bu cinayetlerin ağırlığını taşır. İzlemeden önce bunu bilmek, filmin şiddeti nasıl göstermeden kurduğunu sorabilmek için önemlidir.

Bağlam

Film 1931'de Berlin'de çekildi. Weimar Cumhuriyeti'nin son yıllarıdır: 1929'da başlayan dünya ekonomik bunalımı Almanya'yı derinden sarsmış, işsizlik büyük bir sorun hâline gelmiş, sokaklarda siyasal şiddet artmıştı. İki yıl sonra Nazi partisi iktidara gelecekti. Film bu gerginliğin içinde, bir şehrin korkusunu, öfkesini ve kendi yasasını kendi eline alma isteğini anlatır.

Filmin dünyası da bu şehirden alınmıştır. Dönemin Berlin'inde gazeteler suç haberleriyle doluydu, polis yeni bilimsel yöntemlerle, parmak izleriyle, el yazısı incelemeleriyle ve büyük haritalarla çalışmaya başlamıştı; suç dünyasının da kendi örgütlenmesi, kendi kuralları ve kendi buluşma yerleri olduğu biliniyordu. Film bu üç dünyayı, basını, polisi ve suçluları, aynı şehrin parçaları olarak yan yana koyar. İzlerken bu dünyaların her birinin kendi dilini, kendi mekânını ve kendi yöntemini nasıl taşıdığına dikkat et. Film, bir toplumun bir korku karşısında nasıl örgütlendiğini, bu örgütlenmenin hangi kurumlar ve hangi sesler üzerinden yürüdüğünü gösteren bir şehir portresidir. Bu yüzden bir gerilim filmi olarak izlenebilir, ama bir toplum filmi olarak da okunabilir; dosyanın son bölümü bu iki okumayı ayrıca tartışacak.

Sinema da bir dönüşümün içindeydi. Sesli film Almanya'ya birkaç yıl içinde yayılmıştı ve yönetmenler sesin ne işe yarayacağını henüz deniyordu. Pek çok erken sesli film, sesi sürekli bir konuşma ve şarkı akışı olarak kullandı; kamera mikrofona bağlandı, sahneler bir tiyatro gibi çekildi. Lang'ın filmi bu yaygın kullanımdan ayrılır. Ses, filmin bazı bölümlerinde yoğunlaşır, bazı bölümlerinde neredeyse tamamen çekilir. Sessizlik de bir ses kararı olarak kullanılır. 8.4'te mutlak sessizliği ve ortam sesini ayırmıştık; bu film, ikisinin arasındaki farkı ilk deneyen sesli filmlerden biri olarak anılır.

Lang, filmi yaptığında Alman sinemasının en tanınmış yönetmenlerinden biriydi. 1920'lerde büyük bütçeli, görkemli filmler yapmıştı: bir efsanenin destanını anlatan iki bölümlük bir film, geleceğin bir şehrini kuran ünlü bir bilim kurgu filmi, bir suç dehasının peşine düşen gerilim filmleri. M bu görkemden uzaklaşır; gündelik bir şehrin sokaklarında, dairelerinde ve barlarında geçen, sade bir yapımdır. Dr. Caligari dosyasının ilk bölümünde, Lang'ın adının bir yapım anlatısının içinde geçtiğini görmüştük; 1931'de aynı yönetmen, dışavurumcu gölgeyi bir stüdyonun boyalı duvarından alıp bir şehrin gerçek görünen sokaklarına taşıdı.

Filmin sonraki yazgısı da bağlamın bir parçasıdır. Lang ve başrol oyuncusu Peter Lorre birkaç yıl içinde Almanya'dan ayrıldı. Film Nazi döneminde yasaklandı. Lorre'nin bu filmdeki yüzü ise sonraki yıllarda Nazi propagandasının bir filminde, bir halkı karalamak için bağlamından koparılarak kullanıldı.

Bu bilgi bir uyarı da taşır. Bir yüzün bir filmde nasıl göründüğü, o yüzün sonradan başka ellerde ne anlama getirildiğinden ayrı tutulmalıdır. İzlerken Lorre'nin yüzüne bakarken, o yüzün sonraki kullanımlarını değil, bu filmin onu nasıl kurduğunu sorman gerekecek.

Yapım

Senaryoyu Lang ile o yıllarda eşi olan Thea von Harbou birlikte yazdı; von Harbou, Lang'ın 1920'lerdeki büyük filmlerinin de senaristiydi. Yapımcı Seymour Nebenzal'dı ve film Nero-Film şirketinde hazırlandı. Görüntü yönetmeni Fritz Arno Wagner'dir. Katil Hans Beckert'i, o yıllarda tiyatrodan tanınan genç bir oyuncu olan Peter Lorre oynadı; film onun sinemadaki ününü kurdu.

Filmin yapımı çevresinde bazı ünlü anlatılar dolaşır. Bunlardan biri filmin çalışma adıyla ilgilidir. Lang'ın sonradan anlattığına göre, filmin ilk adı «Aramızdaki katiller» anlamına gelen bir addı ve bu ad, bir siyasal partinin kendisine yöneltilmiş bir gönderme sandığı için çekim yerlerinin bulunmasında güçlük çıkarmıştı. Hikâye çarpıcıdır ve Lang onu birçok kez anlatmıştır; ama yalnızca yönetmenin kendi anlatımına dayanır.

Bir başka anlatı ıslıkla ilgilidir. Filmin en tanınan sesi olan melodiyi, Lorre'nin değil, Lang'ın kendisinin ıslıkla çaldığı sık aktarılır. Bu bilgi doğruysa, filmin en karakteristik sesi oyuncunun bedeninden değil, yönetmenin bedeninden gelir ve ses ile görüntü, kurgu masasında birleştirilmiştir. 8.7'de eşzamanlı sesi tanımlamıştık; bu anlatı, seyircinin eşzamanlı sandığı bir sesin, aslında sonradan eklenmiş olabileceğini hatırlatır.

Filmin konusunun, o yıllarda Almanya'da büyük yankı uyandıran gerçek bir dizi cinayetten esinlendiği de sık söylenir. Lang bu ilişkiyi zaman zaman kabul etmiş, zaman zaman reddetmiştir; filmin gerçek bir davanın doğrudan bir uyarlaması olmadığı ise açıktır. Bu tür bir esin ilişkisini bir bağlam bilgisi olarak tutmak, ama filmi bir davanın belgesi gibi okumamak gerekir.

Görüntü bakımından film, Lang'ın sessiz dönemden getirdiği bir dili sürdürür. Gölgeler, kuşbakışı planlar, nesnelerle kurulan geçişler ve ilan direkleri gibi şehir yüzeyleri, filmin görsel anlatımının taşıyıcısıdır. 2.3'te üst açıyı tanımlarken bir mekânı ve içindekileri yukarıdan gösteren planlardan söz etmiştik; bu film, şehri ve sokakları zaman zaman yukarıdan, bir harita gibi gösterir. Ses ise bu görsel dilin üstüne yeni bir katman olarak eklenir: bazen görüntüyü izler, bazen ondan önce gelir, bazen onunla çatışır.

Hangi kopya

Filmin kopya tarihi, erken sesli dönemin bütün karmaşasını taşır. Film gösterime girdiği yıllardan itibaren farklı ülkelerde farklı uzunluklarda dolaştı; bazı sahneler kısaltıldı, bazıları çıkarıldı. Bunun yanında dönemin pek çok sesli filmi gibi, M'in de başka dillerde ayrı sürümleri hazırlandığı aktarılır; bu sürümlerin bazılarında bazı sahneler yeniden çekildi ya da yeniden seslendirildi. Bu yüzden «M» adıyla dolaşan her kopya aynı film değildir.

Akademinin önerisi, Almanca özgün sürüme dayanan ve kayıp planları olabildiğince geri getiren yeni bir restorasyonla izlemektir. 2000'lerde yapılan restorasyonlar, farklı arşivlerdeki malzemeyi bir araya getirerek görüntünün ve sesin kalitesini belirgin biçimde iyileştirdi. Ses bu filmde görüntü kadar önemli olduğu için, eski ve yıpranmış bir kopyanın cızırtılı sesiyle izlemek, filmin sessizliklerini ve küçük seslerini kaybettirebilir. Kopyanın sesinin ne kadar temiz olduğunu baştan not et.

Dublaj bu filmde özellikle büyük bir kayıptır. Filmin sesi yalnızca konuşmalardan oluşmaz; sokak sesleri, adımlar, sessizlikler ve bir ıslık, filmin anlatısının parçasıdır. Dublajlı bir kopya bu ses katmanlarını yeniden karıştırabilir ve özgün miksajın dengesini bozabilir. Bu yüzden Almanca özgün ses ve iyi bir altyazı, bu filmde bir tercih değil, bir gerekliliktir. Berlin'in sokak konuşmaları, suçluların argosu ve polislerin resmî dili, filmin dünyasını kuran farklı seslerdir; altyazı bu farkları ne kadar koruyor, ona da dikkat et.

Görüntü siyah-beyazdır ve dönemin standart, kareye yakın oranındadır. Film gece sahneleri, sisli sokaklar ve karanlık iç mekânlarla doludur; restorasyonun koyu tonları ne kadar ayrıntılı gösterdiği, gölgeler üzerine yapacağın gözlemleri doğrudan etkiler. Künye satırına üç şey ekle: restorasyonun kaynağı, sesin dili ve kopyanın süresi.

İzlerken üç soru

Sessiz dosyaların soruları bir dekora, bir kesmeye ve bir yüze bakıyordu. Bu dosyanın soruları kulağa da seslenir. Filmi ilk izlemede durdurmadan izle ve üç soruyu bir dinleyici gibi aklında taşı; bitince her biri için hatırladığın bir sesi ya da bir sessizliği yaz.

  1. Ne zaman ses var, ne zaman yok? Filmin hangi bölümlerinde konuşma, sokak sesi ya da müzik yoğunlaşıyor, hangi bölümlerinde ses neredeyse tamamen çekiliyor? Bir sesin kaynağını ekranda görüyor musun, yoksa ses ekranın dışından mı geliyor?
  2. Şehri kimler arıyor? Filmin farklı grupları, polis, suçlular, gazeteler, sokaktaki insanlar, bir katili nasıl arıyor? Film bu grupların arasında nasıl gidip geliyor; iki grubun sahneleri birbirine benziyor mu?
  3. Yüzler nasıl gösteriliyor? Katilin yüzüne, çocukların yüzlerine, polislerin ve suçluların yüzlerine bak. Kimin yüzü yakından, kimin yüzü uzaktan, kimin yüzü gölgede görünüyor? Bir yüzün ışığı, o yüze karşı nasıl bir his kurmanı istiyor?

Üçüncü soru, akademinin bütün dosyalarda yanında taşıdığı ten ve ışık sorusunun bu filmdeki karşılığıdır ve ayrı bir dikkat ister. Bağlam bölümünde Lorre'nin yüzünün sonradan nasıl kullanıldığını söyledik. Bu yüzden izlerken bir yüzün filmde nasıl kurulduğunu, o yüze sonradan yüklenen anlamlardan ayırman gerekir. Film Beckert'in yüzünü bir canavarın yüzü olarak mı, korkmuş ve hasta bir insanın yüzü olarak mı, yoksa ikisi birden mi kurar? Işık, açı ve plan ölçeği bu soruya ne söylüyor? Çocukların yüzleri ise başka bir soru taşır: film onları ne kadar gösteriyor ve onların yokluğu, kayboluşları, nasıl bir görüntüyle veriliyor?

Bir de iki aramanın ritmine kulak ver. Film zaman zaman iki ayrı toplantıyı ya da iki ayrı aramayı art arda gösterir ve bir odadaki konuşmayı öbür odadaki konuşmaya bağlar. 8.2'de ses köprüsünü görmüştük; bu filmde bir sesin, bir cümlenin ya da bir jestin iki sahneyi nasıl birbirine bağladığını aklında tut. Yapı bölümü bu bağların filmin bütününde nasıl bir düzen kurduğunu çözümleyecek.

Son olarak, kendi tepkini de izle. Bu film seyirciden kolay bir taraf tutmasını istemez. Bir katil vardır ve onun ne yaptığı korkunçtur; ama film onu arayanları da bütünüyle masum ya da adil göstermez. İlk izlemede kime acıdığını, kime öfkelendiğini ve bu duyguların film boyunca değişip değişmediğini fark etmeye çalış. Bu bir yorum sorusu değil, bir gözlem sorusudur: duygun hangi sahnede, hangi yüzün ya da hangi sesin karşısında değişti? 0.2'de izlenim ile gözlemi ayırmıştık; bu film, izlenimini bir gözleme bağlamanın en zor ve en öğretici olduğu filmlerden biridir. Notunu kısa tut, ama sahneyi adıyla yaz.

Kaynaklar

Sonraki derse köprü

Film bittiğinde M'in yapısını çözen F10-D2 seni bekliyor. Orada filmin bir şehri nasıl adım adım bir av alanına çevirdiğini, iki ayrı aramanın birbirine nasıl bağlandığını ve seyircinin katil hakkında neyi ne zaman öğrendiğini çözümleyeceğiz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.