İçeriğe geç

F05-D1 · Seviye 0 · İzlemekten okumaya · Film dosyası · İzlemeden önce

Altına Hücum — İzlemeden önce

Bağlamı, yapım koşullarını, izlenecek kopyayı ve izlerken sorulacak üç soruyu verir; olay örgüsünü açmaz. İlk tam okuma için: bedenin, nesnenin ve zamanlamanın komedisi; acıyla gülmenin bir arada durması.

Film Okuma Akademisi — İzlemekten okumaya · 1.800 kelime · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme

Neden bu film

Akademinin ilk tam okuması için Charlie Chaplin'in 1925 tarihli Altına Hücum filmini seçtik. Bu seçimin üç nedeni var.

İlki filmin kendisidir. Altına Hücum, sinemanın yüz yılı aşkın tarihinde en çok gösterilen, en çok yeniden izlenen komedilerinden biridir ve ilk izlemede de güçlü çalışır. Bir okuma alıştırmasına başlamak için, okumadan önce sevilebilecek bir film gerekir; çünkü okuma, Seviye 0'da gördüğümüz gibi, bir deneyime geri döner. Bu film o deneyimi cömertçe verir.

İkincisi filmin dilidir. Film sessizdir. Sözün neredeyse hiç olmadığı bir anlatımda seyirci her şeyi bedenden, nesneden, mekândan ve zamanlamadan okumak zorundadır. Bu da okumaya yeni başlayan biri için bir avantajdır: dikkat diyaloğa kaymaz, ekrandaki biçime yönelir. Seviye 0'ın dersleri betimlemeyi, biçimi ve işlevi tek tek adlandırmayı öğretti; bu film, hepsini sözsüz bir ortamda sınamaya izin verir.

Üçüncüsü filmin bıraktığı karışık histir. Film güldürür; ama güldürdüğü şeylerin çoğu açlık, soğuk, yalnızlık ve yoksulluktur. Bu ikilik, akademinin dördüncü sorusunu, «ne anlama gelebilir?» sorusunu ilk kez ciddi biçimde sormaya elverişlidir. Bir sahneye güldüğün anda neye güldüğünü sormak, okumanın en verimli sorularından biridir.

Türkiye'deki seyirci için bu figürün bir adı daha var: Şarlo. Chaplin'in serserisi Fransızcadaki adıyla, Charlot olarak Türkiye'ye geldi ve kuşaklar boyunca bu adla anıldı. Pek çok okur onu bir filmden önce bir resimden, bir taklitten, bir çocukluk anısından tanır. Bu tanışıklık bir avantajdır, ama bir tuzağı da var: tanıdığımız bir figüre bakarken onu gerçekten görmeyi bırakabiliriz. Bu dosya, tanıdık bir yüzü yeniden ve dikkatle izlemeye çağırıyor.

Bu bölüm filmi izlemeden önce okunmak için yazıldı. Olay örgüsünü açmaz; yalnızca filmin nerede, ne zaman ve nasıl yapıldığını, hangi kopyayı izleyeceğini ve izlerken neye dikkat edeceğini söyler. Filmi izledikten sonra dosyanın ikinci bölümüne geç. Dosyanın sonraki üç bölümü sırasıyla filmin yapısını sahne sahne izleyecek, birkaç anahtar sahneyi dört soruyla plan düzeyinde okuyacak ve son olarak filmin yüz yıllık eleştiri geleneğinde nasıl okunduğunu, okumaların birbirine nerede itiraz ettiğini tartışacak.

Bağlam

Altına Hücum sessiz sinemanın son yıllarında yapıldı. Sesli filmin Hollywood'a gelmesine iki yıl kadar vardı ve sessiz komedi, yaklaşık on yıllık bir gelişmenin sonunda olgunluğuna ulaşmıştı. Bu yılların büyük komedyenleri, Chaplin, Buster Keaton ve Harold Lloyd, kısa filmlerden uzun metrajlı filmlere geçmiş ve her biri kendine özgü bir kahraman, bir beden dili ve bir şaka anlayışı kurmuştu. Keaton'ın General'i bu akademinin Seviye 4'ünde ayrıca okunacak ve iki komedyeni yan yana görmek ilginç olacak.

Chaplin'in kahramanı, melon şapkalı, bastonlu, dar ceketli, bol pantolonlu ve büyük ayakkabılı küçük serseri, 1914'te ilk kez perdeye çıkmıştı. 1925'e gelindiğinde dünyanın en tanınan sinema figürlerinden biriydi. Seyirci onu tanıyordu: iyi kalpli, gururlu, sakar, şanssız, her darbeden sonra kalkıp yoluna devam eden bir yoksul. Altına Hücum'un seyircisi bu figürü yeni bir ortama, Alaska'nın karlı dağlarına giderken izledi. Bağlam dersinde konuştuğumuz gelenek katmanı burada hemen devreye girer: seyirci serseriyi bildiği için onun bu yeni dünyada nasıl davranacağını merak eder.

Chaplin'in kahramanının kökü sinemadan da eskidir. Chaplin sinemaya gelmeden önce İngiltere'de müzikhol sahnelerinde, Fred Karno'nun komedi topluluğuyla turnelerde oynamıştı. Bu sahne geleneği, sözden çok bedene, düşmeye, kaymaya, nesnelerle oynamaya ve seyirciyle doğrudan bir bağ kurmaya dayanıyordu. Serserinin yürüyüşü, bastonuyla yaptığı oyunlar, bir nesneyi başka bir şeye çeviren hareketleri bu gelenekten gelir. Altına Hücum'u izlerken bu bedenin bir tiyatro sahnesinde yetiştiğini hatırlamak, kameranın onu nasıl çerçevelediğine bakarken işe yarayacak.

Sessiz sinemanın kendi dili de bilinmeli. Sessiz filmlerde konuşmalar ve gerekli açıklamalar ara yazılarla verilir; oyunculuk, sesin taşıyamadığı her şeyi yüzle ve bedenle taşır; müzik ise filmin içinde değil, salonda çalınırdı. Bugünün seyircisine bu oyunculuk zaman zaman abartılı görünebilir. Bağlam dersinde bugüncülükten söz etmiştik: sessiz sinemanın oyunculuğunu sesli sinemanın ölçüleriyle tartmak, onun neden öyle olduğunu kaçırır.

Filmin konusu tarihsel bir olaya dayanır. 1890'ların sonunda Kanada'nın Klondike bölgesinde altın bulunması, binlerce insanı zengin olma umuduyla kuzeyin dondurucu dağlarına çekti. Bu altına hücum dönemi, ağır kış koşulları, kıtlık ve ölümlerle de anıldı. Film bu tarihten bir hikâye değil, bir ortam alır: altın arayan kalabalıklar, kar fırtınaları, yalnız kulübeler, bir maden kasabasının dans salonu. Serseri bu dünyaya katılan sayısız altın arayıcıdan biridir.

Filmin yapıldığı Amerika da bir zenginleşme ve hareket dönemindeydi; ama filmin dünyası zenginliği değil, onun peşinde soğukta bekleyen insanları gösterir. Bir okumanın bağlam katmanına bu gerilim de eklenebilir. Yalnız bir uyarıyla: bu okuma filmin dışından gelir ve ekranda ne kadar tutunduğunu dosyanın sonraki bölümleri ayrıca soracak.

Yapım

Chaplin filmi kendisi yazdı, yönetti, yaptı ve başrolünü oynadı. 1919'da kurulmasına ortak olduğu dağıtım şirketi United Artists aracılığıyla yayımlanan film, onun kendi stüdyosunda, kendi denetimi altında üretildi. Bu, Chaplin'in filmlerinde sıkça görülen bir durumdur: yapımın her aşaması, senaryodan kurguya ve sonradan müziğe kadar, tek bir kişinin elindeydi. Niyet yanılgısı dersinde «yönetmen» diye tek bir kişiye yüklenen kararların çoğu zaman birçok kişiye ait olduğunu söylemiştik; Chaplin bu kuralın kısmen istisnası olan sinemacılardandır, ama onun filmlerinde de görüntü yönetmenleri, oyuncular ve teknik ekip vardır.

Bu yapım bilgisi okumaya bir şey ekler: Chaplin bir komedinin malzemesini, açlığa ve ölüme dair bir hikâyeden aldığını kendisi söylüyor. Bu, filmin gülme ile acı arasındaki ikiliğinin bir rastlantı olmadığını düşündürür. Ama dikkat: bu bir niyet bilgisidir ve bir önceki modülde gördüğümüz gibi, niyet ekrandaki filmin yerine geçmez. Okur bu bilgiyi kullanabilir; ama ikiliğin ekranda nasıl kurulduğunu filmin kendisinde aramalıdır.

Chaplin'in çalışma yöntemi de bilinmeye değer, çünkü ekrandaki şakaların neden bu kadar kusursuz göründüğünü kısmen açıklar. Chaplin çekimlere çoğu zaman ayrıntılı, bitmiş bir senaryoyla başlamaz, şakaları ve sahneleri sette, deneyerek bulurdu. Bir sahneyi defalarca çeker, beğenmediği çekimleri bırakır, bazen bir fikri günlerce arardı. Bu yüzden film için çekilen malzeme, filmde kullanılanın çok katıydı. Ekranda tek bir akıcı hareket gibi görünen bir şaka, arkasında uzun bir deneme süreci taşıyabilir.

Filmin karlı dağ sahnelerinin bir kısmı gerçek bir dağ ortamında çekildi. Açılıştaki altın arayıcıların karlı bir geçidi tırmandığı sahne için yüzlerce figüranla, Sierra Nevada'da Truckee yakınlarında çekim yapıldı. Filmin geri kalanının büyük kısmı ise stüdyoda, kar ve buz izlenimi veren yapay malzemelerle kurulan dekorlarda çekildi. Bu iki tür mekânın film içinde nasıl birleştiğini izlerken fark etmek mümkün olabilir; ama ayrımı her sahnede yapmak kolay değildir ve okur emin olmadığı yerde bir şey iddia etmemelidir.

Filmin yapımı sırasında başrol oyuncusu da değişti. Filmin kadın kahramanı için önce başka bir oyuncu seçilmişti; çekimler sürerken bu oyuncu yapımdan ayrıldı ve rol Georgia Hale'e verildi. Bu tür değişiklikler o dönemin yapımlarında olağandı ve filmin son hâlinde görünmez; ama bir filmin ekrandaki hâlinin, yapım sürecinde alınan pek çok kararın ve tesadüfün sonucu olduğunu hatırlatır.

Hangi kopya

Altına Hücum'u izlerken hangi sürümü izlediğini bilmek özellikle önemlidir, çünkü bu filmin iki ayrı sürümü vardır ve ikisi bugün birlikte dolaşır.

Birincisi filmin 1925'te gösterime giren sessiz sürümüdür. Bu sürümde olaylar ara yazılarla, yani görüntüler arasına konan yazılı kartlarla anlatılır ve film ilk gösterildiği yıllarda salonda canlı bir müzik eşliğinde izlenirdi. Bugün bu sürümün restore edilmiş kopyaları, sonradan bestelenmiş ya da yeniden kurulmuş müziklerle birlikte izlenir.

İkincisi 1942'de Chaplin'in kendi hazırladığı sesli sürümdür. Chaplin bu sürümde ara yazıların yerine kendi sesiyle bir anlatım koydu, kendi bestelediği yeni bir müzik ekledi ve filmin bazı sahnelerini kısalttı ya da değiştirdi. Bu sürüm filmi sesli sinema çağının seyircisine yeniden sundu ve uzun yıllar en çok izlenen sürüm oldu.

Okuma için hangisi? Akademinin önerisi, ilk izleme için 1925 sessiz sürümünün restore edilmiş bir kopyasını seçmektir. Bunun nedeni, filmin ilk yapıldığı biçimde, sözün yerini bedenin ve görüntünün tuttuğu bir anlatımla karşılaşmaktır. Ama 1942 sürümünü izlemek de yanlış değildir; yalnızca başka bir deneyimdir ve dosyanın sonraki bölümleri iki sürüm arasındaki farklara yeri geldikçe değinecek. Pek çok disk sürümünde iki sürüm bir arada sunulur ve okur karşılaştırma yapabilir.

İki sürümü ayırt etmek kolaydır. Film açıldığında olaylar ekranda yazılı kartlarla anlatılıyorsa ve hiç konuşma sesi yoksa 1925 sürümünü izliyorsun. Bir erkek sesi olayları anlatıyor ve karakterlerin ne düşündüğünü söylüyorsa 1942 sürümündesin; o ses Chaplin'in kendi sesidir. Türkiye'de bulunan kopyalarda ara yazılar çoğu zaman özgün dilinde durur ve altına Türkçe çeviri konur. Çeviri de bir okuma katmanıdır: bir ara yazının nasıl çevrildiği, bir şakanın vuruşunu güçlendirebilir ya da zayıflatabilir.

Hangisini izlersen izle, Okuma Defteri'nin künye satırına bunu yaz: 1925 sessiz sürüm mü, 1942 anlatımlı sürüm mü? Hangi müzikle? İkinci izleme dersinde gördüğümüz gibi, aynı ayakkabı sahnesi iki sürümde farklı yaşanabilir; okumanın ne kadarının hangi sürüme bağlı olduğunu ancak bu not söyler.

Bir pratik not daha: film yaklaşık bir buçuk saat sürer, ama sürümler arasında süre farkı vardır ve sessiz filmlerin gösterim hızı kopyadan kopyaya değişebilir. Süre bilgisini tam bir sayı olarak değil, yaklaşık olarak düşün.

İzlerken üç soru

Filmi mümkünse tek oturuşta, karanlık bir odada ve olabildiğince büyük bir ekranda izle. Sessiz bir komedi, izleme koşuluna ve dikkatin bölünmesine karşı özellikle hassastır: sözün olmadığı yerde göz bir an başka yere kaydığında şakanın kurulduğu küçük hareket kaçabilir. Birlikte izleyecek biri varsa daha da iyi; bu filmin şakaları kalabalıkla güçlenir.

Filmi ilk kez izlerken not tutmak zorunda değilsin; Okuma Defteri dersinde dediğimiz gibi, ilk izleme yaşanmak içindir. Ama aşağıdaki üç soruyu aklının bir köşesinde tut. Film bittikten sonra her biri için birkaç cümle yazmaya çalış.

  1. Serseri bir nesneyi başka bir şeye çevirdiğinde, bir eşyayı başka bir eşyaymış gibi kullandığında ya da kendini başka biri gibi gösterdiğinde, bu anları hatırlamaya çalış. Hangileri seni güldürdü, hangileri güldürürken başka bir şey de hissettirdi?
  2. Komik sahnelerde kamera genellikle nerede duruyor? Serseriyi baştan ayağa görüyor muyuz, yoksa yüzüne yakın mı? Bir şakanın ortasında kesme oluyor mu, yoksa şaka tek bir planda mı oynanıyor?
  3. Filmde yalnız kaldığı anlarda serseriye ne olur? Kalabalığın içindeyken ve yalnızken ondaki farkı ekranda neyle görüyorsun: yerleşimle mi, ışıkla mı, kameranın uzaklığıyla mı?

Bu soruların tek bir cevabı yoktur; ama hepsinin cevabı ekrandadır ve filmi yeniden açan herkes onları sınayabilir. İkinci bölümde filmin yapısını sahne sahne izlerken, üçüncü bölümde anahtar sahneleri plan düzeyinde okurken bu sorulara geri döneceğiz. Cevaplarını o bölümleri okumadan önce yazmış olman önemli: kendi gözünün gördüğünü, dosyanın gördüğüyle ancak böyle karşılaştırabilirsin.

Kaynaklar

Bu bölümdeki yapım bilgileri aşağıdaki kaynaklara dayanır. Filmi izledikten sonra bu kaynaklara dönmek, dosyanın sonraki bölümlerini okurken işe yarar.

Sonraki derse köprü

Filmi izledin mi? İzlemediysen burada dur ve önce filmi izle. Dosyanın ikinci bölümü filmin tamamını konuşur: Altına Hücum'un yapısını sahne sahne izler, olayların hangi sırayla ve hangi bilgiyle seyirciye verildiğini çözümler.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.