İçeriğe geç

F02-D3 · Seviye 1 · Filmin dili · Film dosyası · Yakın okuma

Dr. Caligari'nin Muayenehanesi — Yakın okuma

Üç ya da dört anahtar sahneyi dört soruyla, biçim unsurları düzeyinde okur. Boyalı ve çarpık dekorun bir zihin durumunu taşıması: mizansenin en uç örneği.

Film Okuma Akademisi — Filmin dili · 2.274 kelime · ≈ 10 dk okuma · 15 dk dinleme

Bu bölüm filmin tamamını konuşur ve sonunu açar. Filmi izlemediysen önce birinci bölümü oku.

Sürpriz uyarısı

Bu bölüm, yapı bölümünün açtığı her şeyi bildiğini varsayar: uyurgezerin kime hizmet ettiği, maskenin nerede düştüğü ve avlunun anlatıcıyı nasıl yeniden gösterdiği aşağıdaki sahne okumalarında saklanmadan anılır. Filmi izlemediysen ya da yapı bölümünü okumadıysan önce onları bitir. Sahneleri okurken elinin altında kopyan olsun; her okuma, durdurup geri sarabileceğin bir yere dayanıyor.

Seçilen sahneler

Yapı bölümü filmi anlatıcının beş yerine göre bölmüştü. Bu bölümde seçim ölçüsü ilk bölümün üç sorusudur: bedenlerin dekorla ilişkisi, boyalı ışık ile gerçek ışığın ayrıştığı yer ve yüzlerin nasıl göründüğü. Dört sahne seçtik ve her biri bu sorulardan en az birini, filmin başka bir yerinde olmadığı kadar açık biçimde sınar.

Birincisi panayır çadırındaki uyanış: bir yüzün ilk kez yakından görüldüğü ve bir kehanetin söylendiği an. İkincisi gece odası ve çatılar: siyah bir bedenin beyaz bir bedeni taşıdığı, filmin en çok hareket eden bölümü. Üçüncüsü hastane müdürünün saplantısı: yazının ara yazı kartından çıkıp görüntünün içine girdiği sahne. Dördüncüsü avlu: aynı yüzlerin başka rollerle yeniden belirdiği kapanış.

Seçimin dışında kalanlar da var. Belediye memurunun azarı, karakoldaki itiraf ve kuklanın açılışı yapı bakımından önemlidir, ama biçim bakımından bu dört sahnenin söylediklerini tekrar eder. Alan'ın ölümü 5.2'de, duvara düşen gölgeleriyle zaten okundu. Defterine bu sahnelerden birini seçip aynı dört soruyla kendin okuyabilirsin.

Ses bandı konusunda bir not. Film sessizdir ve ilk soru, «ne duyuyorum», bu dosyada kopyanın eşlik müziğine bağlıdır. Aşağıdaki okumalar müziği yalnızca kopyaya özgü bir katman olarak anar; kendi kopyanın müziği bambaşka bir duygu kuruyorsa onu not et.

Sahneler

Panayır çadırındaki uyanış

Ne görüyorum, ne duyuyorum? Çadırın içinde, sıralara dizilmiş bir seyirci kalabalığının önünde, Caligari dik duran, tabuta benzeyen bir kutunun yanındadır. Kutunun kapağını açar. İçeride dar, siyah bir giysi içinde, gözleri kapalı bir genç adam ayakta durur. Film bu yüze yaklaşır: beyaz boyanmış bir yüz, koyu çizgilerle çevrilmiş gözler. Gözler yavaşça açılır ve kameraya doğru, boşluğa bakar. Ardından Cesare kutudan dışarı adım atar; hareketi katı, kesik kesiktir. Caligari seyirciyi soru sormaya çağırır. Alan öne çıkar ve ne kadar yaşayacağını sorar; yanıt bir ara yazıyla verilir. Müziğin bu anda ne yaptığı kopyadan kopyaya değişir; seninkinin bu uyanışa nasıl eşlik ettiğini not et.

Nasıl yapılmış? Sahnenin merkezinde bir yakın plan durur. Film bu noktaya kadar çoğunlukla figürleri dekorun içinde, uzaktan ve cepheden gösterir; Cesare'nin uyanışı, bir yüzün kadrajı doldurduğu ilk büyük anlardan biridir. 4.4'teki yüz manzarası burada bir boya yüzeyidir: makyaj yüzü düzleştirir, gözleri derinleştirir ve yüzü bir maskeye yaklaştırır. Kutunun dikey biçimi, çadırın içindeki eğik çizgilerle karşıtlık kurar; Cesare dimdik, kutusu dimdik, çevresindeki her şey eğiktir. Kamera sabittir. Işık, dekorun boyalı gölgelerinin yanında, yüzü düz ve açık tutar; gözlerin çevresindeki koyuluk ışıktan değil makyajdan gelir.

Ne işe yarıyor? Anlatı yönünden sahne, cinayet zincirinin ikinci halkasını kurar: kehanet, gecenin cinayetini önceden duyurur. Seyirci yönünden işlev daha geniştir. Film burada seyirciye bir seyirci gösterir: çadırdaki kalabalık bir gösteri izler, biz de o kalabalığı ve gösteriyi izleriz. Cesare'nin bakışı ne Alan'a ne Caligari'ye yönelir; boşluğa, yani bir anlamda bize bakar. Uyanış, ilk bölümün birinci sorusuna da açık bir yanıt verir: bu beden dekorun çizgileriyle çatışmaz, onları sürdürür. Kutudan çıkan beden, kutunun dikliğini taşır.

Ne anlama gelebilir? Bir okuma sahneyi bir gösteri sahnesi olarak kurar: bir panayır çadırı, bir sergilenen beden ve onu yöneten bir adam. Bu okumada Cesare, başkasının iradesiyle hareket eden bir bedenin imgesidir ve çadırın seyircisi, o bedenin gösterisine para vererek katılan bir kalabalıktır. Yapı bölümünden sonra bir ikinci okuma da mümkündür: bütün sahne bir anlatıcının hatırladığı bir gösteridir ve Cesare'nin boşluğa bakan gözleri, o anlatıcının korkusunun en yoğun imgesidir. İlk okuma ekranın kendisine, ikinci okuma çerçeveye dayanır; ikisi aynı yakın planı farklı bir yere bağlar.

Gece odası ve çatılar

Ne görüyorum, ne duyuyorum? Jane beyaz bir yatakta, beyaz bir gecelikle uyur. Oda geniştir, pencere eğik bir biçimle çizilmiştir. Cesare, siyah giysisiyle, odaya girer; bedenini bir duvara yaslar ve duvar boyunca, elleriyle yüzeye dokunarak yan yan ilerler. Yatağın başına gelir, bıçağını kaldırır. Bir an durur. Bıçak inmez; Cesare, Jane'i kucaklar ve onu odadan taşır. Ardından çatıların üstünde, eğri bacaların ve sivri çizgilerin arasında, kucağında beyaz bedenle yürür. Peşine kasabalılar düşer. Daralan bir yolda adımları ağırlaşır; Jane'i yere koyar, birkaç adım daha atar ve yere kapaklanır. Film bu bölümde iki yer arasında gidip gelir: bir yanda bu kaçış, öbür yanda bir pencereden içeri bakan Francis.

Nasıl yapılmış? Sahne bir renk ve doku karşıtlığıyla kurulur. Siyah giysili Cesare ile beyaz geceliğiyle Jane, gri ve boyalı dekorun önünde iki keskin leke gibidir. 9.2'de siyah-beyaz görüntünün bir ton aralığı seçimi olduğunu görmüştük; burada bu aralık iki bedene bölünmüştür. Cesare'nin duvar boyunca ilerleyişi, bedenin dekoru izlediği en belirgin andır: beden duvarın yüzeyine yapışır ve onun çizgisini sürer. Çatılardaki yürüyüşte figür, eğik çizgilerin içinde küçülür; kadraj onu çoğu zaman bir silüet gibi, dekorun bir parçası gibi gösterir. Kurgu, 7.7'deki çapraz kurguya yakın bir düzen kurar: iki yer art arda gösterilir ve seyirci, Francis'in pencereden gördüğü şeyin o anda başka bir yerde olanla çeliştiğini bilir.

Ne işe yarıyor? Anlatı yönünden sahne zincirin dönüm noktasıdır: Cesare'nin ölümü, maskenin düşmesini başlatır. Seyirci yönünden sahne, bilginin bir kopukluğunu kurar. Seyirci, Francis'in pencereden gördüğü kutuda Cesare'nin olmadığını, Francis'ten önce bilir; gerilim, bir tanığın yanılgısını izlemekten doğar. İlk bölümün ikinci sorusu boyalı ışık ile gerçek ışığın nerede ayrıştığını soruyordu. Bu sahnede ayrışma bir beden ve bir giysi üzerinden olur: dekorun gölgeleri boyalıdır, ama Jane'in beyaz geceliği ve teni, sahnenin en açık yüzeyi olarak gerçek bir ışığı tutar.

Ne anlama gelebilir? Bıçağın inmediği an, okumaların en çok üzerinde durduğu andır. Bir okuma, bu duraksamada uyurgezerin kendi iradesinin ilk kez göründüğünü söyler: başkasının emriyle öldüren beden, bir an için kendi isteğiyle durur. Bu okumada Cesare'nin ölümü, emri çiğnemenin bir bedeli gibi görünür. Bir başka okuma çerçeveden yola çıkar: bu sahne Francis'in anlattığı bir sahnedir ve Francis onu görmemiştir; nişanlısının kaçırılması, onun anlatısının en çok kendi korkusunu taşıyan yeri olabilir. Karşı kanıt da düşünülmeli: duraksama çok kısadır ve film onu bir ara yazıyla açıklamaz. Okuma, bir duraksamaya ne kadar anlam yükleyebileceğini sınamalıdır.

Müdürün saplantısı

Ne görüyorum, ne duyuyorum? Hekimler, müdürün odasında bulunan günlüğü okur ve film günlüğün anlattığı geçmişe geçer. Müdür, hastaneye bir uyurgezer getirildiği günü yaşar; heyecanla, neredeyse sarhoş gibi hareket eder. Ardından hastanenin bahçesinde, çarpık ağaçların ve yolların arasında yürür. Bir söz ekranda belirir: «Caligari olmalısın». Söz bir kez değil, birkaç kez, farklı yerlerde, bir ağacın gövdesinde, yolun üstünde, havada görünür. Müdür bu sözlerin arasında döner, sanki onlardan kaçmaya çalışır gibidir.

Nasıl yapılmış? Sessiz bir filmde yazı çoğunlukla ara yazı kartında, görüntünün dışında durur: görüntü kesilir, siyah bir zeminde yazı belirir, sonra görüntü geri gelir. Bu sahnede yazı kartından çıkar ve görüntünün içine girer. Sözler dekorun bir parçası gibi, mekânın üstüne yazılmıştır. Bu karar, filmin boyalı dekor anlayışını yazıya taşır: ışığın ve gölgenin boyandığı bir dünyada yazı da boyanabilir. Oyunculuk sahnenin en abartılı oyunculuklarından biridir; Krauss'un bedeni, sözlerin her belirişinde başka bir yöne döner. Kamera yine sabittir; hareketi taşıyan beden ve yazıdır.

Ne işe yarıyor? Anlatı yönünden sahne, cinayetlerin nedenini açıklar: müdür bir efsaneyi yaşamaya karar vermiştir. Ama sahne bir açıklamadan fazlasını yapar. Seyirciye bir saplantının nasıl göründüğünü gösterir. Yazının ekranın her yerinde belirmesi, sözlerin dışarıdan gelen bir emir mi, içeriden gelen bir ses mi olduğunu belirsiz bırakır. İlk bölümün birinci sorusu bedenlerin dekorla ilişkisini soruyordu; bu sahnede beden, dekorun üstüne yazılmış bir sözle boğuşur.

Ne anlama gelebilir? Bir okuma sahneyi bir delilik tasviri olarak görür: bir adamın zihnine giren bir cümle, bütün dünyasını kaplar. Bu okuma, dekorun bir zihin durumunu taşıdığı fikrinin en açık örneğidir; burada çarpık dünya, gerçekten bir zihnin içinden görülür. Ama bu sahne, Francis'in anlattığı hikâyenin içindedir. Yapı bölümünden sonra bir soru kaçınılmaz olur: bu, müdürün saplantısı mı, yoksa Francis'in müdüre yüklediği bir saplantı mı? Bir hasta, hekimini deli olarak anlatırken, deliliği tam da bu biçimde, bir cümlenin her yere yazılmasıyla hayal edebilir. Sahne, iki okumayı da aynı görüntüyle besler.

Avlu

Ne görüyorum, ne duyuyorum? Francis ile yaşlı adam bankın bulunduğu bahçeden, binanın avlusuna geçer. Avluda insanlar dolaşır, bazıları kendi kendine konuşur, bazıları bir yere bakarak durur. Cesare bir duvarın dibindedir; elinde bir çiçek vardır ve ona bakar. Jane oturduğu yerden Francis'e yanıtını verir. Müdür avluya girer; Francis ona doğru atılır; görevliler onu tutar, kollarını bağlayan bir gömlekle sarar ve hücreye taşır. Müdür gözlüklerini takar ve kendi teşhisini söyler. Film onun yüzünü yakından gösterir ve bir iris kapanışla karartır.

Nasıl yapılmış? Sahnenin en önemli kararı, tanıdık yüzleri yeni bir düzende göstermesidir. Cesare aynı oyuncudur, ama bedeni artık katı değildir; bir çiçeğe eğilmiş, durgun bir bedendir. Jane'in oturuşu, kendini bir kraliçe sanan sözleriyle uyumludur. Müdür, Caligari'nin yüzünü taşır, ama panayırdaki silindir şapkası olmadan, bir hekimin kılığındadır. Kostüm, 3.4'te gördüğümüz gibi, bir karakterin toplumsal yerini söyler: aynı yüz, farklı bir kılıkta farklı bir otoriteyi taşır. Dekor tümüyle düz bir dünyaya dönmez; avlunun yüzeyleri de stilizedir, ama hikâyenin içindeki kasabanın sivri çizgileri burada daha sakindir. Sahnenin son planı, müdürün yüzüne yaklaşan bir yakın plandır ve iris onu bir noktaya kadar daraltır.

Ne işe yarıyor? Anlatı yönünden sahne, çerçeveyi kapatır ve bütün hikâyeyi yeniden konumlandırır. Seyirci yönünden işlev bir yeniden okuma çağrısıdır: avlu, seyirciyi az önce izlediği her sahneyi ikinci kez düşünmeye zorlar. İlk bölümün üçüncü sorusu yüzleri soruyordu. Bu sahnede yüzler, hikâyedeki rollerinden çıkıp bir hastanenin hastaları ve hekimi olarak yeniden görünür. Yapı bölümü makyajın iki dünyada aynı kalıp kalmadığını bir soru olarak bırakmıştı; bu sahne o soruyu sormak için en uygun yerdir. Kendi kopyanda Cesare'nin ve müdürün yüzlerini, panayır sahnesindeki yüzlerle yan yana koy ve farkı not et.

Ne anlama gelebilir? Birinci okuma, kapanışı bir güven verme olarak görür: delilik çözülmüştür, hekim iyi niyetlidir, dünya yerine oturmuştur. İkinci okuma son yakın plana eğilir: müdürün yüzü sakin, ama Caligari'nin yüzüdür ve iris onu karartırken film hiçbir şeyi kesinleştirmez. Bu okumada kapanış bir güvence değil, bir tedirginliktir: anlatıcının deli olduğunu öğrendik, ama anlattıklarının yanlış olduğunu öğrenmedik. Üçüncü bir okuma, sahnenin bütün bir otorite sorusunu taşıdığını söyler: deli gömleği giydirilen, otoriteye karşı çıkan kişidir. Hangi okumanın daha güçlü olduğu, dosyanın son bölümünde tartışılacak eleştiri geleneğinin merkezindedir.

Sahneler arasında

Dört sahneyi yan yana koyduğumuzda, önce bir beden yolu görünür. Panayırda Cesare'nin bedeni bir kutunun dikliğini taşır ve katı adımlarla ilerler. Gece odasında aynı beden bir duvara yapışır, sonra bir başka bedeni taşır ve sonunda yığılır. Avluda o beden bir çiçeğe eğilir. Katılıktan yapışmaya, yapışmadan çöküşe, çöküşten durgunluğa giden bu yol, filmin bütün hikâyesinin bir bedende izlenişidir. Müdürün bedeni de bir yol izler: panayırda bir gösterici, saplantı sahnesinde sözlerle boğuşan bir adam, avluda bir hekim. İki yol birbirine terstir: biri kontrol altındaki bir bedenden serbest kalmış ama boşalmış bir bedene, öteki kontrol eden bir adamdan kontrolü yeniden kuran bir hekime gider.

İkinci olarak yazı yolu var. Panayırda kehanet bir ara yazıyla verilir; saplantı sahnesinde yazı görüntünün içine girer; avluda teşhis yeniden bir ara yazıyla gelir. Yazı, ara yazıdan görüntüye ve görüntüden yeniden ara yazıya döner. Saplantı sahnesi bu yüzden filmin tam ortasında, yazının dekora karıştığı tek an olarak durur.

Üçüncü olarak yüzler. İki sahne bir yakın planla doruğa ulaşır: Cesare'nin açılan gözleri ve müdürün son yüzü. Gece odasının doruğu ise bir duraksamadır, inmeyen bir bıçak. Bu film çoğunlukla figürleri dekorun içinde, uzaktan gösterir; yakın planlar bu yüzden az ve ağırdır. Üç doruk da bir eşiği işaretler: bir uyanış, bir duraksama, bir kapanış.

Ten bu sahnelerde bir boya ve ton kararıdır. Cesare'nin beyaz boyanmış yüzü, Jane'in beyaz geceliği ve açık teni, Caligari'nin kırışık yüzü, siyah-beyaz ton aralığının içinde yerleştirilmiş yüzeylerdir. Tonları korunmuş bir kopyada bu yüzler sahnenin rengini de alır. Bir yüzün ne kadar açık ya da koyu göründüğü bu filmde oyuncunun teninden çok makyajın ve kopyanın kararıdır; okur bu yüzden bir yüz hakkında yazarken o yüzün hangi kopyada, hangi renk tonu altında görüldüğünü de yazmalıdır.

Son olarak dekor ve hareket. Kamera dört sahnenin hiçbirinde belirgin biçimde hareket etmez; hareketi bedenler ve kurgu taşır. Gece odası ile çatılar, kesmelerin sıklaştığı bölümdür ve çapraz düzeniyle filmin ritmini hızlandırır. Öteki üç sahne daha yavaştır. Bu ritim farkı, sabit bir kameranın önünde bile bir filmin nasıl hızlanıp yavaşlayabildiğini gösterir.

Bir de iris var. Film sahnelerinin bir kısmını kadrajı bir daire içinde açan ya da kapatan iris geçişleriyle bağlar ve son plan bu geçişlerin sonuncusudur. Sessiz dönemde yaygın olan bu geçiş, bu filmde başka bir yük de taşır: kadrajın kenarlarını karartarak seyircinin bakışını tek bir noktaya toplar, dekorun bütününü bir an için yok eder. Avlunun sonunda iris, müdürün yüzünü bir nokta kalana kadar daraltır. Kendi kopyanda irislerin hangi sahnelerde kullanıldığını say ve bu sayımı 10.3'teki gibi bir tabloya dök; irislerin filmin hangi eşiklerinde toplandığı, bir yapı okumasına da dönüşebilir.

Kaynaklar

Sonraki derse köprü

Sahneleri okuduktan sonra sıra yorumlarda. Dosyanın son bölümü filmin eleştiri ve kuram geleneğinde nasıl okunduğunu açacak: Kracauer'in çerçeve üzerine kurduğu tez, senaryonun bulunmasından sonra bu tezin nasıl sarsıldığı ve avlunun son yakın planı üzerine birbirine karşı duran okumalar.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.