İçeriğe geç

F02-D2 · Seviye 1 · Filmin dili · Film dosyası · Yapı

Dr. Caligari'nin Muayenehanesi — Yapı

Filmin akışını sahne sahne izler; öykü ile olay örgüsünü, zamanı ve bilgi dağılımını çözümler. Boyalı ve çarpık dekorun bir zihin durumunu taşıması: mizansenin en uç örneği.

Film Okuma Akademisi — Filmin dili · 2.093 kelime · ≈ 10 dk okuma · 14 dk dinleme

Bu bölüm filmin tamamını konuşur ve sonunu açar. Filmi izlemediysen önce birinci bölümü oku.

Sürpriz uyarısı

Bu bölüm Dr. Caligari'nin Muayenehanesi'nin bütün akışını açar: cinayetleri kimin işlediği, Caligari'nin kim olduğu ve filmin son sahnesinde anlatının nasıl yeniden çerçevelendiği aşağıda açıkça yazılıdır. Bu film, sonunun bilinmeden izlenmesi en çok önem taşıyan filmlerden biridir; filmi henüz izlemediysen burada dur. İzlediysen, ilk bölümün son notunu yanına al: film bir anlatıcıyla açılıyordu ve o çerçeveyi aklında tutmanı istemiştik. Şimdi o çerçevenin ne yaptığını açabiliriz.

Akış

Önceki dosyalarda filmi mekâna, kahramanın aradığı şeye ya da onun durumuna göre bölmüştük. Bu film için en verimli bölme, anlatıcı Francis'in hikâyedeki yerine göre yapılır: dinleyiciye konuşan anlatıcı, panayırdaki tanık, iz süren araştırmacı, kaçanın ardındaki takipçi ve en sonda, çerçevenin içindeki hasta. Beş yerin sonuncusu, öncekilerin hepsini geriye dönük olarak değiştirir.

Anlatıcı. Bir bahçede, bir bankta iki adam oturur. Yaşlı olanı, ruhların her yanı sardığını, kendisini evinden barkından ettiklerini söyler. Önlerinden beyazlar içinde, dalgın bir genç kadın geçer; genç adam, Francis, onun nişanlısı olduğunu söyler ve yaşlı adama, ikisinin yaşadığı bir hikâyeyi anlatmaya başlar. Film bu noktadan itibaren Francis'in anlattığı hikâyeye geçer.

Tanık. Hikâye Holstenwall adlı bir kasabada, kasabaya her yıl kurulan bir panayırın günlerinde geçer. Silindir şapkalı, gözlüklü, yaşlı bir adam, Dr. Caligari, gösterisini sergilemek için kasabanın belediye memurundan izin ister; memur onu küçümseyerek bekletir ve azarlar. Ertesi sabah memur yatağında bıçaklanmış olarak bulunur. Francis ve arkadaşı Alan panayıra gider. Caligari'nin çadırında bir tabut biçimindeki kutudan, yıllardır uyuduğu söylenen uyurgezer Cesare çıkarılır ve seyircinin sorularını yanıtlar. Alan ona ne kadar yaşayacağını sorar. Cesare, şafağa kadar, der. O gece Alan odasında öldürülür.

Araştırmacı. Francis, Caligari'den kuşkulanır ve nişanlısı Jane'in babası olan hekimle birlikte iz sürmeye başlar. Bu arada polis, yaşlı bir kadını bıçakla öldürmeye çalışan bir adamı yakalar. Adam bu girişimi itiraf eder, ama önceki iki cinayeti işlemediğini söyler. Francis geceleri Caligari'nin arabasını gözetler; pencereden, Caligari'nin kutunun yanında oturduğunu ve kutunun içinde Cesare'nin uyuduğunu görür.

Takipçi. Aynı gece Cesare, Jane'in yatak odasına girer. Uyuyan Jane'in üstüne bıçağını kaldırır, ama vurmaz; onun yerine Jane'i kucaklayıp kaçırır. Çarpık çatıların ve daralan yolların üstünden kaçar, peşine düşen kasabalılar yaklaştıkça yorulur, Jane'i yere bırakır ve bir süre sonra yığılıp kalır. Francis, polisle birlikte Caligari'nin arabasına girer ve kutuyu açtırır: içinde Cesare'ye benzeyen bir kukla vardır. Caligari kaçar ve Francis onu bir akıl hastanesine kadar izler. Orada hekimlere Caligari adında bir hastanın olup olmadığını sorar ve hastanenin müdürünü görmek ister. Müdürün odasına baktığında, masanın arkasında oturanın Caligari olduğunu görür.

Araştırmacı, yeniden. Hastanenin hekimleriyle birlikte, müdür uyurken odasını arar. Bir kitap bulurlar: on sekizinci yüzyılda bir uyurgezeri kullanarak kasabalarda cinayetler işleten, Caligari adında bir gezginin hikâyesi. Müdürün günlüğü, hastaneye bir uyurgezer getirildiğinde onun bu eski hikâyeyi kendisi yaşamaya karar verdiğini anlatır. Günlüğün okunduğu bölümde, müdürü saran bir saplantı ekranın kendisine yazılır: «Caligari olmalısın» sözleri yürüdüğü yolun üstünde, ağaçların arasında belirir. Ardından müdüre Cesare'nin cesedi gösterilir. Müdür çöker, deli gömleği giydirilir ve bir hücreye kapatılır. Francis'in hikâyesi burada biter.

Hasta. Film bahçeye döner. Francis ile yaşlı adam kalkar ve aynı binanın avlusuna yürür. Avluda başka hastalar dolaşır. Cesare bir duvarın dibinde, elinde bir çiçekle durur. Jane bir koltukta oturur ve Francis'in evlenme teklifine, kendisinin bir kraliçe olduğunu ve kraliçelerin kalplerini izleyemeyeceğini söyleyerek karşılık verir. Sonra müdür avluya girer; yüzü Caligari'nin yüzüdür, ama kılığı ve tavrı sakindir. Francis ona saldırır, bastırılır, deli gömleği giydirilir ve bir hücreye konur. Müdür, gözlüklerini takarak, Francis'in onu efsanedeki Caligari sandığını ve şimdi onu nasıl iyileştireceğini bildiğini söyler. Film bir iris kapanışla biter.

Beş yeri bir tabloya koymak, filmin bilgiyi nasıl dağıttığını görünür kılar:

BölümFrancis'in yeriBaşlıca mekânlarCaligari seyirci için kim
AnlatıcıBankta, konuşanBahçeHenüz yok
TanıkPanayırda, izleyenBelediye, çadır, Alan'ın odasıPanayırcı
Araştırmacıİz sürenKarakol, araba önü, hastaneŞüpheli
TakipçiKaçanın ardındaÇatılar, araba, müdür odasıHastane müdürü
HastaAvluda, bastırılanAvlu, hücreFrancis'in hekimi

Son sütun, filmin yapısını tek satırda gösterir. Caligari bir panayırcı olarak girer, bir şüpheliye, bir katile ve bir müdüre dönüşür; ama son satırda aynı yüz, Francis'in anlattıklarının hepsini başka bir ışığa taşıyan bir hekimin yüzüdür.

Öykü ve olay örgüsü

Film neredeyse bütünüyle bir anlatının içinde geçer: Francis'in yaşlı adama anlattığı hikâye, filmin süresinin büyük bölümünü kaplar ve onun iki yanında kısa bir açılış ile kısa bir kapanış durur. Bu düzene çerçeve anlatı denir. Seviye 2'nin ilk modülü öykü ile olay örgüsü arasındaki ayrımı terimleriyle kuracak; burada şunu görmek yeterli: bu filmde iki öykü vardır ve olay örgüsü ikisini birden taşır. Birinci öykü, Francis'in anlattığıdır: bir panayırcı, bir uyurgezer, bir dizi cinayet ve bir maskenin düşüşü. İkinci öykü ise anlatının kendisidir: bir akıl hastanesinin bahçesinde, bir hastanın bir başka hastaya anlattığı bir hikâye.

Olay örgüsü bu ikinci öyküyü sonuna kadar saklar. Açılışta bahçe sıradan bir bahçe, yaşlı adam sıradan bir dinleyici, geçen kadın bir nişanlı gibi sunulur. Yaşlı adamın ruhlarla ilgili sözleri, kadının dalgınlığı, bahçenin kendisi, sonradan bakıldığında ipuçlarıdır; ama ilk izlemede seyirci onları bir masal açılışının havası olarak alır. Son sahnede bu ayrıntılar yerine oturur.

Birinci öykünün içinde de bir başka öykü vardır. Müdürün odasında bulunan kitap, on sekizinci yüzyılda yaşamış bir Caligari'nin hikâyesini anlatır ve müdürün günlüğü bu hikâyenin nasıl yeniden yaşanmaya başlandığını gösterir. Böylece film üç katmanlı bir düzen kurar: bir efsane, o efsaneyi yaşamaya karar veren bir adamın hikâyesi ve o hikâyeyi anlatan bir hasta. Her katman bir öncekini içerir ve her katmanda bir karakter bir başkasının hikâyesine kapılır.

Neden-sonuç zinciri, Francis'in anlattığı hikâyenin içinde sıkıdır. Memurun küçümsemesi ilk cinayetin bir nedeni gibi görünür; kehanet ikinci cinayeti önceden duyurur; yakalanan adamın itirafı, cinayetlerin iki ayrı faile ait olduğunu ve asıl failin hâlâ serbest olduğunu gösterir; kukla, Francis'in gözetlediği şeyin bir aldatmaca olduğunu açar; hastane, maskenin düştüğü yerdir. Her sahne bir sonrakini gerektirir. Bu sıkılık, Bisiklet Hırsızları'nın rastlantılarla gevşeyen zincirinin karşı ucudur ve son sahnenin etkisi de buradan gelir: bu kadar sıkı bağlanmış bir zincir, bir anda bir hastanın kurduğu bir zincir olarak yeniden görülür.

Zincirin bir halkası daha var ve ilk izlemede kolayca gözden kaçar. Francis ile Alan, panayırdan dönerken Jane'e ikisinin de âşık olduğunu konuşur ve Jane hangisini seçerse seçsin dost kalacaklarına söz verirler. Birkaç sahne sonra Alan ölür. Francis'in hikâyesinin içinde bu, bir dostun kaybıdır ve Francis'in Caligari'ye yönelmesinin nedenlerinden biridir. Çerçeve kapandıktan sonra ise aynı halka başka bir soru taşır: bir anlatıcının, rakibinin ölümünü bir başkasının işi olarak anlatması ne anlama gelir? Film bu soruyu sormaz; ama yapı, onu sormayı mümkün kılar. Dosyanın son bölümü, yorumların bu halkaya nasıl farklı ağırlıklar verdiğini gösterecek.

Zaman

Francis'in hikâyesi bir geriye dönüştür ve filmin büyük bölümü geçmişte geçer. Bu geriye dönüş açılışta bir cümleyle kurulur ve kapanışta bahçeye dönülene kadar kesintisiz sürer; film anlatının içindeyken hiç bahçeye geri kesmez. Seyirci bu yüzden bir süre sonra çerçeveyi unutur. Film bu unutmaya güvenir.

Geriye dönüşün içinde bir ikincisi vardır: müdürün günlüğü okunurken film, müdürün bir uyurgezerin hastaneye getirildiği günü ve saplantısının başlangıcını gösterir. Bu iç içe geriye dönüş, 12.1'in sıra sorusuna küçük ama keskin bir örnek verir: bir anlatının içinde başka bir anlatının geçmişine inmek, iki zamanı birden açık tutmayı gerektirir.

Hikâyenin kendi zamanı birkaç güne yayılır ve geceler belirleyicidir. Cinayetler, kaçırma ve gözetleme gece olur; kehanet bile bir zaman ölçüsüyle verilir, şafağa kadar. Tonları yerinde duran bir kopyada gece sahnelerinin rengi, bu zaman düzenini ekranda da görünür kılar. Kapanış ise gün ışığında, belirsiz bir anda geçer: avludaki sahnenin hikâyenin ne kadar sonrasına düştüğünü film söylemez.

Bilgi ve bakış açısı

Bilginin dağılımı bu filmin en çok tartışılan yanıdır. Film, anlatıyı Francis'e verir ve bu yüzden seyirci, ilk izlemede, gördüğü her şeyi Francis'in tanıklığı olarak kabul eder. Ama Francis'in anlattığı hikâyenin içinde, onun tanık olamayacağı sahneler de vardır. Cesare Jane'in odasına girerken Francis Caligari'nin arabasının önündedir. Film iki yeri art arda gösterir: arabanın penceresinden bakan Francis ile çatılardan geçen Cesare. Bir anlatıcının görmediği bir şeyi nasıl anlatabildiği sorusu, filmin yapısının kendi içinde açık bıraktığı bir sorudur.

Bu soru iki yönde okunabilir. Birinci yönde, film anlatının sınırını gevşek tutar: Francis'in anlattığı bir hikâyedir, ama sinema o hikâyeyi bir anlatıcının sözlerinden daha geniş bir alanda gösterir. İkinci yönde, tanık olunamayan sahneler bir ipucudur: Francis'in anlattığı her şey zaten onun zihninde kurulmuştur ve bir zihin, görmediğini de görebilir. Film bu iki okumadan birini seçmez. Bir anlatıcının söylediklerine ne kadar güvenilebileceği sorusu Seviye 2'nin güvenilmez anlatım dersinin konusudur; bu film o dersin en çok anılan örneklerinden biri olacak.

Kukla sahnesi, bilgi dağılımının bir başka katmanını gösterir. Francis'in gözetlediği kutuda bir kukla vardır ve seyirci bunu Francis'le aynı anda öğrenir. Film bu noktaya kadar seyirciyi Francis'in yanılgısının içinde tutar; aldatılan yalnızca Francis değil, seyircidir de. Bu aldatma, son sahnede ikinci ve daha büyük bir aldatmanın provası olur: seyirci bütün hikâye boyunca Francis'in gördüğünü görmüş, son sahnede ise Francis'in kim olduğunu öğrenmiştir.

Dekor da bilgiyi taşır. Francis'in anlattığı hikâyenin bütün mekânları çarpıktır ve boyalıdır; bu, hikâyenin bir zihnin içinden görüldüğü okumasını destekler. Ama çerçevenin kendisi de bu dünyadan tümüyle ayrılmaz.

Son sahnenin kapanış planı da açık uçludur. Müdürün sakin yüzü, Francis'i iyileştireceğini söyleyen bir hekimin yüzü olarak mı, yoksa hâlâ Caligari'nin yüzü olarak mı okunacak? Film bu yüzü bir yakın planla gösterir ve iris kapanışla karartır; neyi düşüneceğini seyirciye söylemez. Bu belirsizlik, dosyanın son bölümünde tartışılacak yorumların merkezindedir.

Yapının işi

Bu filmin yapısı, son sahnesine kadar bir korku hikâyesinin yapısıdır ve son sahnesinde bir anlatı sorusuna dönüşür. İlk izlemede seyirci bir cinayet zincirini, bir dedektif hikâyesini ve bir maskenin düşüşünü izler. İkinci izlemede aynı sahneler, bir hastanın bir hikâyeyi nasıl kurduğunun sahneleri olarak görülür. 0.3'te ikinci izlemenin ilk izlemenin göremediğini gösterdiğini söylemiştik; bu film, ikinci izlemeyi yapısının içine yerleştirir.

Çerçeve, filmin en baskın biçim kararı olan dekorla da konuşur. Seviye 1 boyunca çarpık dekorları bir stilizasyon örneği olarak okuduk. Yapı bölümünden sonra aynı dekor başka bir soru taşır: bu çarpıklık bir dünyanın mı, yoksa bir zihnin mi çarpıklığıdır? Çerçeve, ikinci yanıtı mümkün kılar; çerçevenin de tümüyle düz bir dünyaya dönmemesi, birinci yanıtı ortadan kaldırmaz. Dekor bir zihin durumunu taşıyabilir, ama o zihnin kimin zihni olduğu açık kalır.

Yapı, karakterleri de iki kez dağıtır. Francis'in hikâyesinde Caligari bir katil, Cesare onun aleti, Jane bir kurban, Alan bir arkadaş, Francis bir kahramandır. Avluda hepsi hastadır ya da hekimdir; Cesare bir çiçeğe bakar, Jane bir taht hayal eder, Caligari bir hekimdir ve kahraman deli gömleği içindedir. Aynı yüzler, iki farklı dünyada iki farklı rol oynar. Bu ikilik, bir hikâyenin karakterlerinin onu anlatanın gerçek dünyasından alındığı bir yapıdır ve filmin en çok kopyalanan buluşlarından biri olmuştur.

Önceki dosyaların yapılarıyla bir karşılaştırma bu filmin yerini netleştirir. Bisiklet Hırsızları bir arama yapısıydı, Ruhların Kaçışı bir büyüme merdiveni. Dr. Caligari ise bir anlatı çerçevesidir: içerideki hikâye sıkı bir zincirdir, ama zincirin kendisi bir çerçevenin içinde asılı durur ve son sahne o çerçeveyi gösterir. Film, bir hikâyeyi anlatmanın yanında, bir hikâyenin anlatıldığını da gösterir.

Yüzler de bu ikiliğin bir parçasıdır ve yakın okumaya bırakılan bir soru taşır. Francis'in hikâyesinde Cesare'nin yüzü bembeyaz boyanmış ve gözleri koyu çizgilerle çevrilmiştir; Caligari'nin yüzü kırışıklarla ve gözlüklerle belirginleştirilmiştir. Avluda aynı oyuncular yeniden görünür. Makyajın iki dünyada aynı mı kaldığı, yoksa çerçevede bir parça mı yumuşadığı, bu yüzlerin bir zihnin içinden mi yoksa bir hastanenin avlusundan mı görüldüğü sorusuna bağlanır. Bu dosya o farkı kesin bir gözlem olarak yazmıyor; ilk bölümün üçüncü sorusuna verdiğin yanıtı, iki dünyanın yüzlerini yan yana koyarak sına. Ten burada bir ışık meselesinden çok bir boya meselesidir ve boyanın değişip değişmediği, yapının bir okumasıdır.

Kaynaklar

Sonraki derse köprü

Yapıyı gördükten sonra sıra sahnelerde. Yakın okuma bölümü üç ya da dört sahneyi seçecek ve onları dört soruyla, biçim unsurları düzeyinde okuyacak: panayırdaki uyanış, çatılardaki kaçış ve çerçevenin kapandığı avlu, boyalı dekorun bir ruh hâlini taşıyıp taşımadığını sahne sahne sınamak için uygun adaylardır.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.