İçeriğe geç

9.3 · Seviye 1 · Filmin dili

Doku

Film greni, dijital görüntü, video; dokunun dönemi ve belleği çağırması

Film Okuma Akademisi — Renk ve doku · 1.708 kelime · 2 film örneği · ≈ 8 dk okuma · 11 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Görüntü dokusu, bir görüntünün yüzeyine ait niteliktir; çoğu zaman fark edilmez, ama bir yüzeyden ötekine geçildiğinde hemen hissedilir.
  2. Gren, film şeridindeki taneciklerin bıraktığı benek dokusudur; dijital görüntü çoğu zaman pürüzsüzdür ve bugünkü filmler bu iki doku arasında seçim yapar.
  3. Doku bir dönemi çağırır, bir belleği taşır, bir bakışı işaretler ve bir gerçeklik ya da yapaylık duygusu kurar; anlamı seyircinin kendi belleğine göre değişir.
  4. Aftersun'da el kamerasının dokusu bir anının elde kalan parçasıdır ve sinema görüntüsüyle bir belleğin yapısını kurar; Paris, Texas'ta Super 8 aile filmi dağılmış bir ailenin bir zamanlar var olduğunu belgeler.
  5. Düşük çözünürlüklü dokular bazı yüzlerin ayrıntısını daha çabuk kaybedebilir; okur dokunun yüzleri nasıl koruduğunu sorar.

Açılış

Bir otel odası, ama gördüğümüz şey odanın kendisi değil, bir el kamerasının kaydı. Görüntü küçük, renkler hafifçe solgun ve taşmış, karanlık köşelerde benekler kıpırdıyor. Kamerayı tutan on bir yaşında bir kız; karşısındaki babasına sorular soruyor, bir muhabir gibi. Baba gülüyor, sonra bir soruda takılıyor; yanıt gelmiyor ve görüntü kesiliyor. Ardından gelen planda aynı oda bambaşka bir dokuyla görünüyor: geniş, keskin, sıcak, sinemanın kendi görüntüsü.

Charlotte Wells'in Aftersun'ı iki ayrı yüzey arasında gidip gelir: sinema kamerasının görüntüsü ile bir aile kamerasının kaydı. 8.6'da bu filmin şarkılarını dinlemiştik; bu derste görüntünün yüzeyine bakıyoruz. Bir görüntünün pürüzü, beneği, bulanıklığı bir dönemi, bir aleti ve bir bakışı nasıl çağırır? M09'un üçüncü dersi, görüntünün dokunulur gibi duran niteliğini, dokusunu soruyor.

Tek fikir

Her görüntünün bir dokusu vardır: gren, dijital pürüzsüzlük, bir ev videosunun titreşimi. Doku bir aletin ve bir dönemin izini taşır; seyirci onu bir bellekle, bir yakınlıkla ya da bir mesafeyle eşleştirir.

Kavram

Görüntünün dokusu çoğu zaman fark edilmez, çünkü seyirci görüntüdeki dünyaya bakar, görüntünün yüzeyine değil. Ama yüzey değiştiğinde seyirci bunu hemen hisseder. Bir filmin ortasında birden bir ev videosu, bir güvenlik kamerası görüntüsü ya da eski bir haber filmi belirdiğinde, seyirci başka bir dünyaya, başka bir zamana ya da başka bir bakışa geçtiğini anlar. Dokunun anlamı çoğu zaman bu farkta, bir yüzeyden ötekine geçişte ortaya çıkar.

Film greni, sinemanın yüz yılı aşkın dokusudur. Taneciklerin rastgele dağılımı görüntüye hafif bir titreşim, canlı bir yüzey verir. Dijital görüntü ise çoğu zaman bu tanecikleri taşımaz; pürüzsüz, temiz ve keskindir. Bu yüzden bugün bazı filmler dijital çekip sonradan gren ekler, bazıları bilerek film şeridine çeker, bazıları da dijitalin pürüzsüzlüğünü bir üslup olarak benimser. Hangi dokunun seçildiği, filmin seyirciye hangi geleneği, hangi dönemi hatırlatmak istediğiyle ilgilidir.

Dokunun birkaç sık işi vardır. İlki dönemi çağırmaktır: her kayıt aletinin bir dönemi vardır ve seyirci o dönemin görüntülerini dokusundan tanır. 8 milimetrelik aile filmlerinin titrek, sıcak renkleri bir 1960'lar ya da 1970'ler çocukluğunu, video kasetin taşan renkleri ve yatay çizgileri bir 1980'ler ya da 1990'lar evini, telefon kamerasının dikey kadrajı bugünü çağırır. İkincisi belleği taşımaktır: bir anı çoğu zaman bir ev videosu ya da bir aile fotoğrafı biçiminde saklanır; bu yüzden o dokular hatırlamanın kendisine benzer. Üçüncüsü bakışı işaretlemektir: bir ev kamerasının görüntüsü, onu tutan birinin bakışıdır; seyirci yalnızca bir olayı değil, o olayı kaydeden kişinin elini ve ilgisini de görür. Dördüncüsü gerçeklik ya da yapaylık duygusu kurmaktır: pürüzlü, titrek bir doku bir tanıklık, pürüzsüz ve kusursuz bir doku bir kurgu ya da bir düş gibi hissettirebilir.

Bu işlerin her biri seyircinin kendi belleğine dayanır. Bir 1990'lar ev videosunun dokusu, o yıllarda büyümüş biri için bir anı, daha genç biri için yalnızca eski bir görüntüdür. Doku bu yüzden kuşaklar arasında farklı okunur; aynı yüzey bir seyirciye bir çocukluğu, bir başkasına bir arşivi hatırlatır.

Bugün dokunun kendisi de taklit edilebilir. Telefon uygulamaları bir görüntüye eski film greni, solgun renkler ya da video kasetin çizgilerini ekler; bir reklam, bir müzik videosu ya da bir film, hiç o aletle çekilmeden bir dönemin dokusunu giyebilir. Bu taklit, dokunun bir dönemi gerçekten taşıyıp taşımadığı sorusunu açar: bir yüzey bir geçmişin izi mi, yoksa bir geçmiş duygusunun ambalajı mı? Okur bir dokunun bir kaydın sonucu mu, yoksa sonradan eklenmiş bir üslup mu olduğunu ayırt etmeye çalışır.

Ten sorusu dokunun teknik geçmişinde de bir iz taşır. Düşük çözünürlüklü video kameralar ve ucuz sensörler, az ışıkta karanlık alanlarda ayrıntıyı kaybeder ve benek üretir; bu kayıp, koyu tenli yüzlerde daha çabuk görünür olabilir. 5.4'te ışığın, 9.2'de gri değerlerin tene nasıl davrandığını sormuştuk; doku aynı soruyu kayıt aletinin kendisine taşır. Bir ev videosunun sıcak, kusurlu dokusu bir anıyı taşırken, o anıdaki bazı yüzleri ötekilerden daha bulanık bırakabilir. Okur bir dokunun yüzleri nasıl koruduğunu, kimin ayrıntısının o pürüzün içinde kaybolduğunu da sorar.

Filmde

Bu filmde iki doku yan yana durur. Filmin büyük bölümü sinema kamerasının geniş, keskin ve sıcak görüntüsüyle çekilmiştir. Ama aralara, baba ile kızın tatilde ellerindeki el kamerasıyla çektikleri kayıtlar girer: küçük, solgun, benekli ve titrek görüntüler. Bu kayıtlar filmin kendi içindeki bir belgedir; yetişkin Sophie'nin elinde kalan tek somut iz.

Bu iki dokunun işlevi, bir anı ile bir kaydı birbirinden ayırmaktır. El kamerasının kayıtları olanın kendisidir, ya da en azından kaydedilebilen kısmı: bir babanın gülüşü, bir kızın sorusu, bir havuzun kenarı. Sinema kamerasının görüntüsü ise yetişkin Sophie'nin o kayıtların arasına doldurduğu şeydir: hatırladığı, hayal ettiği, anlamaya çalıştığı. Bir okuma bu ayrımı bir belleğin yapısı olarak görür: elimizde bazı görüntüler vardır ve gerisini zihnimiz kurar. Kaydın o soruda kesilmesi bu yüzden ağırdır: kayıt, tam da bir şeyin söylenebileceği anda kesilir ve geri kalan bir boşluk olarak kalır.

Bir başka okuma, el kamerasının dokusuna bir yakınlık ve bir masumiyet yükler. Bu görüntüler bir sinemacının değil, bir çocuğun ya da bir babanın elinden çıkmıştır; kusurlu, rastgele ve sevgi doludur. Film bu dokuyu bir gerçeklik ölçüsü olarak kullanır: sinema kamerasının güzelliği bir yorumsa, el kamerasının pürüzü bir tanıklıktır. İki okuma birbirini tamamlar; film iki dokunun arasındaki boşlukta, bir babanın gerçekte ne yaşadığını bilmemenin acısını taşır.

Başka bir filmde

Eski bir aile filminin dokusunun bir kaybı görünür kıldığı bir an.

Filmin bir sahnesinde aile, eski günlerden kalma bir Super 8 aile filmini izler. Perdeye yansıyan görüntüler titrek, grenli, renkleri sıcak ve solgundur: Travis, karısı Jane ve küçük oğulları, mutlu bir tatilde, kameraya gülümsüyor. Odadakiler bu görüntüleri sessizce izler.

Bu sahnenin işlevi, kaybolan bir ailenin bir zamanlar var olduğunu kanıtlamaktır. Aile filminin dokusu bir geçmişin dokusudur; o görüntülerdeki mutluluk, şimdiki dağınıklığın karşısında bir belge gibi durur. Küçük oğul, babasını bu görüntülerde ilk kez bir baba olarak tanır. Bir okuma bu sahneyi, bir aile filminin bir kayba nasıl tanıklık ettiğinin örneği olarak görür: dokunun sıcaklığı, kaybedilenin ne olduğunu hatırlatır.

İki film aile kaydının dokusunu iki ayrı yoldan kullanır. Aftersun'da el kamerasının dokusu bir anının elde kalan parçasıdır ve sinema görüntüsüyle bir belleğin yapısını kurar. Paris, Texas'ta Super 8 aile filminin dokusu dağılmış bir ailenin bir zamanlar var olduğunun belgesidir.

Yaygın okuma hataları

Yaygın yanlışDokuyu yalnızca bir kalite meselesi saymak.
Doğrusu

Pürüzlü ya da bulanık bir görüntü kötü bir görüntü değildir; bir dönemi, bir aleti ya da bir bakışı taşıyabilir.

Yaygın yanlışBütün dokuların bütün seyirciye aynı şeyi söylediğini varsaymak.
Doğrusu

Bir ev videosunun dokusu bir kuşak için bir anı, başka bir kuşak için bir arşivdir.

Yaygın yanlışDokunun yüzleri eşit biçimde koruduğunu sanmak.
Doğrusu

Düşük çözünürlüklü ya da az ışıkta çekilmiş bir görüntü, bazı yüzlerin ayrıntısını ötekilerden daha çabuk kaybedebilir.

Okuma Defteri

Defter: İki doku arasındaki geçişin seyirciye hangi değişimi, bir zaman, bir bakış ya da bir gerçeklik farkı olarak bildirdiğini yaz; geçişin hemen öncesindeki ve sonrasındaki planı birer cümleyle tarif et.

Özet

  1. Görüntü dokusu, bir görüntünün yüzeyine ait niteliktir; çoğu zaman fark edilmez, ama bir yüzeyden ötekine geçildiğinde hemen hissedilir.
  2. Gren, film şeridindeki taneciklerin bıraktığı benek dokusudur; dijital görüntü çoğu zaman pürüzsüzdür ve bugünkü filmler bu iki doku arasında seçim yapar.
  3. Doku bir dönemi çağırır, bir belleği taşır, bir bakışı işaretler ve bir gerçeklik ya da yapaylık duygusu kurar; anlamı seyircinin kendi belleğine göre değişir.
  4. Aftersun'da el kamerasının dokusu bir anının elde kalan parçasıdır ve sinema görüntüsüyle bir belleğin yapısını kurar; Paris, Texas'ta Super 8 aile filmi dağılmış bir ailenin bir zamanlar var olduğunu belgeler.
  5. Düşük çözünürlüklü dokular bazı yüzlerin ayrıntısını daha çabuk kaybedebilir; okur dokunun yüzleri nasıl koruduğunu sorar.

Kendini sına

  1. Görüntü dokusu neden çoğu zaman fark edilmez ve ne zaman fark edilir?
  2. Gren nedir ve bugünkü filmler onunla nasıl bir ilişki kurar?
  3. Aftersun'da iki farklı doku nasıl bir ayrım kurar?
  4. Paris, Texas'taki aile filmi sahnesinde doku ne işe yarar?

Yanıtlar

  1. Çünkü seyirci görüntüdeki dünyaya bakar, görüntünün yüzeyine değil. Bir filmin içinde yüzey değiştiğinde, örneğin birden bir ev videosu ya da bir arşiv görüntüsü belirdiğinde, seyirci farkı hemen hisseder.
  2. Film şeridindeki ışığa duyarlı taneciklerin görüntüde bıraktığı ince benek dokusudur. Bugün bazı filmler dijital çekip sonradan gren ekler, bazıları bilerek film şeridine çeker, bazıları da dijitalin pürüzsüzlüğünü bir üslup olarak benimser.
  3. El kamerasının küçük, solgun, benekli kayıtları elde kalan somut izleri, sinema kamerasının geniş ve keskin görüntüsü ise yetişkin Sophie'nin bu kayıtların arasına doldurduğu hatırlamayı ve hayali taşır; ikisi birlikte bir belleğin yapısını kurar.
  4. Titrek, grenli ve solgun renkli dokusuyla bir geçmişi çağırır ve kaybolan bir ailenin bir zamanlar var olduğunu belgeler; küçük oğul babasını bu görüntülerde ilk kez bir baba olarak tanır.

Sonraki derse köprü

Doku görüntünün yüzeyiydi ve bir filmin içinde değiştiğinde bir geçişi duyurdu. 9.4 Renk değişimi aynı soruyu renge soruyor: bir filmin içinde renk değiştiğinde, bir sahnenin ışığı birden maviye büründüğünde ya da bir dünyanın tonu kaydığında ne olur? 8.1 ve 8.4'te seslerini dinlediğimiz Üç Renk: Mavi üçüncü kez karşımıza çıkacak; soru, adını taşıyan rengin film boyunca nasıl gelip gittiği.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.