2.1 · Seviye 1 · Filmin dili
Kare
Çerçeve bir seçimdir: neyi içeri aldığı, neyi dışarıda bıraktığı
Film Okuma Akademisi — Kare ve plan · 1.855 kelime · 2 film örneği · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Kare, filmin görüntüsünü sınırlayan dikdörtgendir; ekranda bir anda görünen her şeyi içine alır ve dışındakini görünmez kılar.
- Kadraj, neyin karenin içine alınıp neyin dışarıda bırakılacağına ve içeri alınanın nerede duracağına verilen karardır.
- Bir kare üç soruyla okunur: neyi içeri alıyor, içerdekini nereye koyuyor, neyi dışarıda bırakıyor.
- Jeanne d'Arc'ın Tutkusu mekânı dışarıda bırakarak yüzleri öne çıkarır; Tokyo Hikâyesi mekânı içeri alarak insanları ona yerleştirir.
- Kadraj kararlarının sabit anlamları yoktur; yorum, o sahnedeki kanıta ve karşı kanıta dayanır.
Açılış
Bir mahkeme salonu. Uzun masaların arkasında din adamları oturuyor; karşılarında, bir taburenin üstünde, saçları kısa kesilmiş genç bir kadın. Kadına sorular soruluyor, o cevap veriyor. Ama sen salonu neredeyse hiç görmüyorsun. Gördüğün şey yüzler: kadının yüzü, çoğu zaman boş, açık renkli bir duvarın önünde, ekranın neredeyse bütününü kaplayarak; yargıçların yüzleri, tek tek, birbirinden kopuk, kimi zaman ekranın bir kenarına sıkışmış. Salonun kaç kişilik olduğunu, kapının nerede durduğunu, kadının yargıçlardan ne kadar uzakta oturduğunu film sana pek söylemez.
Bu, Carl Theodor Dreyer'in 1928 tarihli Jeanne d'Arc'ın Tutkusu'dur. Seviye 0'da, betimleme dersinde bu filme yüzlerin nasıl anlatılacağını sormak için bakmıştık. Bu kez soru başka: bu yüzler neden bu kadar yakın, salon neden bu kadar az görünüyor? Cevabın ilk adımı, sinemanın en temel biriminde, karede yatar.
Tek fikir
Kare, dünyanın bir parçasını seçer ve gerisini dışarıda bırakır. Ekranda gördüğün her şey bu seçimin sonucudur; bu yüzden bir kareyi okumak, neyin içeri alındığını ve neyin dışarıda bırakıldığını birlikte sormaktır.
Kavram
Bir sinema perdesinin, bir televizyonun ya da bir telefonun ekranının kenarları vardır. Görüntü bu kenarların içinde durur. Bu sınırlanmış dikdörtgen, filmin dünyaya açtığı penceredir.
Kare iki anlamda kullanılır ve ikisini ayırmak işe yarar. Teknik anlamda kare, film şeridindeki ya da dijital kayıttaki tek bir görüntüdür; sinema, saniyede birçok kareyi art arda göstererek hareket yanılsaması kurar. Okuma açısından ise kare, bir anda ekranda görünen bütün görüntüdür: kenarları, içindekiler ve aralarındaki ilişki. Bu akademide kare dediğimizde çoğu zaman ikinci anlamı kastediyoruz.
Karenin en önemli özelliği, bir seçim olmasıdır. Kamera bir yöne çevrildiğinde dünyanın geri kalanı görünmez olur. Bir yüzü çok yakından gösteren bir kare, o yüzün çevresindeki odayı, odanın içindeki öteki insanları, pencereyi, kapıyı dışarıda bırakır. Bir odanın tamamını gösteren bir kare ise yüzdeki küçük bir değişimi göremeyecek kadar uzakta kalır. Her kare bir şey kazanır ve bir şey kaybeder. Okurun ilk işi bu takası görmektir.
Kare ile kadraj arasındaki ilişki, bir sonuç ile bir eylem arasındaki ilişkidir. Kare ekranda gördüğün görüntüdür; kadraj o görüntüyü yaratan karardır. Okur kareye bakar, ama kadrajı sorar: bu görüntü neden böyle sınırlandı?
Bir kareyi okumak için üç basit soru sorulabilir. Birincisi, kare neyi içeri alıyor? Bir yüz mü, bir beden mi, bir oda mı, bir manzara mı? İkincisi, içeri alınan şey karenin neresinde duruyor? Ortada mı, bir kenarda mı, üstte mi, altta mı? Kenarlar onu sıkıştırıyor mu, yoksa çevresinde boşluk mu var? Üçüncüsü, kare neyi dışarıda bırakıyor? Konuşan birinin karşısındaki kişi görünmüyor mu? Bir sesin kaynağı karenin dışında mı? Bir mekânın büyüklüğü saklanıyor mu?
Bu üç sorudan üçüncüsü en kolay unutulanıdır. Seyirci, ekranda gördüğüne bakar; görmediğini çoğu zaman düşünmez. Ama sinemanın gücünün önemli bir kısmı dışarıda bıraktığı şeyden gelir. Bir korku filminde canavarın görünmemesi, bir dramda konuşan kişinin karşısındakinin yüzünün gösterilmemesi, bir kalabalık sahnesinde kalabalığın büyüklüğünün saklanması, birer kadraj kararıdır. Karenin dışında kalan alanın kendisi Seviye 1'in dördüncü dersinin, 2.4'ün konusu olacak. Bu derste bilmen gereken, dışarıda bırakmanın da bir seçim olduğudur.
Karenin kenarları da bir şey yapar. Kenara yakın duran bir yüz sıkışmış görünebilir; kenarla kesilen bir beden, kadrajın onu bütün olarak göstermeyi reddettiği izlenimini verebilir. Ama dikkat: bu izlenimler bir okuma değil, bir başlangıçtır. Sıkışma her zaman baskı demek değildir; kesilmiş bir beden her zaman bir parçalanma anlamına gelmez. 1.4'te öğrendiğimiz gibi, yorum ancak kanıta ve karşı kanıta bakılarak kurulur. Kadraj bu kanıtın ilk katmanıdır.
Kadraj bir de kimin görüneceğine karar verir. Bir sahnede kimin yüzü karenin büyük kısmını kaplıyor, kim kenarda ya da arka planda kalıyor, kim hiç görünmüyor? Akademinin ışık konuşan her derste sorduğu soru, yani kimin ekranda nasıl göründüğü, ilk olarak kadrajda cevaplanır. Işığın bir yüze nasıl düştüğü, tenin rengine göre farklı sonuç verebilir; ama bir yüzün ışığa çıkıp çıkmayacağına, önce kadraj karar verir.
Filmde
Bu filmi kadraj sorularıyla izlemek, karenin ne kadar güçlü bir araç olduğunu gösterir. Birinci soru, neyi içeri aldığı. Cevap neredeyse hep aynıdır: yüzler. Jeanne'ın yüzü, yargıçların yüzleri, bir askerin yüzü. Bedenler, mekân ve nesneler büyük ölçüde dışarıda kalır. İkinci soru, yüzlerin karenin neresinde durduğu. Burada film alışılmışın dışına çıkar: yüzler her zaman karenin ortasında değildir. Jeanne'ın yüzü kimi zaman karenin alt kenarına yakın durur ve üstünde geniş, boş bir alan bırakılır; bir yargıcın yüzü karenin köşesine itilmiş olabilir. Üçüncü soru, neyin dışarıda bırakıldığı. En açık cevap mekândır. Seyirci salonun düzenini, insanların birbirine göre nerede durduğunu büyük ölçüde kendi zihninde kurmak zorunda kalır.
Bu üç cevap birlikte bir işlev kurar. Mekânın dışarıda bırakılması, seyircinin dikkatini başka bir yere, yüzlerin kendisine yöneltir. Jeanne'ın yüzündeki her değişim, her gözyaşı, her bakış, karenin bütün alanını doldurur. Yargıçlar ise tek tek, birbirinden kopuk karelerde göründüğü için bir topluluk olarak değil, ayrı ayrı yüzler olarak görünür. Bir okuma bu düzeni, Jeanne'ın yalnızlığının ve yargıçların karşısındaki çaresizliğinin bir biçimi olarak görebilir. Bu bir yorumdur ve ekrandaki bir kadraj seçimine dayanır; ama karşı kanıta da açık tutulmalıdır: yargıçların yüzleri de aynı yakınlıkla gösterilir ve film onları da bir yüz olarak, bir insan olarak görmemizi ister gibidir.
Bu yapım bilgisi bir okuma uyarısı taşır. Bugün izlediğimiz kareler, uzun yıllar kayıp sayılan bir kopyaya dayanır; daha önce dolaşan kopyalar farklı çekimlerden ya da kurgulardan oluşuyordu. Bir kareyi okurken, onu hangi kopyada gördüğümüzü bilmek, Seviye 0'ın izleme koşulu dersinden beri sorduğumuz bir sorudur. Kadraj okuması, ekranda gerçekten ne olduğunu bilmeye dayanır.
Bir şeye daha dikkat et. Filmde Jeanne'ın yüzü çoğu zaman makyajsız gibi görünen, gözeneklerine kadar seçilebilen bir yakınlıkla gösterilir ve bu yakınlık açık renkli fonla birlikte yüzü karenin tek konusu yapar. Işığın bu yüzde nasıl çalıştığı Seviye 1'in ışık modülünde, 5.1'de, ayrıca konuşulacak. Burada önemli olan, ışıktan önce kadrajın yüzü seçmiş olmasıdır.
Başka bir filmde
Kadrajın bir mekânı ve bir ritmi nasıl kurduğunu gösteren bambaşka bir örnek.
Dreyer'in filmiyle karşılaştırıldığında Ozu'nun kadrajı neredeyse tersini yapar. Yüzleri bir mekândan koparmak yerine, insanları mekânın içine yerleştirir. Kare çoğu zaman bir odanın bir kısmını, bir kapı aralığını ya da bir koridoru gösterir; insanlar bu kadrajın içinde oturur, konuşur, girip çıkar. Kamera onları izlemek için hareket etmez; onlar kadraja girer ve kadrajdan çıkar. Bazen bir karakter odadan çıktıktan sonra da kare bir süre aynı yerde kalır ve seyirci boş bir odaya bakar.
Bu kadraj kararlarının bir işlevi vardır. Sabit ve kalıcı kareler, aile üyelerinin aynı mekânı paylaşırken birbirinden ne kadar uzak durduğunu gösterir. Bir odayı bir kapı aralığından görmek, seyirciyi bir tanık gibi biraz dışarıda tutar. Karakter çıktıktan sonra boş kalan oda ise bir yokluğun izini taşır. Bir okuma bu kareleri, filmin aile, zaman ve kayıp üzerine söylediklerinin biçimi olarak görebilir; ama bu yorumun da ekrandaki bir seçime, kamerayı hareket ettirmeme ve kareyi boşaldıktan sonra da tutma seçimine, dayandığını açıkça söylemek gerekir.
İki film birlikte, kadrajın tek bir işi olmadığını gösterir. Dreyer'in kareleri mekânı dışarıda bırakarak yüzü öne çıkarır; Ozu'nun kareleri mekânı içeri alarak insanları ona yerleştirir. İkisi de bir seçimdir ve ikisi de, aynı soruyla, neyin içeri alınıp neyin dışarıda bırakıldığıyla okunabilir.
Yaygın okuma hataları
Yaygın yanlışKareyi bir pencere sanıp sınırlarını unutmak.
Seyirci kareye bakarken onu dünyanın kendiliğinden görünen bir parçası gibi algılayabilir. Oysa kare bir seçimdir ve okuma, kenarların neyi kestiğini, neyi dışarıda bıraktığını sormadan eksik kalır.
Yaygın yanlışHer kadraj kararına sabit bir anlam yüklemek.
«Kenara itilen karakter ezilmiş demektir», «boşluk yalnızlık demektir» gibi kalıplar çekicidir ama her filmde işlemez. Aynı kadraj, farklı bir bağlamda ve farklı bir sahnede bambaşka bir iş görebilir; yorum, o sahnedeki kanıtla kurulur.
Yaygın yanlışKadrajı yalnız bir estetik süs sanmak.
Bir karenin güzel ya da çarpıcı olması, okumanın sonu değil başıdır. Okur bir kareyi beğendikten sonra onun ne iş yaptığını, neyi gösterip neyi sakladığını sormaya devam eder.
Okuma Defteri
Defter: Sahnenin başındaki ve sonundaki kadrajın, sahnede olan şeyle nasıl bir ilişki kurduğunu tek bir cümleyle yaz; bu cümlenin bir betimleme mi, bir yorum mu olduğunu yanına not et.
Özet
- Kare, filmin görüntüsünü sınırlayan dikdörtgendir; ekranda bir anda görünen her şeyi içine alır ve dışındakini görünmez kılar.
- Kadraj, neyin karenin içine alınıp neyin dışarıda bırakılacağına ve içeri alınanın nerede duracağına verilen karardır.
- Bir kare üç soruyla okunur: neyi içeri alıyor, içerdekini nereye koyuyor, neyi dışarıda bırakıyor.
- Jeanne d'Arc'ın Tutkusu mekânı dışarıda bırakarak yüzleri öne çıkarır; Tokyo Hikâyesi mekânı içeri alarak insanları ona yerleştirir.
- Kadraj kararlarının sabit anlamları yoktur; yorum, o sahnedeki kanıta ve karşı kanıta dayanır.
Kendini sına
- Kare ile kadraj arasındaki fark nedir?
- Bir kareyi okurken sorulan üç soru hangileridir ve hangisi en kolay unutulur?
- Jeanne d'Arc'ın Tutkusu'nda kareler çoğu zaman neyi içeri alır, neyi dışarıda bırakır?
- Tokyo Hikâyesi'nde bir karakter odadan çıktıktan sonra kadraja ne olur?
Yanıtlar
- Kare ekranda gördüğün sınırlanmış görüntünün kendisidir; kadraj ise o görüntüyü yaratan karardır, yani neyin içeri alınıp neyin dışarıda bırakılacağının ve içerdekinin nereye konacağının seçimi. Okur kareye bakar, kadrajı sorar.
- Kare neyi içeri alıyor, içeri alınan şey karenin neresinde duruyor ve kare neyi dışarıda bırakıyor. En kolay unutulan üçüncüsüdür, çünkü seyirci ekranda gördüğüne bakar ve görmediğini çoğu zaman düşünmez.
- Çoğu zaman tek bir yüzü, sade ve açık renkli bir fonun önünde içeri alır; mahkeme salonunun bütünü, bedenler ve insanların birbirine göre konumu büyük ölçüde dışarıda kalır.
- Kamera hareket etmez ve kare aynı kalır; bazı sahnelerde karakter çıktıktan sonra da boş mekân bir süre gösterilmeye devam eder.
Sonraki derse köprü
Kare neyi içeri alacağını seçer; ama içeri aldığı şeyi ne kadar büyük ya da küçük göstereceği ayrı bir karardır. Sonraki ders, 2.2, plan ölçeğini ele alıyor: genel plandan çok yakın plana uzanan basamakları ve bir yüzün ekranda kapladığı alanın seyircinin ona duyduğu yakınlığı nasıl değiştirdiğini.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.