13.6 · Seviye 2 · Anlatı
Anlatıcı sesi
Ses üstü anlatım (voice-over); anlatıcının ne bildiği
Film Okuma Akademisi — Bilgi ve bakış açısı · 2.270 kelime · 2 film örneği · ≈ 10 dk okuma · 15 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Ses üstü anlatım görüntünün üzerine bir anlatıcının sesini ekler; anlatıcı öykünün içinde bir karakter ya da öykünün dışında bir ses olabilir.
- Karakter anlatıcının bilgisi kendi yaşadıklarıyla sınırlıdır, ama geçmişe dönerek anlatıyorsa sonu bilir; öykü dışı anlatıcı her şeyi bilebilir ve bu bilgiyi seyirciye ne zaman vereceğine kendisi karar verir.
- Çifte Tazminat'ta Walter Neff bir ses kayıt cihazına itiraf eder; sesinin sonu bilen ağırlığı filme bir kader duygusu verir, ama Phyllis'i hiçbir zaman tam bilemez. Gaz odası sonu çekilmiş ama çıkarılmıştır.
- Barry Lyndon'da anlatıcı karakter değildir; Kubrick romanın çarpıtan birinci tekil anlatıcısı yerine her şeyi bilen bir ses seçmiş, bu ses olayları önceden haber vererek merakı hüzne çevirir.
- Anlatıcı sesi bir söz hakkı sorusudur: kim konuşur, kim yalnızca anlatılır?
Açılış
Sürpriz uyarısı: Bu ders Çifte Tazminat'ın çerçevesini ve sonunu, Barry Lyndon'ın da olay akışının önemli bir kısmını anlatır.
Gece yarısı, boş bir sigorta bürosu. Yaralı bir adam sendeleyerek içeri girer, masasına oturur ve bir ses kayıt cihazının ağızlığını eline alır. Konuşmaya başlar. Dinleyen kimse yoktur; adam sözlerini, işyerindeki eski dostu olan hasar müfettişine bırakacağı bir kayda söyler. Söyledikleri bir itiraftır. Ve o konuşmaya başladığı anda film geçmişe döner: bir yıl önceki bir öğleden sonraya, bir müşterinin evine ve orada karşılaştığı bir kadına.
Bundan sonra seyirci filmin büyük bölümünü bu sesin eşliğinde izler. Ses ona neyin olacağını önceden sezdirir, karakterlerin ne düşündüğünü söyler, olayları yorumlar. Seyirci bir hikâyeyi yalnızca görmez; birinin onu anlatışını da duyar. Bu ders, görüntünün üzerinden gelen bir anlatıcı sesinin seyirciyle ne yaptığını, ve en çok da o sesin ne bildiğini ve ne bilmediğini okumayı öğretiyor.
Tek fikir
Ses üstü anlatım, görüntünün üzerine bir anlatıcının sesini ekler ve seyirciye bir hikâyeyi bir bakışın, bir yorumun, bir bilgi düzeyinin içinden verir. Okur anlatıcının kim olduğunu, ne zaman ve nereden konuştuğunu ve neyi bildiğini sorar.
Kavram
13.5'te Olağan Şüpheliler'de bir sesin, bir sorgu odasında anlatan bir adamın sesinin, bütün bir filmi yanıltabildiğini gördük. Bu ders, sinemanın en doğrudan anlatım biçimine bakıyor: görüntünün üzerinden gelen sese.
Ses üstü anlatımın iki ana türü vardır ve aralarındaki fark, anlatıcının öykünün dünyasıyla ilişkisidir. 8.2'de öykü içi ve öykü dışı sesi ayırmıştık; aynı sınır anlatıcı için de geçerlidir.
İki tür anlatıcı, seyircinin bilgisini farklı biçimlerde düzenler. Karakter anlatıcı doğal olarak dar bir bilgi alanına bağlıdır: seyirci olayları onun bildiği kadarıyla öğrenir. Ama bir karakter anlatıcı, olayları geçmişe dönerek anlatıyorsa, o geçmişin sonunu bilir; anlatırken gelecekteki bilgisini sızdırabilir. Öykü dışı anlatıcı ise sınırsız bir anlatıma yatkındır; her şeyi bilebilir ve bu bilgiyi seyirciye ne zaman vereceğine kendisi karar verir.
Ses ile görüntü arasındaki ilişki okurun asıl işidir. Ses görüntünün söylediğini tekrarlayabilir, görüntünün göstermediğini ekleyebilir, ya da görüntüyle çelişebilir. 8.7'de ses ile görüntünün çatışmasını görmüştük; anlatıcı sesinde bu çatışma bir bilgi çatışmasına dönüşür. Anlatıcı bir şey söyler, görüntü başka bir şey gösterir. Seyirci hangisine inanacaktır? 13.5'te bir anlatıcının görüntülerle desteklenen yalanını görmüştük. Burada sorulacak olan daha genel bir sorudur: anlatıcının sözü ile ekranın gösterdiği arasında bir boşluk var mı, ve varsa film o boşlukla ne yapıyor?
Bir de anlatıcının nereden ve ne zaman konuştuğu sorulmalıdır. Anlatıcı olaylardan çok sonra mı konuşuyor, yoksa onların ortasında mı? Bir itiraf mı ediyor, bir hatıra mı aktarıyor, bir mektup mu yazıyor? Anlatma durumunun kendisi, anlatının tonunu belirler. Ölmek üzere olan birinin anlatısı ile yıllar sonra rahat bir koltuktan yapılan bir anlatı, aynı olayları bambaşka bir ağırlıkla taşır.
Anlatıcının kime konuştuğu da ayrı bir sorudur. Bazı anlatıcılar doğrudan seyirciye seslenir; bazıları ise öykünün içindeki bir dinleyiciye, bir yargıca, bir dosta, bir sevgiliye, ya da bir mektubun, bir günlüğün, bir kaydın alıcısına konuşur. Dinleyici değiştikçe anlatıcının söyledikleri de değişir: bir yargıca anlatılan hikâye savunmaya, bir dosta anlatılan hikâye itirafa, bir çocuğa anlatılan hikâye bir öğüde yaklaşır. Okur, anlatıcının sesini duyduğu her yerde, o sesin karşısında kimin oturduğunu da düşünür.
Anlatıcı sesi bir söz hakkı meselesidir. Bir filmde kim konuşur, kim yalnızca anlatılır? Anlatıcı, öteki karakterleri kendi sözleriyle tanıtır, yorumlar, yargılar; onların kendi sesleri anlatıcının sesinin içinden geçer. Okur sorar: bu filmde anlatıcı kimdir, ve onun sesi kimin hakkında konuşurken kimin sesini bastırıyor?
Filmde
Bu film, karakter anlatıcının en bilinen örneklerinden biridir ve anlatma durumunu filmin ta kendisi yapar. 11.2'de bu filmin sıkı neden-sonuç zincirini, 5.1'de jaluzilerden süzülen ışığını okumuştuk. Bu ders zincirin kimin ağzından anlatıldığına bakıyor. Walter Neff, bir gece bürosuna yaralı olarak döner ve yıllardır birlikte çalıştığı hasar müfettişi Barton Keyes için bir ses kayıt cihazına itirafını yapar. Film bu itirafla açılır ve olay örgüsünün büyük bölümü, Walter'ın sesinin eşliğinde, bir geriye dönüş olarak ilerler.
Bu anlatma durumu, Walter'ın sesine bir ağırlık verir. Walter olayların sonunu bilir; anlatırken bu bilgi sesine sızar. Seyirci daha ilk sahnede Walter'ın vurulmuş olduğunu, bir şeylerin kötü bittiğini bilir. 11.4'teki öncelik etkisi burada sesin içinden çalışır: seyirci sonraki her sahneyi, onu anlatan adamın yaralı, yorgun, itiraf eden sesiyle birlikte duyar. 11.2'de bu yapının neden-sonuç zincirini bir kader duygusuna çevirdiğini görmüştük. Bu kader duygusunun aracı, Walter'ın sesidir.
Walter'ın bilgisi sınırlıdır ve bu, anlatının en ilginç yanıdır. O, Phyllis'in ne istediğini, neyi planladığını, onu sevip sevmediğini bilmez; ya da onun hakkındaki kanısının yanıldığını iş işten geçtikten sonra fark eder. Anlatıcı olarak sesinin bir otoritesi vardır, ama anlattığı kadın ona tam olarak hiçbir zaman açılmaz. Seyirci Phyllis'i yalnızca Walter'ın anlattığı ve gördüğü kadarıyla tanır. 11.2'de Phyllis'in nedenlerinin Lola'nın kuşkusuyla ima edildiğini ama kanıtlanmadığını görmüştük. Bu belirsizlik, anlatıcının bilgisinin sınırıdır.
Bu çıkarılan son, anlatıcı sesinin yapısı açısından anlamlıdır. Film, Walter'ın itirafını bitirdiği ve Keyes'le baş başa kaldığı bürodaki sahneyle biter. İtirafın sonu, filmin de sonudur; ses susunca film de kapanır. Bir okuma bu sonu, anlatma durumunun filmin çerçevesi olarak tamamlanması olarak görür: film bir itirafla açılmış, o itirafın bittiği yerde kapanmıştır.
Söz hakkı meselesi bu filmde kendini açıkça gösterir. Anlatıcı Walter'dır ve itirafı Keyes'e, bir erkeğe, eski dostuna yöneliktir. Phyllis'in hiçbir zaman bir anlatıcı sesi yoktur; onun nedenleri, istekleri, geçmişi, Walter'ın sesinin ve başka karakterlerin sözlerinin içinden gelir. Okur sorabilir: bu film, Phyllis'i bir erkeğin itirafının içinden görmeye bizi nasıl hazırlıyor, ve Phyllis kendi sesiyle konuşabilseydi bu hikâye nasıl değişirdi?
Başka bir filmde
Karakter olmayan, her şeyi bilen bir anlatıcının konuştuğu bir film.
Bu filmin anlatıcısı, Çifte Tazminat'ınkinin tam tersidir. Filmin anlatıcı sesi Barry'nin sesi değildir; öykünün dünyasında hiçbir karakter olarak yer almayan, olaylara yukarıdan, biraz alaycı ve biraz kederli bir mesafeden bakan bir sestir. Bu ses Barry'yi tanıtır, onu yorumlar, yaptıklarını değerlendirir ve en çarpıcı biçimde, olacakları ekranda olmadan önce haber verir.
Kubrick'in bu gerekçesi, bu modülün bütün derslerini bir araya getirir. Romanda Barry yalancı bir anlatıcıdır ve okur onun sözlerinin ardındaki gerçeği tahmin eder. Ama filmde, Kubrick'e göre, görüntü her zaman nesnel bir gerçekliği gösterir; bir yalancı anlatıcının sözlerini sürekli görüntüyle karşılaştırmak filmi bir komediye çevirebilirdi. 13.5'te Olağan Şüpheliler'in tam da bunu yaptığını, görüntüyü bir yalanın hizmetine verdiğini görmüştük. Kubrick ise başka bir yol seçer: güvenilir, her şeyi bilen ama mesafeli bir ses.
Bu önceden haber verme, öykü dışı anlatıcının bilgisinin genişliğini gösterir ve seyircinin duygusunu değiştirir. 13.4'teki terimlerle anlatıcı merakı ortadan kaldırır ve yerine bir gerilim, daha doğrusu bir hüzün koyar. Seyirci Bryan'ın öleceğini bilir ve onun her sahnesini bu bilgiyle izler. Çifte Tazminat'ta Walter'ın sonu bilen sesi bir kader duygusu kuruyordu; burada sonu bilen ses, karakterlere ait değildir ve onların üstünde, onlardan bağımsız bir yerde durur. Kader, anlatıcının ağzındadır.
Söz hakkı sorusu bu filmde, anlatıcının mesafesiyle ilgilidir. Anlatıcı Barry'yi ve öteki karakterleri dışarıdan, biraz alayla anlatır. 5.1'de bu filmin mum ışığıyla aydınlatılmış yüzlerine bakmıştık. Bu yüzler, sesin mesafesiyle birleştiğinde, bir tablonun içindeki figürlere benzer: güzel, uzak ve kendilerinden çok bir anlatıcının sözlerine ait. Okur, örneğin Lady Lyndon'ın film boyunca kendi sesiyle ne kadar konuştuğunu ve ne kadar yalnızca anlatıcının sözleriyle tanıtıldığını sayabilir. Ve sorabilir: her şeyi bilen bir anlatıcı, karakterlerine söz hakkı mı bırakıyor, yoksa onları kendi sesinin içinde mi tutuyor?
İki film, anlatıcı sesini iki karşıt konumdan kullanır. Çifte Tazminat'ın anlatıcısı bir karakterdir: olayları yaşamış, sonunu bilen ama başka bir karakteri, Phyllis'i, hiçbir zaman tam bilemeyen, ölüme mahkûm bir adam. Ses itiraf eder ve filmin çerçevesini kurar. Barry Lyndon'ın anlatıcısı ise öykünün dışındadır: her şeyi bilir, geleceği önceden söyler ve karakterlere yukarıdan bakar. Biri bir kaderin içinden, öteki bir kaderin üstünden konuşur.
Yaygın okuma hataları
Yaygın yanlışSes üstü anlatımı görüntünün anlatamadığını kapatan bir zaaf saymak.
Anlatıcı sesi görüntüyle tekrar, ekleme ya da çelişki ilişkisi kurabilir; okur sesin görüntüye ne kattığını, onu nasıl yönlendirdiğini sorar.
Yaygın yanlışAnlatıcının her şeyi bildiğini varsaymak.
Çifte Tazminat'ın anlatıcısı bir karakterdir ve bilgisi sınırlıdır; Phyllis'in ne istediğini hiçbir zaman tam bilmez. Okur anlatıcının neyi bildiğini ve neyi bilmediğini ayırır.
Yaygın yanlışAnlatma durumunu önemsiz saymak.
Bir anlatıcının nereden, ne zaman ve kime konuştuğu, bir itiraf mı ettiği yoksa bir hatıra mı aktardığı, anlatının tonunu ve seyircinin onu hangi duyguyla izleyeceğini belirler.
Okuma Defteri
Defter: Anlatıcının hakkında konuştuğu ama kendi sesi olmayan bir karakteri seç. Altına, o karakteri yalnızca anlatıcının sözlerinden mi tanıdığını, yoksa filmin ona kendi sesiyle konuşma alanı açıp açmadığını yaz.
Özet
- Ses üstü anlatım görüntünün üzerine bir anlatıcının sesini ekler; anlatıcı öykünün içinde bir karakter ya da öykünün dışında bir ses olabilir.
- Karakter anlatıcının bilgisi kendi yaşadıklarıyla sınırlıdır, ama geçmişe dönerek anlatıyorsa sonu bilir; öykü dışı anlatıcı her şeyi bilebilir ve bu bilgiyi seyirciye ne zaman vereceğine kendisi karar verir.
- Çifte Tazminat'ta Walter Neff bir ses kayıt cihazına itiraf eder; sesinin sonu bilen ağırlığı filme bir kader duygusu verir, ama Phyllis'i hiçbir zaman tam bilemez. Gaz odası sonu çekilmiş ama çıkarılmıştır.
- Barry Lyndon'da anlatıcı karakter değildir; Kubrick romanın çarpıtan birinci tekil anlatıcısı yerine her şeyi bilen bir ses seçmiş, bu ses olayları önceden haber vererek merakı hüzne çevirir.
- Anlatıcı sesi bir söz hakkı sorusudur: kim konuşur, kim yalnızca anlatılır?
Kendini sına
- Karakter anlatıcı ile öykü dışı anlatıcı arasındaki fark nedir?
- Çifte Tazminat'ta Walter itirafını kime ve neyle yapar?
- Kubrick Barry Lyndon'da romanın birinci tekil anlatıcısını neden kullanmamıştır?
- Barry Lyndon'ın anlatıcısı hangi olayları önceden haber verir ve bu seyircinin duygusunu nasıl değiştirir?
Yanıtlar
- Karakter anlatıcı öykünün dünyasının içinde yer alan, olayları yaşamış ya da görmüş bir karakterdir ve bilgisi kendi yaşadıklarıyla sınırlıdır. Öykü dışı anlatıcı öykünün dünyasında bir karakter olarak yer almaz ve bilgisi herhangi bir karakterinkinden geniş olabilir.
- Yıllardır birlikte çalıştığı eski dostu, hasar müfettişi Barton Keyes'e, bürodaki bir ses kayıt cihazıyla yapar.
- Kubrick'e göre filmde seyircinin önünde her zaman nesnel bir gerçeklik bulunur; bu yüzden romanda kendi hikâyesini çarpıtarak anlatan birinci tekil anlatıcının etkisi perdede tekrarlanamaz, yalancı anlatıcının sözlerini görüntüyle karşılaştırmak filmi bir komediye çevirebilirdi.
- Barry'nin oğlu Bryan'ın ölümünü ve Lord Bullingdon'ın Barry'den hesap soracağını önceden haber verir. Bu, merakı ortadan kaldırır; seyirci olacakları bildiği için sahneleri bir hüzünle ve kader duygusuyla izler.
Sonraki derse köprü
Bilgi modülü burada kapanıyor. Bu modülde seyircinin kimin gözünden, kimin sesinden, ne kadar bildiğini sorduk. Ama bütün bu sorular sonunda bir yere varıyordu: Walter, Phyllis, Barry, Clarice. Seviye 2'nin bir sonraki modülü, bu insanların kendisine, karakterlere geçiyor. İlk ders, 14.1 Karakter nasıl kurulur, bir film karakterinin eylemleri, görünüşü ve başkalarının ona verdiği tepkilerle seyircinin gözünde nasıl bir insana dönüştüğünü soruyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.