İçeriğe geç

1.5 · Seviye 0 · İzlemekten okumaya

"Yönetmen ne demek istedi?"

Niyet yanılgısı: yorum yönetmenin zihnini değil, ekrandaki filmi okur

Film Okuma Akademisi — Dört soru · 1.705 kelime · 2 film örneği · ≈ 8 dk okuma · 11 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Niyet yanılgısı, bir eserin anlamını yaratıcısının ne demek istediğiyle bir tutmaktır.
  2. Niyet çoğu zaman bilinemez ve bilinse bile eserin söylediği şey onunla aynı olmak zorunda değildir.
  3. Bir filmin tek bir yapanı yoktur; «yönetmenin niyeti» çoğu zaman birçok kişinin kararıdır.
  4. Yönetmenin sözü değerli bir yapım bilgisidir, ama ekrandaki filmin yerine geçmez.
  5. Niyeti yorumun ölçüsü sayan karşı görüş de vardır; akademi niyeti kanıtın bir parçası olarak tartar.

Açılış

Bir film diske basılıyor. Kutunun içinde, filmin yönetmeninin imzasını taşıyan küçük bir kâğıt var. Kâğıtta on madde yazılı: filmi çözmek için on ipucu. Seyirci heyecanla okuyor. İpuçları şöyle şeyler soruyor: jeneriklerden önce görünen ipuçlarına dikkat et; kırmızı bir abajurun nerede göründüğüne bak; bir bornozun, bir küllüğün, bir kahve fincanının ne olduğunu düşün. İpuçlarının hiçbiri bir cevap vermiyor.

David Lynch, 2001 tarihli Mulholland Drive için yayımlanan disk sürümüne böyle bir liste koydu. Film gösterime girdiğinden beri seyirci ve eleştirmen ondan aynı şeyi istiyordu: ne anlama geldiğini söylemesini. Lynch söyleşilerinde filmi açıklamayı reddetti. Verdiği tek şey, cevap yerine yeni sorular soran on ipucuydu.

Bu durum okumanın en eski sorularından birini önümüze koyuyor. Bir filmin anlamını yönetmeni mi bilir? Bilse bile söylediği şey, filmin anlamının son sözü müdür?

Tek fikir

Okumanın nesnesi filmin kendisidir, onu yapanın kafasındakiler değil. Yönetmenin sözü bir kanıt olabilir, ama filmin anlamı üzerinde son söz değildir; film, yapanın söyleyebileceğinden fazlasını ve bazen başka bir şeyi taşır.

Kavram

Bir film izledikten sonra en sık duyulan soru «yönetmen ne demek istedi?» sorusudur. Soru masumdur ve anlaşılırdır: filmi bir kişi yapmış gibi görünür ve o kişinin bir şey söylemek istemiş olması beklenir. Ama soru, okumayı çoğu zaman yanlış bir yere götürür.

Wimsatt ve Beardsley'nin itirazı bir şiir için yazılmıştı, ama sinemaya da kolayca taşınır. İtirazın birinci gerekçesi, niyetin çoğu zaman bilinemeyeceğidir. Yönetmenin bir sahneyi çekerken ne düşündüğünü bilemeyiz; söyleşilerde söylediği şey de sonradan yapılmış bir açıklamadır ve kendisi bile yanılıyor ya da unutuyor olabilir. İkinci gerekçe daha önemlidir: niyeti bilsek bile, eserin söylediği şey niyetle aynı olmak zorunda değildir. Bir film, yapanın amaçlamadığı bir şeyi de gösterebilir ve amaçladığı bir şeyi göstermekte başarısız da olabilir. Okuma ekranda olanı konuşur.

Sinemada niyet sorusunun bir sorunu daha var: bir filmin tek bir yapanı yoktur. Senaryoyu bir kişi, görüntüyü bir başkası, kurguyu bir üçüncüsü yapar; oyuncular, besteci, sanat yönetmeni, yapımcı her biri kendi kararlarını verir. «Yönetmen ne demek istedi?» sorusu bütün bu kararları tek bir zihne yükler. Bu sorunun bir kuramsal tarihi var ve 40.1 ile 40.2 onu yazarlar kuramı ve ona yapılan itirazlarla açacak; burada önemli olan, «yönetmenin niyeti» denen şeyin çoğu zaman birçok kişinin kararlarından oluştuğunu bilmektir.

Bu, yönetmenin sözünün değersiz olduğu anlamına gelmez. Yönetmenin bir söyleşisi, bir yapım notu ya da bir senaryo taslağı değerli bir yapım bilgisidir. Bir sahnenin nasıl çekildiğini, hangi seçimin bilinçli olduğunu, hangi kısıtlamanın neyi zorunlu kıldığını anlatabilir. Okur bu bilgiyi kullanır ve kaynağıyla anar. Ama onu ekrandaki filmin yerine koymaz. Yönetmen bir sahnenin hüzünlü olmasını istediğini söylüyorsa ve sahne birçok seyirciye gülünç geliyorsa, okuma bu ikisini birlikte not eder: niyet bir yerde, etki başka bir yerde.

Niyet sorusunun okumaya verdiği zararın bir de pratik yanı var: soru, cevabı bulununca okumayı bitirir. «Yönetmen yalnızlığı anlatmak istemiş» cümlesi kurulduğunda okur rahatlar ve filme bakmayı bırakır. Oysa dördüncü soru, «ne anlama gelebilir?», okumayı açık tutar. Birden çok cevabı kabul eder ve her birinin ekranda nereye tutunduğunu sorar. Önceki derste gördüğümüz ölçütlerin hiçbiri yönetmenin ne düşündüğünü sormaz; hepsi filme bakar.

Bu tartışmanın öbür tarafını da bilmek gerekir, çünkü niyetin önemsiz olduğunu düşünmeyen ciddi bir gelenek var. Edebiyat kuramcısı E. D. Hirsch 1967'de, bir metnin geçerli yorumunun ölçüsünün yazarın kastettiği anlam olduğunu savundu: ona göre bu ölçü olmadan yorumlar arasında seçim yapmanın bir yolu kalmaz ve her okuma eşit derecede keyfî hâle gelir. Bu itiraz önemlidir ve bu akademi onu görmezden gelmez. Akademinin cevabı şudur: yorumlar arasında seçim yapmanın ölçüsü ekrandaki kanıttır, önceki derste konuştuğumuz bağlılık, kapsam ve karşı kanıt ölçütleri. Yazarın niyeti, kaynağıyla bilinebildiği ölçüde bu kanıtın bir parçası olur; kanıtın yerine geçmez. Böylece iki uç arasında bir yol tutulur: niyet ne yok sayılır ne de son söz kabul edilir.

Bu dersin varacağı yer şudur: okur yönetmeni dinler, ama ona teslim olmaz. Yönetmenin sözü ekrandaki bir şeyi açıklıyorsa değerlidir; ekrandaki bir şeyle çelişiyorsa, çelişki de bir bulgudur.

Filmde

Bu film niyet sorusunun en çarpıcı biçimde sorulduğu filmlerden biridir, çünkü seyirci onu bir bulmaca gibi yaşar ve bulmacanın bir çözümü olduğunu, çözümü de yönetmenin bildiğini varsayar. Lynch ise bu varsayımı reddetti. Söyleşilerinde filmlerini açıklamaktan kaçındı ve anlamın seyircinin deneyiminde olduğunu söyledi. On ipucu da bu tavrın bir parçasıydı: ipuçları bir anahtar değil, bir bakma talimatıydı.

İpuçları okura önemli bir şey öğretir: yönetmen bile, kendisine «ne demek istedin?» diye sorulduğunda, okuru filme geri gönderdi. İpuçlarının her biri ekranda bulunabilecek bir şeye işaret eder: bir abajur, bir anahtar, bir bornoz. Bu, bu akademinin yaptığı şeyin ta kendisidir: soruyu yönetmenin zihninden alıp ekrana taşımak.

Sürpriz uyarısı: Aşağıdaki paragraf, filmin ikinci yarısında yapısının nasıl değiştiğine ve bunun eleştiri geleneğinde nasıl okunduğuna değinir. Filmi henüz izlemediysen bu paragrafı atlayabilirsin; dersin geri kalanı ona dayanmıyor.

Filmin eleştiri geleneğinde yaygın okumalardan biri, filmin büyük bir bölümünü bir karakterin düşü ya da arzusunun kurduğu bir dünya olarak, son bölümünü ise o dünyanın çöktüğü gerçeklik olarak okur. Bu okuma güçlüdür ve ekranda pek çok ayrıntıya tutunur. Ama Lynch onu ne doğruladı ne de yalanladı ve okuma onun onayına ihtiyaç duymaz. Gücünü yönetmenin sözünden değil, ekrandaki kanıttan alır; ve tıpkı önceki derste olduğu gibi, filmin bu okumaya uymayan yerleri de açıkça sorulmalıdır.

Başka bir filmde

Niyet sorusunun bir filmde birden fazla «yazar» olduğunda nasıl karıştığını gösteren bir örnek.

Bu durum niyet sorusunu ilginç bir yere götürür. Filmin sonundaki gizemli bölümleri anlamak isteyen biri romana başvurabilir ve orada açıklamalar bulur. Ama roman filmin kendisi değildir ve Kubrick filmde bu açıklamaları bilerek dışarıda bırakmıştır. Hangi «niyet» geçerlidir: romanı yazan Clarke'ın açıklayıcı tavrı mı, filmi kuran Kubrick'in açıklamayan tavrı mı? Okuma bu soruyu çözmek zorunda değildir. Ekrandaki film açıklamaz; okumanın konusu da odur.

Kubrick söyleşilerinde filmi sözlü bir anlatımdan çok görsel bir deneyim olarak kurduğunu ve seyircinin onun anlamı üzerine dilediğince düşünebileceğini söyledi. Bu söz değerlidir, ama dikkat edilirse bir açıklama değil, bir izindir. Yönetmen okuru, tıpkı Lynch gibi, ekrana ve kendi deneyimine geri gönderir.

Bu örnek uyarlama sorusuna da bir kapı açar: bir film bir kitaptan ya da bir kitapla birlikte doğduğunda, kitabın söyledikleri filmin anlamı mıdır? Bu soru uyarlamayı işleyen M17'de yeniden sorulacak.

Yaygın okuma hataları

Yaygın yanlışYönetmenin sözünü son söz saymak.
Doğrusu

Bir söyleşide söylenen şey değerli bir yapım bilgisidir, ama ekrandaki filmin yerine geçmez. Söz filmle çelişiyorsa okuma ikisini birlikte not eder.

Yaygın yanlışBütün kararları tek bir kişiye yüklemek.
Doğrusu

Bir filmin görüntüsü, kurgusu, müziği ve oyunculuğu farklı kişilerin kararlarıdır. «Yönetmen istedi» cümlesi bunların hepsini tek bir zihne indirger.

Yaygın yanlışNiyeti bulunca okumayı bitirmek.
Doğrusu

«Yönetmen şunu anlatmak istemiş» cümlesi okumayı kapatır ve okur filme bakmayı bırakır. Dördüncü soru okumayı açık tutar ve her cevabın ekranda nereye tutunduğunu sorar.

Okuma Defteri

Defter: Yönetmenin sözü ile kendi gözlemin arasındaki bir uyumu ya da bir çelişkiyi ayrı bir satıra yaz.

Özet

  1. Niyet yanılgısı, bir eserin anlamını yaratıcısının ne demek istediğiyle bir tutmaktır.
  2. Niyet çoğu zaman bilinemez ve bilinse bile eserin söylediği şey onunla aynı olmak zorunda değildir.
  3. Bir filmin tek bir yapanı yoktur; «yönetmenin niyeti» çoğu zaman birçok kişinin kararıdır.
  4. Yönetmenin sözü değerli bir yapım bilgisidir, ama ekrandaki filmin yerine geçmez.
  5. Niyeti yorumun ölçüsü sayan karşı görüş de vardır; akademi niyeti kanıtın bir parçası olarak tartar.

Kendini sına

  1. Akademinin tanımına göre niyet yanılgısı nedir ve kavram kimden gelir?
  2. Lynch, Mulholland Drive'ın disk sürümüne ne koydu?
  3. 2001'in romanı ile filmi arasındaki temel fark nedir?
  4. Yönetmenin bir sözü ekrandaki filmle çelişiyorsa okuma ne yapar?

Yanıtlar

  1. Bir eserin anlamını yaratıcısının ne demek istediğini bulmakla bir tutma ve değerini o niyete ulaşmasıyla ölçme yanılgısıdır. Kavram William K. Wimsatt ile Monroe C. Beardsley'nin 1946 tarihli denemesinden gelir.
  2. Filmi çözmeye yönelik on ipucu içeren bir liste koydu. İpuçları açıklama vermez; seyirciyi abajur, bornoz, küllük gibi belirli ayrıntılara bakmaya çağırır.
  3. Roman, filmin açıklamadığı pek çok olayın nedenini açıkça anlatır; film ise bu açıklamaları bilerek dışarıda bırakır. Romanın açıklaması filmin anlamı sayılmaz; okumanın konusu ekrandaki, açıklamayan filmdir.
  4. İkisini birlikte not eder. Çelişki bir bulgudur: niyet bir yerde, ekrandaki etki başka bir yerde durabilir.

Sonraki derse köprü

Bu derste yönetmenin zihnini okumanın yerine ekranı koyduk. Ama ekran boşlukta durmaz: bir film belirli bir ülkede, belirli bir yılda, belirli bir seyirci için yapılır. Sonraki ders bu çerçeveyi, yani bağlamı ele alıyor ve bağlamın yorumu nasıl hem sınırlayıp hem açtığını soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.