İçeriğe geç

1.1 · Seviye 0 · İzlemekten okumaya

Ne görüyorum: betimleme

Yargısız betimleme cümlesi. "Hüzünlü bir sahne" betimleme değildir

Film Okuma Akademisi — Dört soru · 1.710 kelime · 2 film örneği · ≈ 8 dk okuma · 11 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Betimleme ekranda görüleni ve duyulanı yargı katmadan, doğrulanabilir kelimelerle söyler.
  2. Yüklü kelime bir şeyi adlandırırken aynı anda onu değerlendirir; betimlemede yerine görülen şeyin adı konur.
  3. Niyet fiilleri ve olay özeti betimlemeye yorum ve özet karıştırır.
  4. Hiçbir betimleme tamamen tarafsız değildir; akademi tarafsızlık değil doğrulanabilirlik ister.
  5. Betimleme büyükten küçüğe ilerler: mekân, figürler, kamera, ayrıntı, ses.

Açılış

Bir liman kasabası. Taş fenerler, suyun üstünde bir tekne, uzakta bir tepeden geçen bir tren. Sonra bir evin içi. Yaşlı bir adam ile yaşlı bir kadın yere oturmuş, yolculuk için eşya topluyor. Adam bir şey arıyor, kadın yardım ediyor; şişirilen bir yastığın kimin çantasında olduğunu konuşuyorlar. Pencerenin önünden geçen bir komşu kadın onlara selam veriyor, nereye gittiklerini soruyor. Çift, Tokyo'daki çocuklarını görmeye gideceklerini söylüyor.

Yasujirō Ozu'nun 1953 tarihli Tokyo Hikâyesi filmi böyle açılır. Bu açılışı bir arkadaşına anlatan iki kişiyi düşün.

Biri şöyle der: «Çok sakin, çok huzurlu bir açılış. İnsanın içi ısınıyor. Yaşlı çift o kadar tatlı ki.»

Öteki şöyle der:

İlk planlarda kasaba görünüyor: liman, fenerler, bir tren. Sonra evin içi. Kamera yere yakın bir yükseklikte, kıpırdamıyor. Çift yan yana, aynı yöne bakarak oturuyor ve eşya topluyor. Konuşmaları kısa. Bir komşu pencereden selam veriyor.

İkisi de aynı sahneyi anlatıyor. Ama yalnız ikincisi, filmi görmemiş birine sahnede ne olduğunu gösteriyor.

Tek fikir

Betimleme, ekranda görüleni ve duyulanı yargı katmadan, başkasının doğrulayabileceği kelimelerle söylemektir. Okumanın bütün sonraki adımları bu cümleye dayanır.

Kavram

Önceki modülde izlenimi okumanın başlangıcı saydık ve ona bir «çünkü» eklemeyi öğrendik. O «çünkü»nün dayandığı şey gözlemdi. Bu modül gözlemi dört soruya ayırıyor ve ilk soruyla başlıyor: ne görüyorum, ne duyuyorum? Bu sorunun cevabı bir betimlemedir.

İyi bir betimleme cümlesi birkaç soruya cevap verir: kadrajda kim ya da ne var, nerede duruyorlar, ne yapıyorlar, kamera nerede, ne duyuluyor? Bu soruların hiçbiri bir değerlendirme istemez. «Çift yan yana, aynı yöne bakarak oturuyor» cümlesi yalnızca bir yerleşimi söyler. «Kamera kıpırdamıyor» cümlesi yalnızca bir hareketsizliği söyler. İkisini de filmi açan herkes sınayabilir.

Betimlemeyi zorlaştıran şey, dilin kendisidir. Gündelik konuşmada bir şeyi anlatırken onu değerlendiren kelimeleri neredeyse fark etmeden kullanırız: huzurlu, sıkıcı, güzel, ustaca, etkileyici, soğuk. Bu kelimeler yanlış değildir, ama betimleme değildir; bir izlenimi taşırlar.

Yüklü kelimeyi ayırmanın kolay bir sınavı vardır: kelimeyi okuyan biri ekrana bakarak onu doğrulayabilir mi? «Kamera kıpırdamıyor» doğrulanabilir. «Sahne huzurlu» doğrulanamaz; birine huzurlu gelen sahne bir başkasına durgun ya da kasvetli gelebilir. Huzur ekranda değil, seyircidedir. Betimleme o huzuru yaratan şeyleri adlandırır: hareketsiz kamera, kısa konuşmalar, yumuşak bir ışık, yavaş bir tempo.

Betimlemenin bir de görünmez tuzağı var: niyet fiilleri. «Yönetmen yalnızlığı vurgulamak için karakteri kadrajın kenarına koyuyor» cümlesi bir betimleme gibi başlar, ama içinde bir yorum ve bir niyet saklıdır. Betimleme yalnızca şunu söyler: «Karakter kadrajın sol kenarında duruyor, kadrajın geri kalanı boş.» Bu yerleşimin bir yalnızlık hissi uyandırıp uyandırmadığı dördüncü sorunun konusudur ve ancak betimlemeden sonra sorulur.

Burada dürüst olmak gerekir: hiçbir betimleme tamamen tarafsız değildir. Bir sahnede sayısız şey vardır ve betimleyen kişi bunlardan bazılarını seçer. Seçim kendisi bir yorumun başlangıcıdır; neyi önemli bulduğunu, neye baktığını gösterir. Bu kaçınılmazdır ve bir kusur değildir. Akademinin betimlemeden istediği tarafsızlık değil, doğrulanabilirliktir: seçtiğin her şeyi, başkası da ekranda bulabilmelidir.

Betimlemeye nereden başlanacağı da bir alışkanlık meselesidir ve iyi bir alışkanlık okumayı kolaylaştırır. Akademinin önerdiği sıra büyükten küçüğe gider. Önce mekân: neresi, iç mi dış mı, gece mi gündüz mü. Sonra figürler: kaç kişi, nerede duruyorlar, birbirlerine göre nasıl yerleşmişler. Sonra kamera: ne kadar uzakta, hangi yükseklikte, hareket ediyor mu. Sonra ayrıntı: bir nesne, bir el, bir bakış. En son ses: konuşma, müzik, ortam sesi, sessizlik. Bu sıra bir kural değildir, ama bir şeyi atlamamanın güvenli bir yoludur. Gözümüz bir sahnede önce en çarpıcı ayrıntıya gider ve geri kalanı görmeden yorumlamaya başlar; sıra bu atlamayı yavaşlatır. Bu modülden sonra gelen Seviye 1, bu basamakların her birine bir terim verecek: mekân için mizansen, uzaklık için plan ölçeği, hareket için kamera hareketi. Şimdilik gündelik kelimeler yeter; önemli olan doğrulanabilir olmalarıdır.

Betimlemenin değeri, sonraki adımları mümkün kılmasıdır. Bir yorumu tartışmak isteyen iki kişi önce neyi gördükleri konusunda anlaşmalıdır. Biri kameranın kıpırdamadığını, öteki yavaşça kaydığını söylüyorsa, yorum tartışması bir yere varmaz; önce filme dönüp bakmak gerekir. Betimleme bu ortak zemini kurar.

Filmde

Açılışı bir betimleme alıştırması olarak ele alalım. İlk planlar kasabayı gösterir: bir liman, sıra sıra taş fenerler, suda bir tekne, bir tepede ilerleyen bir tren, okula yürüyen çocuklar. Bu planlarda hiçbir karakter yoktur ve kamera her birinde sabit durur. Sonra evin içine geçilir. Yaşlı çift yerde oturuyor; kamera da yere yakın bir yükseklikte, onlarla aynı seviyede duruyor. İkisi aynı yöne dönük. Konuşmaları kısa cümlelerden oluşuyor ve aralarda sessizlikler var. Pencereden geçen komşu dışarıdan, ayakta konuşuyor; çift oturduğu yerden cevap veriyor.

Bu betimlemede «huzur», «sıcaklık» ya da «tatlı» kelimeleri yok. Ama bu kelimeleri kullanan seyircinin neyi hissettiğini açıklayacak bütün malzeme orada. Bir okur şimdi dördüncü soruya geçebilir ve bu hissin, sabit kameradan, kameranın çiftle aynı yükseklikte durmasından ve konuşmaların kısalığından gelip gelmediğini sorabilir. Ama o soru, betimleme yapılmadan sorulamaz.

Bu açılışta kameranın yüksekliği gibi bir ayrıntı, ilk izlemede neredeyse hiç fark edilmez. Betimleme yapmaya çalışan okur, «kamera nerede?» sorusunu sorduğu için onu fark eder. Betimlemenin sorduğu sorular, gözün kendiliğinden görmediği şeylere yönelir.

Bu betimlemenin zamanı da bilinçli bir seçimdir: hepsi şimdiki zamanla yazıldı. Film okumasında betimleme geleneksel olarak şimdiki zamanla yapılır, çünkü film her açıldığında sahne yeniden olur. «Çift oturuyor» cümlesi, filmi bugün açan okurun göreceği şeyi söyler; «çift oturmuştu» cümlesi ise bir anıyı anlatır.

Başka bir filmde

Betimlemenin en zor olduğu yer, bir yüzdür. Bir yüze bakarken hemen bir duygu okuruz ve o duyguyu yüzün kendisi sanırız.

Bu filmi anlatırken yüklü kelimelerden kaçınmak çok zordur. Jeanne'ın yüzü için ilk akla gelen kelimeler acı, korku, teslimiyet, kutsallıktır. Bunların hepsi birer yorumdur. Bir betimleme ise başka bir şey söyler:

Yüz kadrajın büyük bölümünü kaplıyor. Gözler yukarıya, kadrajın üst kenarına doğru bakıyor. Yanağından bir damla yaş akıyor. Arka plan düz ve açık renkli; yüzün dışında neredeyse hiçbir şey yok.

Bu cümlelerin her biri ekranda doğrulanabilir.

Betimleme bu sahnede okura önemli bir şey gösterir: filmin bir duyguyu neyle kurduğunu. Acı denilen şey, yüzün kadrajı neredeyse tamamen doldurmasından, gözlerin yönünden, bir gözyaşından ve dikkati dağıtacak her şeyin kadrajdan çıkarılmış olmasından kuruluyor olabilir. Yorum bunu söyleyecektir; betimleme ise yorumun dayanacağı her şeyi önceden masaya koyar.

Yargıçlar için de aynı alıştırma yapılabilir. «Kötü», «tehditkâr», «zalim» yüklü kelimelerdir. Betimleme şunu söyler: yüzler yakın planda, alttan görülüyor, kimi zaman kadrajın kenarına doğru eğik; bazılarının yüzünde kalın çizgiler, siğiller, kırışıklıklar seçiliyor. Seyirci bu betimlemeyi okuyunca tehdidin nereden geldiğini görür; ama tehdit kelimesini betimleme söylemez.

Sessiz bir filmi betimlerken ses sorusu da ilginç bir yere varır. Film ilk gösterildiğinde salondaki müzik her yerde başka olabilirdi; bugün izlediğin kopyanın ses bandı ise çoğu zaman sonradan eklenmiş bir müziktir. Bu filmin bugün sık izlenen kopyalarından biri, Richard Einhorn'un 1994 tarihli Voices of Light adlı oratoryosuyla birlikte dolaşır. Bu durumda «müzik yükseliyor» cümlesi bir betimlemedir, ama hangi kopyanın betimlemesi olduğu da söylenmelidir. İzleme koşulu dersinde konuştuğumuz soru burada betimlemenin içine girer: betimleme ekrandakini anlatır ve ekrandaki şey, hangi kopyayı izlediğine bağlıdır.

Yaygın okuma hataları

Yaygın yanlışYüklü kelimeyi betimleme sanmak.
Doğrusu

«Sahne çok huzurlu» cümlesi bir sahneyi değil, bir izlenimi anlatır. Betimleme o izlenimi yaratan şeyleri adlandırır: kameranın hareketi, yerleşim, ses, ışık.

Yaygın yanlışBetimlemeye niyet karıştırmak.
Doğrusu

«Yönetmen yalnızlığı göstermek için karakteri kenara koyuyor» cümlesi bir yerleşimi bir yorumla ve bir niyetle birlikte söyler. Betimleme yalnız yerleşimi söyler; yorum sonra, ayrı bir cümleyle gelir.

Yaygın yanlışOlay özetini betimleme sanmak.
Doğrusu

«Çift Tokyo'ya gitmeye hazırlanıyor» bir olay özetidir. Betimleme olayın nasıl gösterildiğini söyler: kimin nerede oturduğunu, kameranın nerede durduğunu, ne duyulduğunu. Özet bir hikâyeyi hatırlatır; betimleme bir sahneyi görünür kılar ve ikisi okumada ayrı işler görür.

Okuma Defteri

Defter: Altını çizdiğin yüklü kelimeleri bir listeye yaz ve her birinin yanına onun yerine koyduğun betimlemeyi ekle.

Özet

  1. Betimleme ekranda görüleni ve duyulanı yargı katmadan, doğrulanabilir kelimelerle söyler.
  2. Yüklü kelime bir şeyi adlandırırken aynı anda onu değerlendirir; betimlemede yerine görülen şeyin adı konur.
  3. Niyet fiilleri ve olay özeti betimlemeye yorum ve özet karıştırır.
  4. Hiçbir betimleme tamamen tarafsız değildir; akademi tarafsızlık değil doğrulanabilirlik ister.
  5. Betimleme büyükten küçüğe ilerler: mekân, figürler, kamera, ayrıntı, ses.

Kendini sına

  1. Akademinin tanımına göre betimleme nedir?
  2. «Sahne çok huzurlu» ile «kamera kıpırdamıyor» cümlelerinden hangisi bir betimlemedir?
  3. Tokyo Hikâyesi'nin açılışında, ev içindeki planlarda kamera nerede durur?
  4. Bir kelimenin yüklü olup olmadığını anlamanın sınavı nedir?

Yanıtlar

  1. Bir planı ya da sahneyi, ekranda görülen ve duyulan şeyleri adlandırarak, yargı ve yorum katmadan anlatan cümledir; filmi izlemiş biri onu ekrana bakarak doğrulayabilir.
  2. «Kamera kıpırdamıyor» bir betimlemedir. «Sahne çok huzurlu» bir izlenim taşır ve ekranda doğrulanamaz; huzur seyircidedir, onu yaratan şeyler ise ekrandadır.
  3. Yere yakın bir yükseklikte, yerde oturan çiftle aynı seviyede ve sabit olarak durur. Bu ayrıntı ilk izlemede çoğu zaman fark edilmez; «kamera nerede?» diye soran betimleme onu yakalar.
  4. Kelimeyi okuyan birinin ekrana bakarak onu doğrulayıp doğrulayamayacağını sormak. Doğrulanamıyorsa kelime bir değerlendirme ya da yorum taşıyordur.

Sonraki derse köprü

Betimleme ekranda ne olduğunu söyledi: kamera kıpırdamıyor, yüz kadrajı dolduruyor, arka plan boş. Sonraki ders ikinci soruya geçiyor ve bu şeylerin nasıl yapıldığını adlandırmayı öğretiyor: planın, mizansenin, kameranın, kurgunun ve sesin oluşturduğu biçim.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.