İçeriğe geç

0.6 · Seviye 0 · İzlemekten okumaya

İzleme koşulu

Salon, televizyon, telefon. En-boy oranı, karanlık ve dikkat okumayı nasıl değiştirir

Film Okuma Akademisi — Okumak ne demek · 1.704 kelime · 2 film örneği · ≈ 8 dk okuma · 11 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Bir film her zaman bir koşulda izlenir ve bu koşul deneyimin bir parçasıdır.
  2. Ölçek, karanlık ve dikkat, topluluk ve filmin önüne geldiği biçim izleme koşulunun başlıca parçalarıdır.
  3. Pan ve tarama kopyalarda kadrajın bir bölümü eksiktir; okur hangi kadrajı izlediğini bilmelidir.
  4. Okuma koşulları sıralamaz; kaydeder ve izlenimin ne kadarının koşuldan gelmiş olabileceğini sorar.

Açılış

Uçsuz bucaksız bir çöl, titreşen sıcak hava. Ufukta, serabın içinde, siyah bir nokta beliriyor. Nokta çok yavaş büyüyor; önce bir leke, sonra bir binici, sonra devesinin üstünde siyahlar içinde bir adam. Bir kuyunun başında bekleyen iki kişi onun yaklaşmasını izliyor ve seyirci de onlarla birlikte bekliyor. Adamın kim olduğu ancak çok yaklaştığında anlaşılıyor.

David Lean'in 1962 tarihli Arabistanlı Lawrence filminde Ali'nin ilk görünüşü, sinema tarihinin en çok anılan girişlerinden biridir. Geniş bir perdenin karşısında oturan seyirci için o nokta, devasa bir boşluğun içinde fark edilip izlenen bir şeydir ve beklemenin gerilimi tam da bu boşluktan doğar.

Aynı sahneyi bir telefonda, otobüste, güneşli bir öğleden sonra izlediğini düşün. Nokta görünmeyebilir bile. Görünse de o boşluk, o bekleyiş, o yavaş büyüme küçük bir dikdörtgenin içine sıkışır. Sahne aynıdır; deneyim aynı değildir.

Tek fikir

Bir film her zaman bir yerde, bir ekranda, bir karanlıkta ya da aydınlıkta, yalnız ya da kalabalıkla izlenir. Bu koşul deneyimin bir parçasıdır ve okur kendi okumasını kurarken onu da hesaba katar.

Kavram

Bir filmin ekrandaki hâli değişmez: aynı kareler, aynı sesler, aynı sıra. Ama o kareleri karşılayan koşul her seferinde başkadır. Perdenin büyüklüğü, salonun karanlığı, sesin gücü, yanında oturan insanlar, filmi durdurabilip durduramadığın, elinde bir telefon olup olmadığı. Bunların hiçbiri filmin içinde değildir, ama hepsi filmin sende ne yaptığını belirler.

Bu koşulları üç başlıkta düşünmek işe yarar. İlki ölçektir. Büyük bir perde bedenin görüş alanını doldurur; göz kadrajın bir köşesinden ötekine gezinmek zorunda kalır ve uzak bir ayrıntı bile fark edilebilir. Küçük bir ekran ise bütün kadrajı tek bakışta verir; ayrıntı küçülür, boşluk anlamını yitirir. Arabistanlı Lawrence'taki nokta bu yüzden salonda bir olay, telefonda ise bir piksel olabilir. Ölçek özellikle geniş manzaralara, uzak figürlere ve kadrajın kenarında olup biten şeylere dayanan sahnelerde belirleyicidir.

İkinci başlık karanlık ve dikkattir. Sinema salonu dünyanın geri kalanını karartır, telefonları kapatır ve seyirciyi tek bir ışık kaynağına bağlar. Bu düzen filmin kendi zamanını dayatmasına izin verir: uzun bir sessizlik, yavaş bir plan, olaysız bir bekleyiş salonda katlanılan, hatta beklenen bir şeydir. Evde aynı sessizlik bir mesajı kontrol etmek için açılan bir boşluk olabilir. Yavaş filmlerin ve uzun planların salon dışında «sıkıcı» bulunması çoğu zaman filmle değil, dikkatin bölünmesiyle ilgilidir. Bu, okumada dürüstçe sorulması gereken bir sorudur: sıkıldım, ama filmden mi, koşuldan mı?

Üçüncü başlık topluluktur. Kalabalık bir salonda gülme bulaşıcıdır, gerilim birlikte tutulur, korku sahnelerinde bir çığlık bütün salonu sarar. Bir komediyi tek başına izlemek ile dolu bir salonda izlemek iki ayrı deneyimdir. Topluluk seyircinin tepkisini biçimlendirir ve kimi filmler bunu bilerek kullanır: bir şakanın ardından bırakılan kısa boşluk, salonun gülmesi için ayrılmış bir zamandır ve tek başına izleyen seyirci için bir duraksama gibi kalabilir.

İzleme koşulunun filmi değiştirmesi yeni bir şey değildir. Sessiz sinema adını taşıyan dönemde filmler neredeyse hiçbir zaman sessiz izlenmedi. Büyük salonlarda orkestralar, küçük salonlarda bir piyanist ya da bir org eşlik ederdi ve aynı film bir şehirde coşkulu, başka bir şehirde hüzünlü bir müzikle gösterilebilirdi. Japonya'da sessiz filmlere benshi denen anlatıcılar eşlik eder, karakterlerin sözlerini seslendirir, olayları yorumlardı; seyirci çoğu zaman bir filmi değil, bir benshinin o filmi anlatışını izlemeye giderdi. Bu durumda aynı kareler, her gösterimde başka bir sesle, başka bir yorumla buluşuyordu. Bugün sessiz bir filmi evde, bir restorasyon için sonradan yazılmış bir müzikle izleyen seyirci de bir izleme koşulunun içindedir: o müzik filmin ilk seyircisinin duyduğu müzik olmayabilir. İkinci izleme dersinde Altına Hücum'un 1942 sürümünü konuştuk; orada da değişen, filmin görüntüsünden çok onu karşılayan sesti.

Bunlara son bir koşul eklenir: filmin hangi biçimde önüne geldiği. Geniş perde oranında çekilmiş filmler uzun yıllar televizyonda kadrajın yanları kırpılarak gösterildi.

Bu yöntemle gösterilen bir filmde, kadrajın iki ucunda duran iki karakterden biri görüntünün dışında kalabilir; yönetmenin tek bir planda kurduğu ilişki iki ayrı görüntüye bölünebilir. Bugün çoğu film özgün oranıyla dolaşıyor, ama eski televizyon kopyaları ve kimi yayınlar hâlâ kırpılmış olabilir. En-boy oranının kendisi Seviye 1'de, Kare ve plan modülünde ayrıca işleniyor; burada önemli olan, okurun hangi kadrajı izlediğini bilmesidir.

Filmde

Filmin uzaydaki bölümlerinde araçlar müzik eşliğinde, olaysız ve yavaş hareket eder. Salonda bu sahneler seyirciyi bir boşluğun içine alır; perde görüş alanını doldurduğu için seyirci de bir ölçüde o boşlukta asılı kalır. Küçük bir ekranda, aydınlık bir odada aynı sahneler bir bekleme gibi gelebilir. Burada okumanın dürüst sorusu şudur: sahnenin bende bıraktığı his, filmin kurduğu şey mi, yoksa onu izlediğim koşulun kurduğu şey mi?

Bu yapım bilgisi okura iki şey söyler. Birincisi, film belirli bir izleme koşulu için tasarlanmıştı ve o koşulun bazı izleri, uvertür ve ara, filmin kendisine yazılmıştır. Evde izleyen seyirci perdesi açılmadan önce müzik dinleyen bir salonun yerine kararmış bir ekrana bakar; o boşluk artık bir tören değil, bir bekleme gibi görünebilir. İkincisi, filmin bugünkü seyircisi çoğu zaman o koşula ulaşamaz. Bu bir kusur değildir, bir veridir. Okur filmi hangi koşulda izlediğini deftere yazarak, okumasının hangi kısmının bu koşula bağlı olabileceğini açık eder.

Başka bir filmde

İzleme koşulunun Türkiye'de kendine özgü bir tarihi var ve bu tarih bir filmin nasıl yaşandığını doğrudan etkiledi.

Yazlık sinema, Türkiye'de uzun yıllar yaygın olan bir izleme biçimiydi: bir bahçeye, bir avluya ya da bir dama kurulan perde, tahta sandalyeler, çekirdek, gazoz, kalabalık bir aile seyircisi. Böyle bir ortamda film tek başına, sessizlik içinde izlenmezdi. Seyirci konuşur, karakterlere seslenir, birlikte ağlar ya da güler, bazen filmin bir bölümünü kaçırırdı. Melodram bu topluluk duygusuyla birlikte yaşanırdı.

Aynı film televizyonda, evde, ailece ya da tek başına izlendiğinde ise başka bir şeye dönüşür. Ekran küçülür, film çoğu zaman araya giren reklamlarla bölünür, seyirci bir yandan başka işler yapar. Bir melodramın duygusu bu koşulda daha kişisel, daha içe dönük yaşanabilir; ya da tersine, araya girenler yüzünden dağılabilir. Bir Yeşilçam filmini okuyan kişi, o filmin ilk seyircisinin onu hangi kalabalıkta, hangi gürültüde izlediğini hesaba katmadan, filmin bazı seçimlerini anlamakta zorlanabilir: tekrar eden duygusal vurgular, açıkça söylenen duygular, şarkılar, kalabalık bir salonda filmin sesini yükselten araçlardır.

Türkiye'deki seyircinin önünde bir koşul daha vardır: dil. Yabancı bir film ya altyazıyla ya da Türkçe dublajla izlenir ve ikisi farklı deneyimler kurar. Altyazı gözü görüntüden yazıya ve geri taşır, oyuncunun kendi sesini ve nefesini korur. Dublaj gözü görüntüye bırakır, ama sesin rengini, ritmini ve çoğu zaman şakanın inceliğini değiştirir. Bir yüzün yakın planında oyuncunun sesindeki titreme dublajda başka bir sesin titremesidir. Okur bir filmi hangi dilde ve hangi çeviriyle izlediğini de deftere yazar; çünkü bir repliğin yarattığı izlenim, çoğu zaman o repliği kimin sesinden ve hangi kelimelerle duyduğuna bağlıdır.

Yaygın okuma hataları

Yaygın yanlışKoşulun etkisini filmin niteliği sanmak.
Doğrusu

Telefonda izlenen yavaş bir filmi «sıkıcı» bulmak bir izlenimdir ve dürüsttür; ama okuma bu sıkıntının filmden mi koşuldan mı geldiğini sorar. Bazen ikisi birden geçerlidir; bazen yalnız biri.

Yaygın yanlışTek bir koşulu tek doğru deneyim saymak.
Doğrusu

Büyük perde bir filmin tasarlandığı koşul olabilir, ama bu, başka koşullarda yaşanan deneyimi değersiz kılmaz. Okuma koşulları sıralamaz; okuma onları kaydeder ve hangisinin hangi izlenimi doğurmuş olabileceğini sorar.

Yaygın yanlışKırpılmış bir kopyayı filmin kendisi sanmak.
Doğrusu

Pan ve tarama ile gösterilmiş bir filmde kadrajın bir bölümü eksiktir. O kopyadan kurulan bir kompozisyon okuması, yönetmenin kurduğu kadrajı değil, yayıncının kestiği pencereyi okur.

Okuma Defteri

Defter: İki izleme arasında değişen bir gözlemi ve değişen bir izlenimi ayrı satırlara yaz. Hangisi koşula, hangisi filme bağlı görünüyor?

Özet

  1. Bir film her zaman bir koşulda izlenir ve bu koşul deneyimin bir parçasıdır.
  2. Ölçek, karanlık ve dikkat, topluluk ve filmin önüne geldiği biçim izleme koşulunun başlıca parçalarıdır.
  3. Pan ve tarama kopyalarda kadrajın bir bölümü eksiktir; okur hangi kadrajı izlediğini bilmelidir.
  4. Okuma koşulları sıralamaz; kaydeder ve izlenimin ne kadarının koşuldan gelmiş olabileceğini sorar.

Kendini sına

  1. Akademinin tanımına göre izleme koşulu nedir?
  2. Pan ve tarama yöntemiyle gösterilen bir filmde kadraja ne olur?
  3. 2001: Bir Uzay Destanı'nın ilk gösterimlerinin hangi izi bugünkü kopyalarda da durur?
  4. Telefonda izlenen yavaş bir filmi sıkıcı bulan okur hangi soruyu sormalıdır?

Yanıtlar

  1. Bir filmin izlendiği fiziksel ve toplumsal ortamdır; filmin içinde değildir ama filmin seyircide ne yaptığını belirler: ekranın büyüklüğü ve oranı, ışık, ses düzeni, dikkati bölen şeyler, yalnız ya da topluluk içinde izlemek ve filmi durdurabilmek.
  2. Geniş kadrajın bir bölümü kesilir; gerektiğinde kesilen pencere görüntünün içinde kaydırılır ve kadrajın uçlarındaki öğeler görüntünün dışında kalabilir.
  3. Filmin müzikli bir uvertürle açılması ve ortasında bir ara bulunması. Bu iki öğe filmin Cinerama perdelerinde, özel gösterimlerle sunulduğu ilk koşulun izini taşır.
  4. Sıkıntının filmden mi, yoksa küçük ekran, aydınlık oda ve bölünen dikkat gibi izleme koşulundan mı geldiğini. Cevap bazen ikisi birden olabilir; okur yalnız hangisinin payını gördüğünü açıkça yazar.

Sonraki derse köprü

Bu derste filmi kimin, nerede, kiminle izlediğini konuştuk. Okuma paylaşıldığında bu soru başka bir yöne döner: okumanı dinleyen kişi filmi henüz izlememişse ne olur? Sonraki ders sürpriz bozmayı ve okuma etiğini ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.