İçeriğe geç

P03-D01-M01-02·Başlangıç sorunu

Kaynak parçaları

temel3.557 kelime≈ 24 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

İlk filozofların kitapları neredeyse tamamen kaybolmuştur ve onların sözleri bize yalnızca sonraki yazarların aktarımlarıyla, parçalar hâlinde ulaşır; bu yüzden onları kesin olarak bilemeyiz, ama hiç bilemeyeceğimiz de doğru değildir.

Diels'in 1903 tarihli derlemesi aktarımları filozofun kendi sözcükleri olan parçalar ile başkalarının anlatımları olan tanıklıklar olarak ayırdı, Platon'un Kratylos'u bir aktaranın parçayı kendi tartışması için nasıl biçimlendirdiğini gösterdi, Laks ile Most'un 2016 tarihli derlemesi ise parçaları aktarıldıkları bağlamla birlikte okumayı önerdi.

Bir parça dört adımla değerlendirilir: hangi metin içinde aktarıldığını belirlemek, aktaranın amacını yazmak, sözcüğü sözcüğüne bir alıntı mı yoksa bir özetleme mi olduğunu sınamak ve aynı düşüncenin başka aktarımlarıyla karşılaştırmak.

Bilinemezlik, ayrımın keyfîliği ve bağlamdan koparma itirazları, birden çok aktarımın ve dilin özelliklerinin dereceli bir güven verdiğini, ayrımın bir ikilik değil bir yelpaze olduğunu ve derlemenin aktaran metinle birlikte okunması gereken bir araç olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden ilk filozofları, bir yapbozun kayıp parçalarını tamamlar gibi değil, birbirine karışmış birkaç tanığın ifadelerini tartar gibi okumalıyız.

Açılış sahnesi

Kerem, sergi panosuna Anaksimandros'tan bir alıntı koymak istiyor. Bulabildiği tek cümle, altıncı yüzyılda yaşamış bir yazarın, Simplikios'un, Aristoteles üzerine yazdığı bir şerhin içindeydi. Simplikios, Anaksimandros'u doğrudan okumamıştı; onun görüşünü, Aristoteles'in öğrencisi Theophrastos'un kayıp bir kitabından aktarıyordu. Theophrastos da Anaksimandros'tan iki yüz yılı aşkın bir süre sonra yaşamıştı. Kerem, cümlenin bu üç yazarın elinden geçtiğini görüyor: Anaksimandros yazmış, Theophrastos aktarmış, Simplikios Theophrastos'u aktarmıştı. Panoya "Anaksimandros şöyle dedi" diye yazabilir miydi? Cümlenin hangi sözcükleri Anaksimandros'undu, hangileri aktaranlarındı?

Selin, ilk filozofların kitaplarının neredeyse hepsinin kaybolduğunu ve onlar hakkında bildiklerimizin bu tür aktarımlara dayandığını hatırlıyor. Tolga, aktaranların kendi amaçları olduğunu, bir filozofu kendi görüşlerini desteklemek ya da çürütmek için andıklarını söylüyor. Lina, bir çevirmen olarak, bir metnin başka bir metin içinde aktarıldığında sözcüklerinin, sırasının ve vurgusunun değişebildiğini biliyor. Barış, mahkemede bir tanığın başka birinden duyduğunu anlatmasının, olayı kendi gözüyle görmesinden farklı değerlendirildiğini hatırlatıyor. Defne ise bir hastanın öyküsünü çoğu zaman yakınlarından dinlediklerini ve bu öykünün her anlatımda biraz değiştiğini düşünüyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Presokratikler kursunda, ilk filozofların yazdıklarının bize neden yalnızca parçalar hâlinde ve başkalarının aktarımlarıyla ulaştığını, bir parçanın gerçek bir alıntı mı yoksa bir özetleme mi olduğunun nasıl ayırt edildiğini ve bu durumun onları okuma biçimimizi nasıl değiştirdiğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Mit ve logos dersi, felsefenin başlangıcını mitten bir kopuş değil bir dönüşüm olarak ele aldı ve bu dönüşümü ilk düşünürlerin cevaplarını sunma ve savunma biçimlerinde buldu. Ama o derste andığımız sözlerin nereden geldiğini sormadık. Akademinin önceki derslerinde metin aktarımı, doğrudan alıntı, tanıklık ve alımlama tarihi kavramları tanıtılmış, Simplikios'un Aristoteles şerhi de bir örnek olarak ele alınmıştı. Bu ders, bu kavramları ilk filozofların durumuna uyguluyor: onların sözlerini nasıl biliyoruz?

Sonra üç kaynağa bakacağız. Hermann Diels, 1903 tarihli Sokrates Öncesi Filozofların Parçaları kitabında, ilk filozoflar hakkındaki bütün aktarımları topladı ve onları filozofların kendi sözleri ile başkalarının onlar hakkındaki anlatımları olarak ikiye ayırdı. Platon, Kratylos diyaloğunda, Herakleitos'un her şeyin aktığı görüşünü aktarır ve bu aktarım, bir parçanın nasıl bir amaç için kullanıldığının örneğidir. André Laks ile Glenn Most, 2016 tarihli Erken Yunan Felsefesi derlemesinde, Diels'in ayrımını yeniden düzenler ve parçaların aktarıldığı bağlamı öne çıkarır.

Ardından üç itirazı tartacağız: ilk filozofları hiç bilemeyeceğimiz, alıntı ile anlatım ayrımının keyfî olduğu ve parçaları derlemenin onları bağlamlarından kopardığı itirazları.

Sonda, bir parçayı değerlendirmenin dört adımını göstereceğiz: parçanın hangi metin içinde aktarıldığını belirlemek, aktaranın parçayı hangi amaçla kullandığını yazmak, parçanın sözcüğü sözcüğüne bir alıntı mı yoksa bir özetleme mi olduğunu sınamak ve aynı düşüncenin başka aktarımlarıyla karşılaştırmak.

Merkez soru

Sorumuz şu: İlk filozofların sözlerini, yalnızca başkalarının aktarımlarıyla bize ulaşmışken, nasıl bilebiliriz ve bir parçanın gerçek bir alıntı mı yoksa bir özetleme mi olduğunu nasıl ayırt ederiz?

Ölçülü iddiam şu: İlk filozofların sözlerini kesin olarak bilemeyiz, ama onları hiç bilemeyeceğimiz de doğru değildir. Onların kitaplarının neredeyse hepsi kaybolmuştur. Bize kalan, sonraki yazarların kitaplarında aktarılan parçalardır. Bu aktarımların bir bölümü, aktaranın filozofun sözcüklerini olduğu gibi verdiğini iddia ettiği alıntılardır. Bir bölümü ise, aktaranın filozofun görüşünü kendi sözcükleriyle anlattığı özetlemelerdir. Diels, bu iki türü birbirinden ayırarak modern araştırmanın temelini attı. Ama iki tür arasındaki sınır her zaman açık değildir. Bir alıntı, aktaranın kendi sözcüklerini de içerebilir. Bir özetleme, filozofun sözcüklerinden bazılarını koruyabilir. Platon'un Herakleitos'u aktarması, bir aktaranın parçayı kendi amacı için nasıl biçimlendirdiğini gösterir. Laks ile Most, bu yüzden parçaları aktarıldıkları bağlamla birlikte okumayı önerdi. Bir parçayı değerlendirmek, onu aktaran metni, aktaranın amacını, dilin özelliklerini ve başka aktarımları birlikte tartmayı gerektirir. Bu değerlendirme kesin bir sonuç vermez. Ama bir parçanın ne kadar güvenilir olduğunu, dereceli ve gerekçeli bir biçimde belirlemeyi sağlar. Sonuç olarak ilk filozofları, bir yapbozun kayıp parçalarını tamamlar gibi değil, birbirine karışmış birkaç tanığın ifadelerini tartar gibi okumalıyız.

Sıfır noktası

Bir öğrenci ilk filozofların sözlerini bir kitapta okuduğunda, onları çoğu zaman filozofların kendi yazdığı cümleler sanır. "Herakleitos: Aynı ırmağa iki kez giremezsin." Cümle, bir filozofun adının yanında, tırnak içinde durur. Bu okumada parça, filozofun kitabından doğrudan alınmış bir cümledir.

Ama bu cümleyi bize aktaran, Herakleitos'un kitabı değildir. Herakleitos'un kitabı kaybolmuştur. Cümle, Platon'un bir diyaloğunda ve Plutarkhos'un bir denemesinde, farklı biçimlerde geçer. Başka bir yazarda ise daha uzun ve farklı bir biçimde bulunur: aynı ırmaklara girenlerin üzerine hep başka başka sular akar. Bu farklı biçimlerden hangisi Herakleitos'un kendi sözüdür? Belki hiçbiri tam olarak değildir.

Bu yüzden ilk filozofları okumak, bir tür soruşturma yapmaktır. Her parça, bir tanığın ifadesi gibidir: bir şey hakkında bilgi verir, ama o bilgiyi kendi bakış açısıyla ve kendi amacı için verir. Filozofun ne dediğini bilmek için, tanığın kim olduğunu, neden konuştuğunu ve başka tanıkların ne dediğini bilmek gerekir.

Görüşler ve pozisyonlar

İlk filozofların parçalarının güvenilirliği konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, güvenli çekirdek görüşüdür. Buna göre dikkatli bir filolojik çalışmayla, parçaların içinden filozofun kendi sözcükleri güvenle ayrılabilir. Diels'in B bölümü, bu çekirdeği toplar. Araştırmacı, bu çekirdeğe dayanarak filozofun düşüncesini yeniden kurabilir.

İkinci görüş, radikal kuşku görüşüdür. Buna göre bütün aktarımlar, aktaranların amaçlarıyla biçimlendirilmiştir ve filozofun kendi sözcüklerini onlardan ayırmak olanaksızdır. İlk filozoflar hakkında bildiğimiz şey, aslında onların sonraki okurlarıdır.

Üçüncü görüş, dereceli güven görüşüdür. Buna göre parçaların güvenilirliği derecelidir. Her parça, aktaran metin, aktaranın amacı, dilin özellikleri ve başka aktarımlarla karşılaştırılarak değerlendirilir ve buna göre daha güvenilir ya da daha az güvenilir sayılır. Laks ile Most'un bağlamı öne çıkaran yaklaşımı bu görüşe yakındır.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve birinci görüşün, bazı parçaların filozofun kendi sözcüklerini koruduğu gözlemini kabul eder. Birinci görüş, filolojik çalışmanın gücünü doğru görür. Ama alıntı ile özetleme arasındaki sınırın, Kerem'in pano cümlesinde görüldüğü gibi, çoğu zaman belirsiz olduğunu hesaba katmaz. İkinci görüş, aktaranların amaçlarının parçaları biçimlendirdiğini doğru görür. Ama farklı aktaranların birbirinden bağımsız olarak aynı sözcükleri koruduğu durumlarda bile kuşkuyu sürdürür. Üçüncü görüş, güveni kanıtlarla orantılı tutar.

Argümanın yapısı

Bir parçayı değerlendirmek için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, parçanın hangi metin içinde aktarıldığını belirlemektir. Değerlendiren, parçayı aktaran yazarı, onun yaşadığı dönemi ve parçanın geçtiği kitabı yazar.

İkinci adım, aktaranın parçayı hangi amaçla kullandığını yazmaktır. Değerlendiren, aktaranın parçayı kendi görüşünü desteklemek için mi, bir rakibi çürütmek için mi, yoksa yalnızca bir bilgi vermek için mi andığını belirler.

Üçüncü adım, parçanın sözcüğü sözcüğüne bir alıntı mı yoksa bir özetleme mi olduğunu sınamaktır. Değerlendiren, aktaranın alıntı yaptığını açıkça söyleyip söylemediğini, parçanın dilinin çevresindeki metinden farklı olup olmadığını ve parçanın aktaranın kendi görüşüne fazla uyup uymadığını sorar.

Dördüncü adım, aynı düşüncenin başka aktarımlarıyla karşılaştırmaktır. Değerlendiren, aynı düşünceyi aktaran başka yazarlar varsa, onların verdiği biçimleri karşılaştırır ve hangi biçimin en eski ve en bağımsız olduğunu belirler.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Kaynak parçalarını ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. İlk filozofların sözlerini kesin olarak bilemeyiz, ama onları hiç bilemeyeceğimiz de doğru değildir. Diels, aktarımları parçalar ve tanıklıklar olarak ayırarak modern araştırmanın temelini attı. Kerem'in pano cümlesinde görüldüğü gibi, bu iki tür arasındaki sınır her zaman açık değildir. Lina'nın ağız izleri, dilin özelliklerinin bir alıntının sınırlarını gösterebildiğini, ama bunun kesin bir kanıt değil bir ağırlık olduğunu gösterdi. Selin'in üç ırmağı, aynı düşüncenin farklı aktarımlarının farklı düşünceler dile getirebildiğini gösterdi. Platon'un Kratylos'taki aktarımı ve Tolga'nın akış filozofu, bir aktaranın parçayı kendi tartışması için nasıl biçimlendirdiğini gösterdi. Laks ile Most, parçaları aktarıldıkları bağlamla birlikte okumayı önerdi. Barış'ın dolaylı tanığı ve Defne'nin hasta öyküsü, parçaları değerlendirmenin, dolaylı tanıklıkları tartmaya benzediğini gösterdi. İlk filozofları, bir yapbozun kayıp parçalarını tamamlar gibi değil, birbirine karışmış birkaç tanığın ifadelerini tartar gibi okumalıyız.

Açık kalan sorular

Selin'in üç ırmağı, Herakleitos'un ırmak düşüncesinin iki farklı biçimde aktarıldığını ve bu biçimlerin farklı düşünceler dile getirdiğini gösterdi. Herakleitos'un kendisi bu iki düşünceden hangisini savunuyordu? Yoksa belki ikisini de, farklı yerlerde, savunuyordu? Bir filozofun görüşünü yeniden kurarken, parçalar arasındaki gerilimi nasıl ele almalıyız?

Tolga'nın akış filozofu, Platon'un Herakleitos'u kendi tartışmasının gerektirdiği biçimde sunduğunu gösterdi. Bu, Platon'un Herakleitos'u yanlış anladığı anlamına mı gelir? Bir filozofu kendi amacı için kullanmak ile onu çarpıtmak arasındaki sınır nerededir?

Barış'ın dolaylı tanığı, mahkemenin bir sonuca varmak zorunda olduğunu, filoloğun ise bir parçanın güvenilirliğini açık bırakabildiğini gösterdi. Ama bir sergi panosu yazmak ya da bir ders kitabı hazırlamak, bir karar vermeyi gerektirir. Kesin olmayan bir bilgiyi okura nasıl sunmalıyız?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışParçaları filozofun kendi kitabından alınmış cümleler saymak.
Doğrusu

Bir kitapta bir filozofun adının yanında tırnak içinde duran bir cümleyi, onun kendi yazdığı bir cümle saymak, sıfır noktasında görüldüğü gibi, ilk filozofların kitaplarının kaybolduğunu ve bu cümlelerin sonraki yazarların aktarımlarından geldiğini gözden kaçırır.

Yaygın yanlışAktaranın amacını görmezden gelmek.
Doğrusu

Bir parçayı, onu aktaran yazarın hangi tartışmanın içinde ve hangi amaçla andığına bakmadan okumak, Tolga'nın akış filozofunda görüldüğü gibi, Platon'un Herakleitos'u kendi tartışmasının gerektirdiği biçimde sunduğunu ve bu sunumun onun düşüncesinin yalnızca bir bölümünü verdiğini gözden kaçırır.

Yaygın yanlışAlıntı ile anlatım ayrımını kesin bir ikilik saymak.
Doğrusu

Her aktarımın ya tam bir alıntı ya da tam bir anlatım olduğunu düşünmek, Kerem'in pano cümlesinde görüldüğü gibi, bir aktarımın hem filozofun sözcüklerini hem aktaranın özetlemesini içerebildiğini ve ayrımın bir yelpaze olduğunu gözden kaçırır.

Yaygın yanlışKesinlik yoksa bilgi de yok saymak.
Doğrusu

İlk filozofların sözlerini kesin olarak bilemediğimiz için onlar hakkında hiçbir şey bilemeyeceğimizi düşünmek, Barış'ın dolaylı tanığında ve Defne'nin hasta öyküsünde görüldüğü gibi, dolaylı tanıklıkların karşılaştırılarak dereceli ve gerekçeli bir güvenle değerlendirilebildiğini gözden kaçırır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

İlk filozofların kitapları neredeyse tamamen kaybolmuştur ve onların sözleri bize yalnızca sonraki yazarların aktarımlarıyla, parçalar hâlinde ulaşır; bu yüzden onları kesin olarak bilemeyiz, ama hiç bilemeyeceğimiz de doğru değildir.

Diels'in 1903 tarihli derlemesi aktarımları filozofun kendi sözcükleri olan parçalar ile başkalarının anlatımları olan tanıklıklar olarak ayırdı, Platon'un Kratylos'u bir aktaranın parçayı kendi tartışması için nasıl biçimlendirdiğini gösterdi, Laks ile Most'un 2016 tarihli derlemesi ise parçaları aktarıldıkları bağlamla birlikte okumayı önerdi.

Bir parça dört adımla değerlendirilir: hangi metin içinde aktarıldığını belirlemek, aktaranın amacını yazmak, sözcüğü sözcüğüne bir alıntı mı yoksa bir özetleme mi olduğunu sınamak ve aynı düşüncenin başka aktarımlarıyla karşılaştırmak.

Bilinemezlik, ayrımın keyfîliği ve bağlamdan koparma itirazları, birden çok aktarımın ve dilin özelliklerinin dereceli bir güven verdiğini, ayrımın bir ikilik değil bir yelpaze olduğunu ve derlemenin aktaran metinle birlikte okunması gereken bir araç olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden ilk filozofları, bir yapbozun kayıp parçalarını tamamlar gibi değil, birbirine karışmış birkaç tanığın ifadelerini tartar gibi okumalıyız.

Sonraki derse köprü

Kerem'in pano cümlesi, Anaksimandros'un sözünün Theophrastos'un kayıp bir kitabından geldiğini gösterdi. Selin, bu kitabın yalnızca bir kitap olmadığını, bir geleneğin başlangıcı olduğunu öğreniyor. Theophrastos, kendinden önceki filozofların görüşlerini konu konu, örneğin ilkeler, gök cisimleri ve ruh başlıkları altında derlemişti. Sonraki yüzyıllarda başka yazarlar, bu derlemeyi kısaltarak, genişleterek ve yeniden düzenleyerek aktarmıştı.

Tolga, bu düzenlemenin bir sonucu olduğunu fark ediyor. Bir filozofun görüşü, "ilkeler" başlığı altına yerleştirildiğinde, o filozof bir ilke arayan biri olarak görünüyordu, belki de gerçekte başka bir şey arıyordu. Lina, bir sözlüğün bir sözcüğü belirli bir başlık altına koyduğunda, onun başka anlamlarının gözden kaybolabildiğini hatırlatıyor. Kerem ise sergideki her panonun da bir başlık taşıdığını ve bu başlıkların ziyaretçinin filozofları nasıl göreceğini belirleyeceğini düşünüyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Doxografi dersi, filozofların görüşlerini konu konu derleyen doksografi geleneğinin nasıl oluştuğunu, Theophrastos'tan başlayan bu zincirin ilk filozoflar hakkındaki bilgimizi nasıl biçimlendirdiğini ve bir görüşün belirli bir başlık altına yerleştirilmesinin onu nasıl değiştirdiğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.