İçeriğe geç

P03-D01-M01-01·Başlangıç sorunu

Mit ve logos

temel3.614 kelime≈ 24 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Felsefenin başlangıcı mitten tamamen bağımsız bir kopuş değil bir dönüşümdür; mit ile ilk felsefe aynı soruları sorar, ama cevaplarını farklı biçimde sunar ve savunur.

Hesiodos'un Theogonia'sı dünyanın başlangıcını tanrıların soy ağacı olarak anlatıp bu bilgiyi esin perilerine dayandırdı, Nestle'nin 1940 tarihli kitabı bu mirası mitostan logosa bir ilerleme olarak betimledi, Vernant'ın 1962 tarihli kitabı ise dönüşümü kent devletinin kamusal tartışma alışkanlığına bağladı.

Bir açıklamanın mitsel mi felsefi mi olduğu dört adımla değerlendirilir: hangi soruya cevap verdiğini belirlemek, cevabın neye dayandırıldığını yazmak, eleştiriye açık olup olmadığını sormak ve doğayı bir iradenin sonucu olarak mı yoksa düzenli bir süreç olarak mı gösterdiğini belirlemek.

Sonradan kurulmuş anlatı, mitsel düşünmenin sürmesi ve Yunan dünyasına özgü olmama itirazları, farkın sözcüklerde değil açıklama biçimlerinde bulunduğunu, eski sözcüklerin yeni bir anlamda kullanıldığını ve yeniliğin bilginin kendisinde değil kamusal tartışılma biçiminde olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden felsefenin başlangıcı, soruların değil cevapları sunma ve savunma biçiminin değişmesidir: cevap bir otoriteye değil, herkesin sınayabileceği gerekçelere dayandırılmaya başlanır.

Açılış sahnesi

Müze, ilk Yunan düşünürleri üzerine küçük bir sergi hazırlıyor ve Kerem'in grubundan serginin giriş panosunu yazmasını istiyor. Kerem, panonun ilk cümlesini yazıp siliyor: "Felsefe, insanlar mitleri bırakıp akıllarını kullanmaya başladığında doğdu." Cümle kulağa hoş geliyordu, ama bir şey eksikti. Müzenin deposunda, sergide gösterilecek bir vazo vardı. Vazonun üzerinde, dünyanın başlangıcını anlatan bir sahne çizilmişti: karanlık bir boşluktan yeryüzü doğuyor, yeryüzünden gök ayrılıyordu. Kerem, bu sahnenin de bir tür açıklama olduğunu fark ediyor. Dünyanın nereden geldiği sorusunu soruyor ve bir cevap veriyordu. Bu cevabı veren ressam, aklını kullanmıyor muydu?

Selin, mit ile felsefe arasındaki farkın, soruların değil, cevapların nasıl savunulduğunda olabileceğini düşünüyor. Tolga, ilk filozofların da tanrılardan söz ettiğini, bu yüzden keskin bir kopuştan söz etmenin zor olduğunu hatırlatıyor. Lina, kendi dilinde dünyanın başlangıcını anlatan eski öykülerin hâlâ anlatıldığını, ama kimsenin onları bir fizik kitabı gibi okumadığını söylüyor. Barış, eski hukuk metinlerinde adaletin bir tanrıça olarak anlatıldığını, sonra bir mahkeme usulüne dönüştüğünü, bu dönüşümün bir anda olmadığını söylüyor. Defne ise eski hekimlik metinlerinden birinde, bir hekimin sara hastalığının tanrılardan gelmediğini, başka hastalıklar gibi doğal bir nedeni olduğunu savunduğunu okuduğunu anlatıyor. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının Presokratikler kursunda, felsefenin başlangıcında dünyayı anlatan mitlerden gerekçe ve kanıt arayan akıl yürütmeye geçişin ne demek olduğunu, bu geçişin bir kopuş mu yoksa bir süreklilik mi olduğunu ve ilk düşünürlerin neden her şeyin kaynağı olan bir ilkeyi aradığını soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. Bu ders, Antik Akdeniz Felsefesi programının ilk dersidir. Bir önceki program, Mantık ve Akıl Yürütme, bir akıl yürütmeyi geçerli kılan şeyin ne olduğunu, mantık yasalarının neye dayandığını ve çelişmezlik ilkesinin nasıl savunulabileceğini inceledi. O programın son dersi, Aristoteles'in çelişmezlik ilkesini daha eski bir düşünüre, Herakleitos'a karşı savunduğunu gösterdi. Bu program, o daha eski düşünürlerle başlıyor. Akademinin önceki derslerinde arkhe, doğalcı açıklama ve Yunan mucizesi kavramları tanıtılmış, Aristoteles'in Metafizik'in birinci kitabında ilk düşünürleri nasıl özetlediği de ele alınmıştı. Bu ders, bu parçaları bir başlangıç sorusu olarak ele alıyor: felsefe nasıl başladı?

Sonra üç kaynağa bakacağız. Hesiodos, İÖ yedinci yüzyılın başlarına tarihlenen Theogonia adlı şiirinde, dünyanın ve tanrıların doğuşunu bir soy ağacı olarak anlatır. Wilhelm Nestle, 1940 tarihli Mitostan Logosa kitabında, Yunan düşüncesinin tarihini mitsel düşünceden akılcı düşünceye doğru bir ilerleme olarak betimler. Jean-Pierre Vernant, 1962 tarihli Yunan Düşüncesinin Kökenleri kitabında, bu geçişin Yunan kent devletinin toplumsal ve siyasal yapısıyla bağlantılı olduğunu savunur.

Ardından üç itirazı tartacağız: mit ile logos arasındaki ayrımın sonradan kurulmuş bir anlatı olduğu, ilk filozofların da mitsel düşünmeye devam ettiği ve bu geçişin Yunan dünyasına özgü olmadığı itirazları.

Sonda, bir açıklamanın mitsel mi yoksa felsefi mi olduğunu değerlendirmenin dört adımını göstereceğiz: açıklamanın hangi soruya cevap verdiğini belirlemek, cevabın neye dayandırıldığını yazmak, cevabın eleştiriye ve karşı görüşe açık olup olmadığını sormak ve açıklamanın doğayı düzenli bir süreç olarak mı yoksa bir iradenin sonucu olarak mı gösterdiğini belirlemek.

Merkez soru

Sorumuz şu: Felsefe, dünyayı anlatan mitlerden bir kopuşla mı doğdu, yoksa mitlerin sorularını yeni bir biçimde sürdüren bir dönüşümle mi?

Ölçülü iddiam şu: Felsefenin başlangıcı, mitten tamamen bağımsız bir kopuş değildir, ama bir dönüşümdür ve bu dönüşümün ölçülebilir özellikleri vardır. Hesiodos'un Theogonia'sı ile ilk filozofların metinleri aynı soruyu sorar: dünya nereden geldi ve neden böyle düzenlidir? İki metin arasındaki fark, sorunun kendisinde değil, cevabın nasıl verildiği ve nasıl savunulduğundadır. Hesiodos, cevabını esin perilerinin kendisine söylediği bir bilgi olarak sunar; bu bilgi sorgulanmaz. İlk filozoflar ise cevaplarını, başkalarının eleştirebileceği gerekçelerle sunar ve birbirlerinin cevaplarını eleştirir. Hesiodos'ta dünya, tanrıların doğuşları, evlilikleri ve savaşlarıyla açıklanır. İlk filozoflarda ise dünya, belirli bir ilkenin düzenli bir süreçle dönüşmesiyle açıklanır. Nestle bu farkı mitostan logosa bir ilerleme olarak betimledi. Ama bu betimleme, ilk filozofların hâlâ tanrılardan söz ettiğini ve mitlerin de kendi iç düzenleri olduğunu gözden kaçırır. Vernant, farkın nereden geldiğini açıklamaya çalıştı: kent devletinde, kararlar agorada, herkesin önünde tartışılarak alınıyordu ve bu tartışma alışkanlığı, doğa hakkındaki düşünceye de taşındı. Sonuç olarak felsefenin başlangıcı, soruların değil, cevapları sunma ve savunma biçiminin değişmesidir: cevap bir otoriteye değil, herkesin sınayabileceği gerekçelere dayandırılmaya başlanır.

Sıfır noktası

Bir öğrenci felsefenin başlangıcını ilk öğrendiğinde, onu çoğu zaman bir aydınlanma anı sanır. Bir gün, Miletos'ta, Thales adlı biri tanrıların öykülerini bir kenara bıraktı ve her şeyin sudan geldiğini söyledi. O andan sonra insanlar akıllarını kullanmaya başladı. Bu okumada mit, akıldan önceki bir karanlıktır ve felsefe, bu karanlığın sona ermesidir.

Ama bu okuma, mitlerin ne yaptığını gözden kaçırır. Mitler, gelişigüzel öyküler değildir. Dünyanın nasıl düzenlendiğini, insanların neden öldüğünü, mevsimlerin neden değiştiğini, toplulukların neden belirli kurallara uyduğunu açıklar. Bu açıklamaların bir iç düzeni vardır: olaylar belirli bir sırayla olur, belirli nedenler belirli sonuçlar doğurur. Mitler de, kendi biçimleriyle, dünyayı anlamaya çalışır.

Bu yüzden asıl soru, mitin akıldan yoksun olup olmadığı değildir. Asıl soru, mitin dünyayı açıklama biçimi ile felsefenin dünyayı açıklama biçimi arasındaki farkın ne olduğudur. Bu fark, bir aydınlanma anında değil, uzun bir süreç içinde ortaya çıktı ve bu süreçte mit ile felsefe uzun süre yan yana yaşadı.

Görüşler ve pozisyonlar

Felsefenin mitle ilişkisi konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, kopuş görüşüdür. Buna göre felsefe, mitten keskin bir kopuşla doğmuştur. İlk filozoflar, tanrıların öykülerini bırakıp dünyayı doğal nedenlerle açıklamaya başlamıştır. Bu kopuş, İÖ altıncı yüzyılda, Miletos'ta gerçekleşmiştir. Nestle'nin mitostan logosa formülü bu görüşün en bilinen ifadesidir.

İkinci görüş, süreklilik görüşüdür. Buna göre felsefe, mitin yapılarını ve sorularını sürdürür. İlk filozofların ilkeleri, mitlerdeki ilk tanrıların yerini almıştır, ama aynı işlevi görür. Felsefe, mitin akılcılaşmış bir biçimidir. Francis Cornford, 1912 tarihli Dinden Felsefeye kitabında bu görüşü savundu.

Üçüncü görüş, dönüşüm görüşüdür. Buna göre felsefe, mitin sorularını sürdürür, ama onlara cevap verme ve bu cevapları savunma biçimini değiştirir. Bu değişikliğin toplumsal ve siyasal koşulları vardır. Vernant bu görüşü savunur.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve birinci görüşün, ilk filozofların gerçekten yeni bir şey yaptığı gözlemini kabul eder. Birinci görüş, ilk filozofların yeniliğini doğru görür. Ama mitlerin de bir iç düzeni olduğunu ve ilk filozofların tanrılardan söz etmeye devam ettiğini açıklamaz. İkinci görüş, mit ile felsefe arasındaki sürekliliği doğru görür. Ama ilk filozofların birbirini eleştirmesinin ve cevaplarını gerekçelere dayandırmasının yeniliğini gözden kaçırır. Üçüncü görüş, sürekliliği ve yeniliği birlikte tutar ve yeniliği, soruların değil, cevapları sunma biçiminin değişmesinde bulur.

Argümanın yapısı

Bir açıklamanın mitsel mi yoksa felsefi mi olduğunu değerlendirmek için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, açıklamanın hangi soruya cevap verdiğini belirlemektir. Değerlendiren, açıklamanın dünyanın başlangıcı, bir olayın nedeni ya da bir düzenin kaynağı gibi hangi soruyu cevaplamaya çalıştığını yazar.

İkinci adım, cevabın neye dayandırıldığını yazmaktır. Değerlendiren, cevabın bir tanrısal esine, bir geleneğin otoritesine, bir gözleme ya da bir akıl yürütmeye mi dayandırıldığını belirler.

Üçüncü adım, cevabın eleştiriye ve karşı görüşe açık olup olmadığını sormaktır. Değerlendiren, cevabın başka birinin itirazına ve başka bir cevapla karşılaştırılmaya açık bir biçimde sunulup sunulmadığını sorar.

Dördüncü adım, açıklamanın doğayı düzenli bir süreç olarak mı yoksa bir iradenin sonucu olarak mı gösterdiğini belirlemektir. Değerlendiren, olayların bir kişinin isteğiyle mi, yoksa belirli bir düzene göre işleyen bir süreçle mi açıklandığını sorar.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Mit ve logos sorusunu ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Felsefenin başlangıcı, mitten tamamen bağımsız bir kopuş değil, bir dönüşümdür. Kerem'in vazosunda görüldüğü gibi, Hesiodos'un Theogonia'sı ile ilk filozoflar aynı soruyu sorar: dünya nereden geldi? Lina'nın başlangıç öyküleri, mit ile felsefenin uzun süre yan yana yaşadığını ve zamanla farklı işler üstlendiğini gösterdi. Selin'in iki metni, farkın cevapların neye dayandırıldığında ve eleştiriye açık olup olmadığında bulunduğunu gösterdi. Nestle bu farkı mitostan logosa bir ilerleme olarak betimledi, ama Tolga'nın tanrılarla dolu dünyası, ilk filozofların eski sözcükleri yeni bir anlamda kullandığını ve keskin karşıtlığın fazla basit olduğunu gösterdi. Vernant, dönüşümü kent devletinin kamusal tartışma alışkanlığına bağladı ve Barış'ın tanrıça ve mahkemesi, hukukun ve doğa açıklamasının benzer bir dönüşümden geçtiğini gösterdi. Defne'nin kutsal hastalığı, bu dönüşümün hekimlikte de yaşandığını gösterdi. Felsefenin başlangıcı, soruların değil, cevapları sunma ve savunma biçiminin değişmesidir.

Açık kalan sorular

Lina'nın başlangıç öyküleri, mit ile felsefenin zamanla farklı işler üstlendiğini gösterdi. Bugün de mitlerin gördüğü bir iş var mıdır? Felsefe, mitlerin yaptığı her şeyi yapabilir mi, yoksa bir topluluğun kendini anlatması, gerekçe ve kanıtla yapılamayacak bir iş midir?

Barış'ın tanrıça ve mahkemesi, hukukun ve doğa açıklamasının benzer bir dönüşümden geçtiğini gösterdi. Bu benzerlik, Vernant'ın savunduğu gibi ortak bir kökten mi gelir, yoksa birbirinden bağımsız iki gelişmenin rastlantısal bir örtüşmesi midir? Bunu nasıl sınayabiliriz?

Üçüncü itiraz, gözlem ve hesap birikiminin Yunan dünyasından önce de var olduğunu gösterdi. Bir düşünceyi felsefe yapan şey, onun kamusal olarak tartışılması mıdır? Öyleyse kamusal tartışmanın olmadığı yerlerde felsefe olamaz mı?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışFelsefenin başlangıcını bir aydınlanma anı saymak.
Doğrusu

Felsefenin bir gün, bir kişinin mitleri bırakmasıyla birdenbire başladığını düşünmek, Lina'nın başlangıç öykülerinde ve Tolga'nın tanrılarla dolu dünyasında görüldüğü gibi, mit ile felsefenin uzun süre yan yana yaşadığını ve ilk filozofların eski sözcükleri kullanmaya devam ettiğini gözden kaçırır.

Yaygın yanlışMiti akıldan yoksun saymak.
Doğrusu

Mitleri gelişigüzel ve düzensiz öyküler saymak, Kerem'in vazosunda görüldüğü gibi, mitlerin de dünyanın başlangıcı gibi sorulara cevap veren ve kendi iç düzenleri olan açıklamalar olduğunu gözden kaçırır.

Yaygın yanlışMit ile felsefe arasındaki farkı sorularda aramak.
Doğrusu

Felsefeyi mitten ayıran şeyin yeni sorular sorması olduğunu düşünmek, Selin'in iki metninde görüldüğü gibi, Hesiodos ile Anaksimandros'un aynı soruyu sorduğunu ve farkın cevapların neye dayandırıldığında bulunduğunu gözden kaçırır.

Yaygın yanlışDönüşümü yalnızca doğa felsefesiyle sınırlamak.
Doğrusu

Mitten logosa geçişi yalnızca doğanın açıklanmasıyla ilgili bir değişim saymak, Barış'ın tanrıça ve mahkemesinde ve Defne'nin kutsal hastalığında görüldüğü gibi, aynı dönüşümün hukukta ve hekimlikte de yaşandığını gözden kaçırır.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Felsefenin başlangıcı mitten tamamen bağımsız bir kopuş değil bir dönüşümdür; mit ile ilk felsefe aynı soruları sorar, ama cevaplarını farklı biçimde sunar ve savunur.

Hesiodos'un Theogonia'sı dünyanın başlangıcını tanrıların soy ağacı olarak anlatıp bu bilgiyi esin perilerine dayandırdı, Nestle'nin 1940 tarihli kitabı bu mirası mitostan logosa bir ilerleme olarak betimledi, Vernant'ın 1962 tarihli kitabı ise dönüşümü kent devletinin kamusal tartışma alışkanlığına bağladı.

Bir açıklamanın mitsel mi felsefi mi olduğu dört adımla değerlendirilir: hangi soruya cevap verdiğini belirlemek, cevabın neye dayandırıldığını yazmak, eleştiriye açık olup olmadığını sormak ve doğayı bir iradenin sonucu olarak mı yoksa düzenli bir süreç olarak mı gösterdiğini belirlemek.

Sonradan kurulmuş anlatı, mitsel düşünmenin sürmesi ve Yunan dünyasına özgü olmama itirazları, farkın sözcüklerde değil açıklama biçimlerinde bulunduğunu, eski sözcüklerin yeni bir anlamda kullanıldığını ve yeniliğin bilginin kendisinde değil kamusal tartışılma biçiminde olduğunu gördüğümüzde cevaplanabilir.

Bu yüzden felsefenin başlangıcı, soruların değil cevapları sunma ve savunma biçiminin değişmesidir: cevap bir otoriteye değil, herkesin sınayabileceği gerekçelere dayandırılmaya başlanır.

Sonraki derse köprü

Bu derste Thales'in, Anaksimandros'un ve Herakleitos'un sözlerini andık. Ama Kerem, sergi panosu için bir alıntı seçmeye çalıştığında bir güçlükle karşılaşıyor. Thales'ten geriye kendi yazdığı tek bir cümle kalmamıştı. Anaksimandros'tan tek bir cümle kalmıştı ve o da ondan bin yıl sonra yaşamış bir yazarın kitabında aktarılıyordu. Kerem, bu cümlenin Anaksimandros'un kendi sözü mü, yoksa aktaranın özeti mi olduğunu soruyor.

Selin, ilk filozofların kitaplarının neredeyse hepsinin kaybolduğunu ve onlar hakkında bildiklerimizin çoğunun, onları okumuş ya da onlar hakkında okumuş sonraki yazarlardan geldiğini hatırlıyor. Tolga, bu yazarların kendi görüşlerini savunmak için ilk filozofları seçerek ve kendi dillerine çevirerek aktardığını düşünüyor. Lina ise bir çevirmen olarak, bir metnin başka bir metin içinde aktarıldığında nasıl değiştiğini iyi bildiğini söylüyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Kaynak parçaları dersi, ilk filozofların yazdıklarının bize neden yalnızca parçalar hâlinde ve başkalarının aktarımlarıyla ulaştığını, bir parçanın gerçek bir alıntı mı yoksa bir özetleme mi olduğunun nasıl ayırt edildiğini ve bu durumun onları okuma biçimimizi nasıl değiştirdiğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.