Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Gerekçe, bir iddiayı destekleyen ve o iddiadan bağımsız olarak sınanabilen dayanaktır; inancın nereden geldiğini anlatan sebep açıklaması gerekçe değildir.
Gerekçenin işi iddiayı kanıtlamak değil, onu üzerinde çalışılabilir bir nesneye çevirmektir; dayanağı olan bir iddia tartışılabilir, olmayan tartışılamaz.
Kanıt yükü yeni bir şey öne süren tarafta durur ve bu bir nezaket kuralı değil, aksi halde her iddianın karşı taraftan sonsuz çürütme isteyebilmesini engelleyen pratik bir zorunluluktur.
Her gerekçenin gerekçesi istenebildiği için zincir kendiliğinden durmaz ve üç çıkış yolu vardır: sonsuza gitmek, kanıtsız bir yerde durmak ya da kendi kuyruğunu ısırmak; üçünün de bir bedeli var ve tartışma açık.
Gerçek tartışmalarda zincir yerel olarak biter, çünkü taraflar bir ortak zemine varır; bu kesinlik vermez ama iddiayı takip edilebilir kılar ve kanaatten ayıran şey budur.
Açılış sahnesi
Bir arkadaşın sana bir şey söylüyor: bu şehirdeki trafik son beş yılda kötüleşti. Sen de tek kelimeyle karşılık veriyorsun: neden böyle düşünüyorsun?
Şimdi o üç saniyeye dikkat et, çünkü orada bir şey oluyor.
Arkadaşının yüzü hafifçe değişiyor ve sesi biraz savunmaya geçiyor. Belki güler, belki omuz silker, belki de şunu söyler: ne yani, inanmıyor musun bana?
Oysa sen inanmadığını söylemedin. Söylediğin şey, inanmak için elinde ne olduğunu sormaktı ve bu iki cümle birbirinden çok farklı yerlere gider.
Aynı sahneyi bir daha kur, bu kez bir doktor muayenehanesinde. Doktor tanıyı söylüyor ve sen soruyorsun: bunu neye dayanarak söylüyorsunuz? İyi bir doktor rahatsız olmaz; tahlile, muayeneye, hastalığın seyrine işaret eder ve konuşma daha da açılır.
İki sahnede aynı soru soruldu. Birinde ilişkiye bir çentik attı, ötekinde bilgiyi büyüttü.
Aradaki fark sorunun kendisinde değil, sorunun hangi ortamda meşru sayıldığında. Felsefe, o sorunun her yerde meşru sayıldığı ortamın adı.
Bu derste ne olacak
Önce gerekçenin ne olduğunu tanımlayacağız ve bunun bir sebep açıklamasından nasıl ayrıldığını göreceğiz. İkisi Türkçede sık karışır; birisi neden inandığını, ötekisi nasıl olup da inanmaya başladığını anlatır.
Sonra gerekçe istemenin kimin hakkı ve kimin ödevi olduğunu konuşacağız. Her tartışmada bu yük eşit dağılmaz ve kimin taşıyacağı çoğu zaman tartışmanın kendisinden önce belli olur.
Ardından bu işin en can sıkıcı sonucuna geleceğiz. Her gerekçenin gerekçesi istenebiliyorsa zincir nerede duracak? Bu soruya iki bin yıldır verilen üç ayrı cevap var ve üçünün de bir bedeli var.
En sonda da her inancın gerekçe istemediğine dair itirazı ele alacağız. O itiraz kısmen haklı ve iddiamızı ciddi biçimde daraltıyor.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir iddiayı kabul edilebilir yapan şey, iddianın doğru olması mıdır, yoksa onu destekleyen bir gerekçenin bulunması mıdır?
Bu ikisinin ayrı şeyler olduğunu görmek dersin can damarı. Bir iddia doğru olabilir ve yine de onu şu anda kabul etmek için hiçbir sebebin bulunmayabilir; tersi de mümkündür, sağlam bir gerekçen olabilir ve iddia yine de yanlış çıkabilir.
Sıfır noktası
Türkçede neden sorusuna verilen cevapların hepsi aynı türden değil ve bu karışıklık gündelik konuşmanın büyük kısmını bulandırıyor.
Bu ayrımı kaçırmak gündelik tartışmaların çoğunu kısırlaştırıyor, çünkü insanlar gerekçe sorulduğunda çoğu zaman hikâyelerini anlatıyorlar ve hikâye anlatmak samimi olsa da sınanabilir bir şey vermiyor.
İşte gerekçenin asıl işi bu. Bir iddiayı kanıtlamak değil, onu üzerinde çalışılabilir bir nesneye çevirmek.
Kanıt yükünün nerede durduğu tartışmadan önce belirlenir ve genellikle şu ilkeye bağlanır: yeni bir şey öne süren taraf yükü taşır. Bu bir nezaket kuralı değil pratik bir zorunluluk, çünkü aksi halde bir tartışmada herkes birbirinden sonsuz sayıda şeyi çürütmesini isteyebilirdi.
Argümanın yapısı
Şimdi iddiayı öncüllere ayıralım ve her zamanki gibi kendi karşı örneğimizi kendimiz bulalım.
Birinci öncül: bir iddianın doğru olması ile o iddiaya inanmak için sebebimizin bulunması ayrı şeylerdir.
İkinci öncül: bir iddiayı kabul edilebilir kılan şey, onu destekleyen ve iddiadan bağımsız olarak sınanabilen bir dayanaktır.
Üçüncü öncül: gerekçe istemek, bu dayanağın var olup olmadığını sormaktan başka bir şey değildir.
Sonuç: öyleyse gerekçe istemek bir güvensizlik beyanı değil, iddianın kabul edilebilir hale gelmesinin koşuludur.
Platon bu ayrımı açıkça kurar ve doğru inanç ile bilgi arasına tam buradan bir çizgi çeker.
Bu benzetmenin gücü, doğru inancı küçümsememesinde. Doğru inanç işe yarar ve seni doğru yere götürebilir; ama neden doğru olduğunu söyleyemiyorsan, ilk itirazda ya da ilk zorlukta onu bırakırsın. Gerekçe, inancı sana bağlayan iptir.
Şimdi kurduğumuz argümanı sınayalım, çünkü ikinci öncül fazla geniş duruyor.
Bu karşı örnek öncülü olduğu gibi bırakmıyor, ama argümanı kurtaracak bir daraltma var.
Şöyle: her inanç aynı türden gerekçe istemiyor. Kendi ağrını bilmen ile trafiğin kötüleştiğini bilmen aynı işlem değil; ilki doğrudan yaşantıya dayanıyor, ikincisi bir çıkarım. Gerekçe talebi çıkarımla varılan iddialar için geçerli ve tartışmaların neredeyse tamamı o alanda geçiyor.
Daraltılmış ikinci öncül şu: doğrudan yaşantıyla değil, çıkarımla varılan bir iddiayı kabul edilebilir kılan şey, sınanabilir bir dayanaktır.
Bu haliyle baş ağrısı dışarıda kalıyor ve trafik iddiası içeride. Argüman daralarak sağlamlaştı ve aynı zamanda daha kullanışlı oldu, çünkü artık gerekçe talebinin nerede yerinde olduğunu da söylüyor.
Ancak bir pürüz daha var ve onu görmezden gelmek argümanı yarım bırakırdı. Şimdiye kadar gerekçenin varlığını konuştuk, gücünü hiç konuşmadık; oysa bir dayanağın bulunması ile o dayanağın yeterli olması iki ayrı mesele.
Buradan gerekçenin iki ayrı ölçüsü çıkıyor. Birincisi ilgililik: dayanak gerçekten iddiaya mı değiyor, yoksa yanına mı düşüyor? İkincisi güç: değiyorsa, iddiayı ne kadar yukarı kaldırıyor?
İki ölçü birbirinden bağımsız ve karıştırıldığında iki farklı hata çıkıyor. İlgisiz ama güçlü görünen bir dayanak sunmak birinci hata; ilgili ama zayıf bir dayanağı kesin kanıt gibi sunmak ikincisi. Gündelik tartışmada ikincisi çok daha sık.
Bu yüzden gerekçe istemek tek bir soru değil, iki soru. Dayanağın ne? Ve o dayanak bu iddiayı ne kadar taşıyor?
Görüşler ve pozisyonlar
Şimdi işin can sıkıcı kısmına geliyoruz ve buradan üç ayrı pozisyon doğuyor.
Her gerekçenin bir gerekçesi istenebilir. Trafiğin kötüleştiğini söyleyen kişi yolculuk sürelerini gösteriyor, sen o sürelerin nereden geldiğini soruyorsun, o da bir ölçüm yöntemine işaret ediyor ve sen o yöntemin neden güvenilir olduğunu sorabilirsin. Zincir kendiliğinden durmuyor.
Sextus Empiricus bu tıkanmanın haritasını çıkarmış ve çıkış yollarının hepsinin kapalı olduğunu göstermeye çalışmıştı.
Bu tespit bir yıkım aracı gibi görünüyor ama aslında bir harita. Bir gerekçe zincirinin nerede bittiğine bakmak, o zinciri savunanın hangi bedeli ödediğini gösteriyor ve aşağıdaki üç pozisyon o üç bedelin adı.
Birinci görüş zincirin bir yerde durması gerektiğini savunur. Bazı inançlar kendilerinden sonrakileri destekler ama kendileri desteğe ihtiyaç duymaz; bina bir temelin üstünde durur. Aristoteles bu yolu açıkça seçer.
Bu görüşün savunucularına yöneltilen itiraz açık: temel diye gösterilen ilkeler neden desteğe ihtiyaç duymuyor? Cevap verildiğinde bu bir destek olur ve temel olma iddiası düşer; cevap verilmediğinde ise temel, kanıtsız durmanın kibar adı olur.
Savunucuların cevabı şu yönde ilerler: temel ilkeler desteklenmiyor çünkü onları reddetmek düşünmenin kendisini imkânsız kılıyor. Bir şeyin aynı anda hem doğru hem yanlış olamayacağını reddeden biri, reddedişini bile ifade edemez; itirazı da hem doğru hem yanlış olurdu. Yani bu tür ilkeler desteklenmiyor değil, itirazın kendisi tarafından varsayılıyor.
Eleştirenler bu cevabı kabul eder ama kapsamını dar bulur. Mantığın en temel ilkeleri için işleyebilir; oysa temelci görüş çok daha fazlasını temel ilan etmek zorunda kalıyor ve o geniş listenin her üyesi için aynı savunma verilemiyor.
İkinci görüş binayı bırakıp ağa geçiyor. Buna göre inançlar birbirini sırayla desteklemez, hep birlikte tutar; bir inancın gerekçesi, ağın geri kalanıyla ne kadar iyi uyuştuğudur. Zincir durmuyor çünkü zaten zincir yok.
Üçüncü görüş meseleyi başka bir yerden alıyor ve gerekçenin ne sayılacağının geleneğe göre değiştiğini söylüyor.
Hint felsefe geleneği bu meseleyi Batı'dan farklı bir yerden kurmuştur. Orada bilginin meşru kaynakları sayılırken algı ve çıkarımın yanına söz de eklenir; güvenilir bir kaynaktan gelen tanıklık, kendi başına bir gerekçe türü sayılır ve ayrı bir başlıkla incelenir. Bu, gerekçeyi zayıflatmak değil, tanıklığın gerekçe olarak nasıl denetleneceğini ayrı bir konu haline getirmek anlamına gelir. Buna karşılık aynı gelenek içinde tanıklığın bağımsız bir kaynak olmadığını, çıkarıma indirgenebileceğini savunan okullar da vardır; yani tartışma orada da kapanmamıştır.
En güçlü itiraz
Kurduğumuz her şeye yöneltilebilecek tek bir itiraz var ve yukarıdaki üç pozisyon aslında ona verilmiş üç cevaptı.
İtiraz şu: gerekçe talebi kendi kendini yiyor. Her gerekçe için yeni bir gerekçe isteyebiliyorsan, hiçbir iddia hiçbir zaman gerekçelenmiş olmaz ve gerekçe istemek, iyi bir alışkanlık değil bitmeyen bir oyalanmadır.
Bu itirazı çürütecek bir cevabım yok ve verilmiş bir cevabın da bulunduğunu söyleyemem. Üç çıkış yolunun üçü de bedelli ve tartışma açık.
Ancak itirazın kapsamı sanıldığı kadar geniş değil.
Şöyle: gerçek tartışmalarda gerekçe talebi sonsuza gitmez, çünkü taraflar bir noktada ortak zemine varır. Trafik tartışmasında yolculuk sürelerinin nasıl ölçüldüğünü sorabilirsin, ama saatin zamanı ölçtüğünü ikinizin de kabul ettiği bir yerde durursunuz. O durak mutlak bir temel değil, o konuşmaya özgü bir anlaşma noktası.
Bu, felsefi sorunu çözmüyor ve çözmediğini söylemek gerekiyor. Yaptığı şey, sorunun pratikteki etkisini sınırlamak: gerekçe talebi yerel olarak biter, evrensel olarak bitmez.
Ölçülü iddia şu: gerekçe istemek bir iddiayı kesin olarak temellendirmez, ama onu ortak zemine kadar takip edilebilir kılar. Bu, kesinlikten daha azdır ve kanaatten çok daha fazlasıdır.
Bu ölçülü halin pratikte bir sonucu var ve söylemeye değer. Ortak zemin taraflara göre değiştiği için, aynı iddia bir konuşmada üç adımda gerekçelenmiş sayılır, başka birinde on adım sürer. Bu bir tutarsızlık değil; gerekçelendirmenin muhataba bağlı bir iş olduğunun kabulü.
Buradan iki kişi arasındaki tartışmanın ne zaman gerçekten bittiğini de anlıyoruz. Tartışma, taraflardan biri ikna olduğunda bitmez; ortak zemine inildiğinde ve ayrılığın tam olarak hangi noktada olduğu görüldüğünde biter. O noktayı bulmuş iki kişi hâlâ anlaşamıyor olabilir ve bu bir başarısızlık değil, çoğu felsefi tartışmanın normal sonucu.
Açık kalan sorular
Dört soru açık kalıyor ve dördü de bu akademinin ileri derslerinde geri gelecek.
Birincisi: zincirin durduğu yer nasıl seçilir? Her tartışmada bir yerde duruyoruz ve o durağı seçen şeyin ne olduğu belirsiz.
İkincisi: tanıklık bağımsız bir gerekçe türü müdür, yoksa gizli bir çıkarım mıdır? İki cevap da savunulmuş durumda.
Üçüncüsü: bir gerekçe yeterince güçlü olduğunu ne zaman gösterir? Yeterlilik ölçütü çoğu zaman konuya göre değişiyor ve genel bir kural verilemiyor.
Dördüncüsü: gerekçe istemenin bir sınırı olmalı mı? Her cümle için dayanak istemek bir konuşmayı yürütmez ve nerede duracağını bilmek de bir beceri.
Yaygın hatalar
Bu konuda dört yaygın yanlış var ve dördü de gündelik tartışmalarda sık görülüyor.
Yaygın yanlışGerekçe istemek saldırıdır.
En yaygını ve dersin açılış sahnesindeki şey. Gerekçe istemek karşındakinin yanıldığını söylemez; iddianın hangi zemine bastığını sorar. Bir iddiaya saygı göstermenin en açık biçimi, onu sınamaya değer bulmaktır. Kimse ciddiye almadığı bir cümlenin dayanağını sormaz.
Yaygın yanlışSebep ile gerekçe aynı şeydir.
Bir inanca nasıl sahip olduğunu anlatmak, o inancı desteklemez. Aile geleneği, kişisel deneyim ya da uzun süredir öyle düşünüyor olmak birer sebeptir; hiçbiri sınanabilir dayanak değildir. Bu ikisini karıştıran kişi gerekçe sorulduğunda hayat hikâyesini anlatır ve konuşma kişiselleşir.
Yaygın yanlışGerekçesi olan iddia doğrudur.
Gerekçe iddiayı doğru yapmaz, kabul edilebilir yapar. Sağlam gerekçeli iddialar da yanlış çıkabilir ve bu bir felaket değil, sistemin çalıştığının işareti; gerekçe yanılabilir olduğu için düzeltilebilir de.
Yaygın yanlışKanıt yükü her zaman ikiye bölünür.
Tartışmada yükün eşit dağıldığı fikri adil görünüyor ama işlemiyor. Yeni bir şey öne süren taraf yükü taşır; aksi halde herhangi bir iddiayı ortaya atıp karşı taraftan çürütmesini istemek bir tartışma taktiğine dönüşür.
Kendin dene
Sonra kendine üç ayrı soru sor ve sırayla sor. Birincisi: bu inanca nasıl sahip oldum? Bu sorunun cevabı bir hikâye olacak ve gerekçe olmayacak.
İkincisi: bu inancı destekleyen, benim ona sahip olma biçimimden bağımsız bir dayanak var mı? Cevap evetse dayanağı yaz; hayırsa bunu da yaz, çünkü hayır cevabı da bir bulgudur.
Üçüncüsü: bu inanç yanlış olsaydı, bunu nereden anlardım? Bu üçüncü soru en zorudur ve cevabı yoksa elindeki şey büyük ihtimalle bir gerekçe değil bir kanaat.
Amaç inancını değiştirmek değil. Amaç, onu değiştirebilecek şeyin ne olduğunu bilmek.
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Gerekçe, bir iddiayı destekleyen ve o iddiadan bağımsız olarak sınanabilen dayanaktır; inancın nereden geldiğini anlatan sebep açıklaması gerekçe değildir.
Gerekçenin işi iddiayı kanıtlamak değil, onu üzerinde çalışılabilir bir nesneye çevirmektir; dayanağı olan bir iddia tartışılabilir, olmayan tartışılamaz.
Kanıt yükü yeni bir şey öne süren tarafta durur ve bu bir nezaket kuralı değil, aksi halde her iddianın karşı taraftan sonsuz çürütme isteyebilmesini engelleyen pratik bir zorunluluktur.
Her gerekçenin gerekçesi istenebildiği için zincir kendiliğinden durmaz ve üç çıkış yolu vardır: sonsuza gitmek, kanıtsız bir yerde durmak ya da kendi kuyruğunu ısırmak; üçünün de bir bedeli var ve tartışma açık.
Gerçek tartışmalarda zincir yerel olarak biter, çünkü taraflar bir ortak zemine varır; bu kesinlik vermez ama iddiayı takip edilebilir kılar ve kanaatten ayıran şey budur.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir iddiayı desteklemenin ne demek olduğunu gördük. Ama gerekçe alışverişinin sessizce çöktüğü bir yer var ve orayı henüz konuşmadık.
İki kişi aynı kelimeyi kullanıp farklı şeyler kastediyorsa, getirilen gerekçe hiçbir işe yaramaz. Adalet üzerine tartışan iki kişiden biri eşitliği, öteki hak edişi kastediyorsa, ikisi de sağlam gerekçeler getirir ve hiçbiri ötekine değmez.
Sonraki alt ders tam olarak bunu soruyor: kavramları açıklamak. Bir kelimenin ne anlama geldiğini netleştirmenin neden tartışmanın başında yapılması gerektiğini ve bunun bir sözlük işi olmadığını göreceğiz.