Müzill, dilediğini zillete düşüren, kibirliyi aşağılayan, izzeti yanlış yerde arayanı alçaltan demektir. el-Muizz ile birlikte bir çift oluşturur: Biri izzet verir, öteki zillet. Ama Müzill isminin kökü ilk bakışta görünmeyen ikinci bir anlam taşır: Zelûl, "boyun eğmiş, uysal, kolaylaştırılmış" demektir. Kur'an yeryüzünü, hayvanları ve arının yollarını bu kelimeyle anar. Bu ders Müzill ismini bu iki anlamıyla okur: Kâinatı insana boyun eğdiren ve insanın kibrini kıran bir isim olarak.
Temel
Kelime. Müzill, z-l-l kökünden gelir ve if'âl kalıbından ism-i fâildir: zelil kılan. Kök iki anlam alanı taşır. Birincisi "aşağılanmak, hor ve itibarsız olmak"tır: Türkçedeki zillet (aşağılık, düşkünlük) ve zelil (hor, aşağılanmış) bu anlamdandır. İkincisi "boyun eğmek, uysal ve kolay olmak"tır: Zelûl bir hayvan, sırtına binilebilen, ehlîleşmiş hayvandır; zelûl bir yol, yürümeye elverişli, düz bir yoldur. İki anlamın ortak noktası "direnci kırılmış olmak"tır: Kibrin direnci kırıldığında zillet, bir hayvanın ya da toprağın direnci kırıldığında kolaylık doğar. Müzill ismi Kur'an'da isim kalıbıyla geçmez; Âl-i İmrân 26'daki "dilediğini alçaltırsın" (tüzillü) fiilinden alınmıştır.
Size boyun eğdirilen yeryüzü. Kur'an, kökün ikinci anlamını yeryüzü için kullanır:
Mealin "boyun eğdiren" diye çevirdiği kelime zelûldur: Yeryüzü, insanın üzerinde yürüyebileceği, ekip biçebileceği, yol açabileceği kadar uysal kılınmıştır. Toprak ne insanı yutacak kadar yumuşak ne de işlenemeyecek kadar serttir. Müzill isminin bu yüzü bir nimettir: Kâinatın direnci, insanın yararına kırılmıştır. Ayet hemen bir ödev de ekler: "Yerin sırtlarında dolaşın, rızıktan yiyin; sonunda dönüş O'nadır."
Buyruğa verilen hayvanlar. Aynı fiil hayvanlar için de kullanılır:
Mealin "kendilerinin buyruğuna verdik" diye çevirdiği fiil zellelnâhâdır, yani "onları boyun eğdirdik". İnsan, kendisinden kat kat güçlü olan bir deveyi, bir atı, bir öküzü yönetebilir. Bu, insanın gücünden değil, o hayvanlara verilen uysallıktan gelir. Bir ipe bağlı koca bir deveyi bir çocuk yönetebilir; bu, Müzill isminin gündelik bir tablosudur.
Asıl zillet: Borç ve baskı altında kalmak. Hz. Peygamber, bir kulun düşebileceği zilletten Allah'a sığınırdı:
Duanın son iki maddesi, zilletin iki somut biçimini sayar: altından kalkılamayan bir borç ve insanların kahredici baskısı. İkisi de insanın onurunu zedeler. Kul zilletten kaçınmak için hem dua eder hem de sebeplere sarılır; biri ötekinin yerini tutmaz.
Kendini zelil etmemek. Hz. Peygamber, müminin kendi elleriyle zillete düşmemesini de öğütlemiştir:
Tirmizî bu rivayet için "hasen garîb" hükmünü vermiştir. Hadis, zilletin bazen dışarıdan değil, kişinin kendi ölçüsüzlüğünden geldiğini gösterir.
Kulun payı. Gazâlî Muizz ve Müzil isimlerini birlikte ele alır ve asıl zilleti, kulun nefsinin ve arzularının esiri olması olarak görür. Kulun Müzill isminden payı üç yönlüdür: kendi kibrini zelil kılmak; kendini borca, baskıya ve gücünü aşan belalara maruz bırakarak zelil etmemek; ve Allah'a karşı boyun eğmeyi zillet değil, onur bilmek.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Müzill ismi, kâinattaki boyun eğişlere dikkat çeker. Nehir yatağına boyun eğer ve denize ulaşır. Rüzgâr gemiyi taşır, at binicisini, toprak sabanı kabul eder. Arı, kendisine gösterilen yollarda yürür ve bal üretir. Kâinatta her şey kendisine verilen yola boyun eğer; bu boyun eğiş bir zillet değil, bir düzendir.
Derin
Derin
Arının kolaylaştırılmış yolları. Kur'an, kökün "kolaylaştırılmış" anlamını arı için de kullanır:
Diyanet iki ayeti tek meal olarak verir. Mealin "Rabbinin işlemen için gösterdiği yollar" diye çevirdiği ifade, Arapçasında "Rabbinin sana boyun eğdirilmiş (kolaylaştırılmış) yolları" (sübüle rabbiki zululâ) demektir. Arı, çiçekten çiçeğe, sonra kovanına giden yolu öğrenmeden bilir; o yollar ona "zelûl", yani uysal ve kolay kılınmıştır. Sonuç, insanlara şifa olan baldır. Boyun eğilen yol, bir bereketin kaynağı olur; arıya verilen uysallık, insana şifa olarak döner.
Zillet damgası. Kur'an, kökün birinci anlamını, nimetleri hor gören bir topluluk için kullanır:
Mealin "yoksulluk ve düşkünlük" diye çevirdiği kelimelerden ilki zillettir. Ayet bu zilletin sebebini açıkça söyler: Allah'ın ayetlerini inkâr etmek ve haksız yere peygamberleri öldürmek, karşı gelmek ve taşkınlık. Zillet bir kaderin değil, bir tavrın sonucu olarak anlatılır. Ayetin başındaki sahne de anlamlıdır: Kendilerine verilen tek çeşit yiyeceği küçümseyip "yerin bitirdiklerini" isterler. Verileni hor gören, sonunda kendisi hor görülür.
Hükümdarlar bir şehre girince. Kur'an, insanın elinden gelen zilleti Sebe' melikesinin ağzından anlatır:
Diyanet iki ayeti tek meal olarak verir. Melike, hükümdarların bir şehre girdiklerinde oranın "onurlu kimselerini aşağılık yaptıklarını" söyler; mealin "aşağılık" diye çevirdiği kelime ezilledir. Ayetin devamındaki "İşte böyle davranırlar" cümlesi, bu gözlemin doğruluğunu onaylar. İnsanın elindeki güç, çoğu zaman başkalarını zelil etmek için kullanılır. Müzill isminin ilahî anlamı ise bundan farklıdır: Allah'ın zelil kılması keyfî değil, adaletle ve kulun kendi tavrına karşılık olarak gerçekleşir.
İlmî
İlmî
Allah zelil değildir. Kur'an, Allah'ı her türlü zilletten tenzih eden bir ayetle İsrâ sûresini kapatır:
Mealin "düşkün olmayıp yardımcıya da ihtiyaç göstermeyen" diye çevirdiği ifade, Arapçasında "zilletten dolayı bir yardımcısı olmayan" (lem yekun lehû veliyyün mine'z-zül) demektir. İnsanlar zayıf düştüklerinde bir koruyucuya sığınır; Allah ise böyle bir ihtiyaçtan münezzehtir. Ayet üç şeyi birlikte reddeder: çocuk edinmek, mülkte ortak ve zilletten doğan bir yardımcı; üçü de bir eksikliğin ve ihtiyacın işaretidir. Ayetin son emri, "O'nu gereği gibi büyükle" (ve kebbirhu tekbîrâ), namazın başındaki tekbirin Kur'an'daki dayanaklarından biri olarak anılır.
Kulluk ve boyun eğiş. Arapçada ibâdet kelimesinin kökü de bir boyun eğişi anlatır: Eski Arapçada "muabbed yol", çok yürünmekten düzleşmiş, boyun eğmiş yol demektir. Bu yüzden bazı âlimler, özellikle İbnü'l-Kayyim, ibadeti "sevginin en üst derecesiyle boyun eğişin en üst derecesinin birleşmesi" diye tanımlamıştır. Bu tanımda boyun eğiş (züll) bir aşağılanma değil, bir sevgi hâlidir. İsrâ 24'te anne babaya karşı indirilen kanadın "zül kanadı" diye anılması da bu kullanımın bir örneğidir. Kök, kime ve nasıl yöneldiğine göre ya en büyük onuru ya da en büyük düşkünlüğü anlatır.
Kıyamet öncesi pişmanlık. Kur'an, zilletin ahiretteki yüzünü de bir pişmanlık cümlesiyle anlatır:
İnkâr edenler, "alçak ve rezil olmazdan önce" ayetlere uymak istediklerini söylerler. Zillet burada bir sonuçtur; ondan kaçmanın yolu, önceden uyulması gereken ayetlerdir.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Müzill
el-Müzill de Muizz gibi Kur'an'da isim kalıbıyla geçmez; dayanağı Âl-i İmrân 26'daki fiildir ve bu sayfanın Kur'an'da bölümü boştur. Kök ise 24 kelimeyle iki ayrı dünyayı birlikte taşır: Bir yanda zillet damgası ve ahiretteki yüzlerin hâli, öbür yanda boyun eğdirilmiş yeryüzü, hayvanlar, arının yolları ve cennette eğilmiş meyve dalları. Bu dersin İlmî seviyesi Allah'ın zilletten tenzihini, kulluk ile boyun eğişin bağını ve Tâhâ 134'teki pişmanlığı anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Zeccâc (ö. 311/923) | Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâ | Dil: iki ayrı kelime |
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: damganın istisnası |
| Beyhakî (ö. 458/1066) | el-Esmâ ve's-sıfât | Delil: zilletin bulaşmadığı yüzler |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: en zelil olanlar |
Zeccâc: İki ayrı kelime. Dilci şârihler kökün iki anlam alanını iki ayrı okunuşla ayırır. Ötreli okunan züll izzetin karşıtıdır ve aşağılanmayı anlatır. Esreli okunan zill ise sertliğin karşıtıdır ve bir şeyin yumuşayıp boyun eğmesini, kolayca kullanılır hâle gelmesini anlatır. Kur'an'daki iki kullanım bu ayrımı açıkça gösterir. Bakara 71'de kurban edilecek inek, boyunduruk altında ezilmemiş bir hayvan olarak tarif edilir. İnsân 14'te cennet ehlinin meyve dallarının koparılmak için kolaylaştırıldığı söylenir. Dilci için sonuç şudur: Müzill isminin bir yüzü aşağılamaksa, öbür yüzü yaratılmışları insanın hizmetine yumuşatmaktır.
Taberî: Damganın istisnası. Âl-i İmrân 112, belirli bir topluluğa zillet damgası vurulduğunu söyler, ama bir istisnayla: Allah'tan bir ip ve insanlardan bir ip. Diyanet meali bu istisnayı, Allah'ın ve inanan insanların himayesinde olanlar diye çevirir. Taberî'nin aktardığı görüşlerin çoğuna göre buradaki ip bir ahittir: Allah'ın ve insanların verdiği bir güvence. Ayet böylece zilletin bir kader damgası değil, bir ahitle kaldırılabilen bir hâl olduğunu gösterir. Dersin Derin seviyesindeki Bakara 61 ile birlikte okunduğunda zilletin bir sebebe bağlandığı görülür: Ayetler inkâr edilmiş ve sınır aşılmıştır.
Beyhakî: Zilletin bulaşmadığı yüzler. Yûnus 26, iyilik edenlere en güzelin ve fazlasının verileceğini, yüzlerine ne karalık ne de zillet bulaşacağını söyler. Delil derleyicisi bu ayetteki fazlayı, Müslim'in rivayet ettiği bir hadisle açıklar: Cennet ehline verilecek en büyük nimet Allah'ı görmektir. Beyhakî bu hadisi ru'yet meselesinin delilleri arasında toplar. Ayet Müzill ismine bir sınır çizer: Zillet, iyilik edenlerin yüzüne hiçbir zaman bulaşmayacaktır. Bir sonraki ayet ise kötülük kazananların yüzünü aynı kelimeyle anlatır.
Râzî: En zelil olanlar. Kökün karşılaştırma kalıbı ezell Kur'an'da iki kez geçer ve ikisi birbirine cevap verir. Münâfikûn 8'de münafıklar, daha aziz olanın daha zelil olanı Medine'den çıkaracağını söyler. Mücâdele 20 ise kimin en zelil olduğunu bildirir: Allah'a ve Peygamberine karşı gelenler. Bir sonraki ayette Allah kendisinin ve peygamberlerinin galip geleceğini yazdığını söyler. Râzî'nin tefsirinde bu tür ayetler, izzet ve zilletin ölçüsünün insanların iddiası değil, Allah ile kurulan ilişki olduğuna delil sayılır. Münafığın iddiası, Mücâdele'de hükme bağlanmıştır.
Karşılaştırma. Dört şârih aynı kökün dört yüzüne bakar. Dilci aşağılanma ile yumuşamayı ayıran iki okunuşu, müfessir zillet damgasının bir ahitle kalkabildiğini, delil derleyici iyilik edenlerin yüzüne zillet bulaşmayacağını, Râzî ise en zelilin kim olduğuna dair hükmü öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Müzill'in zilleti bir sebebe bağlıdır; boyun eğdirmesi ise yaratılmışları insana hizmet eder kılar.
Durup düşün
- Hayatında seni zelil hissettiren bir borç, bir baskı ya da bir bağımlılık var mı? Buhârî'deki dua bu konuda sana ne öğretir?
- Allah'a boyun eğmeyi bir zillet olarak mı, bir onur olarak mı yaşıyorsun?
- Elindeki bir güçle, farkında olmadan, birini küçük düşürdüğün oldu mu? Neml 34'teki gözlem sana ne söylüyor?
Uygulama
Bugün Buhârî'deki duayı sabah ve akşam oku: "Allah'ım, kaygıdan ve hüzünden, acizlikten ve tembellikten, cimrilikten ve korkaklıktan, borcun ağırlığından ve insanların baskısından sana sığınırım." Gün içinde sana "boyun eğdirilmiş" bir nimeti fark et: üzerinde yürüdüğün yol, kullandığın bir hayvan ürünü, yediğin bir bal. Akşam Tefekkür Defteri'ne, bir kibrini kırdığın ya da kırman gereken bir anı yaz.
Kendini sına
- Z-l-l kökünün iki anlam alanı nedir?
- Mülk 15'te yeryüzü neden "zelûl" diye anılır?
- Buhârî'deki duada zilletin hangi iki somut biçiminden Allah'a sığınılır?
- İsrâ 111'de Allah hangi bakımdan tenzih edilir?