Muizz, dilediğine izzet, yani onur, değer ve yenilmezlik veren demektir. el-Azîz dersinde izzetin kaynağını gördük: İzzet bütünüyle Allah'ındır. Muizz ismi bir adım öteye geçer ve izzetin bir veriliş olduğunu anlatır: Azîz, izzetin sahibidir; Muizz, onu dilediğine verendir. Bu yüzden Muizz isminin en açık görüldüğü yer, izzetin hiç beklenmeyen kişilere verildiği anlardır: güçsüz sayılanların önder kılındığı, azınlığın zafer kazandığı, köle sayılanın özgür olduğu anlar. Bir sonraki isim el-Müzil ile birlikte bir çift oluşturur.
Temel
Kelime. Muizz, a-z-z kökünden gelir; Azîz ile aynı köktür. Kalıbı ise farklıdır: if'âl kalıbından ism-i fâil olan Muizz, "aziz kılan, izzet veren" demektir. Azîz bir sıfatı, Muizz bir fiili anlatır. Türkçede izzet, aziz, muazzez (aziz kılınmış, değerli) ve i'zâz (ağırlama, değer verme) bu köktendir. Birine "izzet ü ikram" göstermek, onu değerli kılmaktır. Muizz ismi Kur'an'da isim kalıbıyla geçmez; Âl-i İmrân 26'daki "dilediğini aziz kılarsın" (tuizzu) fiilinden alınmıştır ve Tirmizî'nin esmâ listesinde yer alır.
Mülkün sahibine dua. İsmin dayandığı ayet, Kur'an'ın en bilinen dualarından biridir:
Dua dört çift fiili sıralar: mülk vermek ve çekip almak, aziz kılmak ve alçaltmak. Ardından iki ayet boyunca kâinattaki dönüşümleri sayar: geceyi gündüze, gündüzü geceye geçirmek, ölüden diri, diriden ölü çıkarmak. İzzet ve zillet de gece ile gündüz gibi birbirine dönüşür. Duanın ortasındaki kısa cümle ise her şeyi bağlar: "İyilik elindedir." Dua, kötülüğü doğrudan Allah'a nispet etmez; iyiliği O'nun eline verir.
Güçsüz sayılanlara. Muizz isminin Kur'an'daki en çarpıcı tablosu, Firavun'un zulmü altındaki bir halkın hikâyesidir:
Diyanet iki ayeti tek meal olarak verir. Ayet, Firavun'un "memlekette güçsüz sayılanlar" dediği İsrâiloğulları hakkında ilahî bir iradeyi bildirir: Onlara iyilikte bulunmak, onları önderler ve vârisler kılmak. Güçlü görünen Firavun, Hâmân ve askerleri ise "çekindikleri şeyi" göreceklerdir. İzzet burada, dünyanın ölçüsüyle en az hak eden görünenlere verilmiştir.
Bedir'de düşkünken. Kur'an, müminlere de izzetin nasıl verildiğini hatırlatır:
Mealin "düşkün bir durumda iken" diye çevirdiği ifade, Arapçasında "siz zelil iken" (ve entüm ezilletün) demektir. Kur'an burada zillet kelimesini kullanmaktan çekinmez: Bedir'de sayıca az, silahça zayıf bir topluluk vardı. İzzet, onlara kendi güçlerinden değil, verilen bir yardımla gelmiştir. Ayet bunun karşılığını da gösterir: takva ve şükür.
Yukarıdaki el. Hz. Peygamber, kulun izzetini koruma yolunu gündelik bir örnekle öğretmiştir:
Hadis, izzetin bir yüzünü gösterir: İhtiyaç olmadan istememek, insanlara el açmamak. Aynı bölümde Hz. Peygamber, birinin ipini alıp sırtında odun taşımasının insanlardan istemesinden daha hayırlı olduğunu da söylemiştir. İzzet, emek ve istiğnâ (başkalarına muhtaç olmama) ile korunur.
Kulun payı. Gazâlî Muizz ve Müzil isimlerini birlikte ele alır ve gerçek izzetin, kulun kendi arzularına ve insanlara muhtaç olmaktan kurtulması olduğunu vurgular; asıl zillet ise nefsin esiri olmaktır. Kulun Muizz isminden payı iki yönlüdür: Kendi izzetini, Allah'tan başkasına el açmayarak korumak; ve başkalarının izzetini, onları küçük düşürmeden yardım ederek gözetmek.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Muizz ismi, kâinattaki beklenmedik yükselişlere dikkat çeker. Kayanın çatlağından çıkan küçük bir bitki, zamanla kayayı yarar. Kurak bir toprağa düşen yağmur, çorak sanılan yerde çiçekler açtırır. En küçük tohum, en büyük ağacın başlangıcıdır. Değer, çoğu zaman en az beklenen yerde ortaya çıkar.
Derin
Derin
Barındırdı, destekledi. Kur'an, müminlere Mekke'deki günlerini hatırlatır:
Ayet üç hâli art arda sayar: az sayıda olmak, zayıf sayılmak ve kaçırılıp götürülmekten korkmak. Ardından üç veriş gelir: barındırmak, yardımla desteklemek ve temiz rızık vermek. Mekke'nin zayıf topluluğu Medine'de bir yurt bulmuş, izzete kavuşmuştur. Ayetin sonundaki "şükredesiniz diye" ifadesi, izzetin bir emanet olduğunu hatırlatır: Verilen izzet, şükürle korunur.
Kuyudan saraya. Kur'an'ın en uzun kıssası, izzetin nasıl verildiğini adım adım anlatır. Kardeşleri tarafından kuyuya atılan, birkaç dirheme köle olarak satılan Yûsuf için ayet şöyle der:
Satın alındığı anda bile ilahî plan işlemektedir: "Biz işte böylece Yûsuf'u o yere yerleştirdik." Köle olarak girdiği ev, izzete giden yolun ilk basamağıdır. Kıssanın devamında zindan gelir, sonra Mısır'ın hazinelerinin başına geçiş. Ayetin son cümlesi, Muizz isminin işleyişini özetler: "Allah işinde galiptir, fakat insanların çoğu bunu bilmez." Kuyudaki Yûsuf'a bakan kimse, onun bir gün kardeşlerini huzurunda ağırlayacağını tahmin edemezdi.
Günlerin dönüşümü. Kur'an, izzetin ve yenilginin insanlar arasında döndüğünü açıkça söyler:
Uhud'da yenilgi yaşayan müminlere, Bedir'de karşı tarafın da aynı yarayı aldığı hatırlatılır: "Bu günleri insanlar arasında döndürürüz." Hiçbir izzet kalıcı değildir, hiçbir zillet de ebedî değildir. Ayet bu dönüşümün hikmetini de söyler: gerçek müminlerin ortaya çıkması. Muizz isminin verdiği izzet bir ödül olduğu kadar bir sınavdır: Kimin izzetle şımardığı, kimin zilletle yıkılıp yıkılmadığı bu dönüşümde görünür.
Sahte izzet kaynakları. Kur'an, izzeti yanlış kaynaklarda arayanları da anlatır:
İnsanlar kendilerine "kuvvet ve şeref" kazandırsın diye Allah'tan başka ilahlar edinmiştir. Ayetin cevabı serttir: Bu ilahlar, bir gün onların ibadetini inkâr edecek ve onlara düşman olacaktır. İzzet için dayanılan her sahte kaynak, sonunda dayananı yüzüstü bırakır. Bu ilahlar bugün bir makam, bir servet ya da bir insanın onayı da olabilir.
İlmî
İlmî
Azîz ile Muizz arasındaki fark. Kelâmcılar ilahî isimleri zâta ait sıfatları anlatanlar ve fiilleri anlatanlar olarak ayırmıştır. Azîz, Allah'ın kendi izzetini anlatan bir sıfat ismidir; Allah ezelden beri Azîz'dir. Muizz ise bir fiil ismidir: İzzet vermek, izzet verilecek bir kulun var olmasını gerektirir. Bu ayrım, Mâtürîdî kelâmcıların tekvîn sıfatı üzerindeki tartışmasıyla da ilgilidir: Onlara göre yaratmak, rızık vermek, izzet vermek gibi fiiller, ezelî bir tekvîn sıfatına dayanır; Eş'arîler ise bu fiilleri kudret sıfatının kullara yönelmesi olarak açıklamıştır. İki görüşte de Muizz ismi, ezelî bir kudretin zaman içinde bir kula yönelmesini anlatır.
Hz. Ömer'in sözü. Hâkim'in el-Müstedrek'inde Hz. Ömer'e nispet edilen bir söz, Muizz isminin tarih içindeki okunuşunu özetler: "Biz zelil bir topluluktuk; Allah bizi İslâm ile aziz kıldı. Allah'ın bizi aziz kıldığı şeyden başkasında izzet ararsak, Allah bizi zelil eder." Söz, Hz. Ömer'in Şam'a gidişi sırasında, kendisini gösterişsiz bir kıyafetle gören komutanlarının itirazına cevap olarak aktarılır. İzzetin kaynağını unutan, izzetin kendisini de kaybeder.
Mülk ve izzet. Âl-i İmrân 26 mülk ile izzeti ayrı ayrı anar: Mülk vermek ve almak bir çift, izzet vermek ve alçaltmak ayrı bir çifttir. Müfessirler bu ayrımdan, mülkün izzeti gerektirmediği sonucunu çıkarmıştır: Mülk sahibi zelil, mülksüz biri aziz olabilir. Firavun mülk sahibiydi ama izzeti yoktu; Bedir'in zayıf topluluğu mülksüzdü ama izzet verildi.
"İyilik elindedir." Âl-i İmrân 26 hem aziz kılmayı hem alçaltmayı Allah'a nispet ettiği hâlde, ayetin özeti yalnız "iyilik elindedir" der; "kötülük de" demez. Âlimler bunu, kötülüğü doğrudan Allah'a nispet etmeme edebinin bir örneği olarak okumuştur. Aynı edep İbrâhîm'in sözünde de görülür: "Hastalandığımda bana O şifa verir" (Şuarâ 80); hastalığı kendine, şifayı Rabbine nispet eder. Yaratma bakımından her şey Allah'tandır; ama dil, iyiliği O'na, eksikliği kendine nispet eder.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Muizz
el-Muizz Kur'an'da isim kalıbıyla geçmez; bu sayfanın Kur'an'da bölümü boştur. İsim, Âl-i İmrân 26'daki fiilden alınır: Dilediğini aziz kılarsın. Kök, Azîz dersindeki kökün aynısıdır, ama bu kez gözü isimden çok insanlara çevirmek gerekir. Kök verisine göre izzet kelimesi Kur'an'da insanlar hakkında kullanıldığında çoğu zaman bir gururun, sahte bir dayanağın ya da bir iddianın adıdır. Bu dersin İlmî seviyesi Azîz ile Muizz farkını, Hz. Ömer'in sözünü, mülk ile izzetin ayrılığını ve iyiliğin nispetini anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Zeccâc (ö. 311/923) | Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâ | Dil: "daha aziz" iddiası |
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: günaha sürükleyen izzet |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | Letâifü'l-işârât | İşârî tefsir: iki bahçenin sahibi |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: Şuayb'ın sorusu |
Zeccâc: "Daha aziz" iddiası. Dilci şârihler kökün karşılaştırma kalıbına dikkat eder. E'azz, yani daha aziz, Kur'an'da üç kez geçer ve üçü de insan ağzındadır. Münâfikûn 8'de münafıklar Medine'ye dönünce daha aziz olanın daha zelil olanı oradan çıkaracağını söyler. Kehf 34'te iki bahçe sahibi arkadaşına nüfusça daha itibarlı olduğunu söyler. Hûd 92'de ise Şuayb kavmine taraftarlarının onlara Allah'tan daha mı değerli olduğunu sorar. Dilci için kalıp bir şey öğretir: İnsanlar izzeti karşılaştırarak, birinin ötekinden üstün olduğunu iddia ederek arar. Muizz ise izzeti karşılaştırmayla değil, vererek dağıtır.
Taberî: Günaha sürükleyen izzet. Bakara 206'da kendisine Allah'tan sakın denildiğinde gururu onu günaha sürükleyen birinden söz edilir; Diyanet meali buradaki izzet kelimesini gurur diye çevirir. Taberî'nin aktardığı rivayetler ayetin indiği bağlamı belirli bir kişiyle ilişkilendirir, ama hükmün herkese uyduğunu da belirtir. Aynı yerde İbn Mes'ûd'a nispet edilen bir söz de aktarılır: Kendisine Allah'tan sakın denen birinin buna öfkeyle karşılık vermesi büyük günahlardandır. Ayet ve söz birlikte izzetin bozulmuş hâlini tarif eder: Öğüdü kabul edememek. Muizz'in verdiği izzet ise kulu öğüde açık tutar.
Kuşeyrî: İki bahçenin sahibi. Kehf 34–42'deki kıssa, izzeti malında ve adamlarında arayan bir adamı anlatır. Adam bahçesine girer, onun hiç yok olmayacağını sanır ve kıyametin kopacağından bile şüphe eder. Kıssanın sonunda bahçe yok olur ve adam ellerini ovuşturarak keşke Rabbine kimseyi ortak koşmasaydım der. İşârî tefsir geleneğinde bu kıssa, izzetin yanlış yere bağlanmasının örneği olarak okunur. Kuşeyrî'nin tefsiri gibi eserlerde bu tür kıssalardan çıkan ders şudur: Kulun izzeti elindekinde değil, elindekini kimden bildiğindedir. Adam bahçeyi kaybedince izzetini değil, izzet sandığı şeyi kaybetmiştir.
Râzî: Şuayb'ın sorusu. Hûd 91–92'de Şuayb'ın kavmi ona, taraftarları olmasaydı onu taşlayacaklarını ve onların gözünde itibarı olmadığını söyler; mealin itibar diye çevirdiği kelime de azîzdir. Şuayb'ın cevabı bir sorudur: Taraftarlarım size Allah'tan daha mı değerlidir? Râzî'nin tefsirinde bu soru, kavmin korkusunun yönünü ortaya koyan bir kınama olarak açıklanır. Onlar bir peygambere bir kabile yüzünden dokunmamışlar, ama onu gönderen yüzünden dokunmaktan çekinmemişlerdir. Râzî'nin okumasında ayet izzetin kaynağı hakkında bir ölçü verir: İnsanların gözünde birini koruyan şey, çoğu zaman Allah'ın verdiği izzet değil, onun arkasındaki kalabalıktır.
Karşılaştırma. Dört şârih aynı kökün dört yüzüne bakar. Dilci insanların izzeti karşılaştırarak aradığını, müfessir öğüdü reddettiren gururu, işârî müfessir izzeti malda arayan adamı, Râzî ise izzeti kalabalıkta gören kavmi öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: İnsanın kendi kurduğu izzet bir iddiadır; Muizz'in verdiği izzet ise bir emanettir.
Durup düşün
- İzzetini, değerini ve onurunu en çok neye dayandırıyorsun: işine, servetine, çevrene, yoksa Allah'a?
- Hayatında zayıf ve değersiz hissettiğin bir dönemden sonra bir izzete kavuştuğun oldu mu? Bunu kime nispet ettin?
- Yardım ettiğin birinin izzetini korudun mu, yoksa farkında olmadan onu küçük düşürdün mü?
Uygulama
Bugün Âl-i İmrân 26–27'deki duayı oku ve "iyilik senin elindedir" cümlesinde dur. Birine yardım edeceksen, bunu onun izzetini koruyarak yap: sessizce, minnet beklemeden, teşhir etmeden. Akşam Tefekkür Defteri'ne, izzetini hangi sahte kaynaklara dayandırdığını dürüstçe yaz.
Kendini sına
- Azîz ile Muizz isimleri arasındaki fark nedir?
- Kasas 5–6'da izzet kimlere verilir?
- Âl-i İmrân 123'te Bedir'deki müminlerin hâli nasıl anlatılır?
- Âl-i İmrân 140'a göre izzet ve yenilgi neden insanlar arasında döner?