Müntakim, zulmü ve isyanı karşılıksız bırakmayan, mühlet verdikten sonra suçluya hak ettiği karşılığı veren ve mazlumun hakkını zalimden alan demektir. Türkçede "intikam" kelimesi çoğu zaman öfkeyle, kinle ve ölçüsüzlükle birlikte düşünülür: İnsanın intikamı, yarasını soğutmak için bir karşılık vermektir ve çoğu zaman hak edilenin ötesine geçer. Müntakim isminin anlattığı ise bundan tamamen farklıdır: Ne öfke boşaltmaktır ne kin; hak edilen karşılığın, hak edildiği ölçüde ve hak edildiği zamanda verilmesidir. Diyanet meali Âl-i İmrân 4'te ismin kökünü "mazlumların öcünü alır" diye çevirir; bu çeviri, ismin kimin için işlediğini gösterir. Bu ders ismi, kendisi için hiç intikam almayan bir peygamberle, kıyamet günü boynuzsuz koyunun boynuzludan hakkını alışıyla, müminlere yardımı "üzerine bir hak" kılan Rabbin sözüyle ve bir sonraki isim olan el-Afüvv'e açılan kapıyla okur.
Temel
Kelime. Müntakim, n-k-m kökünden gelir. Kökün temel anlamı "bir şeyi kötü görmek, onu ayıplamak ve karşılığını vermek"tir. Türkçede intikam (öç), nikmet (ceza, azap) ve müntakim (öç alan) bu köktendir. Müntakim, ifti'âl kalıbından bir ism-i fâildir. İsim Kur'an'da bu tekil kalıpla geçmez; Allah için "intikam sahibi" (zü'ntikâm) ifadesiyle dört yerde, "öç alanlar" (müntekımûn) çoğul biçimiyle de üç yerde geçer. İsmin Tirmizî listesindeki biçimi, bu ifadelerden türetilmiştir.
Mazlumların öcünü alır. Kur'an, ismin kökünü şöyle kullanır:
Ayetin sonunda Allah "güçlü" (azîz) ve "intikam sahibi" (zü'ntikâm) diye anılır; Diyanet meali bu son ifadeyi "mazlumların öcünü alır" diye çevirir. Müntakim isminin yönü buradadır: O'nun intikamı, bir kırgınlığın değil, bir adaletin ifadesidir. Zulmedilen, kendi hakkını alamayacak kadar güçsüz olduğunda, hakkını alacak olan Müntakim'dir.
Geçmişi affetti. Mâide sûresi, ihramlıyken avlanma yasağını anlatırken önce geçmişteki hataları affeder, sonra bir sınır koyar: "Allah geçmiştekileri affetmiştir, kim tekrar yaparsa Allah ondan öç alır" (Mâide 95). Müntakim'in öç alması, af kapısının açık tutulmasından sonra gelir; geçmiş bağışlanır, bilerek tekrarlanan ısrar ise karşılıksız kalmaz.
Suçlulardan öç alacağız. Kur'an, öç alma sözünü belirli bir suça bağlar:
Ayet, ayetler hatırlatıldığı hâlde yüz çevirenin en büyük zalim olduğunu söyler. Müntakim'in öç alması, hatırlatılmış, uyarılmış, mühlet verilmiş ve yine de yüz çevirmiş olana yöneliktir. İntikamdan önce uyarı, uyarıdan önce rahmet vardır.
Kendisi için intikam almadı. Hz. Âişe, Hz. Peygamber'in bu konudaki tutumunu şöyle anlatır:
Bu hadis, Müntakim isminin kuldaki yansımasını çizer: Kişisel öfke ve kırgınlık için öç almamak; ama Allah'ın koyduğu sınırlar ve başkalarının hakları çiğnendiğinde adaletin yanında durmak.
Boynuzsuz koyunun hakkı. Hz. Peygamber, Müntakim'in adaletinin ne kadar kapsamlı olduğunu şöyle anlatmıştır:
Hayvanlar arasında bile, en küçük boyutta dahi, karşılıksız kalan bir haksızlık yoktur. İnsanlar arasında karşılıksız kalan bir zulüm ise hiç yoktur.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Müntakim'i, isyankârların belini kıran ve zalimlere ceza veren diye tanımlar; bunu da onları uyardıktan ve mühlet verdikten sonra yapar. Kulun bu isimden payı, Allah'ın düşmanlarından intikam almaktır; bunların en büyüğü ise kulun kendi nefsidir. Gazâlî'ye göre kul, nefsi bir günah işlediğinde onu bir ibadetle, bir sadakayla ya da bir mahrumiyetle "cezalandırarak" intikamını alır.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Müntakim ismi, kâinattaki dengede okunur. Doğada bir dengeyi bozan, er ya da geç bir karşılıkla yüzleşir: Aşırı avlanan bir türün yok olması, kirletilen bir nehrin kendi kıyısını zehirlemesi, tahrip edilen ormanın toprağı alıp götürmesi. Kâinat, bozulan dengeleri uzun vadede karşılıksız bırakmaz.
Derin
Derin
Müminlere yardım bir haktır. Kur'an, öç alma ile yardım etmeyi aynı ayette birleştirir:
Ayetin iki yarısı birbirini tamamlar: Suç işleyenlerden öç alınmıştır; çünkü müminlere yardım etmek, Allah'ın kendi üzerine aldığı bir haktır. Müntakim'in intikamı, mazlumların yardımına gelmenin öbür yüzüdür.
Firavun ve kavmi. Kur'an, öç almanın tarihteki bir örneğini anlatır:
Firavun kavmini küçümsemiş, onlar da ona itaat etmişti. Sonunda hepsi suda boğulmuştur. Ayetin son cümlesi dikkat çekicidir: Onlar, sonradan gelecekler için bir ibret kılınmıştır. Müntakim'in öç alması, yalnız bir ceza değil, sonrakilere bir uyarıdır.
Kuluna yetmez mi? Zümer sûresi, intikam sahibini müminin güvencesi olarak anar:
Hz. Peygamber, başka ilahlarla korkutulduğunda bu ayetlerle teselli edilmiştir: Allah kuluna yetmez mi? O güçlü ve öç alabilen değil midir? Mazlum için Müntakim ismi bir tehdit değil, bir güvencedir: Kimse zulmettiğinin yanına kâr kalmayacağını bilir.
Mühlet ve dönüş. Duhân sûresi, azabın kaldırılıp yeniden dönülmesini anlatır:
Azap bir süre kaldırılır; ama insanlar eski inkârlarına döner. Müntakim'in öç alması, bu kaldırılmış süreden, verilen şansın boşa harcanmasından sonra gelir. Öç almak, ilk seçenek değil, son seçenektir.
Müflis kim? Hz. Peygamber, ashabına "Müflis kimdir, bilir misiniz?" diye sormuş; onlar parası ve malı olmayan kimse deyince şöyle buyurmuştur: Ümmetimden müflis, kıyamet günü namazla, oruçla, zekâtla gelen; ama birine sövmüş, birine iftira atmış, birinin malını yemiş, birinin kanını dökmüş, birini dövmüş olarak gelen kimsedir. Onun iyilikleri hak sahiplerine verilir; iyilikleri biterse, onların günahları ona yüklenir (Müslim, Birr). Müntakim'in adaleti, ibadetin bile bir başkasının hakkını ödemeye harcanacağı kadar titizdir.
Mazlumun duası. Hz. Peygamber, Muâz'ı Yemen'e gönderirken ona zekât toplarken dikkatli olmasını söylemiş ve şöyle uyarmıştır: "Mazlumun bedduasından sakın; çünkü onunla Allah arasında bir perde yoktur" (Buhârî, Zekât). Mazlumun sesi, Müntakim'e doğrudan ulaşır.
İlmî
İlmî
İnsanın intikamı ve Allah'ın intikamı. Âlimler, intikam kelimesinin Allah için kullanılmasını açıklarken iki intikamı birbirinden ayırmıştır. İnsanın intikamı, öfkenin ve acının etkisiyle yapılır; ölçüsüz olabilir, yanlış kişiye yönelebilir, karşılığından fazlasını alabilir. Allah'ın intikamı ise adaletin tam uygulanmasıdır: Suçluya hak ettiğinden fazlası verilmez, suçsuza dokunulmaz, zaman ve ölçü hikmetle belirlenir. Kelâm âlimleri, Allah'a öfke ve intikam nispet eden ayetleri, O'nun insana benzer bir duygulanmaya maruz kaldığı şeklinde değil, cezalandırma iradesi olarak anlamıştır.
Müntakim ve Afüvv. Esmâ listesinde Müntakim'in hemen ardından el-Afüvv gelir. Âlimler bu sıralamaya dikkat çekmiştir: İntikam ile af yan yana durur. Allah'ın ceza vermeye gücü yeter; ama çoğu zaman affeder. Buhârî'de aktarılan bir kudsî hadiste Allah, yaratmayı bitirdiğinde katındaki bir kitaba "Rahmetim gazabımı geçmiştir" diye yazdığını bildirir (Buhârî, Tevhîd). Bu yüzden bazı âlimler, Müntakim isminin tek başına değil, Afüvv ile birlikte anılmasını tavsiye etmiştir.
Fetih günü. Hz. Peygamber'in hayatı, gücün en yüksek noktasında intikam yerine affın seçildiği bir örnekle doludur. Siyer kaynakları, Mekke'nin fethedildiği gün, yıllarca kendisine ve ashabına eziyet eden Kureyşlilere "Gidiniz, serbestsiniz" dediğini aktarır. İntikam almaya gücü yettiği anda affetmesi, Müntakim isminin kuldaki en yüksek yansıması olarak okunmuştur: Adalet hakkı tanır, af ise o hakkı bağışlar; ikisi de hakkın sahibinin elindedir.
Ceza ve kısas. İslâm hukukunda kısas, "denk karşılık" anlamına gelir ve intikamın sınırını çizer: Bir cana karşı bir can, bir yaraya karşı bir yara. Kur'an bu sınırı koyduktan sonra affı daha üstün tutar: "Kim hakkından vazgeçerse bu, onun günahlarına keffaret olur" (Mâide 45). Müntakim'in adaleti ölçüyü, Afüvv'ün rahmeti ise affı öğretir; kul, hakkını alabileceği yerde bağışlamayı seçtiğinde ikisini birlikte yaşar.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Müntakim
el-Müntakim Kur'an'da tekil bir isim olarak geçmez. Kalıp üç ayette çoğul biçimiyle, Allah'ın kendisini Biz diye andığı cümlelerde gelir: Secde 22, Zuhruf 41 ve Duhân 16; bu sayfanın Kur'an'da bölümü üçünü de gösterir. İsme en yakın kullanım ise intikam sahibi (zü'ntikâm) ifadesidir. Kök ve dil bölümünün gösterdiği gibi n-k-m kökü Kur'an'da 17 kez geçer; bunların dördü nekame fiilidir ve öç almak değil, bir şeyi kötü görmek, ona kızmak anlamındadır. Bu dersin İlmî seviyesi iki intikamı, Müntakim ile Afüvv'ü, fetih gününü ve kısası anlattı. Bu bölüm, kökün bu ikinci anlamına ve bir ahkâm ayetine şârihlerin sorduğu soruları yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: iman ettikleri için kızmak |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: hoşlanmamanın sebebi |
| Kurtubî (ö. 671/1273) | el-Câmi' li-ahkâmi'l-Kur'ân | Ahkâm: tekrar edenin hükmü |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | Letâifü'l-işârât | İşârî tefsir: öç alana karşı sabır |
Taberî: İman ettikleri için kızmak. Bürûc sûresi, inananları ateşli bir hendeğe atanları anlatır ve 8. ayette onların neden kızdığını söyler: Bu inkârcıların inananlara kızmaları, onların sadece göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin bulunan, övülmeye layık ve güçlü olan Allah'a inanmış olmalarındandı. Kızmak diye çevrilen fiil nekamû'dur. Taberî'nin açıklamasına göre ayet, zulmedenlerin inananlarda iman dışında ayıplayacak bir şey bulamadıklarını bildirir. Kökün ilk anlamı burada açıkça görünür: Bir şeyi kötü görmek ve buna karşı harekete geçmek. İnsanın intikamı, yanlış bir yargıdan doğduğunda bir zulme dönüşür; ayet de hemen ardından Allah'ın her şeye şahit olduğunu hatırlatır.
Râzî: Hoşlanmamanın sebebi. Mâide 59 aynı fiili bir soru olarak kullanır: Ey kitap ehli! Allah'a, bize indirilene ve daha önce indirilene inanmamızdan ve çoğunuzun fasık olmasından ötürü mü bizden hoşlanmıyorsunuz? Râzî'nin tefsirinde ayetin ikinci kısmı bir dil sorusu olarak ele alınır: Muhatapların fasık olması, inananlardan hoşlanmamalarının sebebi nasıl olabilir? Aktarılan açıklamalardan birine göre cümle şöyle anlaşılır: Siz, bizim iman ettiğimiz, sizin ise yoldan çıktığınız bir farktan ötürü bizden hoşlanmıyorsunuz. Bu okumada ayet, hoşlanmamanın asıl kaynağını gösterir: İnsan, kendi eksiğini hatırlatan şeyi kötü görür. Kökün bu anlamı, Müntakim'in adaletli intikamı ile insanın yanlış yönelmiş öfkesi arasındaki farkı belirginleştirir.
Kurtubî: Tekrar edenin hükmü. Dersin Temel seviyesinde Mâide 95'in son cümlesi okunmuştu: Allah geçmiştekileri affetmiştir, kim tekrar yaparsa Allah ondan öç alır. Kurtubî bu cümlenin bir fıkıh sorusu doğurduğunu aktarır: İhramlıyken av öldürmeyi tekrar eden kişiye her seferinde yeniden kefaret gerekir mi? İbn Abbâs'a nispet edilen bir görüşe göre tekrar edene kefaret hükmü uygulanmaz, çünkü ayet onun işini Allah'ın intikamına bırakmıştır. Âlimlerin çoğunluğu ise her seferinde kefaretin gerektiğini, intikam tehdidinin buna ek olduğunu söylemiştir. Bu tartışmada intikam bir hukuk hükmünün yerini almaz; aksine, dünyadaki bedelin ödenmesinin ötesinde kalan hesabı anlatır.
Kuşeyrî: Öç alana karşı sabır. A'râf 126'da Firavun'un tehdidiyle karşılaşan sihirbazlar şöyle der: Rabbimizin ayetleri gelince onlara inanmamızdan ötürü bizden öç alıyorsun. Rabbimiz! Bize sabır ver ve canımızı müslim olarak al. Fiil yine aynı köktendir. Kuşeyrî'nin işârî okumasında sihirbazların cevabı dikkat çeker: Kendilerinden öç alana karşı bir öç tehdidiyle değil, bir duayla karşılık verirler. Kul, kendisine yapılan haksızlığın hesabını Müntakim'e bırakır ve kendisi için yalnız sabır ister. Bu okuma dersin İlmî seviyesindeki ayrımla buluşur: İnsanın intikamı öfkeyle ölçüyü kaçırabilir; intikamı Allah'a bırakmak ise hem adaleti hem de kulun kalbini korur.
Karşılaştırma. Dört şârih kökün iki anlamı arasında gidip gelir. Taberî ve Râzî, insanların imanı kötü görüp ona kızmasının kaynağını; Kurtubî, intikam tehdidinin bir fıkıh hükmüyle nasıl yan yana durduğunu; Kuşeyrî ise kendisinden öç alınan kulun sabrını öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: İnsanın intikamı çoğu zaman yanlış bir yargıdan doğar; adaletli intikam yalnız Müntakim'e aittir ve kul ona güvendiği ölçüde öfkesini bırakabilir.
Durup düşün
- Sana yapılan bir haksızlıkta, hissettiğin öfke ile hak ettiğin karşılık arasında bir fark var mı?
- Buhârî'deki hadise göre Hz. Peygamber kendisi için intikam almazdı. Sen en son ne zaman kişisel bir kırgınlığı affettin?
- Gazâlî'nin önerdiği gibi, nefsinin işlediği bir hatanın "karşılığını" ona bir iyilikle nasıl verebilirsin?
Uygulama
Bugün sana karşı yapılmış küçük bir haksızlığı düşün ve onu kişisel bir öfkeyle değil, adaletle ya da affederek karşıla. Bir mazlumun hakkını savunmak için elinden gelen küçük bir şey yap. Nefsinin bir hatasını, Gazâlî'nin önerdiği gibi, bir sadakayla ya da bir ibadetle telafi et. Akşam Tefekkür Defteri'ne, intikam ile adalet arasındaki farkı kendi hayatından bir örnekle yaz.
Kendini sına
- Diyanet meali Âl-i İmrân 4'teki "zü'ntikâm" ifadesini nasıl çevirir ve bu çeviri neyi gösterir?
- Hz. Âişe'ye göre Hz. Peygamber kimin için intikam alırdı?
- Müslim'deki hadise göre kıyamet günü haklar nasıl ödenecektir?
- Gazâlî'ye göre kulun intikam alması gereken en büyük düşman kimdir?