Mümît, ölümü yaratan, her canlının ecelini belirleyen ve vakti gelince hayatı geri alan demektir. İnsanın en kesin bildiği şey ölümdür; en az düşündüğü şey de çoğu zaman odur. Ölüm bir kaza, bir bozulma ya da bir yenilgi gibi görünür. Kur'an ise ölümü, hayat gibi yaratılmış bir şey olarak anar ve onu Allah'ın isimlerinden birine bağlar. Bu ders, bir önceki isim el-Muhyî ile birlikte okunur: Hayatı veren, ölümü de verendir. Bu ders ismi, ölümü ve hayatı bir sınav için yaratan Rabbin sözüyle, sağlam kalelere de ulaşan bir yolcuyla, bir kralın karşısında "Rabbim diriltir ve öldürür" diyen İbrahim'le ve dünyada bir yolcu gibi yaşamaya çağıran bir öğütle okur.
Temel
Kelime. Mümît, m-v-t kökünden gelir. Kökün temel anlamı "ölmek, hareketi ve canlılığı kaybetmek"tir. Türkçede mevt (ölüm), meyyit (ölü; "meyit" kelimesi buradan), emvât (ölüler), mevtâ (ölüler) ve mümît (öldüren) bu köktendir. Arapçada ölü topraklar için de, sönmüş ateş için de, durgun rüzgâr için de bu kök kullanılır: Canlılığını kaybeden her şey "ölmüş" sayılır. Mümît ismi Kur'an'da isim kalıbıyla geçmez; ancak fiili, hemen her zaman "diriltir ve öldürür" (yuhyî ve yumît) kalıbında Muhyî'nin fiiliyle birlikte gelir. Kur'an'da iki fiilin bu biçimde yan yana geldiği pek çok ayet vardır.
Ölüm de yaratılmıştır. Mülk sûresi, ölümü hayattan önce anarak başlar:
Ayet üç şey söyler. Birincisi, ölüm de hayat gibi yaratılmıştır; kendiliğinden olan bir şey değildir. İkincisi, ölüm hayattan önce anılır. Üçüncüsü, ikisinin yaratılış amacı aynıdır: hanginizin daha güzel iş yapacağını ortaya çıkarmak. Ölüm, hayatı anlamsızlaştırmaz; tersine ona bir sınav ağırlığı verir. Sınırı olmayan bir sınav, sınav olmaz.
Her can tadacak. Kur'an, ölümün istisnasız olduğunu söyler:
"Tatmak" fiili dikkat çekicidir: Ölüm bir yok oluş olarak değil, tadılan bir geçiş olarak anlatılır. Ayet hemen ardından asıl başarının ne olduğunu söyler: Ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulan kurtulmuştur. Dünya hayatı ise aldatıcı bir geçimliktir. Enbiyâ sûresi aynı cümleye sınavı ekler:
İyilik de kötülük de bir imtihandır; ölüm ise imtihanın bittiği andır.
Sağlam kalelerde bile. Kur'an, ölümden kaçmanın mümkün olmadığını da söyler:
İnsan kendini korumak için duvarlar, kaleler, sigortalar ve önlemler kurar. Bunlar hayatı korumaya yardım eder; ama eceli değiştirmez. Mümît'in belirlediği vakit geldiğinde, en sağlam kale de açık bir kapı gibidir.
Yolcu gibi ol. Hz. Peygamber, İbn Ömer'in omzunu tutarak ona şöyle demiştir:
İbn Ömer de bu öğüdü şöyle açıklardı: "Akşama erişince sabahı bekleme, sabaha erişince akşamı bekleme. Sağlığından hastalığın için, hayatından ölümün için pay ayır." Yolcu, konakladığı yere yerleşmez; yükünü hafif tutar.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Mümît'i Muhyî ile birlikte açıklar: Hayatı yaratan Muhyî, ölümü yaratan Mümît'tir; ikisinin de yaratıcısı yalnız Allah'tır. Kulun bu isimden payı, ölümü sık sık hatırlamak ve nefsin kötü arzularını "öldürmek", yani onların hükmünü kırmaktır. Gazâlî, İhyâ'nın son bölümlerinden birini bütünüyle ölümü anmaya ve ölümden sonrasına ayırmıştır.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Mümît ismi, doğanın her döngüsünde okunur. Sonbaharda yapraklar düşer, çiçekler solar, bir gün biter ve gece gelir. Kur'an, ölü toprağı da "ölü" diye anar: Canlılığını kaybeden her şey, Mümît'in işinin bir örneğidir. Ama aynı döngüde ölüm, bir sonraki hayatın hazırlığıdır: Düşen yaprak toprağa karışır, gelecek baharın yaprağını besler.
Derin
Derin
Rabbim diriltir ve öldürür. İbrahim, kendisine mülk verildiği için büyüklenen bir hükümdarla tartışmış ve Rabbini bu iki fiille tanıtmıştır:
Hükümdarın cevabı ("Ben de diriltir ve öldürürüm"), hayatı ve ölümü yalnızca bir infaz ya da bağışlama yetkisi olarak gören bir bakışı yansıtır. İbrahim tartışmayı uzatmaz; onu hükümdarın hiçbir zaman sahip olamayacağı bir alana taşır: Güneşi batıdan getirmek. Diriltmek ve öldürmek, kâinatın düzenini kuran güce aittir; bir insanın elindeki yetki, bu gücün gölgesi bile değildir.
Ne bir saat geri, ne bir saat ileri. Kur'an, ecelin kesinliğini şöyle anlatır:
Ecel, Mümît'in belirlediği vakittir. Ne ertelenir ne öne alınır. İnsan bunu bilerek yaşadığında, zamanın kıymetini bilir.
Ertelesen de sadaka versem. Kur'an, ölüm anındaki pişmanlığı insanın kendi ağzından aktarır:
Ölüm gelen kişinin dileği dikkat çekicidir: Uzun bir ömür değil, yakın bir süre ister; o süreyi de sadaka vermek ve iyilerden olmak için ister. Ayet bu dileği bir uyarıya çevirir: O an gelmeden önce harcayın.
Kaçtığınız ölüm. Kur'an, ölümden kaçmanın insanı ona doğru götürdüğünü de söyler:
Ayetteki ifade dikkat çekicidir: Kaçılan ölüm, insanın "karşısına çıkacaktır". İnsan ölümden uzaklaştığını sanarken ona doğru yürür. Ayet, ölümün ardından gelen asıl buluşmayı da hatırlatır: Görüleni de görülmeyeni de bilen Allah'a döndürülmek ve yapılanların haber verilmesi.
Allah'a kavuşmayı sevmek. Hz. Peygamber, ölümle ilgili şöyle buyurmuştur:
Hz. Âişe "Ey Allah'ın Resulü, hepimiz ölümden hoşlanmayız" deyince, Hz. Peygamber bunun ölümden hoşlanmamak olmadığını açıklamış; müminin ölüm anında Allah'ın rahmeti ve rızasıyla müjdelendiğini, bu yüzden Allah'a kavuşmayı sevdiğini söylemiştir.
İlmî
İlmî
Ölüm bir varlık mı, bir yokluk mu? Mülk 2'deki "ölümü ve hayatı yaratan" ifadesi, kelâm âlimleri arasında bir tartışmaya konu olmuştur. Ehl-i sünnet kelâmcılarının çoğu, ölümün yaratılmış bir şey, yani varlığı olan bir hâl olduğunu kabul etmiş ve bu ayeti delil göstermiştir. Bazı kelâmcılar ise ölümü hayatın yokluğu olarak tanımlamış ve ayetteki "yaratma"yı "takdir etme" anlamında yorumlamıştır. İki görüşte de ortak olan, ölümün Allah'ın tasarrufu dışında olmadığıdır.
Belirlenmiş vakit. Vâkıa sûresi ölümün "aranızda takdir edildiğini" söyler:
Kelâm eserlerinde ecel meselesi de tartışılmıştır: Öldürülen bir insan, öldürülmeseydi yaşamaya devam eder miydi? Ehl-i sünnet âlimleri, her canlının tek bir eceli olduğunu ve öldürülen kişinin de kendi eceliyle öldüğünü kabul etmiştir; öldürenin sorumluluğu ise bu yüzden kalkmaz. Mu'tezile'nin bir kısmı ise öldürülenin ecelinin kesildiğini savunmuştur.
Ölüm sarhoşluğu. Kâf sûresi ölüm anını "ölüm sarhoşluğu" (sekratü'l-mevt) diye anar (Kâf 19). Türkçede "sekerat" kelimesi, ölüm döşeğindeki hâl için bu ayetten yerleşmiştir.
Lezzetleri kesen. Tirmizî'nin Sünen'inde (Zühd) aktarılan ve Tirmizî'nin "hasen garîb" dediği bir rivayette Hz. Peygamber, "Lezzetleri kesen şeyi, yani ölümü çokça anın" buyurmuştur. Sûfîler arasında yaygın olan "Ölmeden önce ölünüz" sözü ise, İbn Hacer ve Aliyyülkârî gibi hadis âlimlerinin belirttiğine göre bir hadis değildir; sûfîlerin nefsin arzularını kırmayı anlatan bir sözüdür. Anlamı Gazâlî'nin "kulun payı" tarifine yakındır, ama Hz. Peygamber'e nispet edilmez.
Nankör insan. Hac sûresi, hayat ve ölüm çemberini insanın nankörlüğüyle bitirir:
Hayat veren, öldüren ve yeniden diriltecek olan bellidir; ama insan bu çemberin içinde sahibini unutur.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Mümît
el-Mümît, Kur'an'da isim kalıbıyla geçmez; bu sayfanın Kur'an'da bölümü boştur. İsim, öldürmek fiilinden alınır ve bu fiil Kur'an'da 21 kez Allah'a nispet edilir; çoğu yerde diriltmek fiiliyle yan yanadır. Kök 165 kelimedir: mevt 50, mâte 39, meyyit 38 kez geçer. Kökün az geçen kelimeleri ise ölümü beklenmedik yerlerde gösterir: bir yiyecek hükmünde, bir ahlâk benzetmesinde ve ahirette sorulan bir soruda. Bu dersin İlmî seviyesi ölümün bir varlık mı yokluk mu olduğunu, belirlenmiş vakti, ölüm sarhoşluğunu, lezzetleri keseni ve nankör insanı anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: iki ölüm, iki hayat |
| Kurtubî (ö. 671/1273) | el-Câmi' li-ahkâmi'l-Kur'ân | Fıkıh: ölü eti ve zaruret |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | Letâifü'l-işârât | İşârî tefsir: ölü kardeşin eti |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: ilk ölümden başka |
Taberî: İki ölüm, iki hayat. Ğâfir 11'de cehennem ehli Rablerine şöyle derler: Bizi iki kez öldürdün, iki kez dirilttin. Bakara 28 de aynı sırayı anlatır: Ölü idiniz, sizi diriltti; sonra öldürecek, sonra yine diriltecek. Taberî'nin aktardığı görüşlerin çoğuna göre birinci ölüm, insanın hayat verilmeden önceki yokluk hâlidir; ikinci ölüm, dünyadaki hayatın sonudur. İki hayat ise dünyadaki hayat ile dirilişteki hayattır. Bu yorum Mümît isminin bir inceliğini gösterir: İnsanın ilk ölümü, ondan önce de vardır. Ölüm, hayatı çerçeveleyen iki uçtur ve iki ucun sahibi aynıdır.
Kurtubî: Ölü eti ve zaruret. Kökün meyte kelimesi Kur'an'da çoğu zaman yemesi haram kılınan ölü hayvanı anlatır. Bakara 173 bu hükmü verirken bir istisna da koyar: Darda kalan, haddi aşmadan ve zaruret miktarını geçmeden yerse günah işlemiş olmaz. Kurtubî'nin hüküm tefsirinde bu ayetten zaruret ilkesinin sınırları çıkarılır: Haram olan, hayatı korumak için ve yalnız gerektiği kadar mubah olur. Ayet Gafûr ve Rahîm isimleriyle biter. Ölümün kökü burada bir hayat ilkesine dönüşür: Kulun hayatını korumak, bir yasağın önüne geçebilir.
Kuşeyrî: Ölü kardeşin eti. Hucurât 12, gıybeti yasaklarken çarpıcı bir benzetme kurar: Hanginiz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Benzetmedeki ölü kelimesi bu köktendir. İşârî tefsir geleneği benzetmenin inceliğine dikkat çeker. Kuşeyrî'nin tefsiri gibi eserlerde gıybet edilen kişi orada bulunmadığı ve kendini savunamadığı için ölüye benzetilir. Kul, kendisinden uzakta olanı çekiştirirken onu kendini savunamaz bir hâle düşürür. Mümît isminin kuldaki bir uyarısı buradadır: İnsan, ölümün sahibi olmadığı hâlde dili ile bir kardeşini öldürebilir.
Râzî: İlk ölümden başka. Duhân 56, cennet ehlinin orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmayacağını söyler. İfade bir soru doğurur: Cennet ehli ilk ölümü cennette tatmamıştır; o hâlde istisna ne anlama gelir? Râzî'nin tefsirinde verilen cevaplar aktarılır. Bir görüşe göre istisna kopuktur ve anlam şudur: Dünyada tattıkları ilk ölüm dışında hiçbir ölüm tatmazlar. Başka bir görüşe göre ifade, ölümün bir daha asla gelmeyeceğini vurgulamak için kurulmuştur. Râzî'nin okumasında Mümît'in öldürmesi bir kez olur; ondan sonraki hayatta ölüm yoktur.
Karşılaştırma. Dört şârih aynı kökün dört yüzüne bakar. Müfessir hayatı çerçeveleyen iki ölümü, fakih hayatı korumak için açılan zaruret kapısını, işârî müfessir dilin öldürücülüğünü, Râzî ise bir kez gelen ve bir daha gelmeyecek ölümü öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Ölüm yalnız Mümît'e aittir; kul ise hayatı korumak ve kimseyi diliyle öldürmemekle yükümlüdür.
Durup düşün
- Mülk 2'ye göre ölüm ve hayat bir sınav için yaratılmıştır. Bu sınavda bugün neyi daha güzel yapabilirsin?
- Münâfikûn 10'daki gibi, "biraz daha zamanım olsaydı" diyeceğin hangi iyiliği erteliyorsun?
- "Dünyada bir garip ya da yolcu gibi ol" öğüdü, eşyalarına ve planlarına bakışını nasıl değiştirir?
Uygulama
Bugün ertelediğin bir işi tamamla: bir özür, bir borç, bir ziyaret ya da bir sadaka. Bir kabristanı ziyaret edebiliyorsan et ve orada yatanlara dua et. Akşam Tefekkür Defteri'ne, "yarın olmasaydı bugün neyi farklı yapardım?" sorusunun cevabını yaz.
Kendini sına
- Mülk 2'ye göre ölüm ve hayat hangi amaçla yaratılmıştır?
- Bakara 258'de İbrahim, hükümdarın "Ben de diriltir ve öldürürüm" sözüne nasıl cevap verir?
- Buhârî'deki hadiste Hz. Peygamber İbn Ömer'e dünyada nasıl olmasını öğütlemiştir?
- Münâfikûn 10'da ölüm gelen kişi hangi dileği dile getirir?