Muhyî, cansız olana hayat veren, ölü toprağı yağmurla, ölü kalbi imanla, ölmüş olanı dirilişle canlandıran demektir. İnsan hayatın ne olduğunu tam olarak tarif edemez; ama onun yokluğunu hemen tanır. Bir tohumun filizlenmesi ile bir taşın hareketsizliği arasındaki farkı herkes görür; bu farkı yaratan ise hiçbir insanın elinde değildir. Muhyî ismi, bu farkın kaynağını anlatır. Bu isim, bir sonraki isim el-Mümît ile birlikte okunur; ardından da hayatın kendisi olan el-Hayy gelir. Bu ders ismi, yağmurla canlanan toprakla, bir canı kurtaranın bütün insanlığı kurtarmış sayılmasıyla, ölü iken diriltilen kalple ve Allah'ı anan ile anmayanın diri ile ölüye benzetilmesiyle okur.
Temel
Kelime. Muhyî, h-y-y kökünden gelir. Kökün temel anlamı "diri olmak, canlı olmak"tır. Türkçede hayat, hayvan (canlı), ihyâ (canlandırma, yeniden hayata kavuşturma), tahiyyât (esenlik dilekleri; namazdaki "Ettahiyyâtü" duası), hayy (diri) ve muhyî (hayat veren) bu köktendir. İlginç bir bağ da hayâ kelimesindedir: Utanma duygusu anlamındaki hayâ da aynı köktendir. Dilciler bunu, hayânın kalbin diriliğinin bir belirtisi olmasıyla açıklamıştır: Ölü bir kalp utanmaz. Muhyî, Kur'an'da isim kalıbıyla ölüleri dirilten (muhyi'l-mevtâ) ifadesinde geçer; fiili ise çok sayıda ayette Allah'a nispet edilir.
Rahmetin izleri. Muhyî isminin geçtiği ayet, insanı dışarıya bakmaya çağırır:
Ayet, yağmurun ardından canlanan toprağı "Allah'ın rahmetinin belirtileri" diye anar ve oradan ölülerin dirilişine geçer: "Şüphesiz ölüleri O diriltir." Arapçada bu cümlede muhyi'l-mevtâ ifadesi kullanılır. Toprağın canlanması, dirilişin her bahar tekrarlanan bir örneğidir.
Hayatın çemberi. Kur'an, insanın hayatını dört adımda anlatır:
İnsan önce ölüydü, yani yoktu; sonra hayat verildi. Sonra ölecek, sonra yeniden diriltilecek ve O'na dönecektir. Ayet bir soruyla biter: "Öyleyken Allah'ı nasıl inkar edersiniz?" İnsanın kendi hayatı, Muhyî'nin en yakın delilidir.
Bir canı kurtarmak. Kur'an, insanın da küçük ölçüde "hayat verebileceğini" söyler:
Ayette "kurtarmak" diye çevrilen fiil, Muhyî isminin fiilidir (ahyâ). Bir insanı ölümden kurtaran, bütün insanlığı diriltmiş gibi sayılır. Kul hayat yaratamaz; ama bir hayatı korumaya, bir hayatın sürmesine vesile olabilir. Bir hastayı tedavi eden, bir boğulanı kurtaran, aç birini doyuran, Muhyî isminin kuldaki yansımasını taşır.
Diri ve ölü. Hz. Peygamber, hayatın yalnız bedende olmadığını şöyle anlatmıştır:
Beden yaşarken kalp ölü olabilir. Zikir, kalbin hayatıdır. Kelimedeki hayâ bağı da bir hadiste açıkça görünür:
Utanma duygusu, kalbin hâlâ diri olduğunun işaretidir; imanın bir parçası sayılması da bundandır.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Muhyî ve Mümît'i birlikte açıklar: Hayatı yaratan Muhyî, ölümü yaratan Mümît'tir; hayatın da ölümün de yaratıcısı yalnız Allah'tır. Kulun bu isimden payı, cehaletle ölmüş kalpleri ilimle diriltmeye çalışmak, unutulmuş bir iyiliği yeniden yaşatmak ve kendi kalbini zikirle diri tutmaktır.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Muhyî ismi, kuru toprağın yeşermesinde okunur:
Kupkuru toprak su gelince harekete geçer, kabarır ve canlanır. Ayet bu görüntüyü bir delil olarak sunar: Ona can veren, ölüleri de diriltir. Her yağmurun ardından toprağın kokusu, her baharın ilk yeşili, Muhyî'nin işinin görünür izleridir.
Derin
Derin
Ölü iken diriltilen kalp. Kur'an, hayatın bir de kalpteki yüzünü anlatır:
Ayette iki insan karşılaştırılır: Kalbi ölü iken diriltilen ve kendisine insanlar arasında yürürken önünü aydınlatacak bir nur verilen biri; ve karanlıklarda kalıp çıkamayan biri. Müfessirler ayetteki "ölü" kelimesini küfür ya da cehalet, "diriltmek" kelimesini ise iman ve hidayet diye açıklamıştır. Muhyî, bedenlere hayat verdiği gibi kalplere de hayat verir.
Kalpler katılaşmadan. Hadîd sûresi, kalbin katılaşmasından hemen sonra yeryüzünün dirilişini anar:
Ayetlerin sıralanışı dikkat çekicidir. Önce müminlere kalplerinin Allah'ı anmakla yumuşama zamanının gelip gelmediği sorulur; kalpleri katılaşan önceki topluluklar hatırlatılır. Hemen ardından ölü yeryüzünün diriltildiği söylenir. Müfessirler bu sıralamayı bir ümit kapısı olarak okumuştur: Ölü toprağı dirilten, katılaşmış kalbi de yumuşatabilir.
Kalbim iyice kansın. İbrahim, Rabbinden ölüleri nasıl dirilttiğini görmek istemiştir:
İbrahim'in isteği bir şüphe değildir; "İnanmıyor musun?" sorusuna "Hayır öyle değil, fakat kalbim iyice kansın" diye cevap verir. Bilgi ile görme arasındaki fark, kalbin huzurudur. Parçalanıp dağlara dağıtılan kuşlar, çağrılınca koşarak gelir; Muhyî'nin çağrısına hiçbir parça uzak değildir.
Hoş bir hayat. Kur'an, dünyadaki hayatın da bir niteliği olduğunu söyler:
"Hoş bir hayat" (hayâten tayyibeten), yalnız uzun ya da rahat bir hayat değildir. Müfessirler onu kanaat, huzur ve helal rızıkla geçen bir hayat diye açıklamıştır. Muhyî, yalnız hayat vermez; iman edip iyi iş yapana o hayatın hoşluğunu da verir.
Geceyi diriltmek. Hz. Âişe, Hz. Peygamber'in Ramazan'ın son on gecesinde geceyi ihya ettiğini (ahyâ'l-leyle), ailesini uyandırdığını ve kuşağını sıkıca bağladığını anlatır (Buhârî, Fazlü leyleti'l-kadr). Uykuyla geçecek bir geceyi ibadetle geçirmek de Arapçada "diriltmek" diye anılır.
İlmî
İlmî
Ölü toprağı ihya. İslâm hukukunda ihyâü'l-mevât (ölü toprağı diriltmek) diye bilinen bir bölüm vardır. Kimsenin mülkü olmayan, işlenmemiş bir toprağı sulayıp ekilir hâle getiren kişinin o toprağa sahip olacağı kabul edilmiştir. Tirmizî'nin Sünen'inde (Ahkâm) aktarılan "Kim ölü bir toprağı diriltirse o toprak onundur" rivayeti bu bölümün temel dayanaklarındandır. Hukuk dili bile, kuru toprağı yeşertmeyi bir "diriltme" olarak adlandırmıştır.
İhyâ ve Gazâlî. Gazâlî'nin en tanınmış eseri İhyâü ulûmi'd-dîn, "Din ilimlerinin diriltilmesi" adını taşır. Gazâlî, eserin girişinde din ilimlerinin ruhunun kaybolduğunu, yalnız dış kalıplarının kaldığını düşündüğünü anlatır. Eserin adı, Muhyî isminin kuldaki payını bir ilim programına dönüştürür: Ölmüş bir anlayışı yeniden canlandırmak.
Allah'ın izniyle. Kur'an, Îsâ'nın ölüleri dirilttiğini anlatırken her seferinde "Allah'ın izniyle" kaydını ekler (Âl-i İmrân 49; Mâide 110). Kelâm âlimleri buradan, bir peygamberin elinde görülen diriltmenin bile gerçek failinin Allah olduğu sonucunu çıkarmıştır. Muhyî isminin tek sahibi O'dur; başkasının elinde görünen hayat, O'nun izniyle gerçekleşir.
Hayat veren çağrı. Kur'an, müminleri "hayat verecek şeye" çağırır: "Allah ve Peygamber, sizi hayat verecek şeye çağırdığı zaman icabet edin" (Enfâl 24). el-Mücîb dersinde bu ayet icabet yönüyle okunmuştu; Muhyî isminin penceresinden bakıldığında ise vahyin kendisinin bir hayat kaynağı olarak anıldığı görülür. Kur'an başka bir ayette de vahyi bir "ruh" diye adlandırır (Şûrâ 52). Beden suyla, kalp vahiyle yaşar.
Yâsîn sûresi ise bedenin hayatını da aynı dirilişe bağlar:
Ölü toprak diriltilir, oradan taneler çıkarılır ve insanlar onlardan yer. İnsanın her lokması, ölü bir topraktan çıkan bir hayattır.
Muhyî, Mümît, Hayy. Esmâ listesinde bu isimleri el-Mümît ve el-Hayy izler. Âlimler bu sıralamayı anlamlı bulmuştur: Hayat veren ve ölüm veren, hayatın kendisi olan Hayy'dır; hayatı kendinden olmayan, başkasına hayat veremez.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Muhyî
el-Muhyî kalıbı Kur'an'da iki kez geçer ve iki geçiş de aynı cümleyi kurar: O, ölüleri mutlaka diriltecek olandır. Rûm 50 ve Fussilet 39 bu cümleyi ölü toprağın yağmurla canlanmasının hemen ardından söyler; bu sayfanın Kur'an'da bölümü ikisini de gösterir. Kök ise 189 kelimeyle çok geniştir: hayat 76, ihyâ fiili 51 kez geçer. Kökün az geçen kelimeleri ise hayatın şaşırtıcı yüzlerini gösterir: bir peygamberin adı, bir selamlaşma ve Allah'a nispet edilen bir çekinme. Bu dersin İlmî seviyesi ölü toprağın ihyasını, İhyâ'yı, Allah'ın izniyle diriltmeyi, hayat veren çağrıyı ve Muhyî, Mümît, Hayy sıralamasını anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Zeccâc (ö. 311/923) | Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâ | Dil: hayatım ve ölümüm |
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: Yahyâ adı |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | Letâifü'l-işârât | İşârî tefsir: hayat dileyen selam |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Kelâm: Allah'a nispet edilen çekinme |
Zeccâc: Hayatım ve ölümüm. Dilci şârihler kökün mahyâ kalıbına dikkat eder: Hayatın kendisini, zamanını ve hâlini birlikte anlatan bir kelime. Kur'an'da iki kez geçer. En'âm 162'de Peygamber'e şunu söylemesi emredilir: Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm Âlemlerin Rabbi Allah içindir. Câsiye 21'de ise kötülük işleyenlerin hayatlarında ve ölümlerinde iman edenlerle bir tutulmayacağı söylenir. Dilci için kalıp bir bütünlük taşır: Hayat yalnız nefes almak değil, bir yönelişle geçen bir süredir. Muhyî'nin verdiği hayat, kulun ona nasıl bir yön verdiğiyle anlam kazanır.
Taberî: Yahyâ adı. Kökten türeyen bir özel isim Kur'an'da beş kez geçer: Yahyâ, yani yaşayan. Meryem 7'de Zekeriyyâ'ya bir oğul müjdelenir ve bu adın daha önce kimseye verilmediği bildirilir. Taberî'nin aktardığı açıklamalara göre bu ad, çocuğun yaşlı bir babaya ve kısır bir anneye verilmesiyle ilgilidir: Allah annenin rahmini diriltmiş ve bir hayat bağışlamıştır. Başka bir açıklamaya göre ad, çocuğun kalbinin imanla diri olacağına işarettir. İki açıklama da Muhyî isminin bir yansımasını taşır: Ümidin bittiği yerde hayatı başlatan O'dur ve bunu bir ismin içine bile yerleştirmiştir.
Kuşeyrî: Hayat dileyen selam. Kökün tahiyye kelimesi Kur'an'da selamlaşmayı anlatır ve kelime anlamıyla bir hayat dileğidir. Nûr 61'de evlere girerken birbirine Allah katından mübarek ve güzel bir selam verilmesi emredilir. İşârî tefsir geleneği bu kelimeye dikkat çeker. Kuşeyrî'nin tefsiri gibi eserlerde selam, karşıdakine hayat ve esenlik dilemek olarak anlatılır: Kul, Muhyî'nin verdiği hayatı bir başkası için de diler. Dersin Temel seviyesindeki Mâide 32, bir canı kurtarmanın bütün insanları yaşatmak gibi olduğunu söyler; selam bu büyük ilkenin gündelik ve küçük bir yansımasıdır.
Râzî: Allah'a nispet edilen çekinme. Kökün istihyâ kalıbı, yani hayâ etmek ve çekinmek, Kur'an'da iki kez Allah'a nispet edilir ve ikisinde de olumsuzdur. Bakara 26'da Allah'ın sivrisineği bile misal vermekten çekinmediği, Ahzâb 53'te ise gerçeği söylemekten çekinmediği bildirilir. Râzî'nin tefsirinde hayânın Allah için ne anlama geldiği tartışılır: İnsandaki hayâ bir duygu değişimidir ve Allah değişimden münezzehtir. Bu yüzden ifade, bir şeyi terk etmek ya da etmemek anlamıyla açıklanır: Allah, hak olanı söylemeyi bir utanç sebebiyle bırakmaz. Derste hayânın kalbin diriliğiyle ilgisine de değinildi; Râzî'nin açıklaması bunun Allah'a nispetinin sınırını çizer.
Karşılaştırma. Dört şârih aynı kökün dört yüzüne bakar. Dilci hayatın bir yönelişle geçen süre olduğunu, müfessir ümidin bittiği yerde verilen bir hayatın adını, işârî müfessir başkasına hayat dileyen selamı, Râzî ise hayânın Allah'a nispetinin sınırını öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Muhyî hem bedene hem kalbe hayat verir; kul da verilen hayatı bir yöne çevirir ve başkası için hayat diler.
Durup düşün
- Buhârî'deki hadise göre kalbin diri mi, ölü mü? Bunu nasıl anlıyorsun?
- Mâide 32'deki gibi, hayatında bir canı, bir umudu ya da bir iyiliği "diriltme" fırsatın oldu mu?
- Çevrende ihyaya ihtiyacı olan ne var: bir ilişki, bir gelenek, bir yer?
Uygulama
Bugün bir canlıya hayat verecek küçük bir iş yap: bir bitkiyi sula, bir hayvana su bırak ya da hasta birini ziyaret et. Bir de gecenin bir bölümünü, kısa da olsa, ibadet ve zikirle "ihya" et. Akşam Tefekkür Defteri'ne, kalbini diri tutan ve öldüren şeyleri iki ayrı liste hâlinde yaz.
Kendini sına
- h-y-y kökünden gelen hangi kelime utanma duygusunu anlatır ve dilciler bu bağı nasıl açıklar?
- Mâide 32'ye göre bir canı kurtaran nasıl sayılır?
- Buhârî'deki hadise göre Rabbini anan ile anmayan neye benzetilir?
- İbrahim, ölülerin nasıl diriltildiğini görmek istediğinde "İnanmıyor musun?" sorusuna ne cevap verir?