Mâcid, şerefi yüce, bağışı bol ve verdikçe hazinesinden hiçbir şey eksilmeyen demektir. İnsanlar arasında cömertlik bir bedel ister: Veren, verdiği ölçüde azalır. Bir zengin ne kadar verirse versin, bir gün hazinesinin dibini görür. Mâcid isminin anlattığı şeref ise bu bedeli tanımaz: O verdikçe eksilmez, ikram ettikçe tükenmez. el-Mecîd dersinde bu kökün "şeref ile cömertliğin birleşmesi" anlamını ve Hûd 73'teki müjdeyi görmüştük. Bu ders, aynı kökten gelen Mâcid ismini tükenmeyen bağış yönüyle okur: Allah katında olanın bitmemesi, denize daldırılan bir iğne, dolu bir el ve Rabbinden büyük istemeyi öğreten bir öğüt.
Temel
Kelime. Mâcid, el-Mecîd ismiyle aynı kökten, m-c-d kökünden gelir. Kökün anlamı "şerefli olmak ve bu şerefi bol bağışla göstermek"tir. İki isim arasındaki fark kalıptadır. Mecîd, fa'îl kalıbındadır ve niteliğin kalıcılığını, yoğunluğunu anlatır. Mâcid ise fâil kalıbındadır, yani ism-i fâildir: şerefin ve ikramın sahibi, onu fiilen gösteren. Türkçede mecd (şan), temcid (yüceltme) ve mecîd kelimeleri bu köktendir. Mâcid ismi Kur'an'da geçmez; Tirmizî'nin rivayet ettiği listede, bir önceki isim olan el-Vâcid'in hemen ardından yer alır.
Tükenen ve tükenmeyen. Kur'an, insanın elindekiyle Allah katındakini karşılaştırır:
Ayet kısa bir hesap yapar: İnsanın elindeki her şey tükenir; mal, güç, sağlık, zaman. Allah katında olan ise tükenmez. Mâcid isminin anlamı bu karşıtlıktadır. İnsanın cömertliği, sınırlı bir hazineden verilir; Mâcid'in ikramı ise tükenmeyen bir hazineden gelir.
Denize daldırılan iğne. Hz. Peygamber, Allah'ın şöyle buyurduğunu haber vermiştir:
Aynı uzun kudsî hadisin önceki cümlelerinde Allah, kullarına hepsinin aç olduğunu, ancak kendisinin doyurduklarının doyduğunu; hepsinin çıplak olduğunu, ancak kendisinin giydirdiklerinin giyindiğini söyler ve "Benden isteyin ki size vereyim" diye çağırır. Denize daldırılıp çıkarılan bir iğne, denizden bir şey eksiltir mi? Bu benzetme, eksilmenin neredeyse hiç olmadığını anlatır. Bütün yaratılmışların bütün istekleri karşılansa, Mâcid'in hazinesi yine eksilmez.
Dolu el. Hz. Peygamber, aynı gerçeği bir başka benzetmeyle de anlatmıştır:
Esen rüzgârdan cömert. Mâcid isminin kuldaki en güzel yansıması, Hz. Peygamber'in cömertliğidir:
Rüzgâr, önüne çıkan her yere ulaşır; kimseyi seçmez. Cömertliği rüzgâra benzetilen bir insan, verirken hesap yapmaz.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Mâcid'in Mecîd ile aynı anlamı taşıdığını, ancak Mecîd kalıbında bir mübalağa bulunduğunu söyler. Mecd, zâtın şerefi ile ikramın bolluğunun birleşmesidir. Kulun bu isimden payı, şerefini cömertliğiyle göstermek ve vermenin kendisini eksiltmeyeceğini bilmektir. Hz. Peygamber bunu açıkça söylemiştir:
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Mâcid ismi, tükenmeyenin bir örneğinde okunur:
Denizler mürekkep olsa, bir o kadarı daha eklense, Rabbin sözleri tükenmeden denizler tükenir. Güneş milyarlarca yıldır ışık verir, yağmur her yıl yeniden yağar, toprak her bahar yeniden yeşerir. Bu bolluk, tükenmeyen bir Verici'nin izleridir. Lokmân 27 de aynı benzetmeyi genişletir: Yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz ve ardından yedi deniz daha mürekkep olsa, Allah'ın sözleri yine tükenmez. el-Alîm dersinde bu ayet ilim yönüyle okunmuştu; burada ise tükenmezlik yönüyle okunur.
Derin
Derin
Kimseye yasak değil. Kur'an, Allah'ın bağışının dünyada herkese ulaştığını söyler:
Ayetin öncesinde dünyayı isteyenler ile ahireti isteyenler anlatılır. Ardından şu söylenir: Her iki gruba da Rabbinin nimetinden ulaştırılır; Rabbin nimeti kimseye yasak değildir. Mâcid'in ikramı, onu tanıyanla tanımayanı ayırmadan dünyada herkese uzanır. İnsan cömertliği çoğu zaman sevdiğine ve layık gördüğüne yönelir; Mâcid'in dünya ikramı ise hesap sormadan dağıtılır.
Kesintisiz lütuf. Kur'an, ahiretteki ikramı "kesilmeyen bir bağış" diye anar:
Ayetin Arapçasında bu bağış atâen ğayra meczûz, yani "kesilmeyen, sonu gelmeyen bir ikram" diye nitelenir. Sâd sûresi de cennet nimetleri için aynı şeyi söyler:
Dünyadaki her nimet bir gün biter; ahiretteki ikram ise tükenmez. Mâcid'in şerefi, bağışının bu tükenmezliğinde görünür. Hz. Peygamber, bu ikramın insan hayalini de aştığını bir kudsî hadisle haber vermiştir:
İnsan cömertliği, karşısındakinin hayal edebileceği bir şeyi verir. Mâcid'in ikramı ise hayal sınırının ötesindedir.
On katı. Mâcid'in bağışı, kulun amelinin karşılığında da kendini gösterir:
İyilik on katıyla karşılanır, kötülük ise yalnız misliyle. Hesap eşit bir hesap değildir; iyilik tarafında cömert, kötülük tarafında adil bir hesaptır. İnsan bir iyilik yaparken küçük bir şey verir; karşılığında aldığı, verdiğinin katlarıdır. Bakara 261'de Allah yolunda harcananın bir tanenin yedi yüz taneye dönüşmesi gibi katlandığı söylenir; el-Vâsi' dersinde bu ayet ayrıca işlenmişti.
Hiç "hayır" demedi. Câbir b. Abdullah, Hz. Peygamber'den bir şey istendiğinde onun asla "hayır" demediğini anlatır (Buhârî, Edeb). Elinde varsa verir, yoksa güzel bir sözle karşılık verirdi. Şerefli insanın cömertliği, istenene cevapsız kalmamaktır.
İsteğini büyüt. Hz. Peygamber, dua edenlere şöyle öğüt vermiştir:
Mâcid'den istemenin edebi, O'nun ikramını küçük görmemektir. Kur'an da "Allah'tan bol nimet isteyin" der (Nisâ 32).
İlmî
İlmî
Fâil ve fa'îl. Arapçada aynı kökten gelen fâil ve fa'îl kalıpları, anlamca yakın ama vurguca farklıdır. Fâil kalıbı, fiili yapanı ve niteliği taşıyanı anlatır: Âlim (bilen), Kâdir (güç yetiren), Mâcid (şerefli ve cömert olan). Fa'îl kalıbı ise çoğu zaman niteliğin kalıcılığını ve yoğunluğunu vurgular: Alîm, Kadîr, Mecîd. Esmâ listesinde bu tür çiftler birkaç kez görülür. Gazâlî'nin Mâcid ile Mecîd arasındaki farkı mübalağada görmesi, bu genel dil kuralının bir uygulamasıdır.
Fazl ve hak. Hadîd sûresi Allah'ı "büyük lütuf sahibi" (zü'l-fadli'l-azîm) diye anar:
Ehl-i sünnet kelâmcıları, Allah'ın kullarına verdiği sevabın ve nimetin bir borç ya da zorunluluk değil, bir fazl, yani karşılıksız bir lütuf olduğunu vurgulamıştır. Mu'tezile'nin bazı âlimleri ise Allah'ın kullar için en uygun olanı (aslah) yapmasının gerekli olduğunu savunmuştur. Ehl-i sünnet âlimlerine göre Allah hiçbir şeye mecbur değildir; ama O, kendi şerefi ve cömertliği gereği vaat ettiğini yerine getirir. Mâcid isminin anlamı bu noktada belirginleşir: Verişi zorunluluktan değil, şeref ve cömertlikten doğar. Hz. Peygamber'in mescitten çıkarken okuduğu dua da bunu yansıtır: "Allah'ım! Senden fazlını isterim" (Müslim, Salâtü'l-müsâfirîn). Kul, bir hakkını değil, Rabbinin lütfunu ister.
Vâcid ve Mâcid. Tirmizî listesinde bu iki ismin art arda gelmesi dikkat çekicidir. Vâcid hiçbir şeyi kaybetmeyen, Mâcid ise sahip olduğunu bolca veren ve verdikçe eksilmeyendir. Biri zenginliğin tamlığını, öbürü o zenginliğin cömertçe bağışlanmasını anlatır. Zengin olup vermeyen şerefli sayılmaz; verip tükenen ise sınırlıdır. İkisi birlikte, tükenmeyen bir cömertliği tarif eder.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Mâcid
el-Mâcid, Kur'an'da hiç geçmez; ne isim kalıbıyla ne de bir fiil olarak. Bu sayfanın Kur'an'da bölümü boştur. Kökün Kur'an'daki dört kelimesi el-Mecîd dersinde ve onun şerhinde işlendi; orada Mâcid'in listeye rivayet yoluyla girdiği de görüldü. Bu yüzden Mâcid'in şerhi, ismin anlamını, yani şerefin bol bağışla görünmesini, Kur'an'ın başka kelimelerle anlattığı yerlerde arar. Bu dersin İlmî seviyesi fâil ile fa'îl kalıbını, fazl ile hakkı ve Vâcid ile Mâcid'i anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Zeccâc (ö. 311/923) | Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâ | Dil: bolca veren ağaç |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | er-Risâle | Tasavvuf: cömertliğin üç derecesi |
| Kurtubî (ö. 671/1273) | el-Câmi' li-ahkâmi'l-Kur'ân | Fıkıh: kendine tercih etmek |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: sevgisine rağmen |
Zeccâc: Bolca veren ağaç. Dilci şârihler kökün bolluk anlamını Arapların gündelik dilinden gösterir. Lügatlerde aktarılan bir atasözüne göre her ağaçta ateş vardır, ama bazı ağaçlar ateşi daha bol verir; atasözünde bu bolluk, kökün bir fiiliyle anlatılır. Dersin Mecîd bölümünde kökün bir hayvanın doyasıya otlaması anlamı da anlatıldı. Dilci için iki kullanım aynı şeyi söyler: Mecd, bir şeyin kendinde olanı bol bol vermesidir. Mâcid'in şerefi, sahip olmaktan değil, sahip olduğunu bolca vermekten doğar.
Kuşeyrî: Cömertliğin üç derecesi. Kuşeyrî er-Risâle'de cömertliğe ayrı bir bab açar ve onu üç dereceye ayırır. Birinci derecede kul malının bir kısmını verir ve bir kısmını kendine ayırır. İkinci derecede çoğunu verir. Üçüncü derecede ise kendisi muhtaçken verir; buna îsâr, yani başkasını kendine tercih etmek denir. Sûfî geleneğe göre en yüksek derece budur. Mâcid isminin kuldaki payı bu basamaklarla anlaşılır: Allah hiçbir şeye muhtaç olmadan verir; kul ise ihtiyacı varken verdiğinde O'nun bağışına en çok yaklaşır.
Kurtubî: Kendine tercih etmek. Haşr 9, Medine'nin ensarını anlatır: Kendilerine hicret edip gelenleri severler, onlara verilenlerden ötürü içlerinde bir kıskançlık duymazlar ve kendileri zaruret içinde olsalar bile onları kendilerinden önde tutarlar. Kurtubî'nin hüküm tefsirinde bu ayetin iniş bağlamı olarak, evinde yalnız çocuklarına yetecek kadar yemek bulunduğu hâlde bir misafiri doyuran ensardan bir aileye dair Buhârî'de geçen bir rivayet aktarılır. Ayet şu cümleyle biter: Nefsin cimriliğinden korunan kimseler kurtuluşa erenlerdir. Mâcid'in kuldaki en yüksek payı, Kuşeyrî'nin îsâr dediği bu hâldir.
Râzî: Sevgisine rağmen. İnsân 8, yemeği yoksula, yetime ve esire yedirenleri anlatır; Diyanet meali bunu, içleri çektiği hâlde diye çevirir. Arapçadaki ifadede bir zamir vardır ve Râzî'nin tefsirinde bu zamirin neye döndüğü tartışılır. Bir görüşe göre zamir yemeğe döner: Onlar yemeği sevdikleri ve ona ihtiyaç duydukları hâlde verirler. Başka bir görüşe göre zamir Allah'a döner: Onlar yemeği Allah sevgisi için verirler. Râzî iki görüşü de aktarır. İki okuma birleşince Mâcid'e yaklaşan bir verme ortaya çıkar: Sevilen şeyi, sevilen biri için vermek.
Karşılaştırma. Dört şârih aynı ismin dört yüzüne bakar. Dilci kendinde olanı bolca vermeyi, Kuşeyrî cömertliğin üç derecesini, fakih zaruret içindeyken başkasını öne almayı, Râzî ise sevileni sevilen için vermeyi öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Mâcid'in şerefi bağışındadır; kul da şerefini elinde tuttuğuyla değil, verdiğiyle kazanır.
Durup düşün
- Bir şey verirken "eksileceğim" korkusu seni en çok hangi durumlarda durduruyor?
- Duada isteğini büyütüyor musun, yoksa Rabbinden istemeye utanıp küçük mü istiyorsun?
- Nahl 96'ya göre, elinde tükenecek olanlardan hangisini tükenmeyene dönüştürebilirsin?
Uygulama
Bugün "Sadaka maldan bir şey eksiltmez" hadisini hatırlayarak, küçük de olsa bir sadaka ver. Bir kişiyi affet ya da birine karşı alçakgönüllü davran. Akşam duanda, Müslim'deki öğüdü uygulayarak Rabbinden büyük bir şey iste. Tefekkür Defteri'ne, verdiğin şeyin seni nasıl etkilediğini yaz.
Kendini sına
- Mâcid ile Mecîd isimleri arasındaki kalıp farkı nedir?
- Müslim'deki kudsî hadiste bütün yaratılmışların istekleri karşılansa Allah'ın katındakinden ne kadar eksileceği söylenir?
- Nahl 96'ya göre insanın elindekiyle Allah katındaki arasındaki fark nedir?
- Müslim'deki hadise göre dua eden kişi nasıl istemelidir?