İçeriğe geç

القابض

21. isim

el-Kâbız

Daraltan, tutan

İsim dersi · 21. isim

el-Kâbız: Daraltan ve Tutan

Temel seviyede yaklaşık 22 dakika

Yapay zekâ desteğiyle hazırlanmış ders. Ayetlerin Arapçası ve meali doğrulanmış kaynaktan (Osmânî hat metin, Diyanet meali) alınmıştır; hadis künyeleri ve âlim görüşleri bu doğrulamadan geçmemiştir, anılan eserde kontrol edilebilir.

Kâbız, dilediğine rızkı, gönlü ve hâli daraltan, dilediğini elinde tutan demektir. İsim kendi başına eksik okunur; bir sonraki isim olan el-Bâsıt (genişleten) ile birlikte bir çift oluşturur. Daralma ve genişleme, hayatın nefes alıp vermesi gibi birbirini izler: Avuç kapanır ve açılır, gölge uzar ve kısalır, gönül daralır ve ferahlar. Bu ders Kâbız ismini, darlık anlarını anlamlandıran ve onları geçici kılan bir isim olarak okur.

Temel

Kelime. Kâbız, k-b-z kökünden gelir. Kökün temel anlamı "avuçla tutmak, avucun içine almak, kapamak"tır. Türkçedeki kabza (bir şeyin tutulan yeri, sap), kabız (sıkışma), kabz etmek (teslim almak, özellikle ruhu almak) ve makbuz (teslim alındığını gösteren belge) kelimeleri bu köktendir. Avuç kapandığında içindeki şey hem tutulur hem sınırlanır; kökün iki anlamı, "tutmak" ve "daraltmak", buradan doğar. Kâbız ismi Kur'an'da isim kalıbıyla geçmez; fiil olarak geçer ve isim, Tirmizî'nin rivayet ettiği esmâ listesinde yer alır.

Daraltan ve genişleten. İsmin dayandığı ayet, bir infak çağrısının ortasındadır:

Ayet önce Allah'a "güzel bir ödünç" vermeye çağırır, sonra hemen şunu hatırlatır: "Allah hem darlaştırır, hem bollaştırır." Mealin "darlaştırır" diye çevirdiği fiil yakbizu, "bollaştırır" diye çevirdiği fiil ise yebsutudur; iki isim buradan gelir. Bağlam önemlidir: Vermekten korkan insana, darlığın ve bolluğun kendi elinde olmadığı hatırlatılır. Verdiği için fakirleşeceğinden korkan, rızkı daraltanın ve genişletenin kim olduğunu unutmuştur.

Fiyatları belirleyen. İsim, Hz. Peygamber'in bir sözünde doğrudan geçer. Medine'de fiyatlar yükseldiğinde sahâbe ondan fiyat belirlemesini istemiş, o da şöyle cevap vermiştir:

Hadis Kâbız ve Bâsıt isimlerini yan yana anar ve onları piyasadaki darlık ve bollukla ilişkilendirir. Peygamber'in cevabı, fiyatlara keyfî müdahalenin birine haksızlık edebileceği kaygısına da dayanır: Darlığı gidermeye çalışırken bir başkasının hakkını çiğnemek istemez.

Avucunda. Kökün "avuç" anlamı, Kur'an'da bütün yeryüzü için kullanılır:

Mealin "avucu" diye çevirdiği kelime kabzadır. Kıyamet günü bütün yeryüzü O'nun avucundadır. İnsanın elinden kaydığını sandığı her şey, aslında hiç Kâbız'ın avucundan çıkmamıştır.

Güçlükle beraber kolaylık. Kur'an, darlığın tek başına gelmediğini iki kez tekrarlar:

Ayet "güçlükten sonra" değil, "güçlükle beraber" der. Kolaylık darlığın içinde, onunla aynı anda vardır. Kâbız ismi darlığı veren olarak anıldığında, Bâsıt ismi ondan ayrılmaz.

Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Kâbız ve Bâsıt isimlerini birlikte ele alır. Allah ölüm anında ruhları kabzeder, hayatta onları bedenlere yayar; zenginlerin elinden sadakayı alır, fakirlere rızkı yayar. Kalpleri de böyle yönetir: Kimi zaman kendi yüceliğini ve kulun kusurunu göstererek onu daraltır, kimi zaman lütfunu ve güzelliğini göstererek genişletir. Kulun bu isimlerden payı, özellikle insanlara öğüt veren biri için, kalpleri ne umutsuzluğa düşürecek kadar daraltmak ne de gevşekliğe itecek kadar genişletmektir. Korku ile ümit arasında denge kurmak, bu iki ismin kuldaki yansımasıdır.

Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Kâbız ismi, kâinattaki daralmalara dikkat çeker. Kalp kasılır ve kanı pompalar; kasılma olmadan genişleme de anlam taşımaz. Akciğer nefesi verir, sonra yeniden alır. Kış doğayı kapatır, toprak dinlenir ve bahar için güç toplar. Gece gündüzü kısar, uyku bedeni toplar. Her daralma, bir sonraki genişlemenin hazırlığıdır.

Derin

Derin

Gölgenin çekilmesi. Kur'an kökü, gölgenin yavaş yavaş kısalmasını anlatırken de kullanır:

Diyanet iki ayeti tek meal olarak verir. Mealin "yavaş yavaş kendimize çekmişizdir" diye çevirdiği fiil kabadnâhudur. Sabahleyin uzun olan gölge, güneş yükseldikçe kısalır ve sanki bir el tarafından toplanır. Kâbız'ın işi çoğu zaman bir anda değil, böyle "yavaş yavaş" olur; insan bir şeyin elinden alındığını ancak sonra fark eder.

Kanat açıp kapamak. Kur'an, kuşların havada durmasını anlatırken iki hareketi yan yana koyar:

Mealin "kanat çırpan" diye topladığı ifade Arapçasında iki fiildir: sâffât (kanatlarını açarak) ve yakbıdne (kanatlarını kapayarak). Kuş havada kalmak için kanatlarını hem açar hem kapar; sürekli açık ya da sürekli kapalı kanatla uçulmaz. Ayet onları havada tutanın Rahmân olduğunu söyler. Kâbız ile Bâsıt'ın birlikte işleyişi, bir kuşun uçuşunda görülür.

Rızkın ölçüsü. Kur'an, rızkın darlığını ve genişliğini dünya hayatının geçiciliğiyle birlikte anar:

Rızkı genişletmek de ölçüyle vermek de Allah'ın dilemesine bağlıdır; ayet hemen ardından bir uyarı ekler: Dünya hayatı ahiretin yanında bir geçimlikten ibarettir. Rızkı daraltılan birinin hayatı, kısa bir yolculuğun dar bir durağıdır.

Teslim alınmış rehin. Kök, Kur'an'da hukukî bir anlamda da geçer:

Mealin "alınan rehin" diye çevirdiği ifade, Arapçasında "teslim alınmış rehin"dir (rihânun makbûda). İslâm hukukunda kabz, bir malın fiilen teslim alınması demektir; birçok akit, mal kabzedilmeden tamamlanmış sayılmaz. Kökün bu anlamı, "avucuna almak" fikrinin günlük hayattaki karşılığıdır: Bir şey, elde tutulduğunda gerçekten sahiplenilmiş olur. Ayetin devamı ise güvene dayanır: Taraflar birbirine güveniyorsa, rehin gerekmez; emanet, kabzın yerini tutar.

Uyku ve ölüm. Kur'an, canların alınmasını ve tutulmasını gündelik bir tecrübeyle, uykuyla birlikte anlatır:

Ayet farklı bir kök kullanır, ama Kâbız isminin anlamını taşır: Allah ölenin canını tutar (yumsiku), uyuyanınkini ise bir süreye kadar geri gönderir. Türkçede ölüm için "ruhu kabzedildi" denmesi bu anlamdandır. Her uyku küçük bir teslimdir; her uyanış, geri verilmiş bir emanettir.

İlmî

İlmî

Kabz ve bast: Tasavvufta iki hâl. Tasavvuf literatüründe kabz (gönül darlığı) ve bast (gönül ferahlığı), sâlikin yolda karşılaştığı iki hâlin adıdır. Kuşeyrî er-Risâle'sinde bu iki hâli, yolun başındaki korku (havf) ve ümit (recâ) hâllerinden ayırır: Havf ve recâ gelecekte olacak bir şeyle ilgilidir, kabz ve bast ise kalpte o an yaşanan bir hâldir. Kabz hâlindeki kişi sebebini bilmediği bir darlık duyar; bast hâlindeki kişi ise sebebini bilmediği bir genişlik. Sûfîler iki hâlin de Kâbız ve Bâsıt'tan geldiğini, birinin kalıcı olmadığını ve ikisinde de edebin korunması gerektiğini öğütlemiştir.

Mütekâbil isimler. Kâbız ve Bâsıt, Esmâ-i Hüsnâ'daki karşıt çiftlerin ilklerindendir; listede daha sonra el-Hâfıd ile er-Râfi', el-Muiz ile el-Müzil, ed-Dârr ile en-Nâfi' gibi çiftler de gelir. Bu isimlerin biri tek başına anıldığında Allah'a yalnız daraltmayı ya da yalnız alçaltmayı nispet etmek gibi bir yanlış anlamaya yol açabileceği için, âlimler çoğu zaman ikisini birlikte anmayı tercih etmiştir. İsimlerin birlikte okunması, darlığın bir amaca bağlı olduğunu ve genişlemeyle tamamlandığını gösterir.

Kulun eli. Kur'an kökü insanlara nispet ettiğinde çoğu zaman bir kınamayla kullanır:

Mealin "elleri de sıkıdır" diye çevirdiği ifade, Arapçasında "ellerini kabzederler", yani kapalı tutarlar demektir. Allah'ın daraltması bir hikmete dayanır; kulun kendi elini cimrilikle kapaması ise bir kusurdur. Kur'an kula dengeyi emreder:

El ne boyna bağlanacak kadar kapalı ne de her şeyi saçacak kadar açık olmalıdır.

İlmî

Klasik şerhlerde el-Kâbız

el-Kâbız Kur'an'da isim kalıbıyla hiç geçmez; bu sayfanın Kur'an'da bölümü bu yüzden boştur. İsim, Bakara 245'teki fiilden ve dersin Temel seviyesindeki fiyat hadisinden alınır. Kök ise dokuz kelimeyle Kur'an'da dar ama renkli bir yer tutar: Allah'ın avucu, gölgenin çekilmesi, kuşların kanadı, teslim alınmış rehin, münafıkların kapalı eli ve Sâmirî'nin bir avuç toprağı. Bu dersin İlmî seviyesi kabz ve bast hâllerini, mütekâbil isimleri ve kulun elini anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.

ŞârihEserİsme bakışı
Hattâbî (ö. 388/998)Şe'nü'd-duâDil: fiilden alınan isim
Taberî (ö. 310/923)Câmiu'l-beyânTefsir: Sâmirî'nin avucu
Beyhakî (ö. 458/1066)el-Esmâ ve's-sıfâtDelil: Zümer 67'nin hadisi
Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210)Mefâtîhu'l-gaybTefsir: Tâhâ 96'da ikinci yorum

Hattâbî: Fiilden alınan isim. Dua şerhleri, Kur'an'da isim kalıbıyla geçmeyen bir ismin nasıl isim sayıldığını sorar. Kâbız Bakara 245'te bir fiildir: Allah daraltır ve genişletir. İsim bu fiilden ve onu isim olarak anan hadisten alınmıştır. Hattâbî'ye nispet edilen görüşe göre böyle karşıt anlamlı isimler birlikte anılmalıdır; dersin İlmî seviyesinde anlatılan mütekâbil isimler ilkesi bu görüşün devamıdır. Ayetteki sıralama da buna uyar: Fiil yalnız başına değil, genişletmeyle aynı cümlede gelir. Hattâbî için bu, ismin anlamını sınırlayan bir kayıttır: Kâbız, darlığı bir amaç için veren ve ardından genişleten olarak anlaşılır.

Taberî: Sâmirî'nin avucu. Kökün Kur'an'da insana nispet edildiği en çarpıcı yer Tâhâ 96'dır. Sâmirî, buzağıyı nasıl yaptığını açıklarken elçinin izinden bir avuç aldığını ve onu eritilen ziynetin içine attığını söyler. Taberî'nin aktardığı yaygın yoruma göre buradaki elçi Cebrâil'dir ve Sâmirî onun bindiği atın bastığı yerden bir avuç toprak almıştır. Ayet ile Zümer 67 yan yana konunca bir karşıtlık ortaya çıkar: Kıyamet günü bütün yeryüzü Allah'ın avucundadır; Sâmirî ise bir avuç topraktan bir put çıkarmıştır. İnsanın avucuna aldığı şey, yanlış yere konunca bir sapmanın aracı olabilir.

Beyhakî: Zümer 67'nin hadisi. Delil derleyicisi Zümer 67'yi bir hadisle birlikte okur. Buhârî ve Müslim'in rivayet ettiği hadise göre bir Yahudi âlimi Hz. Peygamber'e gelir ve Allah'ın kıyamet günü gökleri ve yeri nasıl tutacağını anlatır; Peygamber de onu tasdik ederek güler ve bu ayeti okur. Beyhakî bu tür rivayetleri, Allah'a nispet edilen el ve avuç gibi ifadeler bölümünde toplar. Onun yönteminde bu ifadeler ya anlamları Allah'a bırakılarak kabul edilir ya da kudret ve hâkimiyetle açıklanır; ama hiçbir durumda bir organ olarak anlaşılmaz. Diyanet meali de ayetin devamını kudretle ilişkilendirerek çevirir.

Râzî: İkinci yorum. Râzî'nin tefsiri Tâhâ 96 için yaygın yorumun yanında farklı bir görüşü de kaydeder. Ebû Müslim el-İsfahânî'ye nispet edilen bu görüşe göre ayetteki elçi Mûsâ'dır ve "elçinin izi" onun öğrettiği yoldur. Sâmirî bu yoldan bir parça almış, sonra onu bırakıp buzağıya yönelmiştir. Râzî bu görüşü anlatır ve tartışır. Bu ikinci yorumda avuç bir toprak değil, bir öğretidir: Kul bir hakikatin yalnız bir parçasını kendi avucuna alıp gerisini atarsa, elindeki parça da onu doğruya götürmez.

Karşılaştırma. Dört şârih aynı kökün dört yüzüne bakar. Hattâbî fiilden alınan ismin karşıtıyla birlikte anılması gerektiğini, müfessir Sâmirî'nin avucu ile Allah'ın avucu arasındaki karşıtlığı, delil derleyici Zümer 67'nin tenzihle okunmasını, Râzî ise Tâhâ 96'nın ikinci yorumunu öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Avuç Allah'a ait olduğunda her şeyi kuşatan bir kudrettir; kulun avucu ise ne kadar dar olduğunu bildiği ölçüde doğru kullanılır.

Durup düşün

  • Hayatında şu an bir darlık yaşıyor musun? İnşirâh 5–6'daki "güçlükle beraber" ifadesi bu darlığın içinde neyi aramanı ister?

  • Sebebini bilmediğin bir gönül daralması yaşadığında ne yapıyorsun?

  • Elin, verme konusunda daha çok kapalı mı yoksa ölçüsüz açık mı?

Uygulama

Bugün bir darlık anında, bir sıkıntıda ya da bekleyişte, avucunu yavaşça kapat ve aç. Zümer 67'yi hatırla: Yeryüzü de senin hâlin de O'nun avucundadır. Akşam Tefekkür Defteri'ne, geçmişte yaşadığın ve sonradan bir genişliğe dönüşen bir darlığı yaz. Ayrıca bugün, İsrâ 29'daki dengeyi gözeterek, kapalı tuttuğun bir eli, küçük bir sadakayla aç.

Kendini sına

  1. K-b-z kökünün temel anlamı nedir ve Türkçeye hangi kelimeler geçmiştir?
    Cevabı göster

    Avuçla tutmak, kapamak, daraltmak. Kabza, kabz etmek ve makbuz kelimeleri bu köktendir.

  2. Kâbız ve Bâsıt isimleri hangi ayetten türetilir ve bu ayetin bağlamı nedir?
    Cevabı göster

    Bakara 245'ten ("Allah hem darlaştırır, hem bollaştırır"). Ayet bir infak çağrısının ortasındadır; vermekten korkana darlığın ve bolluğun Allah'ın elinde olduğu hatırlatılır.

  3. Mülk 19'da kuşların uçuşu Kâbız ve Bâsıt isimleriyle nasıl ilişkilendirilebilir?
    Cevabı göster

    Ayet kuşların kanatlarını açtığını (sâffât) ve kapadığını (yakbıdne) söyler; kuş havada ikisiyle birlikte kalır, tıpkı hayatın darlık ve genişlikle birlikte sürmesi gibi.

  4. Kuşeyrî'ye göre kabz ve bast, havf ve recâdan nasıl ayrılır?
    Cevabı göster

    Havf ve recâ gelecekte olacak bir şeyle ilgilidir; kabz ve bast ise kalpte o an yaşanan darlık ve genişlik hâlleridir.

Kur'an'da el-Kâbız

Bu isim Kur'an'da bu kalıpla geçmez. Kökünün Kur'an'daki bütün türevleri aşağıdaki “Kök ve dil” bölümündedir.

Kök ve dil

Arapçada bir kelime, çoğunlukla üç harfli bir kökün belli bir kalıba dökülmesiyle oluşur. Aşağıdaki tablo, bu ismin kökünden Kur'an'da geçen bütün kelimeleri, kaç kez geçtikleriyle birlikte gösterir. İsmin kendi kalıbı işaretlidir.

ق-ب-ضKur'an'da 9 kelime, 4 farklı türev

İlk resim: Avuçla kavrayıp tutmak; tutulan yere “kabza” denir.

KelimeAnlamıTürGeçişİlk geçtiği ayet
قَبَضْtuttu, avuçladı; daralttıFiil5Bakara 245
قَبْضَةavuç, avuç dolusuİsim2Tâhâ 96
مَقْبُوضَةteslim alınmış (rehin)İsim1Bakara 283
قَبْضtoplayıp çekmeİsim1Furkân 46

Bu ismi Esma Laboratuvarı’nda katman katman aç: kökün yolu, Türkçedeki izleri, kalıbı ve farkındalık

Kaynak: Quranic Arabic Corpus morfoloji verisi 0.4 (Kais Dukes), furqan.co düzeltmeleriyle. “Tür” kelimenin Kur'an'daki ilk geçişindeki sözcük türüdür. Anlamlar ve ilk resim bir dilbilgisi derlemesidir.