Bâsıt, rızkı, rahmeti ve gönülleri dilediği gibi genişleten, yayan, açan demektir. Bir önceki isim el-Kâbız ile birlikte bir çift oluşturur: Biri avucu kapar, öteki açar. Kâbız dersinde darlığın bir tutuluş olduğunu gördük; Bâsıt dersi genişliğin ne olduğunu, ne için verildiğini ve nasıl taşınacağını soruyor. Çünkü genişlik de darlık kadar bir sınavdır. Bu ders ismi açık ellerle, yayılan yeryüzüyle ve gece gündüz açılan tövbe eliyle okur.
Temel
Kelime. Bâsıt, b-s-t kökünden gelir. Kökün anlamı "yaymak, sermek, açmak, genişletmek"tir. Türkçede basit (katmansız, yayılmış, sade), bast (açılma), mebsut (yayılmış, bol), inbisat (ferahlama, açılma) ve eski Türkçede yaygı anlamına gelen bisat bu köktendir. Yere serilen bir halı, açılan bir el, yüzde beliren bir sevinç, hepsi Arapçada bu kökle anlatılır. Bâsıt, bu fiilin ism-i fâilidir. Kâbız gibi Kur'an'da isim olarak geçmez; Bakara 245'teki "Allah hem darlaştırır, hem bollaştırır" (yakbizu ve yebsutu) ifadesinden alınmıştır ve Tirmizî'nin fiyatlar hadisinde Kâbız ile yan yana anılır.
İki eli açık. Kur'an, Allah'ın cömertliğini açık ellerle anlatır:
Ayet, Allah'ın "eli sıkıdır" diyenlere cevap verir; söz, Allah'ı cimrilikle itham eden bir sözdür. Cevap kesindir: "Hayır, O'nun iki eli de açıktır (mebsûtatân), nasıl dilerse sarfeder." Bâsıt ismi burada bir karşı çıkıştır: Darlık dönemi, Allah'ın elinin kapandığı anlamına gelmez; nasıl ve ne zaman vereceği O'nun dilemesine bağlıdır.
Gece ve gündüz açılan el. Hz. Peygamber, Bâsıt isminin en güzel yüzlerinden birini şöyle anlatmıştır:
Hadisteki "elini açar" ifadesi (yebsutu yedehû), Bâsıt ile aynı köktendir. Genişlik yalnız rızıkta değil, bağışlamada da vardır: Tövbe eli, hiçbir saatte kapanmaz. Gece günah işleyen sabahı, gündüz günah işleyen akşamı beklemeden döner; el her iki vakitte de açıktır.
Rızkın genişletilmesi. Hz. Peygamber, rızkın genişlemesini bir ahlâkî davranışa bağlamıştır:
"Genişletilmesini" diye çevrilen fiil (yübsata) Bâsıt ile aynı köktendir. Hadis, genişliğin bir sebebini gösterir: Akraba bağını koruyan, rızkının genişlediğini görür. Bu, rızkın yalnız çalışmayla değil, ilişkilerle de ilgili olduğunu öğretir.
Yeryüzünün yaygısı. Kur'an yeryüzünü insanlar için serilmiş bir yaygıya benzetir:
Diyanet 19 ve 20. ayetleri tek meal olarak verir; mealin "yayan" diye çevirdiği kelime, Arapçasında "yaygı, döşek" demektir (bisât). Nûh kavmine, üzerinde yürüdükleri toprağın bile bir genişlik ve ikram olduğunu hatırlatır. Yollar, geçitler, yürünebilir bir zemin: Bâsıt'ın insana serdiği bir sofradır.
Kulun payı. Gazâlî Kâbız ve Bâsıt'ı birlikte ele alır ve kulun payını kalplere korku ile ümidi ölçülü vermekte görür. Bâsıt isminden özellikle çıkan pay, başkalarının gönlünü genişletmektir: Güler yüz, yumuşak söz, bir sıkıntıyı hafifleten bir yardım. Arapçada güler yüzlü insana "yüzü açık" (mebsûtu'l-vech) denmesi de bu köktendir.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Bâsıt ismi, kâinattaki açılmalara ve yayılmalara dikkat çeker. Sabah ışığı karanlığı yayılarak siler; bir çiçek yapraklarını güneşe doğru açar. Bir ağaç dallarını her yıl biraz daha genişletir. Kuş kanatlarını açarak havada kalır. Kalp kasıldıktan sonra genişler ve yeniden kanla dolar. Kâinat, bir daralmanın ardından gelen sayısız genişlemeyle nefes alır.
Derin
Derin
Bulutları yayan. Kur'an yağmurun gelişini, bulutların gökte yayılmasıyla anlatır:
Diyanet 48 ve 49. ayetleri tek meal olarak verir. Mealin "yayan" diye çevirdiği fiil (fe yebsutuhû) Bâsıt ile aynı köktendir. Ayet bir sırayı izler: Rüzgâr gönderilir, bulut yürür, gökte yayılır, kümelenir ve yağmur iner. Yağmurun indiği insanlar, daha önce ümitlerini kesmiş olanlardır; genişlik, çoğu zaman ümidin tükendiği yerde gelir.
Bu ayet aynı fikri tekrarlar: Yağmur, "umutsuzluğa düşmelerinin ardından" iner ve rahmet yayılır. Kâbız'ın darlığı ile Bâsıt'ın genişliği arasındaki geçiş, çoğu zaman bir umutsuzluk anından geçer.
Neden herkese bol değil? Kur'an, rızkın herkese bol verilmemesinin bir sebebini gösterir. Rezzâk dersinde okuduğumuz Şûrâ 27, "eğer Allah rızkı kullarının hepsine bol bol verseydi (lev besata), yeryüzünde azgınlık ederlerdi" der. Genişlik, taşıyamayan için bir tehlike olabilir. Bâsıt ismi bu yüzden Hakîm ve Habîr isimleriyle birlikte düşünülmelidir: Kime ne kadar genişlik verileceğini, onu taşıyabilecek olanı bilen belirler.
Bilgide ve bedende genişlik. Kur'an, genişliği yalnız mal olarak anlamaz:
İsrâiloğulları, Tâlût'un hükümdar olmasına malının az olduğunu gerekçe göstererek itiraz eder. Peygamberleri cevap verir: Allah ona bilgide ve bedende bir genişlik vermiştir (basta). Mealin "gücünü artırdı" diye çevirdiği ifade, Arapçasında bu genişliği anlatır. Bâsıt'ın verdiği genişlik bazen servette değil, akılda, bilgide ve güçte olur; ve insanlar çoğu zaman yalnız servete bakarak yanılır. Ayetin son cümlesi de genişliğe bağlanır: "Allah her şeyi kaplar ve bilir" diye çevrilen ifadede ilk isim el-Vâsi', yani geniş olandır. Aynı kelime (basta) A'râf 69'da, Hûd peygamberin Âd kavmine hatırlattığı "yaratılıştaki genişlik" için de geçer; güçlü ve iri bedenler verilen o kavim, bu genişliği şükürle taşımamış ve kibre düşmüştür. Genişlik, sahibini yükseltebileceği gibi düşürebilir de.
İlmî
İlmî
"İki eli açık": Sıfat ayetleri. Mâide 64'teki "iki eli açıktır" ifadesi, kelâm tarihinde "haberî sıfatlar" tartışmasının örneklerinden biridir. Selef âlimlerinin çoğu bu tür ifadeleri, Allah'ı yaratılmışlara benzetmeden ve nasıl olduğunu sormadan (bilâ keyf) olduğu gibi kabul etmiştir. Sonraki kelâmcılardan birçoğu ise ifadeyi, Arapçanın mecaz kullanımına dayanarak, cömertliğin ve nimetin bolluğunun anlatımı olarak yorumlamıştır (te'vil). Arapçada "eli açık" ifadesi zaten cömertlik için kullanılır ve ayetin bağlamı bir cimrilik ithamına cevaptır. İki yaklaşım da Allah'ın bir cisme ya da organa sahip olmadığında birleşir; ayrıldıkları yer, ifadenin anlamının belirlenip belirlenmeyeceğidir.
Bast hâlinin tehlikesi. Kâbız dersinde gördüğümüz gibi tasavvufta kabz ve bast iki gönül hâlidir. Sûfî müellifler, bast hâlinin kabz hâlinden daha dikkat istediğini sıkça vurgulamıştır: Darlıktaki kişi kendini zaten Allah'a muhtaç hisseder ve O'na sığınır; genişlikteki kişi ise sevinç içinde edebi unutabilir, kendini güvende sanıp gafletle kayabilir. Bu yüzden bast hâlinde ölçülü olmak, şükrü artırmak ve sevinci taşkınlığa çevirmemek öğütlenmiştir. Bâsıt'ın verdiği genişlik, kulun edebini sınayan bir hâldir.
Kâbız ve Bâsıt birlikte. İki ismin sırası da anlamlıdır: Esmâ listesinde Kâbız önce, Bâsıt sonra gelir; Bakara 245'te de "darlaştırır" fiili önce, "bollaştırır" sonra gelir. Bu sıra, darlığın genişlikle sonuçlanacağına bir işaret olarak okunabilir; ama bu bir sıralama yorumudur, bir kural değil.
Bâsıt ve basît. Aynı kökten gelen iki kelime karıştırılmamalıdır. Bâsıt (ism-i fâil) yayan, genişleten demektir ve bir ilahî isimdir. Basît ise "yayılmış, katmanı olmayan" anlamından gelişerek felsefe ve kelâmda "parçalardan oluşmayan, bileşik olmayan" anlamında bir terim olmuştur; karşıtı mürekkebtir (bileşik). Türkçedeki "basit" kelimesi bu ikinci anlamdan gelir. Kelâmcılar Allah'ın zâtının parçalardan oluşmadığını anlatırken, O'nun bileşik olmaktan münezzeh olduğunu söylemiştir. Kök böylece bir yandan Allah'ın fiilini (genişletmek), öbür yandan zâtının tenzihini (bileşik olmamak) anlatan iki kelime doğurmuştur.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Bâsıt
el-Bâsıt da Kâbız gibi Kur'an'da isim olarak geçmez; bu sayfanın Kur'an'da bölümü boştur. Kök ise 25 kelimeyle Kur'an'da geniş bir yer tutar ve kök verisi iki şaşırtıcı sonuç gösterir. Birincisi, bâsıt kalıbı Kur'an'da dört kez geçer, ama hiçbirinde Allah'ı nitelemez. İkincisi, rızkın genişletilmesini anlatan ayetlerin hemen hepsinde genişletme fiili tek başına değil, ölçüyle vermeyi anlatan bir fiille birlikte gelir. Bu dersin İlmî seviyesi Mâide 64'ü, bast hâlinin tehlikesini, iki ismin sırasını ve basît kelimesini anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Zeccâc (ö. 311/923) | Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâ | Dil: kalıbın kimlere nispet edildiği |
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: uzatılmayan el |
| Beyhakî (ö. 458/1066) | el-Esmâ ve's-sıfât | Delil: açık eller |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: genişletme ve ölçü |
Zeccâc: Kalıbın nispeti. Dilci şârihler isim kalıbının Kur'an'daki kullanımına bakar. Bâsıt kalıbının dört geçişi dört farklı özneye aittir. Mâide 28'de Âdem'in oğlu, kardeşine elini uzatmayacağını söyler. En'âm 93'te melekler ölüm anında zalimlere ellerini uzatır. Ra'd 14'te putlara dua eden, suya ulaşmak için ellerini açan kişiye benzetilir. Kehf 18'de mağara ehlinin köpeği ön ayaklarını eşiğe uzatmıştır. Dilcinin çıkardığı sonuç şudur: İsim Allah'a kalıptan değil, Bakara 245 gibi ayetlerdeki fiilden alınmıştır. Kâbız'da da durum aynıdır; iki isim birlikte, fiilden isme geçen bir okumanın ürünüdür.
Taberî: Uzatılmayan el. Kalıbın ilk geçişi Kur'an'ın en eski cinayet kıssasındadır. Mâide 28'de Âdem'in iki oğlundan biri, kardeşi onu öldürmek için elini uzatsa bile kendisinin elini uzatmayacağını, çünkü Âlemlerin Rabbinden korktuğunu söyler. Taberî'nin aktardığı görüşler bu sözün nedenini tartışır. Bir görüşe göre o dönemde saldırıya karşılık vermek izinli değildi; başka bir görüşe göre kardeş, kendini savunabilecekken haksızlığa karışmamayı seçmiştir. Hangi görüş alınırsa alınsın, ayet bast kökünün ahlâktaki sınırını çizer: El açmak bir cömertlik de olabilir, bir saldırı da. Bâsıt'ın kuldaki payı, elin neye açıldığını bilmektir.
Beyhakî: Açık eller. Delil derleyicisi Mâide 64'ü, Allah'a nispet edilen el ifadelerinin toplandığı bölümde ele alır. Dersin İlmî seviyesinde anlatılan iki yaklaşım, kabul etmek ve yorumlamak, bu bölümün yöntemini özetler. Beyhakî ayetin yanına Allah'ın elinin dolu olduğunu ve gece gündüz harcamanın onu eksiltmediğini bildiren hadisi koyar; bu hadis el-Mâcid dersinde okunacaktır. Delil derleyicisi için iki metin birbirini açıklar: Ayetteki açık eller, hadisteki tükenmeyen harcamadır. Böylece ifade bir organ tasviri olarak değil, cömertliğin sınırsızlığının anlatımı olarak okunur.
Râzî: Genişletme ve ölçü. Kök verisi, rızık ayetlerinde bir kalıp cümle gösterir: Allah dilediğinin rızkını genişletir ve ölçüyle verir. Bu cümle Ra'd 26, İsrâ 30, Ankebût 62, Rûm 37, Sebe' 36 ve 39, Zümer 52 ve Şûrâ 12'de tekrarlanır. Râzî'nin tefsirinde ikinci fiilin anlamı tartışılır: Kelime daraltmak anlamına da, bir şeyi ölçüsüyle takdir etmek anlamına da gelebilir. Diyanet meali çoğu yerde ikinci anlamı tercih eder. Bu tercih bir ders taşır: Darlık bir mahrumiyet değil, bir ölçüdür. Genişletme de daraltma da aynı hikmetin iki yüzüdür ve Bâsıt hiçbir ayette ölçüsüz anılmaz.
Karşılaştırma. Dört şârih aynı ismin dört yüzüne bakar. Dilci kalıbın Kur'an'da kimlere nispet edildiğini, müfessir uzatılmayan elin ahlâkını, delil derleyici açık ellerin tenzihle okunmasını, Râzî ise genişletmenin hep ölçüyle anıldığını öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Bâsıt'ın genişliği sınırsızdır, ama hiçbir zaman ölçüsüz değildir.
Durup düşün
- Hayatında genişlik yaşadığın bir dönemde edebini, şükrünü ve ölçünü korudun mu?
- Bir darlık döneminde "Allah'ın eli kapandı" duygusuna kapıldığın oldu mu? Mâide 64 bu duyguya ne cevap verir?
- Akrabanla bağın nasıl? Buhârî'deki hadis rızkın genişliğini bu bağa bağlıyor; sen bunu hayatında gözlemledin mi?
Uygulama
Bugün birinin gönlünü genişlet: Güler yüzle karşıla, bir sıkıntısını hafiflet, bir süredir aramadığın bir akrabanı ara. Akşam Tefekkür Defteri'ne, hayatında Rûm 48–49'daki gibi "ümidin kesildiği yerde" gelen bir genişliği yaz. Son olarak Müslim'deki hadisi hatırla ve günün bir hatası için, gece açılan ele dön.
Kendini sına
- B-s-t kökünün anlamı nedir ve Türkçeye hangi kelimeler geçmiştir?
- Mâide 64'te "iki eli açıktır" ifadesi hangi söze cevap olarak gelir?
- Müslim'deki hadise göre tövbe eli ne zaman açıktır?
- Sûfîlere göre bast hâli neden kabz hâlinden daha fazla dikkat ister?