Bâis, ölüleri kabirlerinden kaldırıp dirilten ve kullarına peygamber gönderen demektir. İsmin iki anlamı ilk bakışta birbirinden uzak görünür: Biri ahiretle, öbürü tarihle ilgilidir. Oysa ikisi de aynı fiilden gelir: Yerinde duranı kaldırıp bir yöne doğru yola koymak. Bu ders ismi kabirden kalkışla, her sabah uyanışla, yüz yıl sonra kalkan bir yolcuyla ve bir peygamberin gönderilişiyle okur.
Temel
Kelime. Bâis, b-'-s kökünden gelir. Kökün temel anlamı "bir şeyi yerinden kaldırmak, harekete geçirmek, bir yere göndermek"tir. Arapçada yatan bir deveyi kaldırıp yola çıkarmak da, bir elçiyi bir kavme yollamak da bu fiille anlatılır. Türkçede bi'set (peygamberlik görevinin başlaması), meb'ûs (gönderilen; Osmanlı meclisindeki milletvekili de bu adla anılırdı), ba's (ölümden sonra diriliş) ve bâis (bir şeye sebep olan) bu köktendir. "Bâis olmak" deyimi hâlâ "sebep olmak" anlamında kullanılır: Bir şeyi harekete geçiren, onun bâisidir. İsim, Kur'an'da bu kalıpla geçmez; fiil olarak ise pek çok yerde, hem diriltme hem gönderme anlamında Allah'a nispet edilir.
Kabirlerdekini kaldıran. Hac sûresi, insanın yaratılış evrelerini ve kurumuş toprağın yağmurla canlanmasını anlattıktan sonra şöyle der:
Ayetin sonundaki "Allah'ın kabirlerde olanı dirilteceği" ifadesinde kullanılan fiil, Bâis isminin fiilidir (yeb'asü). Diriliş, burada bir yeniden yaratma olarak değil, bir kaldırma olarak anlatılır: Yatan kaldırılır, uyuyan uyandırılır.
Yattığımız yerden. Yâsîn sûresi, bu kalkışın anını insanın kendi ağzından verir:
"Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı?" sorusundaki fiil de aynı köktendir (be'asenâ). Soranlar kabri bir yatak (merkad) olarak anarlar; kalkışları da bir uyanış gibidir. Cevap ise Rahmân'ın vaadini hatırlatır.
Her sabah küçük bir diriliş. Hz. Peygamber, uykuya yatarken "Allah'ım, Senin adınla ölür ve dirilirim" der; uyanınca da şöyle derdi:
Uyku küçük bir ölüm, uyanış küçük bir diriliştir. Duanın sonundaki nüşûr kelimesi, kabirden kalkış için de kullanılır. Her sabah kalkan insan, Bâis'in işinin küçük bir örneğini kendi bedeninde yaşar.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Bâis'i, yaratılmışları diriliş gününde kaldıran, kabirlerdekini dirilten ve gizli olanı açığa çıkaran diye açıklar. Kulun bu isimden payı, cehaletin ölümüyle ölmüş kalpleri ilimle diriltmek ve insanları hayra harekete geçirmektir. İnsan başkasını diriltemez; ama bir kalbin uyanmasına, bir iyiliğin başlamasına vesile olabilir.
Kâinattaki izi. Hac sûresi, yukarıdaki ayetlerden hemen önce dirilişe iki kanıt gösterir: insanın kendi yaratılışı ve kurumuş toprak.
Ayet, şüphe edene önce kendi geçmişini hatırlatır: toprak, nutfe, pıhtı, çiğnem et, çocukluk, erginlik ve yaşlılık. Sonra gözünü toprağa çevirir: Su indirilince kupkuru toprak harekete geçer, kabarır ve çift çift bitki çıkarır. Her bahar kışın ölü görünen dallardan yaprak çıkması, Bâis'in işinin kâinattaki en tanıdık örneğidir.
Derin
Derin
Yüz yıl sonra. Kur'an, dirilişi soyut bir bilgi olarak değil, yaşanmış bir hikâye olarak da anlatır:
Harap bir kasabaya bakan adam, "Allah burayı nasıl diriltecek?" diye sorar. Cevap bir tartışma değil, bir tecrübedir: Yüz yıl ölü bırakılır, sonra kaldırılır (be'asehû). Kendisi bir günden az kaldığını sanır; yiyeceği bozulmamıştır, eşeğinin kemikleri ise gözünün önünde birleştirilip ete bürünür. Zaman ve bozulma, Bâis'in elinde ölçü olmaktan çıkar.
Mağaradakiler. Kehf sûresindeki gençler de uzun bir uykudan aynı fiille kaldırılır:
Diyanet meali burada fiili "uyandırdık" diye çevirir. Gençlerin ilk sorusu da Bakara 259'daki adamınkiyle aynıdır: "Ne kadar kaldınız?" Uyandırılan insan, geçen zamanı bilemez. Ayette kökün öbür anlamı da hemen görünür: Uyananlar birini şehre "gönderirler" (feb'asû).
Gönderilen peygamber. İsmin ikinci anlamı, Allah'ın insanlara elçi göndermesidir:
Burada "gönderen" diye çevrilen fiil yine aynıdır (be'ase). Bi'set, bir kavmi sapıklığın uykusundan uyandırmak için bir elçinin yola çıkarılmasıdır. Kur'an'da bir karganın gönderilmesi bile aynı fiille anlatılır:
Kardeşini öldüren Âdem oğluna öğretmen olarak bir karga gönderilir (fe-be'asa'llâhu gurâben). Gönderilen her zaman bir peygamber değildir; bazen insanın pişmanlığını uyandıran küçük bir kuştur.
Öldüğü hal üzere. Hz. Peygamber, kalkışın nasıl olacağını bir cümleyle anlatmıştır:
Hadis Bâis ismini bir hesap sorusuna çevirir: İnsan hangi hal üzere kalkacaksa, o hal üzere yaşamaktadır.
İlmî
İlmî
Tek fiil, iki anlam. Müfessirler, ba's kelimesinin Kur'an'daki kullanımlarını dirilme, gönderme ve uyandırma başlıkları altında toplamıştır. Üç anlamın ortak noktası, hareketsiz olanı harekete geçirmektir. Bu yüzden bazı âlimler, peygamber göndermeyi de bir tür diriliş olarak okumuştur: Elçi, kalbi ölü bir kavme gönderilir ve onu uyandırır.
Bedenle diriliş. Kelâm âlimleri dirilişin bedenle mi, yalnız ruhla mı olacağını tartışmıştır. Sünnî kelâmcılar, Bakara 259 ve şu ayetler gibi nasslara dayanarak bedenle dirilişi savunmuştur:
Ayetteki itiraz, doğrudan bedene yöneliktir: "Çürümüş kemikleri kim yaratacak?" Cevap da bedenle ilgilidir: Onları ilk defa yaratan. Kelâmcılar buradan, ilk yaratılışı mümkün kılan kudretin ikincisini de mümkün kıldığı sonucunu çıkarmıştır; ikinci yaratılış, ilkinden daha zor değildir. Gazâlî, Tehâfütü'l-Felâsife'de bedenle dirilişi reddeden filozofları eleştirmiş ve bu meseleyi, onları en ağır biçimde eleştirdiği üç meseleden biri saymıştır. İbn Rüşd ise Tehâfütü't-Tehâfüt'te bu eleştiriye cevap vermiştir.
Ne kadar kaldınız? Bâis'in kaldırdığı insanların Kur'an'daki ortak bir sözü dikkat çeker: Hepsi kaldıkları süreyi küçümser. Bakara 259'daki adam "bir gün ya da daha az" der; Kehf'teki gençler aynı cevabı verir. Kıyamet gününde de aynı soru sorulur:
Müfessirler bu tekrarı, dünya hayatının ve kabir bekleyişinin, kalkış anında ne kadar kısa görüneceğine bir işaret olarak okumuştur. Rûm 56'da o güne verilen ad da ismin köküdür: yevmü'l-ba's, diriliş günü.
Bâis ve Muhyî. İlerideki el-Muhyî ismi de diriltmeyi anlatır. Âlimler arasındaki farkı şöyle belirtmiştir: Muhyî, hayat verendir, ilk yaratılışta da ikincisinde de; Bâis ise özellikle ölümden sonra kaldıran ve ahiret gününe gönderendir.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Bâis
el-Bâis, Kur'an'da isim kalıbıyla hiç geçmez; bu sayfanın Kur'an'da bölümü boştur. İsim, Hac 7 gibi ayetlerdeki fiilden alınır: Allah kabirlerdekini diriltecektir. Kök ise 67 kelimeyle Kur'an'da geniştir: Fiil 52, mebûs dokuz, ba's dört kez geçer. Kökün iki nadir kalıbı ise insanın kendi kendini kaldırmasını anlatır. Bu dersin İlmî seviyesi tek fiilin iki anlamını, bedenle dirilişi, kaldıkları süreyi küçümseyenleri ve Bâis ile Muhyî farkını anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Zeccâc (ö. 311/923) | Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâ | Dil: kalkmak ve kaldırılmak |
| Beyhakî (ö. 458/1066) | el-Esmâ ve's-sıfât | Delil: fiilden alınan isim |
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: inkârcıların sorusu |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Kelâm: tek bir nefis gibi |
Zeccâc: Kalkmak ve kaldırılmak. Dilci şârihler kökün edilgen ve dönüşlü kalıplarını ayırır. Bâis başkasını kaldırandır. İnbiâs ise kişinin kendi kendini kaldırması, kendiliğinden harekete geçmesidir ve Kur'an'da iki kez geçer. Tevbe 46'da münafıkların savaşa çıkışından söz edilir: Allah onların kalkışını hoş görmemiş ve onları alıkoymuştur. Şems 12'de ise Semûd'un en azgını, dişi deveyi kesmek için ileri atılmıştır. Dilci için iki ayet bir uyarı taşır: İnsanın kendi kendini kaldırması her zaman bir hayra varmaz. Bâis'in kaldırması ise bir amaca, bir hesaba ve bir hayata doğrudur.
Beyhakî: Fiilden alınan isim. Delil derleyicisi, Kur'an'da isim kalıbıyla geçmeyen bu ismin dayanağını fiillerde bulur. Kâbız ve Bâsıt'ta olduğu gibi, isim burada da bir fiilden türetilmiştir. Hac 7 kabirlerdekinin diriltileceğini, Cuma 2 bir elçinin gönderildiğini bildirir. Beyhakî'nin yönteminde böyle isimler, Kur'an'da fiili açıkça Allah'a nispet edilen bir anlamın isim hâline getirilmesidir. Bu yüzden ismin anlamı, fiilin kullanıldığı bağlamların toplamıyla belirlenir: Diriltmek, göndermek ve uyandırmak. Dersin İlmî seviyesinde anlatılan üç anlam, bu delil anlayışının bir sonucudur.
Taberî: İnkârcıların sorusu. Kök verisi dikkat çekici bir şey gösterir: Mebûs kelimesinin dokuz geçişinin hemen hepsi inkâr edenlerin ağzındadır. İsrâ 49, Mü'minûn 82, Sâffât 16 ve Vâkıa 47'de aynı soru tekrarlanır: Kemik ve toprak olduğumuzda mı diriltileceğiz? En'âm 29 ve Mü'minûn 37'de ise dirilmeyeceklerini söylerler. Taberî'nin aktardığı açıklamalar bu soruların hep bedenin dağılmasına takıldığını gösterir. Dersin İlmî seviyesindeki Yâsîn 77–79 bu sorunun Kur'an'daki cevabıdır. Bâis isminin anlamı, en çok inkâr edildiği yerde açıkça ilan edilmiştir.
Râzî: Tek bir nefis gibi. Lokmân 28, bütün insanların yaratılmasının ve diriltilmesinin, tek bir nefsin yaratılması ve diriltilmesi gibi olduğunu söyler. Râzî'nin tefsirinde bu ayet bir kelâm ilkesiyle açıklanır: Kudret için az ile çok arasında fark yoktur, çünkü kudretin bir şeyi yapması bir zorlanma ya da yorulma içermez. İnsan için milyarlarca bedeni kaldırmak düşünülemez; ama bu güçlük insanın ölçüsündedir, Bâis'in ölçüsünde değil. Ayetin İşiten ve Gören isimleriyle bitmesi de bir anlam taşır: Her bir kulun sesi ve hâli, bu kalkışta ayrı ayrı bilinir.
Karşılaştırma. Dört şârih aynı ismin dört yüzüne bakar. Dilci insanın kendi kalkışı ile Bâis'in kaldırmasını, delil derleyici fiilden isme geçişi, müfessir inkârcıların tekrarlanan sorusunu, Râzî ise kudret için az ile çoğun farksızlığını öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Bâis, hareketsiz olanı amacına doğru kaldırır; insanın kendi kendine kalkışı ise ancak O'nun çağrısına uyduğunda bir hayra varır.
Durup düşün
- Sabah uyandığında "Bizi öldürdükten sonra dirilten Allah'a hamd olsun" duasını söylesen, günün ilk anı nasıl değişirdi?
- "Her kul öldüğü hal üzere diriltilir" hadisi, bugünkü hâline nasıl bir soru soruyor?
- Son günlerde neyin bâisi oldun: bir iyiliğin mi, bir kırgınlığın mı?
Uygulama
Bu gece yatarken "Allah'ım, Senin adınla ölür ve dirilirim" de; sabah uyanınca Buhârî'deki uyanış duasını söyle. Gün içinde bir iyiliğin bâisi olmaya niyet et: bir hatırlatma, bir teşvik ya da yarım kalmış bir işi başlatmak. Akşam Tefekkür Defteri'ne o gün neyi harekete geçirdiğini yaz.
Kendini sına
- b-'-s kökünün temel anlamı nedir ve Türkçede hangi kelimelerde yaşar?
- Yâsîn 52'de kabirden kalkanlar ne der?
- Bakara 259'daki adam kaç yıl ölü bırakılmıştır ve ne kadar kaldığını sanmıştır?
- Bâis isminin ahiretle ilgili anlamı dışındaki ikinci anlamı nedir; hangi ayet buna örnektir?