Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Faiz yasağının merkezindeki kavram ribadır; çağdaş İslam hukukçularının çoğunluğu banka faizini bu kapsamda görür, ama ribanın kapsamı modern dönemde tartışılmıştır. Ekonomik açıdan yasak, borçta önceden belirlenmiş getiriyi dışlar ve risk almaya dayanan belirsiz getirilere izin verir.
- 1963'te Mısır'da kurulan Mit Gamr tasarruf bankası faiz almıyor ve ödemiyor, yatırım hesaplarındaki fonları ticaret ve sanayiye yatırıp kârı mevduat sahipleriyle paylaşıyordu; 1967'de sona erdiğinde ülkede bu türden dokuz banka vardı.
- Borç sözleşmesinde risk büyük ölçüde borçluya aktarılır; kâr ve zarar ortaklığında ise paylaşılır. Khan, ortaklığa dayalı bir bankacılık sisteminin, mevduatın nominal değerini garanti etmediği için varlıklara gelen şokları emerek krizlere daha iyi uyum sağlayabileceğini gösterdi.
- Aggarwal ve Yousef, İslami bankaların araçlarının çoğunun kâr ve zarar ortaklığına değil borca benzeyen yapılara dayandığını ve vekâlet sorunları ağırlaştıkça borcun baskın araç hâline gelmesinin akılcı bir tepki olduğunu buldu; kârın gözlemlenmesi zor olduğunda ortaklık pahalılaşır.
- Faiz yasağı paranın zaman değerini ortadan kaldırmaz; vadeli satışlarda fiyat farkı olarak ortaya çıkar ve bu işlemlerin faizden ekonomik olarak ne ölçüde farklı olduğu tartışmalıdır. Karz-ı hasen, ödünç verenin enflasyon kaybını da üstlendiği bir yardımlaşma aracıdır; garar yasağı ise sözleşmelerdeki aşırı belirsizliği sınırlar.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Ribayı, borç ve ortaklık sözleşmesini, kâr ve zarar ortaklığını, risk paylaşımı ile risk aktarımını, gararı ve karz-ı haseni tanımlar.
- Anlama — Faiz yasağının iktisadi içeriğine dair farklı yorumları; borç ile ortaklık arasındaki farkın riskin dağılımını, teşvikleri ve finansal istikrarı nasıl etkilediğini açıklar.
- Uygulama — Aynı projenin borçla ve kâr-zarar ortaklığıyla finanse edildiği durumlarda tarafların getirilerini, bir şokun bankanın bilançosuna etkisini ve gizli bilgi altında ortaklık sözleşmesinin maliyetini hesaplar.
- Değerlendirme — Khan'ın ortaklığa dayalı bankacılığın istikrarına dair modelini ve Aggarwal ile Yousef'in İslami bankaların fiilen borca benzer araçlar kullandığı bulgusunu karşılaştırarak faiz yasağının ekonomik sonuçlarına dair tartışmayı değerlendirir.
Sezgi
Açılış
Bir esnaf, dükkânını genişletmek için 100 bin liraya ihtiyaç duyuyor. İki seçeneği var. Birincisi, bir bankadan yıllık yüzde 40 faizle kredi almak: işler iyi gitse de kötü gitse de bir yıl sonra 140 bin lira ödeyecek. İkincisi, birikimi olan bir tanıdığıyla ortak olmak: tanıdığı 100 bin lirayı koyacak, esnaf emeğini ve dükkânını; yıl sonunda kâr çıkarsa yarı yarıya paylaşacaklar, zarar çıkarsa tanıdığı parasının bir kısmını kaybedecek.
İki seçenek arasındaki fark yalnızca maliyet değildir; riskin kimde kaldığıdır. Krediyle esnaf bütün riski üstlenir; kötü bir yılda bile borcunu ödemek zorundadır. Ortaklıkla risk paylaşılır; kötü bir yılda iki taraf da kaybeder. İkinci seçenekte paranın sahibi, getirisini önceden bilmez; getirisi işin sonucuna bağlıdır.
Önceki derste 1976 Mekke konferansının bildirilerine bakarken, yeni alanın tartışma gündeminin başında paranın getirisinin durduğunu görmüştük. Bu ders, faiz yasağının ekonomik içeriğini ele alıyor: yasaklanan tam olarak nedir, borç ile ortaklık arasındaki fark ekonomik olarak neden önemlidir, faizsiz bir finans sistemi nasıl işleyebilir ve bu sistemin verimliliğine dair hangi tartışmalar vardır? Ders, dini hükümleri yorumlamayı değil, bu hükümlerin ekonomik davranış ve kurumlar üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlıyor.
Hikâye — Nil deltasında bir tasarruf bankası
1963'te Mısır'ın Nil deltasındaki küçük kasabası Mit Gamr'da alışılmadık bir banka açıldı. Bankanın kurucusu, Mısırlı iktisatçı Ahmed en-Neccar'dı. Neccar, Almanya'daki yerel tasarruf bankalarının fikrini, kırsal bankacılık ilkeleriyle ve İslami değerlerin genel çerçevesiyle birleştirmeyi amaçlıyordu. Bankanın hedef kitlesi, büyük bankalara hiç gitmemiş köylüler ve küçük esnaftı.
Banka ne faiz alıyor ne de faiz ödüyordu. Tasarruf hesaplarına faiz ödenmiyor, ama hesap sahipleri istedikleri zaman paralarını çekebiliyor ve üretken amaçlar için küçük, kısa vadeli, faizsiz kredilerden yararlanabiliyordu. Yatırım hesaplarındaki para ise ticaret ve sanayiye, doğrudan ya da başkalarıyla ortaklık hâlinde yatırılıyor ve elde edilen kâr mevduat sahipleriyle paylaşılıyordu. Banka, bu yönüyle bir ticari bankadan çok, bir tasarruf ve yatırım kurumu gibi işliyordu.
Mit Gamr deneyi, ülkede benzer başka bankaların açılmasına yol açtı. Deney 1967'de sona erdiğinde, ülkede bu türden dokuz banka vardı. Sona erişin nedenleri tartışmalıdır; anlatılar, deneyin ekonomik başarısızlıktan çok hukuki ve siyasi nedenlerle sonlandırıldığını vurgular. Birkaç yıl sonra, 1971'de, Mısır'da faizsiz bir ticari banka olarak Nasır Sosyal Bankası kuruldu; ama bu bankanın kuruluş belgesinde ve adında İslam'a ya da şeriata bir atıf yapılmadı.
Mit Gamr, bugün çoğu zaman modern İslami bankacılığın öncüsü olarak anılır. Ama deneyin asıl ilgi çekici yanı, faiz yasağına verdiği ekonomik cevaptır: paranın sahibine sabit bir getiri yerine işin sonucuna bağlı bir pay vermek. Bu cevap, sonraki on yıllarda İslami bankacılığın kuramsal temeli oldu. Ama aynı zamanda bir soruyu da beraberinde getirdi: paranın sahibi, işin sonucunu nasıl doğru biçimde öğrenecek ve kârın gizlenmesini nasıl önleyecekti?
Kavram
Bu dersin merkezindeki kavram şudur.
Finansman biçimlerini ayıran temel ayrım şudur.
Faizsiz finansın önerdiği temel ilke şudur.
İki finansman biçiminin riski nasıl dağıttığını anlatan ayrım şudur.
Faiz yasağının yanında sözleşmeleri sınırlayan ikinci ilke şudur.
Faizsiz finansın yardımlaşma biçimi şudur.
Veri ve kanıt
Khan'ın sonucu, faiz yasağı tartışmasını dini bir sorudan bir finansal yapı sorusuna taşır. Önemli olan faizin adı değil, mevduat sahibinin riski taşıyıp taşımadığıdır. Bu açıdan bakıldığında, kâr ve zarar ortaklığına dayanan bir banka, önceki derslerde gördüğümüz bankacılık krizlerinin bir kaynağını, yani nominal değeri garanti edilen mevduatlar ile değeri dalgalanan varlıklar arasındaki uyumsuzluğu ortadan kaldırır. Bu, iyi tasarlanmış bir yatırım fonunun bir bankadan daha az kırılgan olmasına benzer. Ama bu istikrarın bedeli, mevduat sahiplerinin paralarının değerinin dalgalanmasını kabul etmesidir.
Bu bulgu, kuram ile uygulama arasındaki uçurumu gösterir. Kuramsal modelde İslami bankalar girişimcilerin ortağıdır; uygulamada ise ağırlıklı olarak, getirisi önceden belli olan ve ekonomik yapısı borca benzeyen araçlar kullanırlar. Aggarwal ve Yousef bunu bir sapma olarak değil, akılcı bir tepki olarak açıklar: girişimcinin kârını gözlemlemek zorsa, kâr ortaklığı girişimciye kârı gizleme fırsatı verir ve banka kendini korumak için sabit getirili sözleşmelere yönelir. Sigorta ve kredi piyasalarında tanıdığımız, karşı tarafın neyi bildiğini ve ne yaptığını görememe sorunu, faizsiz finansta da aynı biçimde ortaya çıkar.
Yaygın yanlış«Faizsiz bankacılık ile faizli bankacılık arasındaki fark yalnızca isimdedir; ekonomik olarak hiçbir fark yoktur.»
Khan, iki sistem arasındaki temel ekonomik farkın, İslami sistemde mevduatın bir ortaklık payı gibi görülüp nominal değerinin garanti edilmemesi olduğunu ve bu yapının, varlıklara gelen şokların mevduat değerlerine yansıması sayesinde krizlere uyumu kolaylaştırabileceğini gösterdi. Kuramsal model, gerçek bir ekonomik farka işaret eder; uygulamanın bu modele ne ölçüde uyduğu ise ayrı bir sorudur.
Yaygın yanlış«İslami bankalar kuram gereği kâr ve zarar ortaklığına dayanır; bu yüzden fiilen girişimcilerle riski paylaşırlar.»
Aggarwal ve Yousef, İslami bankaların kullandığı araçların çoğunun kâr ve zarar ortaklığına değil, borca çok benzeyen yapılara dayandığını, uzun vadeli girişimci finansmanının nadir olduğunu ve bunun, vekâlet sorunlarının ağır olduğu bir ortamda akılcı bir tepki olduğunu buldu. Kuramdaki ortaklık ile uygulamadaki araçlar arasında belirgin bir fark vardır.
Neden önemli?
Katılım bankalarının mevduat yerine katılım hesabı açması, kredi yerine mal alım satımı ya da kiralama yoluyla finansman sağlaması ve tahvil yerine kira sertifikası ihraç etmesi, bu yasağa uyma çabasının sonuçlarıdır. Bu kurumları anlamak, yasağın ekonomik içeriğine dair farklı yorumları bilmeyi gerektirir.
Faiz yasağının ekonomik yorumu, finansal istikrar ve finansmana erişim açısından da önemlidir. Kâr ve zarar ortaklığı, kuramsal olarak riski daha geniş biçimde paylaştırır ve bankacılık krizlerinin bir kaynağını ortadan kaldırabilir. Ama uygulamada bilgi sorunları, bu ortaklığı zorlaştırır ve kurumları borca benzer araçlara yöneltir. Bu gerilim, katılım finansının değerlendirilmesinin merkezindedir.
Türkiye'de faize dair dini kaygılar, bazı hanelerin tasarruflarını bankacılık sisteminin dışında, altın ya da döviz olarak tutmasına yol açabilir. Katılım bankacılığı, bu tasarrufları finansal sisteme çekmenin bir yolu olarak da tartışılır. Bu açıdan faiz yasağı, yalnızca bir inanç meselesi değil, finansal derinleşme ve tasarrufların ekonomiye kazandırılması sorusuyla da ilişkilidir.
Model
Faiz yasağının ekonomik sonuçlarını görmek için aynı yatırımı iki farklı sözleşmeyle finanse edip sonuçları karşılaştırmak yeterlidir. Aşağıda önce bir projenin getirisinin borç ve ortaklık altında nasıl bölündüğünü, sonra bir bankanın bilançosunun şoklara tepkisini, ardından bilgi sorunlarının ortaklığı nasıl zorlaştırdığını ve en son paranın zaman değerinin faizsiz sözleşmelerde nasıl ortaya çıktığını hesaplıyoruz. Khan ile Aggarwal–Yousef'in bulguları dışındaki her sayı örnek için uydurulmuştur; tutarlar bin liradır.
Çözümlü örnek — Aynı proje, iki sözleşme
Açılıştaki esnafın genişleme projesine 100 yatırılıyor. Proje bir yıl sonra yarı yarıya olasılıkla ya 160 ya da 90 değerinde olacak; yani ya 60 kâr ya da 10 zarar edecek. Beklenen değer 125, beklenen kâr 25'tir.
Birinci sözleşmede fon sağlayan, yüzde 15 faizle borç veriyor. Proje iyi giderse fon sağlayan 115 alır ve esnafa 45 kalır. Proje kötü giderse fon sağlayan yine 115 almak ister; ama proje yalnızca 90 değerindedir. Esnafın başka bir varlığı varsa 25'i ondan öder; yoksa iflas eder ve fon sağlayan 90 ile yetinir. Esnafın başka varlığı olduğunu varsayarsak, fon sağlayanın getirisi her durumda yüzde 15'tir; bütün risk esnaftadır.
İkinci sözleşmede fon sağlayan, kârın yarısını alma ve zararı karşılama koşuluyla ortak oluyor. Proje iyi giderse 60'lık kâr yarı yarıya bölünür; fon sağlayan 130, esnaf 30 alır. Proje kötü giderse 10'luk zarar sermayeyi koyan fon sağlayana düşer; fon sağlayan 90 alır, esnaf emeğinin karşılığını alamaz. Fon sağlayanın beklenen getirisi (130 + 90) ÷ 2 = 110, yani yüzde 10'dur; ama bu getiri yüzde 30 ile eksi yüzde 10 arasında dalgalanır.
İki sözleşmede de toplam getiri aynıdır; değişen, riskin dağılımıdır. Borçta risk esnafa aktarılmış, ortaklıkta paylaşılmıştır. Esnaf açısından ortaklık, kötü yılda iflas riskini ortadan kaldırır ama iyi yılda kazancının bir kısmından vazgeçmeyi gerektirir. Fon sağlayan açısından ortaklık, daha düşük bir beklenen getiriyi ve daha yüksek bir riski kabul etmek demektir; bu yüzden fon sağlayan, ortaklık için genellikle kârdan daha büyük bir pay ister.
Çözümlü örnek — Bir şokun bilançoya yansıması
Khan'ın bulgusunun mekanizmasını iki bankanın bilançosuyla görelim. İki bankanın da varlıkları 100'dür; birincisi geleneksel bir banka, 90 mevduat ve 10 özkaynakla finanse ediliyor; mevduatların nominal değeri garanti ediliyor. İkincisi kâr ve zarar ortaklığına dayanan bir banka; 90 katılım hesabı ve 10 özkaynakla finanse ediliyor; katılım hesaplarının değeri bankanın varlıklarının getirisine göre değişiyor.
Ekonomide bir kriz çıkıyor ve iki bankanın varlıklarının değeri de yüzde 15 düşerek 85'e iniyor. Geleneksel bankada mevduatlar hâlâ 90'dır; varlıklar yükümlülükleri karşılamaz ve özkaynak eksi 5'e düşer. Banka teknik olarak iflas etmiştir; mevduat sahipleri paralarını çekmek için koşarsa, banka varlıklarını düşük fiyatlarla satmak zorunda kalır ve kayıp büyür. Devletin mevduat güvencesi devreye girmek zorunda kalabilir.
Kâr ve zarar ortaklığına dayanan bankada ise kayıp, özkaynak ile katılım hesapları arasında paylaşılır. Kaybın 15'inin, örneğin özkaynak ve hesaplar arasında oranlı olarak bölündüğünü varsayalım: katılım hesaplarının değeri 90'dan yaklaşık 76,5'e, özkaynak 10'dan 8,5'e iner. Varlıklar yükümlülüklere eşit kalır; banka iflas etmez. Hesap sahipleri kaybetmiştir, ama bankaya koşmak için bir nedenleri yoktur; çünkü paralarını çekseler de aynı değeri alırlar.
Bu, Khan'ın gösterdiği istikrar avantajıdır. Ama önemli bir koşula bağlıdır: hesap sahiplerinin kaybı gerçekten kabul etmesi. Uygulamada katılım bankaları, rekabet ve itibar kaygısıyla, hesap sahiplerine kayıp yansıtmaktan kaçınmak için kendi kârlarından ya da özel karşılık hesaplarından fon aktarabilir. Bu durumda katılım hesapları fiilen garanti edilmiş mevduata yaklaşır ve istikrar avantajı zayıflar. Bu konuya katılım bankacılığının işleyişini ele alan sonraki derste döneceğiz.
Çözümlü örnek — Kâr gizlenebiliyorsa
Aggarwal ve Yousef'in vekâlet sorununu sayılarla görelim. Bir ortaklık sözleşmesinde fon sağlayan, kârın yarısını alacaktır. Projenin gerçek kârı 60'tır; ama fon sağlayan bu kârı doğrudan gözlemleyemez, girişimcinin bildirdiği kâra güvenmek zorundadır.
Girişimci kârı 20 olarak bildirirse, fon sağlayana 10 öder ve kendisine 50 kalır; doğru bildirseydi 30 kalırdı. Kârı gizlemek girişimciye 20 kazandırır. Fon sağlayan bunu önlemek için girişimcinin hesaplarını denetleyebilir; ama bir denetim 15'e mal oluyorsa, denetimle kurtarılan 20'lik payın büyük kısmı denetim maliyetine gider.
Borç sözleşmesinde ise fon sağlayan yalnızca anlaşılan geri ödemenin yapılıp yapılmadığına bakar; girişimcinin gerçek kârını bilmesine gerek yoktur. Önceki derslerde gördüğümüz gibi, borç sözleşmesinin bir üstünlüğü, denetimi yalnızca geri ödemenin yapılamadığı durumlara sınırlamasıdır. Kârı görmek zorlaştıkça, sabit geri ödemeli sözleşmenin üstünlüğü büyür. Aggarwal ve Yousef'in bulgusu, İslami bankaların bu yüzden kâr ortaklığı yerine borca benzeyen araçlara yöneldiğini açıklar. Ortaklığın yaygınlaşması için güvenilir muhasebe, bağımsız denetim ve etkin hukuk sistemleri gibi kurumlar gerekir. Bir başka çözüm, ortaklığın kapsamını gözlemlenmesi kolay büyüklüklere bağlamaktır. Kâr yerine satış gelirinden pay almak, örneğin bir mağazanın kasa kayıtlarından ya da bir çiftçinin hasat miktarından pay almak, gizleme imkânını azaltır; çünkü satışlar ve hasat, maliyetlerden daha kolay doğrulanır. Ama bu çözüm de riskin dağılımını değiştirir: gelirden pay alan fon sağlayan, maliyetlerdeki artışın riskini girişimciye bırakır ve ortaklık kısmen borca yaklaşır.
Çözümlü örnek — Vadeli satışta paranın zaman değeri
Faiz yasağı, paranın zaman değerini ortadan kaldırmaz. Bir tüccar bir malı peşin 100'e, bir yıl vadeyle 140'a satıyor. Çağdaş İslam hukukçularının çoğunluğu, malın satış anında belirlenen vadeli fiyatının peşin fiyattan yüksek olmasını meşru görür; çünkü işlem bir para borcu değil, bir mal satışıdır ve satıcı malın riskini, en azından satıştan önce, taşımıştır.
Ekonomik olarak bu işlemin sonucu, 100'lük bir krediye yüzde 40 faiz uygulanmasına çok benzer: alıcı bugün malı alır ve bir yıl sonra 140 öder. Fark, işlemin hukuki biçiminde ve riskin dağılımındadır. Satıcı malı satın alıp sahiplenmeden satamaz; mal satıcıdayken bozulur ya da kaybolursa zarar satıcıya aittir. Ayrıca alıcı borcunu geç öderse, borç kendiliğinden faiz işleterek büyümez; gecikme durumunda alınabilecek ödemeler sınırlıdır.
Bu örnek, faiz yasağına dair temel tartışmayı özetler. Bazı yazarlar, vadeli satışın ekonomik olarak faizden ayırt edilemediğini ve bu nedenle faiz yasağının biçimsel bir uygulamaya dönüştüğünü savunur. Öbürleri ise mal satışının, para borcundan farklı olarak gerçek bir ekonomik faaliyete bağlı olduğunu, kredinin bir malın alımıyla sınırlandığını ve borcun kendiliğinden büyümesinin önlendiğini vurgular. Bu tür vadeli satışlara dayanan finansman araçlarını, dizinin ilerleyen bir dersinde ayrıntılı olarak ele alacağız.
Çözümlü örnek — Faizsiz kredinin gerçek maliyeti
Karz-ı hasen, yardımlaşma amaçlı faizsiz bir kredidir. Bir kişi, bir tanıdığına 100'lük bir karz-ı hasen veriyor ve bir yıl sonra yine 100 geri alacak. Yıllık enflasyon yüzde 40 ise, bir yıl sonra geri alınan 100'ün satın alma gücü, bugünkü fiyatlarla yaklaşık 100 ÷ 1,4 ≈ 71'dir. Ödünç veren, reel olarak 29 kaybetmiştir.
Önceki derslerde gördüğümüz Fisher etkisine göre, nominal faiz, reel faiz ile beklenen enflasyonun toplamına yaklaşır. Geleneksel bir kredide yüzde 40 enflasyon beklentisi nominal faize yansır ve ödünç veren paranın satın alma gücünü korur. Karz-ı hasende ise ödünç veren, enflasyonun yarattığı kaybı da üstlenir. Yüksek enflasyonlu ekonomilerde bu, faizsiz kredinin bir yardımlaşma aracı olarak maliyetini ciddi biçimde artırır.
Bazı yazarlar, borcun enflasyona göre endekslenmesinin, yani anaparanın satın alma gücünün korunmasının, faiz sayılıp sayılmayacağını tartışmıştır. Çağdaş İslam hukukçularının önemli bir kısmı, para borçlarının enflasyona endekslenmesini genel olarak kabul etmez; bu da yüksek enflasyonun faizsiz finans için özel bir zorluk yarattığını gösterir. Bu tartışma, faiz yasağının ekonomik içeriğinin, enflasyonun düşük olduğu bir ortamda tasarlanmış kurumların yüksek enflasyonlu ortamlara nasıl uyarlanacağı sorusuyla da bağlantılı olduğunu gösterir.
Çözümlü örnek — Mevduat sahibi riski ister mi?
Bir hane, 100'lük birikimini ya garanti edilmiş bir mevduata, yıllık yüzde 10 kesin getiriyle, ya da bir katılım hesabına koyabilir. Katılım hesabı yarı yarıya olasılıkla yüzde 20 ya da yüzde 2 getiriyor; beklenen getirisi yüzde 11'dir.
Riskten kaçınan bir hane için katılım hesabının değeri, beklenen getirisinden düşüktür. Önceki derslerde gördüğümüz kesinlik eşdeğeri kavramıyla, hane bu belirsiz getiriyi kesin yüzde 9'a eşdeğer görüyorsa, getiri açısından garanti edilmiş mevduatı tercih eder. Katılım hesabını ancak dini tercihleri ya da bankanın istikrarına dair değerlendirmeleri bu farkı karşılıyorsa seçer.
Bu hesap, katılım bankalarının hesap sahiplerine neden çoğu zaman istikrarlı getiriler sunmaya çalıştığını açıklar. Hesap sahiplerinin çoğu, ortaklık riskini değil, geleneksel mevduata yakın ama faiz içermeyen bir ürün ister. Ama getirilerin istikrarlı tutulması, Khan'ın modelindeki istikrar avantajını azaltır: kayıplar hesap sahiplerine yansıtılmadıkça, katılım hesabı ekonomik olarak mevduata yaklaşır. Faizsiz finansın kuramı ile müşterilerin tercihleri arasında bir gerilim vardır.
Çözümlü örnek — Belirsizliğin makul ölçüsü
Garar yasağının ekonomik mantığını bir tarım örneğiyle görelim. Bir çiftçi, henüz ekmediği bir tarlanın gelecek yılki ürününü bugün bir tüccara satmak istiyor. Birinci sözleşmede, çiftçi tarlanın gelecekte ne ürün vereceği belli olmadan, «tarladan ne çıkarsa» karşılığında bugün 50 alıyor. Tarla yarı yarıya olasılıkla 20 ya da 100 değerinde ürün verecek.
Bu sözleşmede tüccar, beklenen değeri 60 olan bir şey için 50 ödüyor; ama sonuç ya 20 ya 100'dür. Tüccar için bu, bir yatırımdan çok bir kumara benzer; çiftçi açısından da, sözleşmenin konusu belirsiz olduğu için hangi ürünü, hangi nitelikte teslim edeceği tartışmaya açıktır. Klasik hukukçuların garar yasağı, bu tür aşırı belirsiz sözleşmeleri hedefler.
İkinci sözleşmede çiftçi, belirli nitelikte 10 ölçek buğdayı bir yıl sonra teslim etmek üzere bugün ölçek başına 5'ten toplam 50 alıyor. Burada sözleşmenin konusu, miktarı, niteliği ve teslim tarihi bellidir. Belirsizlik, yalnızca buğdayın teslim günündeki piyasa fiyatına ve çiftçinin teslim edip edemeyeceğine dairdir. Klasik İslam hukuku, belirli koşullarla, bu tür peşin ödemeli ileri tarihli teslim sözleşmelerine izin verir.
İki sözleşme arasındaki fark, belirsizliğin varlığı değil, ölçüsüdür. Her ticaret bir miktar belirsizlik içerir; garar yasağı, sözleşmenin konusunun tanımlanamayacak kadar belirsiz olduğu durumları sınırlar. Bu ayrım, modern türev ürünlerin ve sigortanın faizsiz finanstaki yerini tartışırken önem kazanır; katılım sigortacılığını ele alan derste bu konuya döneceğiz.
Modelin sınırları
Buradaki örnekler, faiz yasağının ekonomik içeriğini borç ile ortaklık arasındaki farka indirger. Ama faiz yasağı, inananlar için öncelikle dini bir hükümdür ve bu hükmün kapsamına dair İslam hukukçuları arasında farklı görüşler vardır. Bu ders, bu görüşler arasında bir hüküm vermez; yalnızca farklı yorumların ekonomik sonuçlarını inceler.
Khan'ın modeli kuramsaldır ve mevduat sahiplerinin kayıpları kabul ettiği bir sistemi varsayar. Gerçek katılım bankaları bu modelden farklı işleyebilir. Aggarwal ve Yousef'in bulgusu ise belirli bir dönemin ve belirli ülkelerin İslami bankalarına aittir; bankaların kullandığı araçlar, kurumsal ortam geliştikçe değişebilir.
Örnekler ayrıca, faiz yasağının ekonominin bütünü üzerindeki etkilerini, örneğin para politikasının işleyişini, devlet borçlanmasını ve finansal piyasaların derinliğini ele almaz. Faizin olmadığı bir ekonomide merkez bankasının nasıl işleyeceği ve devletin nasıl borçlanacağı, ayrı ve karmaşık sorulardır. Bu soruların bazılarına, kira sertifikalarını ve düzenleme standartlarını ele alan sonraki derslerde döneceğiz.
Uygulama
Özet kartı
- Faiz yasağının merkezindeki kavram ribadır; çağdaş İslam hukukçularının çoğunluğu banka faizini bu kapsamda görür, ama ribanın kapsamı modern dönemde tartışılmıştır. Ekonomik açıdan yasak, borçta önceden belirlenmiş getiriyi dışlar ve risk almaya dayanan belirsiz getirilere izin verir.
- 1963'te Mısır'da kurulan Mit Gamr tasarruf bankası faiz almıyor ve ödemiyor, yatırım hesaplarındaki fonları ticaret ve sanayiye yatırıp kârı mevduat sahipleriyle paylaşıyordu; 1967'de sona erdiğinde ülkede bu türden dokuz banka vardı.
- Borç sözleşmesinde risk büyük ölçüde borçluya aktarılır; kâr ve zarar ortaklığında ise paylaşılır. Khan, ortaklığa dayalı bir bankacılık sisteminin, mevduatın nominal değerini garanti etmediği için varlıklara gelen şokları emerek krizlere daha iyi uyum sağlayabileceğini gösterdi.
- Aggarwal ve Yousef, İslami bankaların araçlarının çoğunun kâr ve zarar ortaklığına değil borca benzeyen yapılara dayandığını ve vekâlet sorunları ağırlaştıkça borcun baskın araç hâline gelmesinin akılcı bir tepki olduğunu buldu; kârın gözlemlenmesi zor olduğunda ortaklık pahalılaşır.
- Faiz yasağı paranın zaman değerini ortadan kaldırmaz; vadeli satışlarda fiyat farkı olarak ortaya çıkar ve bu işlemlerin faizden ekonomik olarak ne ölçüde farklı olduğu tartışmalıdır. Karz-ı hasen, ödünç verenin enflasyon kaybını da üstlendiği bir yardımlaşma aracıdır; garar yasağı ise sözleşmelerdeki aşırı belirsizliği sınırlar.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Riba | Riba | İslam hukukunda yasaklanan haksız fazlalık; borçta önceden belirlenmiş fazlalığı kapsar |
| Borç ve ortaklık sözleşmesi | Debt and equity contract | Sabit geri ödemeli sözleşme ile sonuca ortak olunan sözleşme ayrımı |
| Kâr ve zarar ortaklığı | Profit-and-loss sharing | Kârın kararlaştırılmış oranlarda, zararın sermayeye göre paylaşıldığı finansman |
| Risk paylaşımı ve risk aktarımı | Risk sharing and risk transfer | Belirsiz sonucun bölünmesi ile tek tarafa bırakılması ayrımı |
| Garar | Gharar | Sözleşmenin konusunda aşırı belirsizlik |
| Karz-ı hasen | Qard hasan | Fazlalık talep edilmeyen yardımlaşma amaçlı faizsiz kredi |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Borç sözleşmesi ile ortaklık sözleşmesi arasındaki temel farkı açıkla. Hangisinde fon sağlayanın getirisi işin sonucuna bağlıdır?
- (Çıktı 2) Khan'a göre İslami bankacılık ile geleneksel bankacılık arasındaki temel ekonomik fark nedir? Bu fark, bankacılık krizlerine karşı dayanıklılığı nasıl etkiler?
- (Çıktı 3) Bir proje 200 değerinde bir yatırımla başlıyor ve bir yıl sonra yarı yarıya olasılıkla 280 ya da 170 değerinde olacak. Fon sağlayan ya yüzde 12 faizle borç veriyor ya da kârın yüzde 60'ını alıp zararı üstleniyor. İki sözleşmede fon sağlayanın her durumdaki ve beklenen getirisini hesapla. Borçlunun başka varlığı olduğunu varsay.
- (Çıktı 3) Bir bankanın varlıkları 200, yükümlülükleri 180 hesap ve 20 özkaynaktır. Varlıklar yüzde 12 değer kaybediyor. Hesaplar nominal olarak garanti edilmişse ve kayıp hesaplar ile özkaynak arasında oranlı olarak paylaşılıyorsa bankanın durumunu ayrı ayrı hesapla.
- (Çıktı 4) Khan'ın modeli ile Aggarwal ve Yousef'in bulgusu birbiriyle çelişir mi? İkisini birlikte değerlendir.
- (Çıktı 4) Bir yorumcu, «Katılım bankalarının vadeli satışları faizden başka bir şey değildir; faiz yasağı yalnızca bir isim değişikliğidir» diyor. Vadeli satışın hukuki yapısını, Aggarwal ile Yousef'in bulgusunu ve Khan'ın bilanço modelini kullanarak yargının nerede haklı, nerede abartılı olduğunu göster.
Cevaplar
- Borç sözleşmesinde fon sağlayan, işin sonucundan bağımsız olarak önceden belirlenmiş bir geri ödeme hakkına sahiptir; iflas dışında getirisi sabittir. Ortaklık sözleşmesinde ise fon sağlayan işin sonucuna ortak olur; kâr arttıkça getirisi artar, zarar edildiğinde sermayesinin bir kısmını kaybeder. Fon sağlayanın getirisinin işin sonucuna bağlı olduğu sözleşme, ortaklık sözleşmesidir.
- Khan'a göre temel fark, faizin varlığı ya da yokluğu değil, İslami sistemde mevduatın bir ortaklık payı gibi görülüp nominal değerinin garanti edilmemesi, geleneksel sistemde ise mevduatın nominal değerinin bankalar ya da devlet tarafından garanti edilmesidir. Ortaklığa dayalı sistemde varlıklara gelen bir şok, mevduatların değerindeki düşüşle hemen emilir ve varlıklar ile yükümlülükler eşit kalır; banka iflas etmez ve mevduat sahiplerinin bankaya koşma nedeni ortadan kalkar. Geleneksel sistemde ise şok, varlıklar ile garanti edilmiş yükümlülükler arasında bir açık yaratabilir ve krize yol açabilir.
- Borçta fon sağlayan her durumda 200 × 1,12 = 224 alır; getirisi her durumda yüzde 12'dir. Ortaklıkta iyi durumda kâr 80'dir ve fon sağlayan bunun yüzde 60'ını, yani 48'i alır; toplam 248, getirisi yüzde 24'tür. Kötü durumda 30'luk zarar fon sağlayana düşer ve 170 alır; getirisi eksi yüzde 15'tir. Beklenen getiri (248 + 170) ÷ 2 = 209, yani yüzde 4,5'tir. Ortaklıkta fon sağlayanın beklenen getirisi borçtan düşüktür ve riski daha yüksektir; bu yüzden fon sağlayan ortaklık için kârdan daha büyük bir pay talep eder.
- Varlıklar yüzde 12 düşerek 176'ya iner; kayıp 24'tür. Hesaplar garanti edilmişse yükümlülük 180'de kalır ve özkaynak 176 − 180 = −4 olur; banka teknik olarak iflas etmiştir. Kayıp oranlı paylaşılıyorsa, hesaplar kaybın yüzde 90'ını, yani 21,6'yı, özkaynak yüzde 10'unu, yani 2,4'ü üstlenir. Hesaplar 158,4'e, özkaynak 17,6'ya iner; varlıklar yükümlülüklere eşit kalır ve banka iflas etmez.
- Çelişki ancak yüzeyde görünür; biri kuramı, öbürü uygulamayı inceler. Khan, ortaklığa dayalı bir bankacılık sisteminin kuramsal olarak nasıl işleyeceğini ve istikrar avantajını inceler. Aggarwal ve Yousef ise İslami bankaların fiilen hangi araçları kullandığına ve neden bu araçları seçtiğine bakar. Birlikte, kuramsal modelin istikrar avantajının, ancak bankalar gerçekten ortaklığa dayalı araçlar kullandığında ve mevduat sahipleri kayıpları kabul ettiğinde gerçekleşeceğini; ama bilgi sorunlarının bankaları borca benzer araçlara yönelttiğini gösterirler. Kuramın avantajlarından yararlanmak için, kârların güvenilir biçimde gözlemlenmesini sağlayacak kurumlar gerekir.
- Yargının güçlü yanı, vadeli satışların ekonomik sonucunun, yani alıcının bugün malı alıp gelecekte daha yüksek bir tutar ödemesinin, faizli bir krediye çok benzemesidir; Aggarwal ve Yousef'in bulgusu da İslami bankaların araçlarının çoğunun borca benzediğini gösterir. Zayıf yanı ise önemli farkları gözden kaçırmasıdır. Vadeli satışta finansman bir mal alımına bağlıdır; satıcı malı sahiplenmeden satamaz ve mal satıcıdayken riski satıcı taşır. Borç kendiliğinden faiz işleterek büyümez ve gecikme durumunda alınabilecek ödemeler sınırlıdır. Ayrıca Khan'ın modeli, katılım hesaplarının değerinin bankanın varlıklarına bağlı olmasının, geleneksel mevduattan gerçek bir ekonomik fark yarattığını gösterir. Yargı, uygulamadaki benzerliği doğru tespit eder, ama farkları sıfıra indirerek abartır.
İleri okuma
- Mohsin S. Khan (1986). «Islamic Interest-Free Banking: A Theoretical Analysis». IMF Staff Papers 33(1). Ortaklığa dayalı bankacılığın kuramsal modeli ve istikrar avantajı.
- Rajesh K. Aggarwal, Tarik Yousef (2000). «Islamic Banks and Investment Financing». Journal of Money, Credit and Banking 32(1). İslami bankaların fiilen kullandığı araçlar ve vekâlet sorunları.
- Mahmoud A. El-Gamal (2006). Islamic Finance: Law, Economics, and Practice. Cambridge University Press. İslami finansın hukuki ve ekonomik temelleri.
- Ahmed El-Ashker, Rodney Wilson (2006). Islamic Economics: A Short History. Brill. İslam iktisat düşüncesinin ve faiz tartışmalarının tarihsel gelişimi.
Sonraki derse köprü
Bu derste, kuramdaki ortaklığa dayalı banka ile uygulamadaki borca benzer araçlar arasındaki gerilimi ve katılım hesabı sahiplerinin çoğu zaman riskten çok istikrarlı bir getiri istediğini gördük. Bu gerilimin gerçek bir kurumda nasıl yönetildiği, katılım bankacılığının işleyişini anlamanın anahtarıdır. Sıradaki ders katılım bankalarının bilançosunu ele alıyor: katılım hesaplarının nasıl çalıştığını, kâr payının hesap sahipleri ile banka arasında nasıl bölündüğünü, getirileri dengelemek için kullanılan karşılık hesaplarını ve bir katılım bankasının fonlarını hangi araçlarla kullandırdığını göreceğiz.