Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Brundtland Komisyonu'nun 1987 tarihli raporu, sürdürülebilir kalkınmayı bugünün ihtiyaçlarını gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama olanağını tehlikeye atmadan karşılayan kalkınma olarak tanımladı; iktisatçılar bu tanımı, kuşaklar arasında toplam servetin korunması olarak işlevselleştirdi.
- Hartwick kuralına göre tükenebilir kaynakların rantları yeniden üretilebilir sermayeye yatırılırsa tüketim kuşaklar boyunca sabit tutulabilir; rantları tüketen bir ülke servetini azaltır. Bir varlık fonunun yalnızca getirisini harcamak, bu kuralın pratik bir uygulamasıdır.
- Zayıf sürdürülebilirlik sermaye türleri arasında ikameye izin verir ve gerçek tasarruf ile kapsamlı servetle ölçülür; güçlü sürdürülebilirlik ise kritik doğal sermayenin ayrıca korunmasını ister ve fiziksel sınırlara dayanır.
- Hamilton ile Clemens, 1970–93 için gerçek tasarrufun özellikle Sahra Altı Afrika'da olmak üzere birçok ülkede negatif olduğunu buldu; Arrow ve arkadaşları, beş ülkeden dördünde beşerî sermaye artışının doğal kaynak kaybına rağmen kapsamlı serveti koruduğunu ve sağlık sermayesinin çok büyük bir paya sahip olduğunu gösterdi.
- Gerçek tasarruf sonucu doğal sermayenin gölge fiyatına çok duyarlıdır; nüfus artışı kişi başına serveti azaltabilir; önceden ilan edilen bir karbon vergisi yeşil paradoks yoluyla çıkarmayı öne çekebilir; iskonto oranındaki birkaç puanlık fark, uzak gelecekteki zararların bugünkü değerini onlarca kat değiştirir.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Zayıf ve güçlü sürdürülebilirliği, kritik doğal sermayeyi, Hartwick kuralını, gerçek tasarrufu ve kapsamlı serveti tanımlar.
- Anlama — Sürdürülebilirliğin, bir ülkenin toplam servetinin kuşaklar boyunca korunması olarak nasıl tanımlanabildiğini ve doğal sermayenin öbür sermaye türleriyle ikame edilebilirliğine dair görüşlerin bu tanımı nasıl değiştirdiğini açıklar.
- Uygulama — Bir ülkenin gerçek tasarruf oranını, kaynak rantlarının yeniden yatırılmasının servete etkisini ve nüfus artışı altında kişi başına kapsamlı servetin değişimini hesaplar.
- Değerlendirme — Hamilton ile Clemens'in gerçek tasarruf bulgularını ve Arrow ve arkadaşlarının kapsamlı servet hesaplarını kullanarak bir ülkenin büyümesinin sürdürülebilir olup olmadığını değerlendirir.
Sezgi
Açılış
İki ülke düşünelim. İkisi de son on yılda her yıl yüzde 5 büyümüş. Birincisi büyümesini fabrikalar, okullar ve yollar kurarak sağlamış. İkincisi ise ormanlarını keserek, balık stoklarını tüketerek ve petrolünü çıkarıp satarak büyümüş ve bu gelirlerin büyük kısmını tüketime harcamış. Milli gelir hesaplarında iki ülkenin büyümesi aynı görünür. Ama on yıl sonra birinci ülke, gelecek kuşaklarına daha fazla fabrika, daha eğitimli bir nüfus ve daha iyi bir altyapı bırakmıştır; ikincisi ise daha az orman, daha az balık ve daha az petrol.
Bu iki ülkeden hangisinin büyümesi sürdürülebilirdir? Soru ilk bakışta açık görünür, ama cevap bir dizi zor soruya bağlıdır. Petrol gelirleri tüketime değil de okullara yatırılsaydı ne olurdu? Kesilen ormanın yerine dikilen fabrikalar, gelecek kuşaklar için aynı değeri taşır mı? Bazı doğal varlıklar, örneğin iklim ya da biyolojik çeşitlilik, hiçbir fabrikayla yerine konamayacak kadar önemli olabilir mi?
Bu kursun önceki derslerinde doğal kaynakların nasıl kullanıldığını, değerinin nasıl ölçüldüğünü ve dışsallıkların nasıl düzeltilebileceğini gördük. Bu ders, bu parçaları bir araya getirerek bütün bir ekonominin uzun dönemde doğru yolda olup olmadığını sormanın iktisadi yollarını ele alıyor.
Hikâye — Ortak geleceğimiz
1983'te Birleşmiş Milletler, çevre ile kalkınma arasındaki ilişkiyi incelemek üzere bir dünya komisyonu kurdu. Komisyonun başkanlığını Norveç'in eski başbakanı Gro Harlem Brundtland üstlendi. Komisyonun 1987'de yayımlanan «Our Common Future», yani «Ortak Geleceğimiz» adlı raporu, sürdürülebilir kalkınmanın bugün hâlâ en çok alıntılanan tanımını verdi: «development that meets the needs of the present without compromising the ability of future generations to meet their own needs», yani bugünün ihtiyaçlarını, gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama olanağını tehlikeye atmadan karşılayan kalkınma.
Tanım güçlü bir ahlaki mesaj taşıyordu, ama iktisatçılar için bir sorun vardı: gelecek kuşakların ihtiyaçları nasıl ölçülecekti? İktisatçıların buna verdiği cevap, bir kuşağın bir sonrakine bıraktığı şeyin, yani toplam servetin korunması oldu. Bir kuşak, kendisinden sonrakine en az kendi devraldığı kadar üretken bir servet bırakırsa, gelecek kuşakların da en az bugünkü kadar iyi yaşama olanağı olacaktı.
Bu fikrin kuramsal bir temelini, Brundtland raporundan on yıl önce, 1977'de iktisatçı John Hartwick American Economic Review'da kısa bir makaleyle attı. Hartwick, tükenebilir bir kaynağa dayanan bir ekonomide, kaynak çıkarmanın bütün rantlarının makineler gibi yeniden üretilebilir sermayeye yatırılması durumunda, tüketimin kuşaklar boyunca sabit tutulabileceğini gösterdi. Makale, bu soruya ilgiyi filozof John Rawls'un kuşaklar arası adalet üzerine yazdıklarının uyandırdığını da not ediyordu.
Hartwick'in kuralı basit bir öneriye dönüştü: tükenen kaynakların gelirlerini tüketme, başka bir sermayeye dönüştür. Norveç'in petrol gelirlerini bir varlık fonunda biriktirmesi gibi uygulamalar bu mantığa yakındır. Ama kural önemli bir varsayıma dayanıyordu: doğal sermaye, insan yapımı sermayeyle yeterince ikame edilebilmeliydi. Bu varsayımın ne ölçüde doğru olduğu, sürdürülebilirlik tartışmasının merkezinde kaldı.
Kavram
Doğal sermayenin ikame edilebildiğini varsayan görüş şudur.
Bu varsayıma karşı çıkan görüş şudur.
Güçlü sürdürülebilirliğin korumak istediği şey şudur.
Zayıf sürdürülebilirliğin temel politika kuralı şudur.
Zayıf sürdürülebilirliğin yıllık göstergesi şudur.
Toplam servetin kapsamlı ölçüsü şudur.
Veri ve kanıt
Bu çalışma, Hartwick kuralının bir sınamasına benzer. Brüt tasarruf oranları yüksek görünen ülkelerin bir kısmı, kaynak tükenmesi hesaba katıldığında servetlerini azaltıyordu. Bu, önceki derslerde gördüğümüz kaynak lanetiyle de bağlantılıdır: kaynak zengini ülkeler, kaynak gelirlerini başka sermayeye dönüştürmediklerinde, milli gelirleri büyürken servetleri küçülebilir. Yazarların hesaplarına daha fazla doğal varlık eklendiğinde tabloların daha da kötüleşeceğini belirtmeleri, ölçümün eksik olduğunu ve eksikliğin iyimser yönde olduğunu gösterir.
Bu bulgu, zayıf sürdürülebilirlik yaklaşımının hem gücünü hem de sınırını gösterir. Gücü, farklı sermaye türlerini tek bir ölçüde toplayarak bir ülkenin genel yönü hakkında somut bir cevap verebilmesidir: dört ülkede doğal kaynaklar azalırken, eğitim ve sağlıktaki ilerleme toplam serveti korumuştu. Sınırı ise bu cevabın, doğal kaynak kaybının beşerî sermayeyle ikame edilebileceği varsayımına ve farklı sermaye türlerine biçilen gölge fiyatlara bağlı olmasıdır. Güçlü sürdürülebilirlik savunucuları, aynı verilerden doğal kaynak tabanının azaldığı ve bunun ayrı bir kaygı olarak ele alınması gerektiği sonucunu çıkarır.
Yaygın yanlış«Milli geliri hızla büyüyen bir ülkenin kalkınması sürdürülebilirdir.»
Milli gelir, bir yıldaki üretimin akışını ölçer; bu üretimin doğal sermayeyi tüketerek mi, yoksa yeni sermaye yaratarak mı elde edildiğini göstermez. Hamilton ile Clemens, pek çok ülkede kaynak tükenmesi ve çevresel bozulma hesaba katıldığında gerçek tasarrufun negatif olduğunu buldu; bu ülkeler büyürken servetlerini azaltıyordu. Sürdürülebilirlik, gelirin değil servetin seyrine bakılarak değerlendirilmelidir.
Yaygın yanlış«Sürdürülebilir kalkınma, doğal kaynakların hiç kullanılmaması demektir.»
Zayıf sürdürülebilirlik görüşüne göre tükenebilir bir kaynağı kullanmak, rantları başka bir sermayeye yatırıldığı sürece sürdürülebilirlikle çelişmez; Hartwick kuralı bu fikri biçimselleştirir. Güçlü sürdürülebilirlik görüşü bile kaynak kullanımını yasaklamaz; yalnızca kritik doğal sermayenin, yani ikame edilemeyen varlıkların korunmasını ister. Tartışma, kaynakları kullanıp kullanmamak değil, hangi kaynakların hangi koşullarda kullanılabileceğidir.
Neden önemli?
Sürdürülebilirlik bugün hükümetlerin, uluslararası kuruluşların ve şirketlerin temel hedeflerinden biri olarak ilan ediliyor. Birleşmiş Milletler'in 2015'te kabul ettiği Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları, yoksulluktan iklime kadar geniş bir alanı kapsıyor. Ama bir hedefin ilan edilmesi, ona doğru ilerlenip ilerlenmediğinin ölçülmesi anlamına gelmez. Gerçek tasarruf ve kapsamlı servet gibi ölçüler, bu ilerlemeyi iktisadi olarak izlemenin araçlarını sunar.
Kaynak zengini ülkeler için bu soru özellikle önemlidir. Petrol, doğalgaz ya da madenlerden elde edilen gelirler, ya bugünkü tüketimi finanse etmek için harcanır ya da gelecek kuşaklara başka biçimlerde servet bırakmak için yatırılır. Hartwick kuralı ve gerçek tasarruf hesabı, bu seçimin sonuçlarını görünür kılar.
Hızla büyüyen gelişmekte olan ekonomiler için de aynı soru geçerlidir. Büyüme, orman alanlarının daralmasına, yeraltı sularının azalmasına ve hava kirliliğinin artmasına yol açıyorsa, bu kayıpların eğitim, sağlık ve altyapı yatırımlarıyla dengelenip dengelenmediği sorulmalıdır. Bu soru, milli gelir hesaplarının tek başına cevaplayamayacağı bir sorudur.
Model
Çözümlü örnek — Gerçek tasarrufu hesaplamak
Bir ülkenin gayrisafi milli geliri 1.000 milyar lira olsun. Brüt yurtiçi tasarruf 250 milyar lira, fiziksel sermayenin yıllık yıpranması 100 milyar liradır. Geleneksel net tasarruf 250 − 100 = 150 milyar lira, yani gelirin yüzde 15'idir. Bu sayı, ülkenin her yıl servetine önemli bir katkı yaptığını söylüyor gibi görünür.
Gerçek tasarruf hesabı üç düzeltme yapar. Birincisi, eğitim harcamaları beşerî sermayeye bir yatırım sayılır ve eklenir: 40 milyar lira. İkincisi, doğal kaynakların tükenmesi çıkarılır. Ülke yılda petrol, maden ve ormanlardan 120 milyar liralık kıtlık rantı elde ediyorsa, bu rant, yerin altındaki ya da ormandaki servetin azalmasının değeridir ve düşülür. Üçüncüsü, çevresel bozulmanın zararı çıkarılır: karbondioksit salımlarının küresel zararı 20 milyar, yerel hava kirliliğinin sağlık zararı 10 milyar lira olsun.
Gerçek tasarruf 150 + 40 − 120 − 20 − 10 = 40 milyar lira, yani gelirin yüzde 4'üdür. Geleneksel hesabın yüzde 15'lik tasarruf oranı, gerçek hesapta yüzde 4'e iner. Servet hâlâ artmaktadır, ama çok daha yavaş.
Aynı ülke, petrol üretimini hızla artırıp kaynak rantlarını 200 milyar liraya çıkarsa ve bu gelirleri tüketime harcasa, gerçek tasarruf 150 + 40 − 200 − 20 − 10 = −40 milyar liraya düşer. Milli gelir artarken servet azalmaktadır. Hamilton ile Clemens'in pek çok ülkede bulduğu tablo buydu. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Rantı tüketmek ya da yatırmak
Bir ekonominin başlangıçta 1.000 milyar liralık doğal sermayesi, yani yer altında petrolü, ve 1.000 milyar liralık fiziksel sermayesi olsun. Ülke her yıl 50 milyar liralık kıtlık rantı elde edecek kadar petrol çıkarsın.
Birinci politikada ülke bütün rantı yeni fabrikalara, yollara ve okullara yatırsın. Her yıl doğal sermaye 50 milyar lira azalır, fiziksel ve beşerî sermaye 50 milyar lira artar. Yirmi yıl sonra doğal sermaye 0'a, fiziksel sermaye 2.000 milyar liraya ulaşır; toplam servet 2.000 milyar lira olarak korunmuştur. Hartwick kuralının mantığı budur: kaynak tükenir, ama yerini alan sermaye aynı değeri taşır.
İkinci politikada ülke bütün rantı tüketime harcasın. Doğal sermaye yine her yıl 50 milyar lira azalır, ama yerine hiçbir şey konmaz. Yirmi yıl sonra toplam servet 1.000 milyar liraya düşmüştür. Bu yirmi yılda tüketim yüksektir; ama petrol bittiğinde ülkenin geliri, yalnızca kalan fiziksel sermayenin üretebildiğiyle sınırlıdır. Yirmi birinci yılda yaşayan kuşak, kendinden öncekilerin tükettiği servetin bedelini öder.
Gerçekte doğal sermayenin değeri sabit kalmaz; Hotelling kuralına göre kıtlık rantı zamanla artar ve fiziksel sermaye yıpranır. Hartwick kuralının kesin sonucu, özel bir üretim yapısı altında elde edilir; ama politikanın ana fikri geneldir: kaynak gelirlerini tüketmek, serveti azaltır. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Nüfus artışı ve kişi başına servet
Bir ülkenin kapsamlı serveti her yıl yüzde 2 artsın. Bu, sürdürülebilir bir büyüme gibi görünür. Ama nüfus her yıl yüzde 1,5 artıyorsa, kişi başına servet yalnızca yaklaşık yüzde 0,5 artar. Servet yüzde 1 artsaydı, kişi başına servet her yıl yaklaşık yüzde 0,5 azalırdı.
Arrow ve arkadaşlarının çerçevesinin nüfus artışını içine almasının nedeni budur. Bir ülkenin toplam serveti artarken her bir vatandaşa düşen servet azalıyorsa, gelecek kuşakların bireyleri bugünkülerden daha yoksul bir mirasla karşılaşacaktır. Hızlı nüfus artışı yaşayan ülkelerde sürdürülebilirlik, toplam servetin büyümesinin nüfus artışını aşmasını gerektirir.
Bu hesap, beşerî sermayenin önemini de gösterir. Nüfus artışı, her yeni bireyin eğitilmesi ve sağlıklı yetişmesi için yatırım gerektirir; bu yatırımlar yapılmazsa kişi başına beşerî sermaye düşer. Arrow ve arkadaşlarının dört ülkede bulduğu gibi, eğitim ve sağlıktaki ilerleme, doğal kaynak kaybını dengeleyen başlıca etken olabilir. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Yalnızca getiriyi harcamak
Hartwick kuralını uygulamanın pratik bir yolu, kaynak gelirlerini bir varlık fonunda biriktirmek ve fonun yalnızca getirisini harcamaktır. Bir ülke petrol gelirlerinden 1.000 milyar liralık bir fon oluşturmuş olsun ve fon yılda yüzde 3 reel getiri sağlasın. Ülke her yıl fonun getirisi kadar, yani 30 milyar lira harcarsa, fonun reel değeri sabit kalır ve bu harcama sonsuza kadar sürdürülebilir.
Ülke bir yıl 30 yerine 80 milyar lira harcarsa, fon 50 milyar lira küçülür ve gelecek yılların sürdürülebilir harcaması yılda 1,5 milyar lira azalır. Bugünkü fazladan harcama, gelecekteki bütün kuşakların harcamasından bir pay almak demektir. Tersine, ülke bir durgunluk yılında fonun getirisinden fazlasını harcayıp iyi yıllarda daha azını harcarsa, fon uzun dönemde korunabilir ve harcama yıldan yıla dengelenebilir.
Bu kuralın bir inceliği de vardır. Petrol yer altındayken de bir servettir; ülke petrolü çıkarıp fona koyduğunda servetin toplamı değişmez, yalnızca biçimi değişir. Yeraltındaki petrolün değeri de gelecek petrol fiyatlarına bağlıdır. Talebin azalacağı bir dünyada, yer altında kalan petrolün değeri düşebilir; bu durumda petrolü bugün çıkarıp gelirini çeşitlendirilmiş bir fona koymak, serveti korumanın bir yolu olabilir. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Yeşil paradoks
Hotelling dersindeki iki dönemli örneğe dönelim: 100 birimlik bir kaynak, her dönemde P = 200 − q talebi, sıfır çıkarma maliyeti ve yüzde 10 faiz. Hiçbir politika yokken çıkarma iki döneme kabaca 57'ye 43 oranında bölünüyordu.
Bir hükümet, gelecek yıldan itibaren her birime 40 liralık bir karbon vergisi konacağını açıklasın. Kaynak sahipleri için gelecek yılın net fiyatı 40 lira düşer. Gelecek yılın net fiyatı 200 − q₁ − 40'a iner ve bu değer bugünkü fiyatın 1,1 katına eşitlenmelidir; bu koşul bugün yaklaşık 76,2, gelecek yıl 23,8 birimlik bir çıkarma verir. Gelecekte konacak vergi, kaynak sahiplerini çıkarmayı bugüne kaydırmaya yöneltmiştir.
Toplam çıkarılan miktar yine 100 birimdir; ama salımlar bugüne yığılmıştır. Karbondioksit bir stok kirletici olduğu için, salımların erken yapılması, atmosferde daha uzun süre kalmaları ve zararın daha erken başlaması demektir. Bu olguya iktisatçı Hans-Werner Sinn'in çalışmalarıyla yaygınlaşan adla yeşil paradoks denir: iyi niyetli ama kademeli ve önceden ilan edilen bir iklim politikası, kısa dönemde salımları artırabilir. Paradoksun gücü, kaynak sahiplerinin gerçekten Hotelling kuralına göre davranıp davranmadığına ve politikanın ne kadar güvenilir olduğuna bağlıdır; Teksas petrol verisinde olduğu gibi açık kuyuların üretimi kolayca hızlandırılamıyorsa, paradoks zayıflar. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Yüz yıl sonraki zarar
Sürdürülebilirlik tartışmasının en zor sorularından biri, uzak gelecekteki zararın bugünkü değeridir. Bugünkü bir politika, yüz yıl sonra 100 milyar liralık bir zararı önlesin. Sosyal iskonto oranı yüzde 1 alınırsa, bu zararın bugünkü değeri yaklaşık 37 milyar liradır. Yüzde 5 alınırsa, bugünkü değer yaklaşık 0,76 milyar liraya düşer.
İskonto oranındaki dört puanlık fark, aynı zararın bugünkü değerini neredeyse elli kat değiştirir. Yüksek bir iskonto oranıyla, yüz yıl sonra yaşayacak kuşakların zararları bugünkü kararlarda neredeyse hiç ağırlık taşımaz. Önceki kurslarda gördüğümüz iklim politikası tartışmasının merkezindeki anlaşmazlık buydu.
Sürdürülebilirlik kavramı, bu sorunun bir cevabı olarak da okunabilir. İskonto oranı ne olursa olsun, her kuşağın devraldığı servetten eksiğini bırakmaması koşulu, gelecek kuşakların çıkarlarına bir taban koyar. Fayda-maliyet analizi hangi yatırımların en verimli olduğunu söyler; sürdürülebilirlik koşulu ise gelecek kuşakların hangi düzeyin altına düşürülmemesi gerektiğini belirler. İki ölçüt birbirinin yerine değil, birbirini tamamlayan ölçütler olarak kullanılabilir. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — Gölge fiyat değişince
Bir ülkenin 10 bin hektarlık ormanı, her yıl 500 hektar azalsın. Ormanın hektar başına gölge fiyatı, yani toplum için değeri, yalnızca kereste değeri olarak 20 bin lira sayılırsa, yıllık kayıp 500 × 20 bin = 10 milyon liradır. Ormanın su tutma, erozyon önleme, karbon depolama ve biyolojik çeşitlilik hizmetleri de değerlendirilir ve hektar başına değer 100 bin liraya çıkarılırsa, yıllık kayıp 50 milyon liraya yükselir.
Aynı ülkenin gerçek tasarrufu, ilk hesapta pozitif, ikinci hesapta negatif çıkabilir. Sürdürülebilirlik yargısı, doğal sermayeye biçilen gölge fiyata doğrudan bağlıdır. Önceki derste gördüğümüz değerleme yöntemlerinin belirsizliği, bu yüzden sürdürülebilirlik ölçülerine doğrudan taşınır.
Bu duyarlılık, gerçek tasarruf ve kapsamlı servet hesaplarının neden bir aralık olarak sunulması gerektiğini gösterir. Hamilton ile Clemens'in, hesaplara daha fazla doğal kaynak ve kirletici katıldıkça gerçek tasarrufun düşeceğini belirtmesi de aynı noktaya işaret eder: ölçülmeyen her doğal varlık, hesabı iyimser yöne kaydırır. Sayılar varsayımdır.
Çözümlü örnek — İkame edilebilirlik ne kadar önemli?
Bir ekonominin üretimi, fiziksel sermaye ile doğal kaynak girdisinin birleşiminden oluşsun. İkame kolaysa, doğal kaynak azaldığında daha fazla makine kullanılarak üretim korunabilir. Örneğin sulama suyu azaldığında damla sulama sistemlerine yatırım yapılarak aynı ürün daha az suyla elde edilebilir.
İkame zorsa, durum farklıdır. Bir ürün belirli bir miktar su olmadan hiç yetiştirilemiyorsa, su belirli bir düzeyin altına düştüğünde hiçbir makine yatırımı üretimi koruyamaz. Bu durumda toplam servetin değeri artsa bile, suyun kritik düzeyin altına düşmesi üretimi çökertebilir.
Zayıf ve güçlü sürdürülebilirlik arasındaki tartışma, özünde bu ikame kolaylığına dairdir. Bazı doğal kaynaklar için, örneğin birçok maden için, teknoloji ikameyi kolaylaştırmıştır; bakırın yerini fiber optik kablolar, kömürün yerini başka enerji kaynakları almıştır. Bazıları için, örneğin iklimin düzenliliği ya da ozon tabakası için, ikame neredeyse imkânsızdır. Tek bir genel kural yerine, her doğal varlık için ayrı bir ikame değerlendirmesi yapmak gerekir.
Çözümlü örnek — Güvenli sınır yaklaşımı
Güçlü sürdürülebilirlik görüşü, kritik doğal sermaye için para değerlerine dayanan bir karşılaştırma yerine, fiziksel sınırlar önerir. Örneğin bir yeraltı suyu havzasından yılda çekilen su, havzanın doğal beslenmesini aşmamalıdır; bir balık stoku, çöküş riskinin arttığı düzeyin altına düşürülmemelidir.
Bu yaklaşım, bir önceki derslerde gördüğümüz araçlarla birleştirilebilir. Önce fiziksel sınır belirlenir: örneğin havzadan yılda en fazla 50 milyon metreküp su çekilebilir. Ardından bu sınıra en düşük maliyetle nasıl uyulacağı iktisadi araçlarla, örneğin su haklarının ticaretiyle ya da bir su ücretiyle belirlenir. Sınırın kendisi fayda-maliyet analizinin değil, bilimsel bir değerlendirmenin sonucudur; sınıra ulaşmanın yolu ise maliyet etkinliği ilkesine göre seçilir.
Bu birleşik yaklaşımın bir bedeli vardır: fiziksel sınır, bazı durumlarda toplumun ödemeye razı olacağından daha yüksek bir maliyet getirebilir. Güçlü sürdürülebilirlik savunucuları, geri dönüşsüz kayıplar ve derin belirsizlik altında bu bedelin bir sigorta primi gibi görülmesi gerektiğini savunur. Sayılar varsayımdır.
Modelin sınırları
Zayıf sürdürülebilirlik ölçüleri, farklı sermaye türlerini gölge fiyatlarla tek bir ölçüde toplar; bu gölge fiyatlar belirsizdir ve özellikle doğal sermaye için çoğu zaman eksik ölçülür. Kapsamlı servet hesaplarının sonuçları, beşerî ve sağlık sermayesinin nasıl değerlendiğine de çok duyarlıdır; Arrow ve arkadaşlarının belirttiği gibi, sağlık sermayesinin değeri öbür sermaye türlerine göre çok büyük çıkabilir ve bu, hesabın sonucunu belirleyebilir.
Güçlü sürdürülebilirlik ise hangi doğal varlıkların kritik olduğunu ve güvenli sınırların nerede çizileceğini belirlemeyi gerektirir; bu da bilimsel belirsizlik ve değer yargıları içerir. Ayrıca her iki yaklaşım da ulusal düzeyde çalışır, ama iklim ve biyolojik çeşitlilik gibi pek çok doğal varlık küreseldir. Bir ülkenin gerçek tasarrufu pozitif olsa bile, küresel doğal sermaye azalıyor olabilir. Son olarak, sürdürülebilirlik bir kuşaklar arası adalet sorusudur; aynı kuşak içindeki eşitsizlik ise bu ölçülerde görünmez.
Uygulama
Özet kartı
- Brundtland Komisyonu'nun 1987 tarihli raporu, sürdürülebilir kalkınmayı bugünün ihtiyaçlarını gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama olanağını tehlikeye atmadan karşılayan kalkınma olarak tanımladı; iktisatçılar bu tanımı, kuşaklar arasında toplam servetin korunması olarak işlevselleştirdi.
- Hartwick kuralına göre tükenebilir kaynakların rantları yeniden üretilebilir sermayeye yatırılırsa tüketim kuşaklar boyunca sabit tutulabilir; rantları tüketen bir ülke servetini azaltır. Bir varlık fonunun yalnızca getirisini harcamak, bu kuralın pratik bir uygulamasıdır.
- Zayıf sürdürülebilirlik sermaye türleri arasında ikameye izin verir ve gerçek tasarruf ile kapsamlı servetle ölçülür; güçlü sürdürülebilirlik ise kritik doğal sermayenin ayrıca korunmasını ister ve fiziksel sınırlara dayanır.
- Hamilton ile Clemens, 1970–93 için gerçek tasarrufun özellikle Sahra Altı Afrika'da olmak üzere birçok ülkede negatif olduğunu buldu; Arrow ve arkadaşları, beş ülkeden dördünde beşerî sermaye artışının doğal kaynak kaybına rağmen kapsamlı serveti koruduğunu ve sağlık sermayesinin çok büyük bir paya sahip olduğunu gösterdi.
- Gerçek tasarruf sonucu doğal sermayenin gölge fiyatına çok duyarlıdır; nüfus artışı kişi başına serveti azaltabilir; önceden ilan edilen bir karbon vergisi yeşil paradoks yoluyla çıkarmayı öne çekebilir; iskonto oranındaki birkaç puanlık fark, uzak gelecekteki zararların bugünkü değerini onlarca kat değiştirir.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Zayıf sürdürülebilirlik | Weak sustainability | Toplam servetin kuşaklar boyunca azalmaması; sermaye türleri arasında ikameye izin verir |
| Güçlü sürdürülebilirlik | Strong sustainability | Doğal sermayenin bir kısmının ikame edilemeyeceği ve ayrıca korunması gerektiği görüşü |
| Kritik doğal sermaye | Critical natural capital | Hiçbir insan yapımı sermayeyle yerine konamayan vazgeçilmez doğal varlıklar |
| Hartwick kuralı | Hartwick rule | Kaynak rantlarının yeniden üretilebilir sermayeye yatırılmasıyla tüketimin sabit tutulabileceği kuralı |
| Gerçek tasarruf | Genuine savings | Net tasarruftan kaynak tükenmesi ve çevresel bozulmanın düşülüp eğitim yatırımının eklendiği ölçü |
| Kapsamlı servet | Comprehensive wealth | Fiziksel, beşerî, doğal ve sağlık sermayesinin gölge fiyatlarla değerlenmiş toplamı |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Zayıf ve güçlü sürdürülebilirlik arasındaki farkı açıkla. Ozon tabakası ile bir bakır madeni, bu iki görüş açısından nasıl farklı değerlendirilir?
- (Çıktı 2) Bir ülkenin milli geliri on yıl boyunca yılda yüzde 6 büyümüş, ama gerçek tasarruf oranı aynı dönemde negatif olmuş. Bu iki bulgu nasıl bir arada olabilir? Hangisi ülkenin geleceği hakkında daha çok şey söyler?
- (Çıktı 3) Bir ülkenin gayrisafi milli geliri 800, brüt tasarrufu 160, fiziksel sermaye yıpranması 80, eğitim harcaması 30, kaynak tükenmesi 90, karbondioksit zararı 15 ve partikül zararı 10 birimdir. Geleneksel net tasarruf oranını ve gerçek tasarruf oranını hesapla.
- (Çıktı 3) Bir ülkenin kapsamlı serveti yılda yüzde 1,2, nüfusu yüzde 2 artıyor. Kişi başına kapsamlı servet yaklaşık ne hızla değişir? Sürdürülebilirlik için servetin en az ne hızla büyümesi gerekir?
- (Çıktı 4) Hamilton ile Clemens'in bulgusu, kaynak zengini ülkeler için hangi politika önerisine yol açar? Bu önerinin Hartwick kuralıyla ilişkisini açıkla.
- (Çıktı 4) Arrow ve arkadaşları, beş ülkeden dördünde beşerî sermaye artışının doğal kaynak kaybını dengelediğini buldu. Bir güçlü sürdürülebilirlik savunucusu bu sonuca nasıl itiraz eder? Sağlık sermayesinin büyük payı sonucu nasıl etkiler?
Cevaplar
- Zayıf sürdürülebilirlik, fiziksel, beşerî ve doğal sermayenin toplamının azalmamasını yeterli görür ve sermaye türleri arasında ikameye izin verir. Güçlü sürdürülebilirlik ise doğal sermayenin bir kısmının ikame edilemeyeceğini ve ayrıca korunması gerektiğini savunur. Bir bakır madeni, zayıf sürdürülebilirlik açısından tükenebilir ve rantı başka sermayeye yatırıldığı sürece kaybı telafi edilebilir; teknoloji de bakıra ikameler bulmuştur. Ozon tabakası ise hiçbir insan yapımı sermayeyle yerine konamayan kritik doğal sermayedir; güçlü sürdürülebilirlik açısından toplam servet ne kadar artarsa artsın korunmalıdır.
- Milli gelir, bir yıldaki üretim akışını ölçer; ülke doğal kaynaklarını hızla çıkarıp satarak ve bu gelirleri tüketerek yüksek bir gelir büyümesi elde edebilir. Gerçek tasarruf ise kaynak tükenmesini ve çevresel bozulmayı düşerek toplam servetin değişimini ölçer; negatif olması, ülkenin servetini azalttığını gösterir. Ülkenin geleceği hakkında daha çok şey söyleyen gerçek tasarruftur: servet azaldıkça, bugünkü gelir düzeyini gelecekte sürdürmek zorlaşır.
- Geleneksel net tasarruf 160 − 80 = 80 birimdir, yani gelirin yüzde 10'u. Gerçek tasarruf 80 + 30 − 90 − 15 − 10 = −5 birimdir, yani gelirin yaklaşık eksi yüzde 0,6'sı. Geleneksel hesap servete katkı gösterirken, gerçek hesap servetin hafifçe azaldığını gösterir.
- Kişi başına kapsamlı servet yaklaşık 1,012 ÷ 1,02 − 1, yani yılda yaklaşık eksi yüzde 0,8 değişir; kişi başına servet azalmaktadır. Sürdürülebilirlik için servetin en az nüfus kadar, yani yılda yüzde 2 büyümesi gerekir.
- Hamilton ile Clemens, özellikle kaynak zengini birçok ülkede, kaynak tükenmesi hesaba katıldığında gerçek tasarrufun negatif olduğunu ve bu ülkelerin giderek yoksullaştığını buldu. Politika önerisi, kaynak gelirlerinin tüketime değil, beşerî ve fiziksel sermayeye yatırılması ve kaynak politikalarının güçlendirilmesidir. Bu, Hartwick kuralının doğrudan uygulamasıdır: kaynak rantlarını yeniden üretilebilir sermayeye yatırmak, toplam servetin korunmasını sağlar.
- Güçlü sürdürülebilirlik savunucusu, beşerî sermaye artışının doğal kaynak kaybını değer olarak dengelemesinin, bu kaybın gerçekten telafi edildiği anlamına gelmediğini savunur: kaybedilen ormanların, suların ve biyolojik çeşitliliğin bir kısmı kritik doğal sermaye olabilir ve hiçbir eğitim yatırımıyla yerine konamaz. Ayrıca sonuç, doğal sermayeye biçilen gölge fiyatlara bağlıdır ve bu fiyatlar eksik ölçülmüş olabilir. Sağlık sermayesinin öbür sermaye türlerine göre çok büyük olması, toplam servetin seyrini büyük ölçüde sağlıktaki gelişmelerin belirlemesine yol açar; sağlıktaki bir iyileşme, doğal sermayedeki büyük bir kaybı hesapta gölgeleyebilir.
İleri okuma
- World Commission on Environment and Development (1987). Our Common Future. Oxford University Press. Sürdürülebilir kalkınmanın en çok alıntılanan tanımı.
- John M. Hartwick (1977). «Intergenerational Equity and the Investing of Rents from Exhaustible Resources». American Economic Review 67(5). Kaynak rantlarının yeniden yatırılması kuralı.
- Kirk Hamilton, Michael Clemens (1999). «Genuine Savings Rates in Developing Countries». World Bank Economic Review 13(2). Gerçek tasarrufun kuramı ve ilk kapsamlı tahminleri.
- Kenneth J. Arrow, Partha Dasgupta, Lawrence H. Goulder, Kevin J. Mumford, Kirsten Oleson (2012). «Sustainability and the Measurement of Wealth». Environment and Development Economics 17(3). Kapsamlı servetin kuramı ve beş ülkeye uygulanması.
Sonraki derse köprü
Bu kursta dışsallık kuramından Pigou vergilerine, Coase'un pazarlığından emisyon ticaretine, tükenebilir kaynaklardan balıkçılığa, değerlemeden sürdürülebilirliğe kadar çevre iktisadının temel araçlarını gördük. Kursun son dersi bu araçları tek bir ülkenin somut deneyimine uyguluyor. Türkiye'de çevre politikasının nasıl bir kurumsal yapı içinde yürütüldüğünü, hava, su ve atık alanlarında hangi araçların kullanıldığını, bu araçların kursta gördüğümüz kuramsal ölçütlerle ne ölçüde örtüştüğünü ve iklim politikasındaki yeni adımların ülkenin sanayi ve ticaret yapısını nasıl etkilediğini ele alacağız.