İçeriğe geç

Ders EKO-213.05 · Seviye 2 — Orta

Emisyon ticareti sistemleri

EKO-213 Çevre ve Doğal Kaynak Ekonomisi

4.359 kelime · yaklaşık 20 dakika okuma · seslendirme 10 dk · veriler Eylül 2026 itibarıyla

Katmanlar:SezgiModel

  • beklenmedik kâr
  • ölçüt tahsisi
  • dengeleme kredisi
  • ek olma
  • sıcak nokta
  • piyasa bağlantısı
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. RECLAIM, 1994'te Güney Kaliforniya'da azot oksitler için kuruldu; ilk yıllarda cömert tahsis tavanı bağlayıcı olmaktan çıkardı, 2000 elektrik krizinde fiyat kat kat yükseldi ve 2001'de büyük santraller sistemden çıkarıldı. Azaltma maliyeti eğrisi dikleştikçe sabit bir tavan altında küçük talep şokları büyük fiyat sıçramalarına yol açar.
  2. Bedelsiz dağıtılan izinlerin de fırsat maliyeti vardır ve ürün fiyatlarına yansır; bu, firmalara beklenmedik kâr sağlar. Ölçüt tahsisi verimli tesisleri ödüllendirir ve üretimle güncellendiğinde fiyat etkisini ve karbon kaçağını azaltır, ama tüketici tarafındaki azaltma teşvikini de zayıflatır.
  3. Dengeleme kredileri azaltmayı ucuzlatır, ama ek olmayan krediler tavanı fiilen genişletir ve toplam salımı artırır. Tekdüze karışmayan kirleticilerde ticaret, zararı en yüksek yerlere kaydırarak sıcak noktalar yaratabilir.
  4. Fowlie, Holland ve Mansur, RECLAIM tesislerinde salımların karşılaştırma grubuna göre ortalama yüzde 20 azaldığını ve değişimin mahallelerin demografik özelliklerine göre anlamlı biçimde farklılaşmadığını buldu.
  5. Bayer ile Aklin, AB sisteminin fiyatlar düşükken bile 2008–2016 arasında yaklaşık 1,2 milyar ton, yani yüzde 3,8 salım tasarrufu sağladığını buldu; düşük fiyat, zayıf talebin ve sistemin güvenilirliğinin işareti olabilir. Piyasa bağlantısı azaltma maliyetini düşürür, ama bir sistemin kusurlarını öbürüne taşır.

Öğrenme çıktıları

  • Hatırlama — Beklenmedik kârı, ölçüt tahsisini, dengeleme kredisini, ek olmayı, sıcak noktayı ve piyasa bağlantısını tanımlar.
  • Anlama — Bedelsiz dağıtılan izinlerin neden yine de ürün fiyatlarına yansıdığını, düşük bir izin fiyatının neden sistemin başarısız olduğu anlamına gelmeyebileceğini ve izin ticaretinin yerel kirlilikte neden eşitsizlik yaratabileceğini açıklar.
  • Uygulama — Tavanın bağlayıcılığını, bedelsiz izinlerin fırsat maliyetini, ölçüt tahsisinin üretime etkisini, ek olmayan dengeleme kredilerinin gerçek salıma etkisini ve iki bağlı piyasanın ortak fiyatını hesaplar.
  • Değerlendirme — Fowlie, Holland ve Mansur'un RECLAIM bulgularını ve Bayer ile Aklin'in AB emisyon ticaret sistemi bulgularını kullanarak bir emisyon ticaret sisteminin tasarımını ve başarısını değerlendirir.

Sezgi

Açılış

Bir çimento fabrikasının müdürü, yeni kurulan emisyon ticaret sisteminde fabrikasının ihtiyacı kadar izni bedelsiz aldığını öğreniyor. İlk tepkisi rahatlama oluyor: «Bize bir maliyet getirmedi.» Birkaç ay sonra şirketin finans bölümü, çimento fiyatının artırılmasını öneriyor. Müdür şaşırıyor: izinler bedava değil miydi?

Finans bölümünün cevabı basit: fabrika bir ton daha çimento ürettiğinde, bir izni kullanmış olur; o izni kullanmasaydı piyasada satabilirdi. İzin bedelsiz alınmış olsa da, onu kullanmanın bir fırsat maliyeti vardır. Aynı günlerde fabrikanın bulunduğu ilçede başka bir tartışma yaşanıyor: ilçedeki eski bir santral, izin satın alarak üretimini artırmayı planlıyor ve mahalle sakinleri, ülke genelinde salım azalsa bile kendi havalarının kirleneceğinden endişe ediyor.

Bir önceki derste, Coase'un kirletme hakkını alınıp satılabilir bir mülk olarak düşünme fikrini gördük. Emisyon ticaret sistemleri bu fikri bir piyasaya dönüştürür. Bu piyasanın nasıl işlediğini ve temel mantığını önceki kurslarda gördük; bu ders, gerçek sistemlerin tasarımında ortaya çıkan ve ilk bakışta şaşırtıcı görünen sonuçları ele alıyor.

Hikâye — Los Angeles'ın duman piyasası

Güney Kaliforniya, onlarca yıldır ABD'nin en kötü hava kalitesine sahip bölgelerinden biriydi. Dağlarla çevrili havzada biriken azot oksitler, güneş ışığıyla birleşerek kentin üzerine çöken dumanlı sisi oluşturuyordu. 1994'te bölgenin hava kalitesi kurumu, yüzlerce sanayi tesisini ve santrali kapsayan bir izin piyasası kurdu: RECLAIM, yani Bölgesel Temiz Hava Teşvik Piyasası. Her tesise, yıldan yıla azalan miktarda bedelsiz salım hakkı verildi ve tesisler bu hakları aralarında alıp satabilecekti.

Sistemin ilk yıllarında dağıtılan haklar, tesislerin gerçek salımlarını fazlasıyla karşılıyordu. Tavan bağlayıcı değildi ve salımlar beklenenden yavaş azaldı. Sonra 2000 yılında Kaliforniya bir elektrik krizine girdi. Toptan elektrik fiyatları fırladı, bölgedeki santraller üretimlerini artırdı ve salım hakkı talebi birdenbire patladı. Azot oksit haklarının fiyatı çok kısa sürede kat kat yükseldi.

Düzenleyici, 2001'de büyük elektrik santrallerini piyasadan çıkardı ve onlara belirli kirlilik kontrol teknolojilerini kurma zorunluluğu getirdi. RECLAIM, izin piyasalarının hem vaadini hem de kırılganlığını gösteren bir örnek oldu. Tavan cömert kurulduğunda sistem bir şey yapmıyor gibi görünür; beklenmedik bir talep şokunda ise fiyat kontrol edilemez hâle gelebilir.

RECLAIM'in bıraktığı bir soru daha vardı. Tesisler salım haklarını serbestçe alıp satabildiğine göre, kirlilik nereye gidecekti? Bölgenin toplam salımı azalsa bile, hakları satın alan tesislerin yakınında yaşayanlar daha kirli bir havaya maruz kalabilirdi. Bu tesislerin yoksul ve azınlık mahallelerinde yoğunlaşıp yoğunlaşmadığı, sistemin adil olup olmadığı tartışmasının merkezine yerleşti. Kanıt bölümü, bu soruyu ve AB'nin karbon piyasasına dair benzer bir soruyu ele alıyor.

Kavram

Bedelsiz dağıtılan izinlerin şaşırtıcı sonucu şudur.

Bu sorunu hafifletmeye yönelik bir dağıtım yöntemi şudur.

Tavanın dışından gelen izin kaynağı şudur.

Dengeleme kredilerinin geçerliliğinin temel ölçütü şudur.

İzin ticaretinin yerel sonucuna dair kaygının adı şudur.

İki ayrı sistemin birleşmesinin adı şudur.

Veri ve kanıt

Bu çalışma, izin piyasalarına yöneltilen iki eleştiriyi aynı anda sınar. Birincisi, cömert bir tavanla başlayan bir piyasanın hiçbir şey başarmadığı eleştirisidir; oysa karşılaştırma grubuna göre salımlar yüzde 20 azalmıştır. İkincisi, ticaretin kirliliği yoksul mahallelere yığacağı kaygısıdır; RECLAIM'de böyle bir sistematik farklılaşma bulunmamıştır. Ama bu bulgu, her izin piyasası için geçerli bir güvence değildir: sonuç, tesislerin mekânsal dağılımına ve maliyet yapılarına bağlıdır ve başka piyasalarda farklı çıkabilir.

Bu bulgu, izin fiyatının nasıl okunması gerektiğine dair önemli bir uyarıdır. Bir vergide fiyat, politikanın sıkılığının doğrudan ölçüsüdür; bir izin piyasasında ise fiyat, tavan ile izin talebinin etkileşiminden doğar. Talep, örneğin bir ekonomik durgunluk ya da yenilenebilir enerjideki hızlı büyüme nedeniyle düştüğünde, fiyat da düşer; ama salımlar yine tavanın altında kalır. Bayer ile Aklin'in vurguladığı güvenilirlik unsuru ise, firmaların yalnızca bugünkü fiyata değil, sistemin gelecekte ne kadar sıkılaşacağına dair beklentilerine göre yatırım yaptığını gösterir.

Yaygın yanlış«İzinler firmalara bedelsiz dağıtılırsa, emisyon ticareti ürün fiyatlarını etkilemez ve tüketicilere bir maliyet getirmez.»
Doğrusu

Bedelsiz alınan bir iznin de fırsat maliyeti vardır: firma onu kullanmak yerine piyasada satabilir. Kâr en büyüklemeye çalışan bir firma, üretim kararında bu fırsat maliyetini hesaba katar ve bunu ürün fiyatına yansıtabilir. Tüketici daha yüksek fiyat öder, firma ise izinlere hiçbir şey ödemediği için beklenmedik bir kâr elde eder. Bedelsiz dağıtım, fiyat etkisini değil, gelirin kime gideceğini değiştirir.

Yaygın yanlış«İzin fiyatı düşükse, emisyon ticaret sistemi başarısız olmuştur.»
Doğrusu

Bir izin piyasasında fiyat, izin talebinin tavana göre ne kadar güçlü olduğunu gösterir; talep düştüğünde fiyat da düşer, ama salımlar yine tavanın altında kalır. Bayer ile Aklin, AB sisteminin fiyatları düşükken bile salımları azalttığını buldu. Düşük fiyat, tavanın gereğinden cömert olduğuna da işaret edebilir; bu yüzden fiyat tek başına değil, tavanla, gerçek salımlarla ve karşı olgusal tahminlerle birlikte değerlendirilmelidir.

Neden önemli?

Emisyon ticaret sistemleri bugün dünya salımlarının giderek artan bir bölümünü kapsıyor. AB, Birleşik Krallık, Çin, Kaliforniya, Kanada'nın bazı eyaletleri, Güney Kore ve Yeni Zelanda gibi ekonomilerde karbon piyasaları işliyor. Önceki derslerde gördüğümüz gibi, Türkiye de 2025'te kabul ettiği İklim Kanunu ile ulusal bir emisyon ticaret sisteminin yasal temelini attı. Bu sistemlerin tasarımı, yani tavanın ne kadar sıkı olduğu, izinlerin nasıl dağıtıldığı, dengeleme kredilerine ne ölçüde izin verildiği ve başka sistemlerle bağlantı kurulup kurulmadığı, hem salımları hem de sanayinin rekabet gücünü belirler.

Bu tasarım seçimlerinin bir kısmı etkinlik, bir kısmı bölüşüm sorusudur. Bedelsiz dağıtım, sanayinin sisteme direncini azaltır ama kamunun elde edebileceği bir geliri firmalara aktarır. Dengeleme kredileri azaltmayı ucuzlatır ama ek olmayan projeler üzerinden tavanı delebilir. Bağlantı, piyasayı derinleştirir ama bir sistemin kusurlarını öbürüne taşır.

Türkiye'nin başlıca ticaret ortağı olan AB'nin ithal ürünlere uyguladığı sınırda karbon düzenlemesi, bu tasarım seçimlerini daha da önemli hâle getiriyor. AB, ithal edilen ürünün üretildiği ülkede ödenen karbon fiyatını hesaba katabildiğinden, yurtiçinde işleyen bir karbon piyasası, ihracatçıların AB'ye ödeyeceği bedelin bir kısmını yurtiçinde tutmanın bir yolu olarak da tartışılıyor.

Model

Çözümlü örnek — Tavan ne zaman bağlar?

Bir bölgedeki tesislerin, hiçbir düzenleme olmasaydı yapacakları toplam salım, yani olağan seyir salımı, yılda 100 bin ton olsun. Tesislerin toplam azaltma maliyeti eğrisi ise azaltma miktarıyla hızla yükselsin: r bin ton azaltmanın marjinal maliyeti ton başına 0,1 × r² lira olsun. Düzenleyici tavanı yılda 110 bin ton koyarsa, tesisler hiç azaltma yapmadan tavanın altında kalır; izinlerin kıtlığı yoktur ve fiyat sıfıra iner. RECLAIM'in ilk yıllarındaki durum buydu.

Tavan 80 bin ton konursa, 20 bin tonluk azaltma gerekir. Piyasa fiyatı, son tonu azaltmanın marjinal maliyetine eşitlenir: 0,1 × 20² = 40 lira. Bu fiyatta her tesis, kendi marjinal azaltma maliyeti 40 liranın altında kaldığı sürece azaltır, üstüne çıktığında izin satın alır.

Şimdi beklenmedik bir talep şoku gelsin, örneğin bir elektrik krizi santrallerin üretimini artırsın ve olağan seyir salımı 130 bin tona çıksın. Tavan hâlâ 80 bin tondur; artık 50 bin tonluk azaltma gerekir ve fiyat 0,1 × 50² = 250 liraya çıkar. Talep yüzde 30 arttığında fiyat altı kattan fazla artmıştır. Azaltma maliyeti eğrisi dikleştikçe, sabit bir tavan altında küçük talep şokları fiyatta büyük sıçramalara yol açar. RECLAIM'de 2000 yılında yaşanan buydu. Sayılar varsayımdır.

Çözümlü örnek — Düşük fiyat, tutulan tavan

Aynı bölgede tavan 80 bin ton, olağan seyir salımı 100 bin ton ve fiyat 40 liraydı. Bir ekonomik durgunluk ya da yenilenebilir enerjinin hızla ucuzlaması, olağan seyir salımını 85 bin tona indirsin. Artık yalnızca 5 bin tonluk azaltma gerekir ve fiyat 0,1 × 5² = 2,5 liraya düşer.

Bu düşük fiyat, sistemin başarısız olduğu anlamına gelmez: salımlar hâlâ 80 bin tonluk tavanın altındadır ve tavan tutulmuştur. Fiyatın düşmesi, tavanı tutturmanın artık ucuz olduğunu gösterir. Ama aynı düşük fiyat, tavanın gereğinden cömert kaldığına da işaret eder: toplum için en iyi salım düzeyi 80 bin tonun altındaysa, düşük fiyat fazladan azaltma için hiçbir teşvik vermez.

Bayer ile Aklin'in bulgusu, bu tabloya bir boyut ekler. Firmalar bugün 2,5 liralık fiyatla karşılaşsa da, sistemin gelecekte sıkılaşacağına inanıyorlarsa, uzun ömürlü yatırımlarını gelecekteki daha yüksek fiyatlara göre yapabilir. Bir santrali kırk yıl çalışacak şekilde kuran firma, bugünkü değil, yaşam süresi boyunca beklediği izin fiyatlarını hesaba katar. Sistemin güvenilirliği, yani tavanın gelecekte gerçekten daralacağına dair inanç, bugünkü fiyattan daha önemli olabilir. Sayılar varsayımdır.

Çözümlü örnek — Bedava iznin fiyatı

Rekabetçi bir elektrik piyasasında, fiyatı belirleyen son santralin yakıt maliyeti megavatsaat başına 100 lira ve bir megavatsaat üretirken 0,9 ton karbondioksit salıyor olsun. İzin fiyatı ton başına 50 lira olduğunda, bu santral için bir megavatsaatin marjinal maliyeti 100 + 0,9 × 50 = 145 lira olur.

Santral, izinlerini devletten bedelsiz almış olsun. Bu, marjinal maliyeti değiştirmez: bir megavatsaat daha üretmek, 0,9 izni kullanmak demektir ve bu izinler piyasada 45 liraya satılabilirdi. Kâr en büyüklemeye çalışan santral, 145 liranın altında bir fiyattan üretmez. Rekabetçi piyasada elektrik fiyatı, izinler bedelsiz de dağıtılsa, açık artırmayla da satılsa, 45 lira yükselir.

Santral yılda 1 milyon megavatsaat üretiyorsa, elektrik fiyatındaki artıştan 45 milyon lira ek gelir elde eder. İzinler açık artırmayla satılsaydı, santral bu izinler için devlete 0,9 × 1 milyon × 50 = 45 milyon lira öderdi ve ek geliri bu ödemeyle dengelenirdi. İzinler bedelsizse, 45 milyon lira santralin beklenmedik kârı olur. Tüketicinin ödediği fiyat iki durumda da aynıdır; değişen, bu paranın devlete mi yoksa santrale mi gittiğidir. Talebin fiyata duyarlı olduğu, yani tüketicilerin fiyat artışıyla elektrik kullanımını azalttığı durumda artışın tamamı fiyata yansımayabilir; ama mantık değişmez. Sayılar varsayımdır.

Çözümlü örnek — Ölçüt tahsisi

İki çimento fabrikası yılda 1.000'er ton çimento üretsin. A fabrikası ton çimento başına 0,6 ton, B fabrikası 0,9 ton karbondioksit salsın. Sektörün verimli tesislerine göre belirlenen ölçüt, ton çimento başına 0,7 ton olsun ve izin fiyatı 50 lira olsun.

Ölçüt tahsisinde her fabrika 1.000 × 0,7 = 700 izin alır. A fabrikasının 600 izne ihtiyacı vardır; 100 izni satar ve 5.000 lira kazanır. B fabrikasının 900 izne ihtiyacı vardır; 200 izin satın alır ve 10.000 lira öder. Geçmiş salıma dayalı bir tahsis, B'ye daha fazla izin verip onu kayırırdı; ölçüt tahsisi ise verimli olanı ödüllendirir.

Tahsis üretimle birlikte güncellenirse, bir sonuç daha doğar. B fabrikası bir ton daha çimento ürettiğinde 0,9 izin kullanır, ama 0,7 ek izin alır; ek çimentonun karbon maliyeti 0,9 × 50 − 0,7 × 50 = 10 liradır, 45 lira değil. Bu, çimento fiyatındaki artışı sınırlar ve üretimin izin sistemi olmayan ülkelere kaymasını, yani karbon kaçağını azaltır. Ama aynı zamanda tüketicilerin daha az karbon yoğun ürünlere yönelme teşvikini de zayıflatır: çimentonun fiyatı, taşıdığı karbonun gerçek maliyetini yansıtmaz. Kaçak riski ile talep yanlı azaltma arasındaki bu ödünleşim, sınırda karbon düzenlemesinin neden tartışıldığını da açıklar. Sayılar varsayımdır.

Çözümlü örnek — Ek olmayan krediler

Bir sistemin tavanı 1.000 bin ton olsun ve firmaların yükümlülüklerinin yüzde 10'unu, yani 100 bin tonu dengeleme kredileriyle karşılamasına izin verilsin. Firmalar sistemin dışındaki projelerden 100 bin tonluk kredi satın alır ve kendi salımlarını 1.100 bin tona çıkarır.

Kredilerin hepsi ek olsaydı, yani projeler kredi olmadan gerçekleşmeyecek olsaydı, sistem dışındaki salım 100 bin ton azalmış, sistem içindeki salım 100 bin ton artmış ve toplam değişmemiş olurdu. Kredilerin yüzde 40'ının, kredi olmasa da yapılacak projelerden geldiğini varsayalım. Bu durumda gerçek azaltım yalnızca 60 bin tondur ve dünya salımı, sistem hiç kredi kabul etmeseydi olacağından 40 bin ton fazladır.

Ek olmayı sınamak zordur, çünkü bir projenin kredi olmadan yapılıp yapılmayacağını gözlemleyemeyiz. Bir rüzgâr santrali zaten kârlıysa, kredi geliri onu yapılabilir kılmamıştır; ama yatırımcı bunu göstermek istemeyecektir. Bu yüzden birçok sistem, dengeleme kredilerinin kullanımını sınırlar ya da belirli proje türlerini dışarıda bırakır. Sayılar varsayımdır.

Çözümlü örnek — Sıcak nokta

Aynı izin piyasasına iki santral bağlı olsun: A büyük bir kentin sanayi bölgesinde, B ise nüfusu seyrek bir ovada. Bir ton azot oksidin sağlık zararı kent yakınında 20.000 lira, kırsalda 2.000 lira olsun. Kırsaldaki santral azaltmayı ucuza yapabildiği için salımını 100 ton azaltıp izinlerini kent yakınındaki santrale satsın; kent yakınındaki santral de salımını 100 ton artırsın.

Toplam salım değişmez, izin piyasası amacına ulaşmış görünür. Ama toplam sağlık zararı, 100 × 20.000 − 100 × 2.000 = 1,8 milyon lira artar. Tekdüze karışmayan bir kirleticide tonlar eşdeğer değildir; tonları eşit sayan bir piyasa, zararı en yüksek yere kaydırabilir.

Bu sorunun birkaç çözümü vardır: piyasayı bölgelere ayırmak, bölgeler arası ticarette ton başına farklı değişim oranları kullanmak ya da yerel kalite standartlarını izin piyasasının yanında korumak. Fowlie ve arkadaşlarının RECLAIM'de böyle bir sistematik kaymayı bulmaması, sorunun kaçınılmaz olmadığını gösterir; ama her piyasa için ayrıca denetlenmesi gerekir. Sayılar varsayımdır.

Çözümlü örnek — İki piyasanın bağlanması

İki ayrı emisyon ticaret sistemi düşünelim. A sisteminde marjinal azaltma maliyeti 2r, B sisteminde r lira olsun; her ikisinin de 30 bin ton azaltması gereksin. A'da izin fiyatı 2 × 30 = 60 lira, B'de 30 liradır. A'nın toplam azaltma maliyeti 900, B'ninki 450; toplam 1.350 bin liradır.

İki sistem bağlanırsa, izinler serbestçe dolaşır ve fiyatlar eşitlenir. Toplam 60 bin tonluk azaltma, iki sistemin marjinal maliyetlerini eşitleyecek biçimde paylaşılır: 2r_A = r_B ve r_A + r_B = 60 koşullarından r_A = 20, r_B = 40 bulunur. Ortak fiyat 40 liradır. A'nın maliyeti 400, B'ninki 800; toplam 1.200 bin liradır. Bağlantı, aynı toplam azaltmayı 150 bin lira daha ucuza sağlar.

Kazanç ise eşit dağılmaz. A sistemindeki firmalar daha ucuz izinlerden yararlanır; B sistemindeki firmalar daha fazla azaltma yapar ve daha yüksek bir fiyatla karşılaşır, ama A'ya izin satarak gelir elde eder. B'deki tüketiciler ise daha yüksek ürün fiyatlarıyla karşılaşabilir. Bağlantının bir riski de vardır: A sistemi tavanını cömert tutarsa, B'nin fiyatı da düşer ve B'nin iklim hedefine ulaşması zorlaşır. Bu yüzden bağlantı, iki sistemin hedeflerinin ve kurallarının birbirine güven duyulacak ölçüde uyumlu olmasını gerektirir. Bağlantıdan çıkmak da kolay değildir; ayrılık, iki piyasadaki fiyatları yeniden birbirinden koparır ve yatırım planlarını sarsar. Sayılar varsayımdır.

Çözümlü örnek — Bugünün fiyatı ve yarının tavanı

İzinlerin gelecek yıllara aktarılabildiği bir sistemde bugünkü fiyat, gelecekteki fiyat beklentisine bağlanır. Bu yıl izin fiyatı 40 lira olsun ve faiz oranı yüzde 5 olsun. Bir firma bugün fazladan bir ton azaltıp bir izni gelecek yıla saklarsa, bugün 40 liralık bir izinden vazgeçer ve gelecek yıl o izni kullanır. Firmalar, gelecek yılın beklenen fiyatı 40 × 1,05 = 42 liranın üstündeyse izin biriktirmeyi kârlı bulur.

Düzenleyici, gelecek yıldan itibaren tavanı belirgin biçimde daraltacağını açıklasın ve piyasa gelecek yılın fiyatını 50 lira olarak beklemeye başlasın. Firmalar bugünden izin biriktirmeye başlar; bugünkü izin talebi artar ve fiyat, gelecek yılın beklenen fiyatının bugünkü değerine, yani yaklaşık 50 ÷ 1,05 ≈ 47,6 liraya doğru yükselir. Tavan henüz değişmemiş olduğu hâlde, bugünkü salımlar azalır.

Bu mekanizma, Bayer ile Aklin'in vurguladığı güvenilirlik unsurunun işleyişini gösterir. Gelecekteki sıkılaşma güvenilir biçimde duyurulduğunda, firmalar bugünden harekete geçer. Duyuru güvenilir değilse, örneğin bir sonraki hükümetin tavanı gevşeteceği düşünülüyorsa, beklenen gelecek fiyatı düşer ve bugünkü azaltma teşviki de zayıflar. Sayılar varsayımdır.

Modelin sınırları

Bu dersteki hesaplar, izin piyasalarını tek bir dönem ve rekabetçi katılımcılar varsayımıyla ele aldı. Gerçek piyasalarda birkaç büyük firma izinlerin önemli bir kısmını elinde tutabilir ve fiyatı etkileyebilir; izin kayıtlarının, salım ölçümünün ve denetimin güvenilirliği de sistemin değerini belirler, çünkü ölçülemeyen bir ton ne alınıp satılabilir ne de cezalandırılabilir; izinlerin sonraki dönemlere aktarılabilmesi fiyatı zaman içinde birbirine bağlar; düzenleyicinin gelecekte tavanı değiştirme olasılığı ise bugünkü kararları etkiler.

Ayrıca bir emisyon ticaret sistemi, çoğu zaman yenilenebilir enerji teşvikleri, enerji verimliliği standartları ve kömür santrallerinin kapatılması gibi öbür politikalarla birlikte işler. Bu politikalar, sistemin kapsadığı sektörlerde izin talebini azaltır; tavan sabitse, toplam salımı değiştirmeden yalnızca izin fiyatını düşürür ve azaltmayı daha pahalı yöntemlere kaydırabilir. Buna su yatağı etkisi denir: bir yerden bastırılan su, yatağın başka bir yerinden kabarır. AB'nin istikrar rezervi gibi mekanizmalar, fazla izinleri piyasadan çekerek bu etkiyi kısmen hafifletmeyi amaçlar.

Uygulama

Özet kartı

  1. RECLAIM, 1994'te Güney Kaliforniya'da azot oksitler için kuruldu; ilk yıllarda cömert tahsis tavanı bağlayıcı olmaktan çıkardı, 2000 elektrik krizinde fiyat kat kat yükseldi ve 2001'de büyük santraller sistemden çıkarıldı. Azaltma maliyeti eğrisi dikleştikçe sabit bir tavan altında küçük talep şokları büyük fiyat sıçramalarına yol açar.
  2. Bedelsiz dağıtılan izinlerin de fırsat maliyeti vardır ve ürün fiyatlarına yansır; bu, firmalara beklenmedik kâr sağlar. Ölçüt tahsisi verimli tesisleri ödüllendirir ve üretimle güncellendiğinde fiyat etkisini ve karbon kaçağını azaltır, ama tüketici tarafındaki azaltma teşvikini de zayıflatır.
  3. Dengeleme kredileri azaltmayı ucuzlatır, ama ek olmayan krediler tavanı fiilen genişletir ve toplam salımı artırır. Tekdüze karışmayan kirleticilerde ticaret, zararı en yüksek yerlere kaydırarak sıcak noktalar yaratabilir.
  4. Fowlie, Holland ve Mansur, RECLAIM tesislerinde salımların karşılaştırma grubuna göre ortalama yüzde 20 azaldığını ve değişimin mahallelerin demografik özelliklerine göre anlamlı biçimde farklılaşmadığını buldu.
  5. Bayer ile Aklin, AB sisteminin fiyatlar düşükken bile 2008–2016 arasında yaklaşık 1,2 milyar ton, yani yüzde 3,8 salım tasarrufu sağladığını buldu; düşük fiyat, zayıf talebin ve sistemin güvenilirliğinin işareti olabilir. Piyasa bağlantısı azaltma maliyetini düşürür, ama bir sistemin kusurlarını öbürüne taşır.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Beklenmedik kârWindfall profitDışarıdan gelen bir politika ya da fiyat değişiminin sağladığı, çabaya dayanmayan ek kâr
Ölçüt tahsisiBenchmark-based allocationİzinlerin üretim miktarı ile sektörel verimlilik ölçütünün çarpımına göre dağıtılması
Dengeleme kredisiOffset creditSistem dışındaki bir projenin azaltımı karşılığında verilen ve izin yerine kullanılabilen belge
Ek olmaAdditionalityBir azaltımın kredi geliri olmasaydı gerçekleşmeyecek olması
Sıcak noktaHot spotToplam salım azalırken kirliliğin yerel olarak arttığı ya da yüksek kaldığı bölge
Piyasa bağlantısıLinkingİki emisyon ticaret sisteminin birbirinin izinlerini geçerli sayması

Kendini sına

  1. (Çıktı 1) Ek olma kavramını bir örnekle açıkla. Ek olmayan bir dengeleme kredisi neden toplam salımı artırır?
  2. (Çıktı 2) Bir elektrik şirketi, «İzinleri bedelsiz aldık, bu yüzden elektrik fiyatlarını artırmamız için bir neden yok» diyor. Fırsat maliyeti kavramıyla bu açıklamayı değerlendir. Şirket yine de fiyatı artırırsa, kim kazanır, kim kaybeder?
  3. (Çıktı 3) Olağan seyir salımı 120 bin ton, tavan 90 bin ton ve toplam marjinal azaltma maliyeti r bin tonluk azaltma için 0,2 × r² liradır. İzin fiyatı nedir? Olağan seyir salımı 100 bin tona düşerse fiyat ne olur ve bu düşüş sistemin başarısız olduğunu mu gösterir?
  4. (Çıktı 3) A sisteminde marjinal azaltma maliyeti 3r, B'de r liradır ve ikisinin de 20 bin ton azaltması gerekir. Bağlantıdan önce ve sonra izin fiyatlarını ve toplam azaltma maliyetini hesapla.
  5. (Çıktı 4) Fowlie ve arkadaşlarının RECLAIM bulgusu, izin piyasalarının yerel çevre adaleti açısından her zaman güvenli olduğunu gösterir mi? Hangi koşullarda farklı bir sonuç beklenebilir?
  6. (Çıktı 4) Bayer ile Aklin'in bulgusunu kullanarak, «AB karbon piyasası yıllarca düşük fiyatla çalıştı, bu yüzden salımları azaltmadı» iddiasını değerlendir. Bir izin piyasasının başarısını değerlendirmek için fiyatın yanında hangi bilgilere ihtiyaç vardır?

Cevaplar

  1. Ek olma, bir projenin sağladığı azaltımın, kredi geliri olmasaydı gerçekleşmeyecek olmasıdır. Örneğin zaten kârlı olduğu için kurulacak bir rüzgâr santrali için verilen kredi ek değildir. Firma bu krediyi kullanarak kendi salımını bir ton artırır; ama sistem dışında gerçekte hiçbir ek azaltım olmamıştır, çünkü santral zaten kurulacaktı. Sonuçta dünya salımı, kredi hiç verilmeseydi olacağından bir ton fazladır.
  2. Bedelsiz alınan bir iznin de fırsat maliyeti vardır: şirket bir megavatsaat daha üretmek için bir izni kullanırsa, o izni piyasada satma olanağından vazgeçmiş olur. Kâr en büyüklemeye çalışan bir şirket, bu fırsat maliyetini marjinal maliyetine katar ve rekabetçi bir piyasada elektrik fiyatı buna göre yükselir. Fiyat artarsa tüketiciler daha fazla öder; şirket ise izinlere hiçbir şey ödemediği için bu artışı beklenmedik kâr olarak elde eder. İzinler açık artırmayla satılsaydı, aynı değer devlete gider ve örneğin tüketicilere geri dağıtılabilirdi.
  3. Gerekli azaltma 120 − 90 = 30 bin tondur; fiyat 0,2 × 30² = 180 liradır. Olağan seyir salımı 100 bin tona düşerse azaltma ihtiyacı 10 bin tona iner ve fiyat 0,2 × 10² = 20 liraya düşer. Bu düşüş sistemin başarısız olduğunu göstermez: salımlar hâlâ 90 bin tonluk tavanın altındadır. Düşüş, tavanı tutturmanın ucuzladığını gösterir; ama tavanın artık gereğinden cömert olup olmadığı ayrıca sorulmalıdır.
  4. Bağlantıdan önce A'da fiyat 3 × 20 = 60, B'de 20 liradır. Toplam maliyet A için 3 × 20² ÷ 2 = 600, B için 20² ÷ 2 = 200, toplam 800 bin liradır. Bağlantıdan sonra 3r_A = r_B ve r_A + r_B = 40 koşullarından r_A = 10, r_B = 30 bulunur; ortak fiyat 30 liradır. A'nın maliyeti 3 × 10² ÷ 2 = 150, B'ninki 30² ÷ 2 = 450, toplam 600 bin liradır. Bağlantı 200 bin liralık bir tasarruf sağlar.
  5. Göstermez. Fowlie ve arkadaşları, RECLAIM'de salım değişimlerinin mahallelerin demografik özelliklerine göre anlamlı biçimde farklılaşmadığını buldu; bu, sıcak nokta sorununun kaçınılmaz olmadığını gösterir. Ama sonuç, tesislerin konumlarına ve azaltma maliyetlerine bağlıdır. Azaltma maliyeti yüksek, eski tesisler yoksul mahallelerde yoğunlaşmışsa, bu tesisler izin satın alarak salımlarını yüksek tutabilir ve bu mahallelerde sıcak noktalar oluşabilir. Her izin piyasasında bu dağılım ayrıca denetlenmelidir.
  6. İddia, fiyatı politikanın başarısının doğrudan ölçüsü sayar. Bayer ile Aklin, düşük fiyatlara rağmen AB sisteminin karbon piyasası olmayan bir dünyaya göre 2008–2016 arasında yaklaşık 1,2 milyar ton, yani yüzde 3,8 salım tasarrufu sağladığını buldu; düşük fiyat zayıf izin talebinin işareti olabilir ve firmalar sistemin gelecekte sıkılaşacağını beklediği için yine de azaltma yapabilir. Başarıyı değerlendirmek için tavanın ne kadar sıkı olduğu, gerçek salımların tavana göre seyri, sistem olmasaydı salımların ne olacağına dair karşı olgusal bir tahmin ve öbür politikaların etkisi bilinmelidir.

İleri okuma

  • Meredith Fowlie, Stephen P. Holland, Erin T. Mansur (2012). «What Do Emissions Markets Deliver and to Whom? Evidence from Southern California's NOx Trading Program». American Economic Review 102(2). RECLAIM'in salım ve dağılım etkileri.
  • Patrick Bayer, Michaël Aklin (2020). «The European Union Emissions Trading System Reduced CO2 Emissions Despite Low Prices». Proceedings of the National Academy of Sciences 117(16). Düşük fiyatlı bir karbon piyasasının etkisi.
  • W. David Montgomery (1972). «Markets in Licenses and Efficient Pollution Control Programs». Journal of Economic Theory 5(3). İzin piyasalarının maliyet etkinliğine dair kuramsal temel.
  • Robert N. Stavins (1995). «Transaction Costs and Tradeable Permits». Journal of Environmental Economics and Management 29(2). İşlem maliyetlerinin izin piyasalarındaki rolü.

Sonraki derse köprü

Bu derste izinlerin gelecek yıllara aktarılabildiği bir piyasada bugünkü izin fiyatının, gelecekteki beklenen fiyatın faizle iskonto edilmiş değerine yaklaştığını gördük: bir izni bugün kullanmak ile saklamak arasındaki seçim, bir varlığı bugün satmak ile elde tutmak arasındaki seçime benziyordu. Aynı mantık, yerin altında bekleyen bir petrol varili ya da bir bakır damarı için de geçerlidir: bir maden şirketi, kaynağını bugün çıkarmak ile gelecekte çıkarmak arasında seçim yapar. Sıradaki ders yenilenemeyen kaynakları ve Hotelling kuralını ele alıyor: tükenebilir bir kaynağın fiyatının zaman içinde nasıl seyretmesi gerektiğini, bu kuralın gerçek emtia fiyatlarında neden her zaman gözlenmediğini ve kaynak tükenmesinin iktisadi anlamını göreceğiz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • Açılış: bir çimento fabrikasının müdürünün masasında bir izin belgesi ve üzerinde «bedelsiz» damgası; ardından finans bölümünün bir fiyat tablosunda çimento fiyatını yukarı çekmesi.
  • Hikâye: Los Angeles havzasının üzerine çöken kahverengi bir duman tabakası; 1994'te bir piyasanın açılışı, 2000'de bir fiyat grafiğinin dikine yükselmesi ve santrallerin sistemden çıkarılması.
  • Kavram: bir fabrikanın kendi izni için iki ok, biri «kullan» biri «sat»; bir ağaçlandırma projesinin önünde «zaten dikilecek miydi?» sorusu; bir haritada toplam salım azalırken tek bir noktanın kırmızıya dönmesi.
  • Veri ve kanıt: RECLAIM tesislerinin salım çizgisinin karşılaştırma grubunun altına inmesi ve mahalle haritalarında belirgin bir renk farkının oluşmaması; AB'nin salım çizgisi ile karşı olgusal çizginin arasının 1,2 milyar tonluk bir alanla doldurulması.
  • Model: azaltma maliyeti eğrisinin dikleşmesiyle talep şokunun fiyatı altı katına çıkarması; iki piyasanın fiyatlarının 60 ve 30 liradan 40 lirada buluşması.
  • Neden önemli: bir dünya haritasında karbon piyasalarının kurulduğu ülkelerin sırayla renklenmesi.

Seslendirme, emisyon ticaretini ne kusursuz bir piyasa çözümü ne de «kirletme hakkının satılması» diye küçümsenecek bir hile olarak anlatır; tasarım ayrıntılarının sonucu nasıl belirlediğini vurgular. Fowlie ve arkadaşlarının ve Bayer ile Aklin'in bulgularını, sınırlarıyla birlikte sunar. RECLAIM'in tarihçesi, AB sistemi ve iki çalışmaya dair bilgiler yayımlanmış kaynaklardan aktarılmıştır; ekrandaki tavan, fiyat, santral ve çimento sayıları varsayımdır.

Kısa kesit

Telefon için dik, yarım dakikalık bir kesit. Seslendirme: «Fabrika izinlerini bedava aldı. Sonra çimentonun fiyatını artırdı.» Ekranda bir fiyat etiketi yükseliyor. «Çünkü kullanmadığı her izni satabilirdi.» Kapanış: «Emisyon ticareti sistemleri. Derste.»