Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Beşerî sermaye teorisi eğitimi bir yatırım olarak ele alır: bugün harç ve vazgeçilen kazanç, yarın daha yüksek ücret. Eğitimin iç verim oranı borçlanma maliyetinden yüksekse eğitim kârlıdır; kredi kısıtı olan gençler için aynı yatırım kârsız görünebilir.
- İngiltere, İskoçya ve Galler'de okulu bırakma yaşının 1947'de 14'ten 15'e çıkması, 14 yaşındakilerin neredeyse yarısını bir yıl daha okulda tuttu. Oreopoulos, bir yıllık zorunlu eğitimin kazançları yüzde 10 ile 14 arasında artırdığını buldu.
- Yetenek yanlılığı, basit karşılaştırmalarda eğitimin getirisini abartabilir. Card'ın derlediği doğal deneyler ise çoğu zaman daha büyük tahminler verdi; Card bunu, eğitime erişimi kısıtlı grupların yüksek marjinal getirisiyle açıkladı. Ashenfelter ve Krueger'in ikiz çalışmasında ölçüm hatası düzeltilince getiri yüzde 12 ile 16 arasındaydı.
- Becker'e göre rekabetçi piyasada genel eğitimin bedelini işçi, firmaya özgü eğitimin bedelini işçi ve firma birlikte öder. Acemoglu ve Pischke, bilgi eksikliğinin firmalara monopson gücü verdiği durumda firmaların genel eğitimin bedelini de üstlenebileceğini gösterdi.
- Ben-Porath modeline göre beceri yatırımı, getiriyi toplayacak sürenin uzun ve vazgeçilen kazancın düşük olduğu gençlikte yoğunlaşır; bu yüzden yaş–kazanç profili önce dik yükselir, sonra düzleşir. Diploma etkisi, sinyal kuramını destekleyen bir kanıttır ama beceri açıklamasını dışlamaz.
Öğrenme çıktıları
- Hatırlama — Genel ve firmaya özgü beşerî sermayeyi, eğitimin iç verim oranını, yaş–kazanç profilini, yetenek yanlılığını, diploma etkisini ve yaşam döngüsü boyunca beceri yatırımını tanımlar.
- Anlama — Eğitimi makine alımına benzeten modelin, eğitimin maliyetini ve getirisini nasıl karşılaştırdığını ve eğitimli işçilerin yüksek kazancının neden tek başına eğitimin nedensel etkisini göstermediğini açıklar.
- Uygulama — Bir eğitim yatırımının iç verim oranını bulur, yetenek yanlılığının eğitim getirisi tahminini nasıl saptırdığını hesaplar ve bir eğitim programının maliyetinin işçi ile işveren arasında nasıl paylaşılacağını belirler.
- Değerlendirme — Oreopoulos'un, Card'ın, Ashenfelter ve Krueger'in ve Acemoglu ve Pischke'nin bulgularını kullanarak eğitimin ücretleri artırma biçimine dair beşerî sermaye ve sinyal açıklamalarını karşılaştırır.
Sezgi
Açılış
On sekiz yaşındaki bir genç, üniversiteye gidip gitmemeyi düşünüyor. Üniversiteye giderse dört yıl boyunca harç, kitap ve kira ödeyecek; daha önemlisi, o yıllarda çalışsaydı kazanacağı parayı kazanmayacak. Karşılığında, mezun olduktan sonraki kırk yılı aşkın çalışma hayatı boyunca daha yüksek bir ücret bekliyor. Bu hesap, bir fabrika sahibinin yeni bir makineye yatırım yapıp yapmama hesabına benzer: bugün bir maliyet, yarın bir getiri.
Önceki derslerde beşerî sermayeyi tanımlamış, eğitimin getirisini ölçmenin ilk yollarını ve kalkınma sürecindeki rolünü görmüştük. Bu ders, bu kavramları emek piyasası kararlarının merkezine yerleştiren kuramı ele alıyor. Bir kişi okula, kursa ve iş başında öğrenmeye hayatının hangi döneminde, ne kadar zaman ayırmalı? Eğitimin ücretleri artırdığını nasıl bilebiliriz? Ve çalışanların iş başında edindikleri becerilerin bedelini kim öder?
Hikâye — Bir yıl daha okulda
Savaş henüz sürerken Büyük Britanya, 1944 Eğitim Yasası'yla eğitim sistemini yeniden düzenledi. Yasanın en hızlı ve en belirgin sonucu, 1947'de İngiltere, İskoçya ve Galler'de okulu bırakma yaşının 14'ten 15'e yükseltilmesi oldu. O güne kadar çocukların çok büyük bir kısmı 14 yaşında ya da daha erken tam zamanlı okulu bırakıp çalışmaya başlıyordu. Değişiklikten sonra, eskiden 14 yaşında okulu bırakacak olanların neredeyse hepsi, bir yıl daha okulda kalıp 15 yaşında ayrıldı.
Philip Oreopoulos'a göre bu değişiklik, eğitimin getirisini ölçmek için nadir bulunan bir doğal deneydi. 1947'den hemen önce 14 yaşına basan çocuklar ile hemen sonra basanlar, doğum tarihleri dışında birbirine çok benziyordu; ama ikinci grup, yalnızca yasa yüzünden bir yıl daha fazla eğitim aldı. Değişiklik, o dönemde 14 yaşındaki çocukların neredeyse yarısını bir yıl daha okulda tuttu. Bu kadar geniş bir kesimin etkilenmesi, sonuçların yalnızca küçük ve sıra dışı bir grup için değil, nüfusun büyük kısmı için geçerli olmasını sağlıyordu.
Oreopoulos, iki grubun yetişkinlikteki kazançlarını karşılaştırdı. Çalışma belgesinde, Birleşik Krallık, ABD ve Kanada'daki zorunlu eğitim yasalarını birlikte inceleyerek, bir yıllık zorunlu eğitimin sonraki yıllık kazançları yüzde 10 ile 14 arasında artırdığını buldu. Daha çarpıcı olanı, zorunlu eğitim yasalarının çok az öğrenciyi etkilediği ABD ve Kanada ile nüfusun yarısını etkilediği Birleşik Krallık'ta getirilerin benzer derecede yüksek olmasıydı. Okulu erken bırakmak isteyen gençler, kendi kararlarıyla kazançlarından önemli bir kısmını geride bırakıyor gibi görünüyordu.
Kavram
Beşerî sermaye teorisinin temel ayrımlarından biri, edinilen becerilerin hangi işverenlerde işe yaradığıdır. Gary Becker, 1964'te yayımladığı kitabında bu ayrımı, eğitimin bedelini kimin ödeyeceği sorusuyla birlikte ele aldı.
Eğitimin bir yatırım olarak değerlendirilmesi, onun getirisinin öbür yatırımların getirisiyle karşılaştırılabilmesini gerektirir. Bu karşılaştırma, tek bir oranla yapılabilir.
Beşerî sermaye teorisi, kazançların yaşam boyunca nasıl değiştiğini de açıklar. Bu değişim, kazançların yaşa göre çizildiği bir eğriyle gösterilir.
Eğitimli işçilerin daha yüksek kazanmasının tek nedeni eğitim olmayabilir. Eğitime daha çok yatırım yapanlar, başka açılardan da farklı olabilir.
Asimetrik bilgi dersinde tanıştığımız sinyal verme kuramı, eğitimin ücretleri becerileri artırmadan da yükseltebileceğini öne sürer. Bu kurama göre, diplomanın kendisi bir bilgi taşır.
Beşerî sermaye yatırımı yalnızca okulda yapılmaz; insanlar çalışma hayatları boyunca da beceri edinir. Yoram Ben-Porath, bu yatırımın yaşam boyunca nasıl dağıldığını bir modelle açıkladı.
Veri ve kanıt
Card'ın derlemesi, beşerî sermaye tartışmasında önemli bir bulmacayı çözmeye çalıştı. Yetenek yanlılığı varsa, basit karşılaştırmaların eğitimin getirisini abartması, doğal deneylerin ise daha küçük tahminler vermesi beklenir. Oysa doğal deneyler çoğu zaman daha büyük tahminler verdi. Card'ın açıklaması, doğal deneylerin etkilediği kişilerin, yani yasa ya da yakın bir okul olmasa daha az eğitim alacak olanların, okula gitmenin maliyetinin yüksek olduğu, örneğin yoksul ailelerden gelen kişiler olmasıdır. Bu kişiler, fırsat bulduklarında eğitimden yüksek getiri elde eder. Bu yorum, eğitime erişimi genişletmenin, özellikle maddi engellerle karşılaşan gruplar için yüksek getirili olabileceğini düşündürür.
Bu çalışma, Becker'in klasik öngörüsünü sorguladı. Becker'e göre rekabetçi bir piyasada firmalar genel eğitimin bedelini ödemez; çünkü eğitimli işçi, becerilerini başka bir firmaya götürüp daha yüksek ücret alabilir. Bu yüzden genel eğitimin bedelini, düşük ücret kabul ederek işçinin kendisi öder. Oysa gerçekte pek çok firma, Almanya'nın çıraklık sistemi başta olmak üzere, genel becerilere yönelik eğitimin bedelini üstleniyor. Acemoglu ve Pischke'nin açıklaması, önceki derste gördüğümüz monopson gücüne dayanır: işçiler iş değiştirmekte zorlanıyorsa ve öbür firmalar onların becerilerini tam olarak bilmiyorsa, eğitimin getirisinin bir kısmı mevcut firmada kalır ve firma eğitime yatırım yapmaktan kazanç sağlar.
Yaygın yanlış«Üniversite mezunları lise mezunlarından ortalama çok daha fazla kazanıyor; demek ki üniversite eğitimi herkesin kazancını aynı oranda artırır.»
Ortalama kazanç farkının bir kısmı, eğitimin kendisinden değil, eğitime daha çok yatırım yapanların başka özelliklerinden, yani yetenek yanlılığından kaynaklanabilir. Ayrıca eğitimin getirisi kişiden kişiye farklıdır. Card'ın derlediği çalışmalar, maliyetleri yüksek olduğu için eğitime az yatırım yapan grupların getirilerinin görece yüksek olabileceğini gösterir. Eğitimin herkes için aynı getiriyi sağladığını varsaymak, hem getirisi düşük olan kişiler için aşırı yatırıma hem de getirisi yüksek ama erişimi kısıtlı olanlar için yetersiz yatırıma yol açabilir.
Yaygın yanlış«Eğitim yalnızca bir diploma yarışıdır; insanlar okulda gerçekten bir şey öğrenmez, yalnızca işverenlere zeki olduklarını gösterir.»
Sinyal verme kuramının haklı olduğu durumlar vardır ve diploma etkisine dair kanıtlar bulunur. Ama eğitimin yalnızca sinyal olduğu görüşü, önemli kanıtlarla uyuşmaz. Oreopoulos'un incelediği zorunlu eğitim yasaları, yetenekleri değiştirmeden herkesin eğitimini bir yıl uzattı; bir sinyal yarışında herkesin aynı ek yılı alması sinyalin değerini ortadan kaldırırdı, ama kazançlar yine de belirgin biçimde arttı. Ashenfelter ve Krueger'in genetik olarak özdeş ikizleri karşılaştıran çalışması da farklı eğitim düzeylerindeki ikizlerin kazançlarının belirgin biçimde farklılaştığını gösterdi. Eğitimin hem beceri kazandırdığı hem de sinyal verdiği düşünülmelidir.
Neden önemli?
Beşerî sermaye teorisi, eğitim politikasının iktisadi temelini oluşturur. Eğitimin getirisi yüksekse ve bazı gençler maddi engeller yüzünden bu getiriden yararlanamıyorsa, burslar, öğrenim kredileri ve zorunlu eğitimin uzatılması hem bireylerin hem toplumun refahını artırabilir. Eğitimin getirisi büyük ölçüde sinyalden kaynaklanıyorsa, eğitimi genişletmek bireylerin göreli konumunu değiştirir ama toplam üretimi pek artırmaz. İki açıklamanın göreli ağırlığı, eğitime ne kadar kamu kaynağı ayrılacağı tartışmasını doğrudan etkiler.
Türkiye, son on yıllarda eğitimin hızla genişlediği bir ülkedir. 2012'de zorunlu eğitimin on iki yıla çıkarılması, İngiltere'nin 1947 deneyimine benzer bir doğal deney olasılığı yaratmıştır. Üniversite sayısının ve öğrenci kontenjanlarının hızla artması ise eğitimin getirisinin zaman içinde nasıl değiştiği sorusunu gündeme getirir: mezun sayısı hızla artarken, mezunların nitelikleri ve piyasanın talebi aynı hızda değişmiyorsa, eğitimin getirisi düşebilir. Mesleki eğitimin ve çıraklık programlarının firmalarla birlikte nasıl tasarlanacağı da bu dersin genel ve firmaya özgü beceri ayrımına doğrudan dayanır.
Model
Çözümlü örnek — Eğitimin iç verim oranı
Bir genç, bir yıllık ek bir eğitim programına katılıp katılmamaya karar veriyor. Programın harcı 20 bin lira; programa ayırdığı yıl boyunca çalışamayacağı için elinden kaçacak kazanç 180 bin liradır; toplam maliyet 200 bin liradır. Program, sonraki çalışma hayatı boyunca her yıl kazancını 20 bin lira artıracak. Çalışma hayatı 40 yıl sürecek.
İç verim oranı, 200 bin liralık maliyetin, kırk yıllık çalışma hayatının her yılında gelecek 20 bin liranın bugünkü değerine eşit olduğu orandır. Başka bir deyişle, kırk yıl boyunca her yıl ödenen bir liranın bugüne indirgenmiş toplamı 10 lira etmelidir; çünkü 200 bin lira, 20 bin liranın on katıdır. Kırk yıllık bir akış için bu toplam, iskonto oranı yaklaşık yüzde 9,8 iken 10'a iner; daha düşük oranlarda 10'un üstünde, daha yüksek oranlarda altında kalır. Eğitimin iç verim oranı yaklaşık yüzde 9,8'dir.
Bu gencin öğrenim kredisi yıllık yüzde 5 faizle alınabiliyorsa, eğitim kârlı bir yatırımdır; çünkü iç verim oranı, borçlanmanın maliyetinden yüksektir. Ama gencin ailesi yoksulsa ve kredi bulamıyorsa, bugünkü ihtiyaçlarını karşılamak için yüksek bir oranla, örneğin yüzde 15 ile iskonto yapabilir; bu durumda aynı yatırım ona kârlı görünmez. Card'ın yorumundaki yüksek marjinal maliyet, tam olarak bu durumu anlatır.
Çözümlü örnek — Getiriyi yüzde olarak okumak
Eğitimin getirisi genellikle, bir yıl ek eğitimin kazancı yüzde kaç artırdığıyla ifade edilir. Kazancın logaritmasını eğitim yılı üzerine regres eden denklemde, eğitim yılının katsayısı önceki derslerde gördüğümüz yarı esnekliktir. Katsayı 0,10 ise, bir yıl ek eğitim kazancı yaklaşık yüzde 10 artırır.
Bu yorumun bir sonucu, eğitim yıllarının etkisinin birikerek artmasıdır. Lise mezunu bir işçinin yıllık kazancı 400 bin lira olsun. Dört yıllık üniversite eğitimi, her yıl yüzde 10 getiriyle, kazancı 400 × 1,1 üzeri 4, yani yaklaşık 586 bin liraya çıkarır; artış yaklaşık yüzde 46'dır. Aynı getiriyle iki yıllık bir önlisans eğitimi kazancı 400 × 1,21, yani 484 bin liraya çıkarır. Getirinin her yıl aynı olduğu varsayımı basitleştirici bir varsayımdır; diploma etkisi varsa, son yılın getirisi öbür yıllardan büyük olur.
Çözümlü örnek — Yetenek yanlılığı nasıl işler?
Bir toplumda iki tür insan olsun: yetenekli ve daha az yetenekli. Yetenekli kişiler eğitimden bağımsız olarak yüzde 20 daha fazla kazanıyor ve ortalamada 14 yıl eğitim alıyor. Daha az yetenekli kişiler ortalama 10 yıl eğitim alıyor. Eğitimin gerçek getirisi her yıl için yüzde 7 olsun.
İki grup arasındaki kazanç farkı, eğitimdeki 4 yıllık farktan gelen yaklaşık yüzde 28 ile yetenekten gelen yüzde 20'nin toplamıdır; toplam fark yaklaşık yüzde 48'dir. Yeteneği gözleyemeyen bir araştırmacı, bu farkı 4 yıllık eğitim farkına böler ve eğitimin getirisini yılda yüzde 12 olarak tahmin eder. Gerçek getiri yüzde 7 iken, tahmin yüzde 12'dir; yetenek yanlılığı getiriyi yaklaşık yüzde 70 abartmıştır.
Araç değişken yöntemleri, bu sorunu yeteneği değil eğitimi etkileyen bir değişken kullanarak çözmeye çalışır. Oreopoulos'un kullandığı zorunlu eğitim yasası, yetenekleri değiştirmeden eğitim süresini uzattı; bu yüzden yasa öncesi ve sonrası doğanlar arasındaki kazanç farkı, eğitimin kendisine atfedilebilir.
İkizlerden gelen kanıt
Yetenek yanlılığını aşmanın bir başka yolu, genetik yapıları ve aile ortamları aynı olan kişileri karşılaştırmaktır. Orley Ashenfelter ve Alan Krueger, tek yumurta ikizlerini inceleyen yeni bir anketle, farklı eğitim düzeylerine sahip ikizlerin ücretlerini karşılaştırdı. İkizlerin yetenekleri ve yetiştirilme koşulları büyük ölçüde aynı olduğu için, aralarındaki ücret farkı eğitimdeki farka atfedilebilirdi.
Sonuçları, yetenek yanlılığının beklendiği kadar büyük olmadığını gösterdi. Yazarlara göre, gözlenemeyen yetenek değişkenleri eğitimin getirisini yukarı doğru saptırmıyordu; buna karşılık eğitim düzeyinin yanlış bildirilmesinden kaynaklanan ölçüm hatası, tahmini aşağı doğru saptırıyordu. Ölçüm hatası düzeltildiğinde, bir yıl ek eğitim ücretleri yüzde 12 ile 16 arasında artırıyordu. İkiz çalışmalarının da sınırları vardır: ikizlerden birinin daha çok eğitim almasının nedeni, gözlenemeyen başka bir farklılık olabilir. Ama bu bulgu, doğal deneylerin sonuçlarıyla birlikte, eğitimin getirisinin gerçek ve önemli olduğunu destekler.
Çözümlü örnek — Eğitimin bedelini kim öder?
Bir firma, yeni bir çalışanına bir yıl boyunca eğitim veriyor. Eğitim, çalışanın verimliliğini eğitim yılında yıllık 300 bin liradan 200 bin liraya düşürüyor, çünkü zamanının bir kısmı eğitime gidiyor; eğitimin firmaya doğrudan maliyeti de 50 bin liradır. Eğitimden sonra çalışanın verimliliği yıllık 500 bin liraya çıkıyor.
Eğitim genelse, yani çalışanın verimliliğini her firmada 500 bin liraya çıkarıyorsa, rekabetçi bir piyasada öbür firmalar ona 500 bin lira teklif eder. Eğitim veren firma, eğitimden sonra da 500 bin lira ödemek zorundadır ve eğitimin getirisinden hiçbir şey kazanmaz. Bu yüzden eğitimin bedelini işçi öder: eğitim yılında ücreti, verimliliği olan 200 bin liradan eğitim maliyeti olan 50 bin lira düşülerek 150 bin lira olur. İşçi, düşük ücret kabul ederek eğitimine yatırım yapar.
Eğitim firmaya özgüyse, yani çalışanın verimliliğini yalnızca bu firmada 500 bin liraya çıkarıyor, başka firmalarda 300 bin lirada bırakıyorsa, durum değişir. Öbür firmalar ona yalnızca 300 bin lira teklif eder. Firma ve işçi, 300 ile 500 bin lira arasındaki farkı paylaşabilir; örneğin firma eğitimden sonra 400 bin lira öder. Bu durumda eğitimin bedeli de paylaşılır ve iki taraf da ilişkiyi sürdürmekten kazanç sağlar. Becker'in bu ayrımı, firmaya özgü becerilere sahip işçilerin işten daha az ayrılmasını ve durgunluklarda daha az işten çıkarılmasını da açıklar.
Monopson ve eğitim
Acemoglu ve Pischke'nin kuramı, önceki örneğin genel eğitim durumunu değiştirir. Öbür firmalar, eğitim alan çalışanın becerilerini tam olarak bilemiyorsa, ona verimliliği olan 500 bin lirayı değil, daha düşük bir ücret teklif eder; örneğin 400 bin lira. Çalışanın mevcut firmada kalması durumunda firma, ona 420 bin lira ödeyerek onu tutabilir ve 80 bin liralık bir fark kazanır. Bu fark, firmanın genel eğitimin bedelini üstlenmesini kârlı kılar.
Bu mantık, ücret yapısının sıkışık olduğu, yani verimlilik farklarının ücretlere tam yansımadığı ekonomilerde firmaların daha fazla eğitim verdiğini öngörür. Almanya'nın çıraklık sistemi, sendikaların ve toplu sözleşmelerin ücret farklarını sınırladığı bir ortamda gelişti. İşçiler iş değiştirmekte zorlandıkça ve öbür işverenler onların becerilerini bilmedikçe, firmaların eğitime yatırım teşviki artar. Ama aynı mekanizma, işçilerin eğitimden elde ettikleri getirinin bir kısmının firmada kaldığı anlamına da gelir.
Çözümlü örnek — Neden gençken öğreniriz?
Ben-Porath modelinin mantığını iki kişi üzerinde görelim. Biri 25, öbürü 55 yaşında; ikisi de bir yıllık bir eğitime katılmayı düşünüyor. Eğitim, sonraki her yıl kazancı 20 bin lira artırıyor ve bir yıllık kazançtan vazgeçmeyi gerektiriyor. 25 yaşındakinin vazgeçeceği kazanç 150 bin, 55 yaşındakinin ise deneyimi sayesinde 400 bin liradır. İkisi de 65 yaşında emekli olacak.
25 yaşındaki kişi, eğitimden sonra 39 yıl boyunca yılda 20 bin lira ek kazanç elde eder; iskonto olmadan toplam 780 bin lira. Maliyeti 150 bin liradır. 55 yaşındaki kişi ise 9 yıl boyunca ek kazanç elde eder; toplam 180 bin lira. Maliyeti 400 bin liradır ve eğitim onun için zararlıdır. Getiriyi toplayacak sürenin kısalması ve vazgeçilen kazancın büyümesi, beceri yatırımının yaşla azalmasının iki nedenidir. Bu yüzden yaş–kazanç profili gençlikte dik yükselir: gençler hem okulda hem iş başında yoğun biçimde öğrenir ve bu öğrenme kazançlarına yansır. Yaş ilerledikçe yatırım azalır, profil düzleşir.
Eğitim ile teknoloji arasındaki yarış
Eğitimin getirisi sabit bir sayı değildir; zaman içinde, eğitimli işçilere olan talep ile eğitimli işçi arzı arasındaki dengeye göre değişir. Claudia Goldin ve Lawrence Katz, bu değişimi eğitim ile teknoloji arasındaki bir yarış olarak tanımladı. Teknolojik değişim, önceki derste gördüğümüz sermaye–beceri tamamlayıcılığı yoluyla eğitimli işçilere olan talebi sürekli artırır. Eğitim sistemi bu talebe yetişecek hızda eğitimli işçi yetiştirirse, eğitimin getirisi sabit kalır; yetişemezse getiri yükselir, fazlasıyla yetişirse düşer.
Bunu basit bir hesapla görelim. Eğitimli işçilere olan talep her yıl yüzde 4 artsın. Eğitimli işçi arzı da her yıl yüzde 4 artarsa, eğitimli ve eğitimsiz işçilerin göreli ücreti değişmez. Arz yalnızca yüzde 2 artarsa, her yıl yüzde 2'lik bir talep fazlası oluşur. Eğitimli ve eğitimsiz işçiler arasındaki ikame esnekliği 2 ise, göreli ücret her yıl yaklaşık 2 bölü 2, yani yüzde 1 artar. On yılda eğitim primi yaklaşık yüzde 10 yükselir.
Bu çerçeve, Türkiye gibi yükseköğretimin hızla genişlediği ülkeler için önemli bir soruyu gündeme getirir. Üniversite mezunu sayısı, eğitimli işçilere olan talepten daha hızlı artarsa, yükseköğretimin ortalama getirisi düşebilir ve mezunların bir kısmı, lise mezunlarının yapabileceği işlerde çalışmak zorunda kalabilir. Bu durum, eğitimin değersizleştiği anlamına gelmez; ama hangi alanlarda ve hangi nitelikte eğitim verildiğinin, kaç kişiye eğitim verildiği kadar önemli olduğunu gösterir. Mezunların hangi bölümlerden geldiğini ve bu bölümlerin iş piyasasındaki karşılığını izleyen veriler, bu yarışın hangi alanlarda kazanıldığını, hangilerinde kaybedildiğini görmeyi sağlar ve öğrencilerin tercihlerine de yol gösterebilir.
Diploma etkisi ve sinyal
Diploma etkisi, beşerî sermaye ile sinyal açıklamalarını ayırmanın bir yolunu sunar. Beşerî sermaye kuramına göre, her eğitim yılı benzer miktarda beceri kazandırır ve ücrete benzer bir katkı yapar. Sinyal kuramına göre ise diplomanın alındığı yıl, işverene önemli bir bilgi verdiği için ücrete daha büyük bir katkı yapar.
Bir örnekle görelim. Lisede her yılın ücrete katkısı yüzde 6 olsun, ama liseyi tamamlayıp diploma alan son yıl ücreti yüzde 15 artırsın. Aradaki yüzde 9'luk fark, diplomanın sinyal değeri olarak yorumlanabilir. Ama bu yorumun da sınırları vardır: son yılı tamamlayanlar, bırakanlardan başka açılardan farklı olabilir ve son yıl, gerçekten daha değerli beceriler kazandırıyor olabilir. Diploma etkisinin varlığı, sinyal kuramını desteklese de, eğitimin beceri kazandırdığı görüşünü dışlamaz.
Modelin sınırları
Buradaki hesaplar, eğitimin getirisini yalnızca işçinin kendi kazancıyla ölçtü. Oysa eğitimin başka getirileri de vardır: daha sağlıklı yaşam, daha bilinçli yurttaşlık, çocukların eğitimine yapılan katkı. Eğitimli işçiler, çevrelerindeki işçilerin verimliliğini de artırabilir. Bu dışsallıklar varsa, eğitimin toplumsal getirisi bireysel getiriden büyüktür. Tersine, eğitimin getirisinin bir kısmı sinyalden kaynaklanıyorsa, toplumsal getiri bireysel getiriden küçük olabilir.
Model ayrıca eğitimi tek boyutlu bir değişken, yani okul yılı olarak ele aldı. Oysa önceki bir derste gördüğümüz gibi, okulda geçen zaman ile öğrenilenler aynı şey değildir. Eğitimin kalitesi, alanı ve kurumun niteliği, getiriyi büyük ölçüde değiştirir. Aynı yıl sayısıyla farklı üniversitelerden ya da farklı bölümlerden mezun olan kişilerin kazançları çok farklı olabilir; tek bir ortalama getiri oranı bu farklılıkları gizler.
Uygulama
Özet kartı
- Beşerî sermaye teorisi eğitimi bir yatırım olarak ele alır: bugün harç ve vazgeçilen kazanç, yarın daha yüksek ücret. Eğitimin iç verim oranı borçlanma maliyetinden yüksekse eğitim kârlıdır; kredi kısıtı olan gençler için aynı yatırım kârsız görünebilir.
- İngiltere, İskoçya ve Galler'de okulu bırakma yaşının 1947'de 14'ten 15'e çıkması, 14 yaşındakilerin neredeyse yarısını bir yıl daha okulda tuttu. Oreopoulos, bir yıllık zorunlu eğitimin kazançları yüzde 10 ile 14 arasında artırdığını buldu.
- Yetenek yanlılığı, basit karşılaştırmalarda eğitimin getirisini abartabilir. Card'ın derlediği doğal deneyler ise çoğu zaman daha büyük tahminler verdi; Card bunu, eğitime erişimi kısıtlı grupların yüksek marjinal getirisiyle açıkladı. Ashenfelter ve Krueger'in ikiz çalışmasında ölçüm hatası düzeltilince getiri yüzde 12 ile 16 arasındaydı.
- Becker'e göre rekabetçi piyasada genel eğitimin bedelini işçi, firmaya özgü eğitimin bedelini işçi ve firma birlikte öder. Acemoglu ve Pischke, bilgi eksikliğinin firmalara monopson gücü verdiği durumda firmaların genel eğitimin bedelini de üstlenebileceğini gösterdi.
- Ben-Porath modeline göre beceri yatırımı, getiriyi toplayacak sürenin uzun ve vazgeçilen kazancın düşük olduğu gençlikte yoğunlaşır; bu yüzden yaş–kazanç profili önce dik yükselir, sonra düzleşir. Diploma etkisi, sinyal kuramını destekleyen bir kanıttır ama beceri açıklamasını dışlamaz.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Genel ve firmaya özgü beşerî sermaye | General and firm-specific human capital | Her firmada ya da yalnızca belirli bir firmada işe yarayan beceriler |
| Eğitimin iç verim oranı | Internal rate of return to education | Eğitimin maliyetini ve getirisini eşitleyen iskonto oranı |
| Yaş–kazanç profili | Age–earnings profile | Kazancın yaşla birlikte değişimini gösteren eğri |
| Yetenek yanlılığı | Ability bias | Yeteneğin hem eğitimi hem kazancı artırmasından doğan tahmin sapması |
| Diploma etkisi | Sheepskin effect | Diplomayı almanın sağladığı ek ücret artışı |
| Yaşam döngüsü boyunca beceri yatırımı | Life-cycle human capital investment | Beceri yatırımının yaşla nasıl değiştiği |
Kendini sına
- (Çıktı 1) Genel beşerî sermayeyi firmaya özgü olandan ayıran ölçüt nedir? Becker'e göre iki türün bedelini kim öder?
- (Çıktı 2) Eğitimli işçilerin daha yüksek kazanması, eğitimin kazancı artırdığını neden tek başına kanıtlamaz? Zorunlu eğitim yasaları bu sorunu nasıl aşmaya yardım eder?
- (Çıktı 3) Bir eğitim programının toplam maliyeti 300 bin liradır ve sonraki 30 yıl boyunca her yıl kazancı 30 bin lira artırır. Otuz yıl boyunca yılda bir lira ödeyen bir akışın yüzde 8'lik oranla bugüne indirgenmiş değeri yaklaşık 11,26 liradır. Yatırım bu oranda kârlı mıdır? İç verim oranı yüzde 8'in üstünde mi, altında mı?
- (Çıktı 3) Yetenekli kişiler eğitimden bağımsız olarak yüzde 15 daha fazla kazanıyor ve ortalama 15 yıl eğitim alıyor; öbürleri ortalama 12 yıl eğitim alıyor. Eğitimin gerçek getirisi yılda yüzde 8'dir. Yeteneği gözlemeyen bir araştırmacı eğitimin getirisini kaç olarak tahmin eder?
- (Çıktı 2) Acemoglu ve Pischke'ye göre firmalar neden genel becerilere yönelik eğitimin bedelini üstlenebilir? Bu açıklama, bir önceki derste gördüğümüz monopson kavramıyla nasıl ilişkilidir?
- (Çıktı 4) Bir eğitim yorumcusu, «Üniversite bir kâğıt parçasından ibaret; işverenler diplomaya bakıyor, öğrenilenlere değil. Bu yüzden devletin yükseköğretime para harcaması israftır» diyor. Diploma etkisini, Oreopoulos'un, Card'ın ve Ashenfelter ve Krueger'in bulgularını yan yana koyarak yorumcunun iddiasını parçalarına ayır.
Cevaplar
- Genel beşerî sermaye, işçinin verimliliğini pek çok firmada aynı ölçüde artırır; örneğin muhasebe bilgisi ya da bir programlama dili. Firmaya özgü beşerî sermaye ise yalnızca belirli bir firmada işe yarar; örneğin o firmanın özel yazılımını kullanmayı ya da müşterilerini tanımayı öğrenmek. Becker'e göre rekabetçi bir piyasada genel eğitimin bedelini işçi öder; çünkü eğitimli işçi becerilerini başka bir firmaya götürebilir ve firma bu getiriden pay alamaz. Firmaya özgü eğitimin bedeli ise işçi ve firma arasında paylaşılır; çünkü becerinin değeri yalnızca bu ilişkide ortaya çıkar ve iki taraf da ilişkiyi sürdürmekten kazanç sağlar.
- Eğitimli işçilerin daha yetenekli, daha çalışkan ya da daha avantajlı ailelerden geliyor olması, eğitimden bağımsız olarak daha yüksek kazanmalarına yol açabilir; bu yetenek yanlılığıdır. Bu durumda eğitim ile kazanç arasındaki ilişki, eğitimin nedensel etkisini olduğundan büyük gösterir. Zorunlu eğitim yasaları, yetenekleri değiştirmeden bazı kişilerin eğitim süresini uzatır. Yasadan hemen önce ve sonra doğanlar, doğum tarihi dışında birbirine benzediği için, aralarındaki kazanç farkı eğitimin kendisine atfedilebilir.
- Otuz yıllık ek kazancın bugünkü değeri 30 × 11,26, yani yaklaşık 337,8 bin liradır. Bu tutar maliyeti aştığı için yatırım yüzde 8'lik iskonto oranında kârlıdır. Bu da iç verim oranının yüzde 8'in üstünde olduğu anlamına gelir; çünkü iç verim oranında bugünkü değer maliyete tam olarak eşit olmalıdır ve bunun için daha yüksek bir iskonto oranı gerekir.
- İki grup arasındaki kazanç farkı, eğitimdeki 3 yıllık farktan gelen yaklaşık yüzde 24 ile yetenekten gelen yüzde 15'in toplamıdır; yaklaşık yüzde 39. Yeteneği gözlemeyen araştırmacı bu farkı 3 yıllık eğitim farkına böler ve getiriyi yılda yaklaşık yüzde 13 olarak tahmin eder. Gerçek getiri yüzde 8 iken tahmin yüzde 13'tür.
- Acemoglu ve Pischke'ye göre mevcut işveren, çalışanlarının yetenekleri ve becerileri hakkında öbür firmalardan daha iyi bilgiye sahiptir. Öbür firmalar eğitimli çalışanın gerçek verimliliğini bilemediği için ona verimliliğinin altında bir ücret teklif eder. Bu, mevcut firmaya sonradan bir monopson gücü verir: çalışanı verimliliğinin altında bir ücretle tutabilir ve aradaki farkı kazanır. Bu kazanç, firmanın genel eğitimin bedelini üstlenmesini kârlı kılar. Bir önceki derste gördüğümüz monopson, firmaların ücret belirleme gücünün işçilerin iş değiştirmekte zorlanmasından kaynaklandığını gösteriyordu; burada bu güç, bilgi eksikliğinden doğar ve eğitimin finansmanını değiştirir.
- Görüşün savunulabilir yanı, diploma etkisinin varlığıdır: bazı çalışmalar, diplomanın alındığı yılın ücrete öbür yıllardan daha büyük katkı yaptığını gösterir; bu, eğitimin bir kısmının sinyal işlevi gördüğünü düşündürür. Ama görüş, önemli kanıtlarla çelişir. Oreopoulos, zorunlu eğitim yasalarının herkesin eğitimini bir yıl uzattığı durumda bile kazançların yüzde 10 ile 14 arasında arttığını buldu; saf bir sinyal yarışında herkesin aynı ek yılı alması bu artışı yaratmazdı. Ashenfelter ve Krueger, genetik olarak özdeş ikizler arasında bile eğitim farkının belirgin ücret farkları yarattığını gösterdi. Card, eğitime erişimi kısıtlı grupların eğitimden yüksek getiri elde ettiğini buldu. Bu kanıtlar, eğitimin beceri kazandırdığını gösterir. Ayrıca kamu harcamasının gerekçesi yalnızca bireysel kazanç değildir; kredi kısıtlarının aşılması, eğitime erişimin eşitlenmesi ve eğitimin toplumsal getirileri de hesaba katılmalıdır. Harcamanın niteliği ve hangi alanlara yöneldiği ise ayrıca tartışılmalıdır.
İleri okuma
- Gary S. Becker (1964). Human Capital: A Theoretical and Empirical Analysis, with Special Reference to Education. National Bureau of Economic Research. Beşerî sermaye kuramının klasik eseri.
- David Card (2001). «Estimating the Return to Schooling: Progress on Some Persistent Econometric Problems». Econometrica 69(5). Eğitimin getirisini ölçen doğal deneylerin derlemesi.
- Philip Oreopoulos (2006). «Estimating Average and Local Average Treatment Effects of Education when Compulsory Schooling Laws Really Matter». American Economic Review 96(1). Birleşik Krallık'ta zorunlu eğitim ve kazançlar.
- Daron Acemoglu, Jörn-Steffen Pischke (1998). «Why Do Firms Train? Theory and Evidence». Quarterly Journal of Economics 113(1). Firmaların genel eğitimin bedelini neden üstlendiği.
Sonraki derse köprü
Bu derste ücret farklarını büyük ölçüde becerilerdeki ve eğitimdeki farklarla açıkladık. Ama aynı becerilere ve eğitime sahip işçiler, cinsiyetlerine, etnik kökenlerine ya da başka özelliklerine göre de farklı ücretler alabilir. Sıradaki ders, ayrımcılığı ve ücret farklarını ele alıyor. Kadınlar ile erkekler arasındaki ücret farkının ne kadarı beceri ve meslek farklarından, ne kadarı ayrımcılıktan kaynaklanır? İşverenler neden ayrımcılık yapar ve rekabet bu ayrımcılığı zamanla ortadan kaldırır mı?