İçeriğe geç

Ders EKO-206.01 · Seviye 2 — Orta

Piyasa başarısızlıkları ve devlet

EKO-206 Kamu Ekonomisi

4.325 kelime · yaklaşık 20 dakika okuma · seslendirme 9 dk · veriler Eylül 2026 itibarıyla

Katmanlar:SezgiModel

  • piyasa başarısızlığı
  • eksik piyasa
  • erdem malı
  • devlet başarısızlığı
  • düzenleyici yakalanma
  • nirvana yanılgısı
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Piyasa başarısızlığı, piyasa dengesinin Pareto etkin olmamasıdır; başlıca kaynakları dışsallıklar, bilgi asimetrisi, piyasa gücü, eksik piyasalar ve kamu mallarıdır. Musgrave'in tahsis, bölüşüm ve istikrar işlevlerinden ilki bu başarısızlıkları hedefler.
  2. Bell ve Davis, 1952 Londra dumanının Aralık 1952 ile Şubat 1953 arasında yaklaşık 12 bin fazla ölüme yol açtığını tahmin etti; resmî tahmin yaklaşık 4 bindi. Milyonlarca taraf arasında pazarlık mümkün olmadığından çözüm kamuya kaldı ve 1956'da Temiz Hava Yasası çıkarıldı.
  3. Devlet başarısızlığı, müdahalenin bilgi eksikliği, iç hedefler, siyasal teşvikler, rant kollama ve düzenleyici yakalanma nedeniyle kaynakları kötüleştirmesi ya da beklenen iyileşmeyi sağlayamamasıdır. Olken, Endonezya'da denetim olasılığını yüzde 4'ten yüzde 100'e çıkarmanın kayıp harcamayı 27,7 puandan 19,2 puana indirdiğini buldu.
  4. Açıklayıcı modelde piyasa 100 liralık kayıp üretti; doğru ayarlanmış 20 liralık vergi kaybı sıfırladı, zararı iki buçuk kat abartan 50 liralık vergi ise kaybı 225 liraya çıkardı. Müdahalenin net kazancı, piyasanın kaybından kalan kayıp ve idari maliyet çıkarılarak bulunur.
  5. Nirvana yanılgısı, gerçek bir kurumu ideal bir kurumla karşılaştırmaktır ve iki yönde de işler. Demsetz'in karşılaştırmalı kurum yaklaşımı, her sorunda uygulanabilir gerçek seçenekleri, kendi başarısızlık riskleriyle birlikte tartmayı önerir.

Öğrenme çıktıları

  • Hatırlama — Piyasa başarısızlığını, eksik piyasayı, erdem malını, devlet başarısızlığını, düzenleyici yakalanmayı ve nirvana yanılgısını tanımlar.
  • Anlama — Rekabetçi piyasaların hangi koşullar bozulduğunda toplum için en iyi sonuçtan saptığını ve devlet müdahalesinin kendi başarısızlık kaynaklarını neden taşıdığını açıklar.
  • Uygulama — Bir dışsallık piyasasında piyasanın yol açtığı kaybı ve yanlış ayarlanmış bir verginin yol açtığı kaybı hesaplayarak müdahalenin net kazancını bulur.
  • Değerlendirme — Londra dumanı ile Endonezya'daki köy yolu denetimleri gibi kanıtları kullanarak, bir sorunda piyasa ile devlet arasındaki seçimi gerçek kurumların karşılaştırması olarak tartar.

Sezgi

Açılış

Bir mahallede herkes kışın kömür sobası yakıyor olsun. Her ev kendi sıcaklığı için makul bir karar veriyor: kömür ucuz, soba evde, soğuk gerçek. Ama bacalardan çıkan duman bütün mahallenin havasına karışıyor ve hiçbir ev bu dumanın bedelini kendi kömür faturasında görmüyor. Sonuç, tek tek bakıldığında akıllıca olan kararların toplamda kimsenin istemediği bir havayı üretmesi.

Kamu ekonomisi kursu bu tür durumlarla başlıyor: piyasanın kendi başına topluma en iyi sonucu veremediği yerler ve devletin orada ne yapabileceği. Ama kursun ilk dersi, sorunun yalnız yarısını sormanın tehlikesini de gösterecek. Piyasa kusurlu olabilir; onu düzeltmeye çalışan devlet de kusurlu olabilir. Asıl soru, bir sorunda hangi kusurlu kurumun daha az zarar verdiğidir.

Hikâye — Dört günlük sis

Aralık 1952'nin ilk günlerinde Londra çok soğuktu ve kentin evleri ısınmak için bol miktarda kömür yakıyordu. 5 Aralık'ta kentin üzerine bir yüksek basınç sistemi yerleşti. Yere yakın hava üstteki havadan soğuk kaldı ve bacalardan çıkan duman yükselip dağılamadı. Sis dumanla birleşti, geceleri görüş birkaç metreye düştü ve yayalar kendi mahallelerinde yollarını bulamaz oldu. Britanya meteoroloji kurumunun kayıtlarına göre sis 9 Aralık'ta dağılana dek her gün yaklaşık bin ton duman parçacığı havaya karıştı ve yüzlerce ton kükürt dioksit sülfürik aside dönüştü.

Dönemin resmî tahmini, sise bağlı yaklaşık 4 bin ölümdü. Ama ölümler sis dağıldıktan sonra da haftalarca yüksek seyretti. Resmî açıklama, bu ikinci dalgayı büyük ölçüde bir grip salgınına bağladı. 2001'de Michelle Bell ve Devra Davis, sigorta başvurularını, hastane kabullerini, grip kayıtlarını ve hava ölçümlerini yeniden inceledi. Grip açıklamasının fazla ölümlerin tamamını karşılamadığı sonucuna vardılar. Tahminlerine göre Aralık 1952 ile Şubat 1953 arasında dumanın doğrudan ve süren etkileri yüzünden yaklaşık 12 bin kişi fazladan öldü.

Parlamento 1956'da Temiz Hava Yasası'nı çıkardı. Yasa kentlerde kara duman salınımını yasakladı, evleri ve fabrikaları dumansız yakıta geçmeye zorladı. Ama geçiş için süre tanındı ve sisler bir süre daha dumanlı kaldı. Meteoroloji kurumunun kayıtlarına göre 1962'deki bir siste 750 Londralı öldü. Devletin müdahalesi gerekliydi, yavaştı ve kusursuz değildi. Yine de 1952 ölçeğinde bir felaket bir daha yaşanmadı.

Kavram

Londra dumanı, önceki derslerde gördüğümüz birinci refah teoreminin varsayımlarından birinin çöktüğü bir durumdu. Teorem, her malın rekabetçi bir piyasası olduğunda dengenin Pareto etkin olacağını söylüyordu; temiz havanın ise bir piyasası yoktu.

Başarısızlık kaynaklarının çoğu, aslında aynı eksikliğin farklı görünümleridir. Kenneth Arrow 1969'da dışsallığı, işlem yapılması gereken ama piyasası kurulmamış bir mal olarak yorumladı.

Piyasa başarısızlığı, etkinlik açısından tanımlanır. Ama devletin ekonomideki rolüne dair bazı gerekçeler etkinlikten değil, insanların kendi çıkarlarını her zaman doğru değerlendiremeyeceği kaygısından gelir.

Bir sorunun piyasa tarafından çözülemediğini göstermek, devletin onu çözebileceğini göstermez. Devlet de bilgi eksikliği, çarpık teşvikler ve siyasal baskılar altında çalışır.

Devlet başarısızlığının en çok incelenen biçimlerinden biri, düzenleme için kurulan kurumun zamanla düzenlediği sektörün çıkarlarına hizmet etmeye başlamasıdır. George Stigler 1971'de düzenlemenin çoğu zaman sektörün kendisi tarafından talep edildiğini ve onun yararına tasarlandığını ileri sürdü.

Piyasa ile devlet arasındaki seçimi tartışırken sık yapılan bir hataya Harold Demsetz 1969'da bir ad verdi. Demsetz'e göre kusurlu bir gerçek kurumu kusursuz bir hayalî kurumla karşılaştırmak, gerçek bir seçim değildir.

Veri ve kanıt

Bu yeniden değerlendirme, piyasa başarısızlığının maliyetinin kendiliğinden görünmediğini hatırlatıyor. Dumanın bedeli kömür faturasında değil, aylar sonra hastane kayıtlarında ortaya çıktı ve resmî tahmin onu üçte birine yakın bir ölçekte gösterdi. Dışsallığın zararı ölçülmeden onu gideren bir politikanın değeri de bilinemez. Bir başka ders de şu: kömür yakan milyonlarca ev ile dumandan etkilenen milyonlarca insan arasında Coase teoreminin öngördüğü türden bir pazarlık hiçbir zaman mümkün değildi. Taraf sayısı ve pazarlık maliyeti, çözümü kaçınılmaz olarak kamuya bıraktı.

Olken'in deneyi devlet başarısızlığının hem gerçek hem ölçülebilir olduğunu gösterdi: bir kamu yoluna ayrılan her dört liranın yaklaşık birinin kayıt dışına çıktığı bir ortamda, yolun gerekçesi sağlam olsa bile müdahalenin getirisi düşer. Ama deney aynı zamanda bu başarısızlığın kader olmadığını da gösterdi; uygun biçimde tasarlanmış bir denetim, kaybı yaklaşık üçte bir azalttı. Olken ayrıca denetlenen köylerde proje yöneticilerinin aile üyelerine verilen işlerin arttığını kaydetti. Denetçiler projede kimin çalıştığına bakmıyordu; bir kaçak yolu kapatılınca denetlenmeyen başka bir kanalın açılabileceğinin işaretiydi bu. Katılım müdahalelerinin zayıf kalması da ilginçti: bir projeyi izlemek kendisi bir kamu malıdır ve her köylü bu işi bir başkasının yapmasını bekleyebilir.

Yaygın yanlış«Bir piyasa başarısızlığı varsa devletin müdahale etmesi her zaman sonucu iyileştirir.»
Doğrusu

Piyasa başarısızlığı müdahale için gerekli bir gerekçedir, yeterli değildir. Müdahale de bilgi eksikliği, uygulama maliyeti, yolsuzluk ve düzenleyici yakalanma gibi kendi kusurlarını taşır. Karar, başarısız piyasa ile uygulanabilir gerçek müdahalenin karşılaştırılmasına dayanmalıdır; kusurlu piyasayı kusursuz bir devletle karşılaştırmak nirvana yanılgısıdır.

Yaygın yanlış«Devlet başarısızlığı, devletin ekonomiden tamamen çekilmesi gerektiğini gösterir.»
Doğrusu

Aynı mantık bu kez ters yönde işler: kusurlu devleti kusursuz bir piyasayla karşılaştırmak da nirvana yanılgısıdır. Londra dumanında piyasanın kendi çözümü yoktu. Olken'in deneyi ise devlet başarısızlığının denetim ve kurum tasarımıyla azaltılabildiğini gösterdi. Soru, her sorunda hangi kurum karışımının daha az kayıpla çalıştığıdır.

Neden önemli?

Kamu ekonomisinin geri kalanı bu dersin sorusu üzerine kuruludur. Vergiler, sosyal güvenlik, sosyal yardımlar, bütçe ve mali kurallar, hepsi bir piyasa başarısızlığını ya da bir dağılım hedefini karşılama iddiasıyla ortaya çıkar; hepsi de devlet başarısızlığının kaynaklarını taşıyabilir. Bir kamu politikasını değerlendiren herkesin iki soruyu birlikte sorması gerekir: piyasa burada neden başarısız oluyor, ve önerilen müdahale hangi yeni kusurları getirecek?

Türkiye'deki gündelik tartışmalar da bu iki sorunun birinin unutulmasıyla sıkça tıkanır. Bir yanda, fiyatların yükseldiği her piyasaya bir tavan ya da yasakla müdahale edilmesini isteyenler vardır; öbür yanda, bir düzenleyici kurumun kusurunu görünce bütün düzenlemeyi gereksiz ilan edenler. Kamu-özel işbirliği projelerindeki gelir garantileri, tarım destekleri ya da kent içi ulaşım fiyatları gibi konularda iyi bir tartışma, piyasanın hangi başarısızlığının düzeltildiğini, bunun kaç liraya mal olduğunu ve kimin yararına işlediğini aynı anda sorar.

Model

Etkinlik ölçütünü hatırlamak

Kamu ekonomisinin ölçütü, önceki derslerde gördüğümüz toplam ranttır. Bir piyasada alıcıların mala biçtiği değer ile o malı üretmenin topluma maliyeti arasındaki farkın toplamı ne kadar büyükse, kaynaklar o kadar iyi kullanılıyor demektir. Rekabetçi bir piyasada, üreticinin katlandığı maliyet topluma çıkan maliyetin tamamıysa ve alıcının ödediği fiyat faydanın tamamını yansıtıyorsa, denge miktarı toplam rantı en büyük yapan miktardır. Birinci refah teoremi bu sezginin genel ekonomideki kesin biçimidir.

Piyasa başarısızlığını ölçmenin yolu da buradan çıkar. Piyasanın ürettiği miktar ile toplam rantı en büyük yapan miktar arasındaki fark, ölü ağırlık kaybını doğurur. Bu kayıp, bir müdahalenin en fazla ne kazandırabileceğinin üst sınırıdır. Hiçbir politika, piyasanın kaybettirdiğinden daha fazlasını geri getiremez; ama bir politika, piyasanın kaybettirdiğinden daha fazlasını kaybettirebilir.

Başarısızlığın beş kaynağı

Francis Bator 1958'de piyasa başarısızlığının kaynaklarını sistemli biçimde sınıflandırdı ve bugün ders kitaplarının izlediği çerçeveyi kurdu. Dışsallıklarda üreticinin ya da tüketicinin kararı başkalarına fiyatlanmamış bir maliyet ya da fayda yükler. Kamu mallarında ödemeyeni dışlamak zor olduğu için bedavacılık yaygınlaşır ve mal az üretilir. Piyasa gücünde tek bir satıcı ya da birkaç satıcı fiyatı marjinal maliyetin üstünde tutar.

Bilgi asimetrisinde taraflardan biri öbürünün bilmediğini bilir; ahlaki tehlike ile ters seçim piyasayı küçültebilir ya da tamamen kapatabilir. Eksik piyasalarda ise karşılıklı yarar sağlayacak bir alışveriş hiç gerçekleşmez. Bu beş kaynak birbirinden bağımsız değildir: duman bir dışsallıktır, ama aynı zamanda temiz hava için bir piyasanın olmamasıdır; bir aşı hem dışsallık yaratır hem de kısmen kamu malı özelliği taşır.

Çözümlü örnek — Dumanın piyasası

Bir kentte ısınma yakıtı piyasasını düşünelim. Talep eğrisi P = 100 − Q, üreticilerin marjinal özel maliyeti 20 + Q olsun; burada Q bin ton, fiyat lira cinsindendir. Her bin tonluk yakıt, havayı kirleterek kentin geri kalanına 20 liralık ek zarar versin. Piyasa, özel maliyete göre işler: 100 − Q = 20 + Q eşitliğinden Q = 40 ve P = 60 bulunur.

Toplum açısından maliyet, özel maliyet ile dışsal zararın toplamıdır: marjinal sosyal maliyet 40 + Q olur. Etkin miktar 100 − Q = 40 + Q eşitliğinden Q = 30'dur. Piyasa 10 bin ton fazla yakıt kullanıyor. Bu fazla birimlerin her birinde topluma maliyet faydayı aşar; fark, 30'uncu birimde sıfırken 40'ıncı birimde 20 liraya çıkar. Ölü ağırlık kaybı, tabanı 10 ve yüksekliği 20 olan bu üçgenin alanıdır: 100 lira.

Daha genel yazarsak, herhangi bir Q miktarında kayıp (30 − Q)² formülüyle bulunur. Q = 40'ta kayıp 100'dür; Q = 20'de de 100'dür. Etkin miktarın iki yanındaki sapmalar aynı kaybı üretir. Bu simetri, bir sonraki adımda önemli olacak: çok az üretmek de çok fazla üretmek kadar pahalı olabilir.

Çözümlü örnek — Doğru ayarlanmış bir vergi

Devlet her bin tona dışsal zarara eşit, yani 20 liralık bir Pigou vergisi koysun. Üreticinin maliyeti 40 + Q olur, yeni denge 100 − Q = 40 + Q eşitliğinden Q = 30'dur. Piyasa etkin miktara gelir ve 100 liralık kayıp tamamen ortadan kalkar. Devlet 30 bin ton üzerinden 600 lira vergi toplar; bu bir kayıp değil, üreticilerden ve tüketicilerden kamuya aktarılan bir transferdir.

Kâğıt üstünde sonuç kusursuzdur. Ama bu sonuca ulaşmak için devletin üç şeyi bilmesi gerekiyordu: dışsal zararın büyüklüğünü, zararın miktarla nasıl değiştiğini ve vergiyi kimden, nasıl toplayacağını. Londra örneğinde görüldüğü gibi, zararın kendisi bile yıllar sonra yeniden tahmin edildiğinde üç katına çıkabiliyor. Nirvana yanılgısına düşmemek için bu bilgi sorununu modele katmak gerekir.

Çözümlü örnek — Yanlış ayarlanmış bir vergi

Devletin zarar tahmini yanlış olsun. Vergi t lira olduğunda denge, 100 − Q = 20 + t + Q eşitliğinden Q = (80 − t)/2 olarak bulunur. Kayıp formülünü kullanırsak, kayıp ((t − 20)/2)² olur. Vergi 10 lira konursa miktar 35'e iner ve kayıp 25 liraya düşer; 30 lira konursa miktar 25'e iner ve kayıp yine 25 liradır. Her iki durumda da müdahale, piyasanın 100 liralık kaybının dörtte üçünü giderir.

Vergi 40 lira konursa miktar 20'ye düşer ve kayıp 100 lira olur; müdahale hiçbir şey kazandırmaz. Vergi 50 lira konursa miktar 15'e iner ve kayıp 225 liraya çıkar; müdahale piyasanın kendisinden daha kötü bir sonuç üretir. Bu hesap, devlet başarısızlığının soyut bir kaygı olmadığını gösterir: zararı iki buçuk kat abartan bir düzenleyici, zararı hiç hesaba katmayan bir piyasadan daha pahalıdır.

Müdahalenin maliyeti

Bir vergiyi toplamak, bir yasağı uygulatmak ya da bir düzenleyici kurumu çalıştırmak da kaynak gerektirir. Müfettişlerin maaşları, ölçüm cihazları, şirketlerin uyum için harcadığı zaman ve açılan davalar, müdahalenin idari maliyetini oluşturur. Bu maliyet A lira olsun. Müdahalenin net kazancı, piyasanın kaybından müdahale sonrasında kalan kaybı ve A'yı çıkarmakla bulunur.

Örneğimizde doğru vergi için net kazanç 100 − 0 − A'dır; A 100 liradan küçükse müdahale değerlidir. 10 liralık vergi için net kazanç 100 − 25 − A'dır; A 75 liradan küçük olmalıdır. Bu basit karşılaştırma, pek çok küçük dışsallığın neden düzenlenmediğini açıklar: komşunun sesli müziği gerçek bir dışsallıktır, ama onu vergilemenin maliyeti yarattığı kaybı aşar.

Beklenen değerle karar

Devlet zararın gerçek büyüklüğünü bilmiyorsa, farklı olasılıkları tartmak zorundadır. Diyelim ki uzmanlar dışsal zararın yarı olasılıkla 10, yarı olasılıkla 30 lira olduğunu düşünüyor. Devlet ortalamaya, yani 20 liralık bir vergiye karar verir. Zarar gerçekte 10 liraysa etkin miktar 35'tir ve vergi miktarı 30'a indirerek küçük bir kayıp yaratır; zarar 30 liraysa etkin miktar 25'tir ve vergi yine küçük bir kayıp bırakır.

Bu durumda da müdahale kazançlıdır, çünkü piyasanın kaybı zarar 10 lira olduğunda 25, 30 lira olduğunda 225 liradır ve beklenen değer 125 liradır; ortalama vergi ise her iki durumda da 25 liralık kayıp bırakır. Belirsizlik müdahaleyi geçersiz kılmaz; ama belirsizlik büyüdükçe, müdahalenin tasarımının esnek olması, yani yeni bilgi geldikçe ayarlanabilmesi önem kazanır.

Devlet başarısızlığının kaynakları

Wolf'un çerçevesinde devlet başarısızlığının kaynakları, piyasanınkilerin bir tür aynasıdır. Piyasada fiyatlar kararları disipline eder; kamu kurumunda ise çıktının fiyatı çoğu zaman yoktur ve başarı ölçülmesi zor hedeflerle tanımlanır. Wolf, kurumların bu boşluğu bütçe büyüklüğü, personel sayısı ya da en yeni teknoloji gibi kendi iç hedefleriyle doldurduğunu öne sürdü ve bunlara iç hedefler dedi.

İkinci kaynak bilgidir: devlet, düzenlediği şirketlerin maliyetlerini ve dışsal zararın büyüklüğünü onlardan daha az bilir. Üçüncüsü siyasal teşviklerdir: seçim dönemleri kısa, bazı politikaların maliyetleri ise uzun dönemlidir. Dördüncüsü dağılımdır: müdahale bazı gruplara büyük ve yoğun kazançlar, geri kalanlara küçük ve dağınık maliyetler getirir; kazananlar örgütlenir, kaybedenler örgütlenmez. Rant kollama bu son kaynağın doğal sonucudur.

Düzenleyici yakalanmanın mekanizması

Stigler'in modelinde düzenleme, bir mal gibi arz edilir ve talep edilir. Bir sektördeki şirketler az sayıdadır ve düzenlemeden elde edecekleri kazanç büyüktür; tüketiciler çok sayıdadır ve her birinin payı küçüktür. Şirketler oy, kampanya desteği ve uzmanlık sunarak düzenlemeyi kendi lehlerine çevirebilir. Stigler'in ardından gelen çalışmalar başka kanallara da dikkat çekti: düzenleyici kurumun kadrosu kimi zaman sektörden gelir ve sektöre döner, bilgisinin önemli bir kısmını da sektörden alır.

Bu yüzden bazı düzenlemeler piyasa başarısızlığını gidermekten çok yeni bir başarısızlık üretir. Bir meslekte girişi sınırlayan lisans kuralları, bir sektörde yeni rakiplerin girmesini zorlaştıran izin süreçleri ya da taban fiyatlar, tüketicinin değil mevcut şirketlerin yararına işleyebilir. Stigler'in tezi her düzenlemenin yakalandığını söylemez; yakalanma riskinin, düzenleme tasarlanırken hesaba katılması gerektiğini söyler.

Olken deneyinin hesabı

Olken, denetimlerin maliyet ve kazancını karşılaştırdı. Denetimler köy başına yaklaşık 335 dolara mal oldu; köylülerin zamanı eklendiğinde bu 366 dolara çıkıyordu. Denetimlerin önlediği yolsuzluk ise köy başına yaklaşık 468 dolardı. Olken daha kapsamlı bir hesapla, çalınan malzemenin yolun gelecekte sağlayacağı faydayı nasıl azalttığını da hesaba katarak, denetimlerin net toplumsal kazancını köy başına yaklaşık 250 dolar olarak tahmin etti; kazançlar denetim maliyetinin yüzde 150'sinden fazlaydı.

Bu hesap, dersin temel mantığını gerçek verilerle gösterir. Köy yolu bir kamu malıdır ve piyasanın onu yeterince üretmemesi müdahale için gerekçedir. Ama müdahale kendi başarısızlığını, yani kayıp harcamayı taşır. Denetim, bu ikinci başarısızlığı azaltmak için yapılan ikinci bir müdahaledir ve o da maliyetlidir. İyi kamu politikası, her katmanda net kazancı hesaplar.

Musgrave'in üç işlevi

Richard Musgrave 1959'da kamu maliyesini üç işleve ayırdı. Tahsis işlevi, piyasa başarısızlıklarını gidermek için kaynakların kullanımını düzeltir; bu dersin asıl konusu budur. Bölüşüm işlevi, piyasanın ürettiği gelir dağılımını toplumun adil bulduğu bir dağılıma yaklaştırır. İstikrar işlevi, işsizliği ve enflasyonu sınırlamak için toplam talebi yönetir.

Bu ayrım önemlidir, çünkü üç işlev farklı ölçütlerle değerlendirilir. Tahsis işlevi etkinlikle ölçülür; bölüşüm işlevi ise etkinlikten bir miktar feragat etmeyi kabul edebilir. İkinci refah teoremi, bölüşüm hedefine ilke olarak etkinlikten ödün vermeden ulaşılabileceğini söylüyordu; ama bunun için gereken götürü transferler pratikte nadiren mümkündür. Bir politikanın hangi işlevi yerine getirdiğini açıkça belirtmek, onu doğru ölçütle değerlendirmenin ilk adımıdır.

Erdem malları ve babacan müdahale

Erdem malı gerekçesi ötekilerden farklıdır, çünkü bireylerin kendi tercihlerini sorgular. Zorunlu eğitim, bir yanıyla dışsallıkla açıklanabilir: eğitimli yurttaşlar bütün topluma fayda sağlar. Ama zorunluluğun bir kısmı, ailelerin çocukları adına yeterince eğitim seçmeyebileceği kaygısından gelir. Emniyet kemeri zorunluluğu ise dışsallıktan çok, sürücünün kendi riskini küçümseyebileceği düşüncesine dayanır.

Davranışsal iktisatta gördüğümüz şimdiki zaman yanlılığı, bu kaygıya bir temel sağlar: insanlar planladıkları tasarrufu, sporu ya da sağlık kontrolünü zamanı gelince erteleyebilir. Karşı görüş, devletin yurttaşların neyi istemesi gerektiğine karar vermesinin özgürlüğü kısıtladığını ve devletin de yanılabileceğini hatırlatır. Arada bir yol olarak, seçeneği kaldırmadan varsayılanı değiştiren düzenlemeler önerilmiştir; bunların da etkisi ve sınırları tartışmalıdır.

Karşılaştırmalı kurum yaklaşımı

Demsetz'in önerisi, her sorunda uygulanabilir gerçek seçenekleri yan yana koymaktır. Dumanlı bir kent için seçenekler şunlar olabilir: hiçbir şey yapmamak, bir Pigou vergisi koymak, belirli yakıtları yasaklamak, bir emisyon izni piyasası kurmak ya da dumansız yakıta geçişi sübvanse etmek. Her seçeneğin kendi başarısızlık riski vardır: vergi yanlış ayarlanabilir, yasak kaçak kömür piyasası yaratabilir, izin piyasası yakalanabilir, sübvansiyon zaten geçecek olanlara ödeme yapabilir.

Bu yaklaşım bir ideolojik tercih değil, bir yöntemdir. Aynı yöntem bazı sorunlarda devlete, bazılarında piyasaya, çoğunda ikisinin bir karışımına işaret eder. Londra'da piyasanın bir çözümü yoktu ve kamunun müdahalesi binlerce ölümü önledi. Endonezya'da kamunun kendi yolu yolsuzlukla eriyordu ve çözüm, müdahaleyi kaldırmak değil, onu denetlemekti. Kamu ekonomisi, bu karşılaştırmaları sayılarla yapmayı öğretir.

Hedefleme ilkesi yeniden

Korumacılık dersinde gördüğümüz hedefleme ilkesi kamu ekonomisinin geneline uygulanır: bir başarısızlık, kaynağına en yakın araçla giderilmelidir. Dumanın sorunu kömürün kendisi değil, yanarken çıkan dumandır; bu yüzden dumanı vergilendiren ya da sınırlayan bir araç, kömür satışını bütünüyle yasaklamaktan daha az kayıpla aynı sonuca ulaşabilir.

Hedeflemeden uzaklaşan her araç, istenmeyen yan etkiler üretir. Kent içi ulaşım sıkışıklığını gidermek için otomobil alımını vergilendirmek, otomobili hiç yoğun saatte kullanmayanları da cezalandırır; sıkışıklığın kaynağı, yoğun saatte belirli yollardaki kullanımdır. Aracın başarısızlığın kaynağından uzaklığı, müdahalenin devlet başarısızlığına açıklığının da iyi bir göstergesidir.

Modelin sınırları

Bu dersteki model, etkinliği tek ölçüt olarak aldı ve kayıpları liraya çevrilebilir varsaydı. Oysa Londra dumanının asıl bedeli insan hayatıydı ve hayata parasal değer biçmek, ayrı bir tartışma gerektirir. Model ayrıca dağılımı dışarıda bıraktı: aynı toplam rantı veren iki politika, kazançları ve kayıpları çok farklı gruplara dağıtabilir.

Son olarak model, devleti tek bir karar verici olarak ele aldı. Gerçekte devlet, farklı çıkarları olan seçmenlerden, siyasetçilerden, bürokratlardan ve çıkar gruplarından oluşan bir yapıdır. Bu yapının kararları nasıl ürettiğini inceleyen kamu seçimi teorisi, bu kursun sonlarına doğru ayrı bir dersin konusu olacak.

Uygulama

Özet kartı

  1. Piyasa başarısızlığı, piyasa dengesinin Pareto etkin olmamasıdır; başlıca kaynakları dışsallıklar, bilgi asimetrisi, piyasa gücü, eksik piyasalar ve kamu mallarıdır. Musgrave'in tahsis, bölüşüm ve istikrar işlevlerinden ilki bu başarısızlıkları hedefler.
  2. Bell ve Davis, 1952 Londra dumanının Aralık 1952 ile Şubat 1953 arasında yaklaşık 12 bin fazla ölüme yol açtığını tahmin etti; resmî tahmin yaklaşık 4 bindi. Milyonlarca taraf arasında pazarlık mümkün olmadığından çözüm kamuya kaldı ve 1956'da Temiz Hava Yasası çıkarıldı.
  3. Devlet başarısızlığı, müdahalenin bilgi eksikliği, iç hedefler, siyasal teşvikler, rant kollama ve düzenleyici yakalanma nedeniyle kaynakları kötüleştirmesi ya da beklenen iyileşmeyi sağlayamamasıdır. Olken, Endonezya'da denetim olasılığını yüzde 4'ten yüzde 100'e çıkarmanın kayıp harcamayı 27,7 puandan 19,2 puana indirdiğini buldu.
  4. Açıklayıcı modelde piyasa 100 liralık kayıp üretti; doğru ayarlanmış 20 liralık vergi kaybı sıfırladı, zararı iki buçuk kat abartan 50 liralık vergi ise kaybı 225 liraya çıkardı. Müdahalenin net kazancı, piyasanın kaybından kalan kayıp ve idari maliyet çıkarılarak bulunur.
  5. Nirvana yanılgısı, gerçek bir kurumu ideal bir kurumla karşılaştırmaktır ve iki yönde de işler. Demsetz'in karşılaştırmalı kurum yaklaşımı, her sorunda uygulanabilir gerçek seçenekleri, kendi başarısızlık riskleriyle birlikte tartmayı önerir.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
Piyasa başarısızlığıMarket failurePiyasa dengesinin toplam refahı en yüksek yapamaması
Eksik piyasaMissing marketKarşılıklı yarar sağlayacak bir alışverişin hiç yapılamaması
Erdem malıMerit goodToplumun, bireysel tercihin ötesinde tüketilmesini istediği mal
Devlet başarısızlığıGovernment failureMüdahalenin kaynakları kötüleştirmesi ya da beklenen iyileşmeyi sağlayamaması
Düzenleyici yakalanmaRegulatory captureDüzenleyicinin düzenlediği sektörün çıkarına karar vermesi
Nirvana yanılgısıNirvana fallacyGerçek bir kurumu var olmayan ideal bir kurumla karşılaştırmak

Kendini sına

  1. (Çıktı 1) Piyasa başarısızlığı ile devlet başarısızlığını tanımla. Her birinin iki kaynağını örnekle açıkla.
  2. (Çıktı 2) Londra dumanında Coase teoreminin öngördüğü türden bir pazarlık neden mümkün değildi? Bu durum, dumanın bir eksik piyasa sorunu olarak yorumlanmasıyla nasıl ilişkilidir?
  3. (Çıktı 3) Talebin P = 100 − Q, marjinal özel maliyetin 20 + Q ve dışsal zararın birim başına 20 lira olduğu piyasada devlet 60 liralık bir vergi koyuyor. Yeni miktarı ve kaybı hesapla. Piyasanın kendi kaybıyla karşılaştır.
  4. (Çıktı 3) Aynı piyasada devlet 15 liralık bir vergi koyuyor ve bu vergiyi toplamanın idari maliyeti 50 lira. Müdahalenin net kazancını hesapla. İdari maliyet hangi düzeyi aşarsa müdahale değerini yitirir?
  5. (Çıktı 2) Olken'in deneyinde katılım müdahaleleri kayıp harcamayı neden pek azaltmadı? Açıklamanda kamu malı ve bedavacılık kavramlarını kullan.
  6. (Çıktı 4) Bir yorumcu, «Bu düzenleyici kurum sektörle iç içe geçmiş, o hâlde düzenlemeyi tamamen kaldıralım» diyor; bir başkası, «Piyasa kirliliği önleyemiyor, o hâlde yakıtı tamamen yasaklayalım» diye cevap veriyor. İki görüşteki nirvana yanılgısını göster ve karşılaştırmalı kurum yaklaşımıyla daha iyi bir tartışma nasıl kurulabileceğini açıkla.

Cevaplar

  1. Piyasa başarısızlığı, serbestçe işleyen piyasaların kaynakları toplam refahı en yüksek yapacak biçimde dağıtamamasıdır. Kaynaklarından biri dışsallıktır: bir fabrikanın dumanı, komşularına fiyatlanmamış bir zarar verir ve fabrika fazla üretir. Bir başkası piyasa gücüdür: tek satıcı fiyatı marjinal maliyetin üstünde tutar ve miktarı kısar. Devlet başarısızlığı, müdahalenin kaynakları kötüleştirmesi ya da beklenen iyileşmeyi sağlayamamasıdır. Kaynaklarından biri bilgi eksikliğidir: zararı abartan bir düzenleyici, etkin miktarın çok altına iner. Bir başkası düzenleyici yakalanmadır: düzenleyici, sektöre girişi zorlaştırarak mevcut şirketleri korur.
  2. Dumanın kaynağı yüz binlerce evin bacasıydı ve etkilenenler milyonlarca insandı. Coase teoremi pazarlık maliyetinin olmadığını varsayar; bu kadar çok taraf arasında her birinin payını belirleyen, ödemeleri toplayan ve anlaşmayı uygulatan bir pazarlık hayal bile edilemezdi. Bu yüzden temiz hava için bir piyasa kurulamadı; duman, bir eksik piyasanın ürünü oldu. Çözüm, tarafların pazarlığı yerine kamunun tek taraflı kuralıyla, yani yasayla geldi.
  3. Vergi 60 lira olduğunda denge 100 − Q = 80 + Q eşitliğinden Q = 10 olarak bulunur. Kayıp (30 − 10)², yani 400 liradır. Piyasanın kendi kaybı 100 liraydı; bu vergi kaybı dört katına çıkarır. Dışsal zararı üç kat abartan bir vergi, hiç müdahale etmemekten çok daha pahalıdır.
  4. 15 liralık vergide miktar (80 − 15)/2, yani 32,5 bin tondur. Kayıp (30 − 32,5)², yani 6,25 liradır. Müdahalenin brüt kazancı 100 − 6,25, yani 93,75 liradır; idari maliyet çıkarıldığında net kazanç 43,75 liradır. İdari maliyet 93,75 lirayı aşarsa müdahale değerini yitirir.
  5. Hesap verme toplantılarına katılmak ve projeyi izlemek zaman ve çaba ister, ama bunun faydası bütün köye dağılır. Projeyi izlemek bu yüzden kendisi bir kamu malıdır: her köylü yolsuzluğu bir başkasının ortaya çıkarmasını bekleyebilir. Olken de katılım müdahalelerinin yalnızca bedavacılık sorununun sınırlı olduğu durumlarda kaybı azalttığını buldu. Ayrıca yerel seçkinlerin toplantıları yönlendirebilmesi de etkiyi zayıflatıyordu.
  6. Birinci yorumcu, kusurlu bir düzenlemeyi kusursuz işleyen bir piyasayla karşılaştırıyor; oysa düzenleme kaldırılırsa, düzenlemenin gerekçesi olan başarısızlık geri döner. İkinci yorumcu ise kusurlu bir piyasayı kusursuz uygulanacak bir yasakla karşılaştırıyor; oysa yasak kaçakçılığa, yüksek maliyetlere ve yoksul hanelerin ısınamamasına yol açabilir. Daha iyi bir tartışma, gerçek seçenekleri, yani mevcut düzenlemeyi, düzenlemenin yakalanmaya karşı güçlendirilmiş bir biçimini, bir Pigou vergisini, bir yasağı ve hiç müdahale etmemeyi, her birinin beklenen kaybı ve idari maliyetiyle birlikte karşılaştırır.

İleri okuma

  • Francis M. Bator (1958). «The Anatomy of Market Failure». Quarterly Journal of Economics 72(3). Piyasa başarısızlığının kaynaklarının sistemli sınıflandırması.
  • Harold Demsetz (1969). «Information and Efficiency: Another Viewpoint». Journal of Law and Economics 12(1). Nirvana yaklaşımına karşı karşılaştırmalı kurum yaklaşımı.
  • Charles Wolf, Jr. (1979). «A Theory of Nonmarket Failure: Framework for Implementation Analysis». Journal of Law and Economics 22(1). Devlet başarısızlığının kaynakları.
  • Benjamin A. Olken (2007). «Monitoring Corruption: Evidence from a Field Experiment in Indonesia». Journal of Political Economy 115(2). Denetimin yolsuzluk üzerindeki etkisine dair saha deneyi.

Sonraki derse köprü

Piyasa başarısızlığının beş kaynağını bir arada gördük ve devlet müdahalesinin kendi kusurlarıyla nasıl tartılacağını hesapladık. Sıradaki derste bu kaynaklardan birini, kamu mallarını yakından inceleyeceğiz. Bir kamu malından toplumun ne kadar üretmesi gerektiği, rakip olmayan tüketimde bireylerin faydaları nasıl toplanarak bulunur? İnsanlar bir kamu malına ne kadar değer verdiklerini neden olduğundan düşük gösterir ve devlet bu değeri hangi yollarla öğrenmeye çalışabilir? Kamu malları teorisi, bu soruların cevabını verecek.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • Açılış: bir mahallenin kuşbakışı görünümünde her evin bacasından ince bir duman çıkar; dumanlar birleşip mahallenin üzerinde bir örtüye dönüşür. Her evin kömür faturası ekranda belirir, ama faturalarda dumanın bedeli görünmez.
  • Hikâye: 1952 Londra'sının silueti; bir takvimde 5–9 Aralık işaretlenir. Bir sayaç önce 4 bin ölümü gösterir, sonra Şubat 1953'e uzanan bir çizgiyle 12 bine yükselir. 1956 yazılı bir yasa kitabı kapanır, ardından 1962'de daha küçük bir sis belirir.
  • Kavram: bir terazinin bir kefesinde kusurlu bir piyasa, öbür kefesinde kusurlu bir devlet binası; ikisinin üzerinde de küçük çatlaklar görünür. Bir bulutun içinde kusursuz bir devlet belirir ve üstü çizilir.
  • Veri ve kanıt: Endonezya'da bir köy yolu; mühendisler malzemeyi ölçer, bir hesap defterindeki rakamla karşılaştırılır ve aradaki fark kırmızıyla gösterilir. Denetim olasılığı yüzde 4'ten yüzde 100'e çıkarken kırmızı alan küçülür.
  • Model: talep ve maliyet eğrileri; özel ve sosyal maliyet arasındaki üçgen kayıp. Vergi düğmesi çevrildikçe miktar kayar ve kayıp üçgeni önce küçülür, sonra etkin noktanın öbür yanında yeniden büyür.
  • Neden önemli: bir belediye meclisi masası; masada bir yasak, bir vergi ve bir sübvansiyon kartı. Her kartın arkasında kendi başarısızlık riski yazılıdır.

Seslendirme, piyasayı da devleti de kusursuz ya da çaresiz olarak sunmaz; her sorunda gerçek seçeneklerin karşılaştırılması gerektiğini vurgular. Londra örneğinde kamunun gerekli müdahalesini, Endonezya örneğinde denetimin gücünü dengeli biçimde aktarır.

Kısa kesit

Dikey, elli saniyelik. Seslendirme: «1952'de Londra dört gün boyunca dumanın içinde kaldı.» Ekranda sayaç 4 binden 12 bine yükselir. «Piyasanın bir çözümü yoktu. Peki devlet her zaman çözer mi?» Endonezya'da bir köy yolu ve kaybolan paranın kırmızı alanı. Kapanış: «Kusurlu piyasa mı, kusurlu devlet mi? Derste.»